(5237 S. K. m. 53, 289) (5271 S. K. m. 280)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Kamu davasına konu somut olaya ilişkin mevzuatta;
5237 sayılı TCK'nın madde 289/(1) Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Kişinin bu malın sahibi olması halinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan suçun konusunu oluşturan eşyayı kovuşturma başlamadan önce geri veren veya bunun mümkün olmaması halinde bedelini ödeyen kişi hakkında verilecek cezaların beşte dördü indirilir.
(3) Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan malın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle kaybolmasına veya bozulmasına neden olan kişi, adlî para cezası ile cezalandırılır.
(4) Bir suça ilişkin soruşturma veya kovuşturma kapsamında elkonulan eşyayı amacı dışında kullanan kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." hükümlerini içermektedir.
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçunda, failin güvenilir kişi sıfatıyla, muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malı teslim amacına uygun olarak muhafaza ve istenildiğinde iade yükümlülüğünün bulunduğu ve failin, kendisine teslim edilmiş olan mahcuz ya da rehinli malı teslim amacı dışında tasarrufta bulunması halinde failin eylemi müeyyide altına alınmaktadır.
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu esas itibariyle güveni kötüye kullanma suçunun özel bir şeklini oluşturmaktadır. Mahcuz ya da rehinli mal kişiye özel bir görev gereği teslim edilmekte olup kişi kendisine teslim edilen malları muhafaza görevi ile ödevlendirilmektedir.
Bu suç ile korunan hukuki yarar, kamu otoritesidir. Kamu görevinin yasaya uygun şekilde yürütülebilmesi için, kamu idaresinin iradesi ve otoritesi korunmakta ve kamu hizmetinin düzenli yürütülmesi amacıyla kamu idaresine karşı gelinmesi önlenmektedir.
TCK'nın 289/1. maddesinde, suçun konusunu oluşturan mahcuz ya da rehinli mal üzerinde teslim amacı dışında, tasarrufta bulunulması suçu oluşturmaktadır. Muhafaza haczi sırasında, mahcuz malların bozulması, tahrip olması, satılması, kullanılması suretiyle tüketilmesi gibi hallerle, malın o sırada bulunmaması suç olarak tanımlanmaktadır. Malı o sırada bulunmaması fail tarafından makul bir şekilde açıklandığı takdirde, savunmasının araştırılması ve malın aynen muhafaza edildiğinin anlaşılması durumunda suçun oluşmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.
Söz konusu mahcuz, rehinli mal ya da herhangi bir nedenle el konulmuş olan malların malikinin, yediemin olarak muhafaza etme amacıyla verilen kişi olması durumunda verilecek ceza yarı oranında indirilir hükmü getirilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Amasya C. Başsavcılığı'nın 21/11/2016 tarih ve 2016/1950 E. sayılı iddianamesi ile Sanık Arif ALKAN hakkında Muhafaza Görevini Kötüye Kullanma suçundan TCK'nın 289/1-1 cümle ve TCK 53. maddeleri gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
Amasya 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 07/12/2017 tarihli, 2016/948 (E) ve 2017/817 (K) sayılı kararı ile sanığın atılı suçu işlediği gerekçesiyle mahkumiyetine karar verilmiştir.
Verilen mahkumiyet kararının sanık tarafından istinaf edilmiştir.
Sanığın gelinine ait şirkette devamlı bir şekilde bulunup, 18.07.2016 tarihinde yapılan haciz esnasında hazır bulunduğu, haczedilen tavukların kendisine yeddiemin olarak teslim edildiği, sanığın bunu reddetme imkan ve kabiliyeti varken kabul ettiği hatta ücret dahi talep etmediği, yapılan işlemin hukuki ve cezai sorumluluğunun kendisine anlatıldığı bu beyanların tutanak altına alındığı açıktır. Amasya 1.İcra müd. 2016/141 tal sayılı dosyası incelendiğinde sanığın 18.07.2016 tarihli tutanak ile yeddieminliği kabul ettiği tartışmasızdır. Dolayısı ile mahcuzları koruyup gözetmesi ve istenildiğinde teslim etmesi, mahcuzların muhafazası yönünden herhangi bir tehlike gördüğü zamana bunu yetkili mevki ve makamlara bildirmesi muhafaza görevinin doğal sonucudur. Sanığın muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim edilen mahcuzları muhafaza etmediği 11.08.2016 tarihli haciz tutanağı ile sabittir. Amasya 1.İcra müd. 2016/141 tal. sayılı dosyası incelendiğinde sanığın savunmasında iddia ettiği şekilde tavukların kesime gönderilmesi gerektiği şeklinde bir talebinin olmadığı görülmüş, dosyasına da savunmasını doğrulayacak herhangi bir belge sunamamıştır. Haczedilerek sanığa yediemin olarak teslim olunan mahcuz menkul malların mahallinde bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla 11.08.2016 günü mahalline gidildiğinde mahcuz menkul malların yerinde olmadığı tespit olunması karşısında atılı suçtan mahkumiyetine dair İlk Derece Mahkemesinin kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dolayısıyla 5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesi dikkate alındığında sanık hakkında verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmakla sanığın yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Kararın İlk Derece Mahkemesince ilgililere tebliğine, kesin olmak üzere 13.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)