(2709 S. K. m. 38) (5271 S. K. m. 280, 286) (5237 S. K. m. 2, 6, 203) (4046 S. K. m. 37) (Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği m. 13) (YCGK 08.03.2016 T. 2015/21-1121 E. 2016/111 K.)
Sanık hakkında Rize 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 18/04/2017 tarih, 2016/1082 esas ve 2017/410 karar sayılı ilamıyla mühür bozma suçundan verilen beraat hükmüne karşı, katılan vekili tarafından süresinde yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya Daireye verilmekle, heyetçe incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
İstinaf isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,
Anayasa’nın 38. maddesine göre “kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” Aynı hususlar, 5237 sayılı TCK'nun “Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi” başlıklı 2. maddesinde de vurgulanmış ve “İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
5237 sayılı TCK'nun "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümünde, 203. maddede düzenlenen "mühür bozma" suçunun konusu, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin olduğu gibi korunması veya üzerinde değişiklik yapılmaması için konulan mühürdür. Suçla korunan değer, kamu idaresinin, dolayısıyla devletin otoritesidir. Kanunla verilmiş yetkiye dayalı olarak ve usulüne uygun bir şekilde yetkili makam tarafından konulan mührün kaldırılması ya da konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile mühür bozma suçu oluşur.
Devlet daha önce, elektrik dağıtım ve satışını Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile bunlara bağlı müessese ve ortaklıklar eliyle gerçekleştirirken, bu hizmet özelleştirme uygulamaları kapsamında, dağıtım ve perakende satış lisansı sahibi özel hukuk tüzel kişileri olan şirketlere devredilmiştir. Elektrik ve doğalgazın dağıtım ve satışının Kamu İktisadi Teşebbüsleri tarafından gerçekleştirildiği dönemde ve özelleştirme programının yürütüldüğü sürece, usulsüz veya kaçak kullanımların tespiti üzerine usulünce yapılan mühürleme işlemine aykırı davranışların TCK'nun 203. maddesi kapsamındaki suçu oluşturduğu tartışmasız ise de dağıtım ve satışının, özelleştirme uygulamaları sonucu lisans sahibi özel şirketlere devredilmesinden sonra özel şirket yetkililerince yapılan mühürleme işlemi ve buna aykırı davranışların ceza hukuku açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.
24/11/1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un 37. maddesinin 27.4.1995 tarih ve 4105 sayılı Yasayla değişik (a) bendine göre “Bu Kanun hükümleri gereğince özelleştirme programına alınan kuruluşlar özel hukuk hükümlerine tabi olup, bunlar hakkında varsa kendi kuruluş kanunları ile diğer kanunlarda yer alan bu Kanuna aykırı hükümler ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanmaz.”
5237 sayılı TCK’nun “Tanımlar” başlıklı 6. maddesinin gerekçesinde “kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir. Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağı” belirtilmiştir.
Mühür bozma suçunun fiil öğesi bağlamında hukuka aykırılık unsurunun oluşması için, mühürleme yetkisinin kanuni dayanağının bulunması zorunludur. Ne yukarıda anılan 4046 sayılı Kanun’da, ne 20.2.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile 14.3.2013 tarih ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda, ne de başka bir özel Yasada özelleştirme sonrasında özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine ve buna aykırı davrananlar hakkında TCK’nun 203. maddesi hükümlerinin uygulanacağına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir.
4628 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan 25.09.2002 tarihli “Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nin 13/3. maddesinde “Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektriğini keserek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunacağı” belirtilmişse de bu düzenleme, yukarıda yer verilen Anayasa’nın 38 ve TCK’nun 2. maddeleri hükmü karşısında özel bir şirketin tatbik ettiği mührün bozulması eylemini suça dönüştürmez.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Suça konu mühürleme tutanağını düzenleyen Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin, mühürleme tarihinden önce 30/09/2010 tarihinde özelleştirildiği, mühür bozma suçunun fiil öğesi bağlamında hukuka aykırılık unsurunun oluşması için, mühürleme yetkisinin kanuni dayanağının bulunmasının zorunlu olduğu, ne özelleştirme uygulamaları hakkındaki 4046 sayılı Kanun’da, ne 20.02.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile 14.03.2013 tarih ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda, ne de başka bir özel Yasada özelleştirme sonrasında özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine ve buna aykırı davrananlar hakkında TCK’nun 203. maddesi hükümlerinin uygulanacağına ilişkin bir hükme yer verilmediği, buna göre özel hukuk tüzel kişisi olarak kamusal yetki kullanma hakkı olmadığından, Anayasa ve Kanuna dayalı kamusal yetkiyi kullanan bir makam tarafından konulmuş mühürleme işleminin bulunmaması nedeniyle yerleşik sanığa yüklenen mühür bozma suçunun unsurları oluşmadığı, nitekim, Dairemizce de benimsenen benzer konuda verilmiş Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08/03/2016 tarih,2015/21-1121 esas ve 2016/111 sayılı kararı, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 06/03/2017 tarih, 2016/1268 esas ve 2017/1566 sayılı kararı, aynı Dairenin 08/02/2017 tarih, 2017/393 esas ve 2017/802 sayılı kararı ve yine Yargıtay 21. Ceza Dairesinin 16/11/2016 tarih 2016/6629 esas 2016/6915 sayılı kararlarının da aynı doğrultuda olduğu, bu sebeple, sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle müsnet suçtan beraatine dair İlk Derece Mahkemesinin kabulünde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dolayısıyla, 5271 sayılı CMK' nun 280/1-a maddesi hükmü de dikkate alındığında, sanığın müsnet suçtan beraatine dair İlk Derece Mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunan hükme yönelik katılan vekilinin İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara tebliğine, 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesi uyarınca kesin olmak üzere 18.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)