(AİHS. m. 9, 10) (2709 S. K. m. 14, 25, 26) (5237 S. K. m. 31, 43, 44, 54, 62) (3713 S. K. m. 6, 7) (5271 S. K. m. 231, 280, 286, 289) (8. CD. 06.04.1994 T. 1994/1227 E. 1994/3479 K.) (YCGK. 18.02.1991 T. 1990/9-341 E. 1991/34 K.)
Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sanık hakkında verilen mahkumiyet kararına karşı sanık tarafından süresinde yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya daireye verilmekle, heyetçe incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Kamu davasına konu somut olaya ilişkin mevzuatta;
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı yasanın 8. maddesi ile değişik 7/2. maddesi:
"(Değişik fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./8. md) Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:
a) (Mülga bent: 27/03/2015-6638 S.K./10.md.)
b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;
1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,
2. Slogan atılması,
3. Ses cihazları ile yayın yapılması,
4.Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi.
İkinci fıkrada belirtilen suçların; dernek, vakıf, siyasî parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında veya bunların eklentilerinde işlenmesi halinde bu fıkradaki cezanın iki katı hükmolunur." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Düşünce ve vicdan özgürlüğü Anayasamızın Temel Haklar Ve Ödevler bölümünde düzenlenmiş, Anayasanın 25. maddesinde “Herkesin düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğu, kimsenin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı, düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanıp suçlanamayacağı” belirtilmiş, 26. maddesinde herkesin düşünceyi açıklama ve değerlendirme hürriyetine sahip olduğu belirtilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında bu hürriyetlerin kullanılmasının milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların, önlenmesi vs. amaçlarıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Anayasanın 14. maddesinde de Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiç birisinin Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan Demokratik ve Laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı, bu hükümlere aykırı faaliyetlerde bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyidelerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü A.İ.H.S.nin 9. maddesinde düzenlenmiş ve “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak açıklama özgürlüğünü de içerir. Düşünce özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu nedenlerle ve yasa ile sınırlanabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Yine AİHS.nin 10. maddesinde de ifade özgürlüğü başlığı altında; herkesin görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip olduğu, bu hakkın kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerdiği, kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlüklerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesinin sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği şeklinde düzenleme mevcuttur.
Yukarıda kısaca özetlenen Anayasa ve Türkiye’nin uymakta Anayasal açıdan zorunlu olduğu A.İ.H.S.de düşünce ve vicdan özgürlüğünün temel hak olduğu, bu özgürlüğün ancak kamu güvenliği, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler kapsamında değerlendirildiğinde sadece yasa ile sınırlanabileceği belirtilmiştir.
İfade özgürlüğüne getirilen sınırlamalardan biri de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeyle terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapmak suç sayılmış ve anlatım özgürlüğünün koruma alanı dışında bırakılmıştır. Nefret saçan veya şiddete davet eden yahut şiddet kullanmayı özendiren ifade ve davranışlar kamu düzeni için somut tehlike oluşturduklarından, ifade özgürlüğünün koruma alanı dışında kalır.
Bu açıdan 3713 Sayılı TMK.nın 7/2. maddesi de T.B.M.M tarafından kabul edilip usulüne uygun şekilde yürürlüğe girmiş bir yasa maddesidir. Yürürlükte olan 6459 sayılı Yasa ile değişik 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2.fıkrası, terör örgütünün propagandasının yapılmasını suç olarak tanımlamıştır. Terör örgütünün şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek şekilde veya teşvik edecek şekilde terör örgütünün propagandasının yapılması suç olarak düzenlenmiştir. 3713 sayılı Kanunun 7. maddesinin 2. fıkrasına 6459 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, örgüt propagandası ile oluşacak tehlikeyi somutlaştırmak amacıyla getirilen unsurun, aynı fıkranın (b) bendinde düzenlenen suç için öngörülmemiştir.
Gerek 3713 Sayılı Terörle mücadele kanunda gerekse 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunda propagandanın tanımı yapılmamıştır.
Türk Dil Kurumunun güncel Türkçe sözlüğünde propaganda; '”bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma” şeklinde tanımlanmıştır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin Esas:1994/1227 Karar:1994/3479 T:06.04.1994 sayılı kararı ile propaganda; “Sözlük anlamı yayma, çoğaltma olan propaganda, ceza hukukunda bir düşünceyi yandaş kazanmak için birden fazla kişinin bilgisine duyurmak, iletmek, ulaştırmak amacıyla yayma hareketi” olarak tanımlanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Esas:1990/9-341 Karar:1991/34 Tarih:18.02.1991 sayılı kararında propaganda; “…belirli bir düşüncenin toplum içinde yayılmasını ve yerleşmesini sağlanmak amacıyla bu görüşün yayılması, birden fazla kişinin bilgisine ulaştırılması ve onlar üzerinde etkili olunmasıdır…” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu suçun (propaganda) oluşabilmesi için, Terör örgütünün yukarıda değinilen yöntem ve araçlarla propagandasının yapılması ya da Terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde, örgüte ait amblem ve işaretlerin taşınması, slogan atılması veya ses cihazları ile yayın yapılması ya da terör örgütüne ait amblem ve işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi, ayrıca terör örgütü ile ilgili bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtma, benimsetme yada yayma amacıyla yapılmasının yanında terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru göstermek veya bu yöntemleri övmek yada bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde yapılması gerekmektedir
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Erbaa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 16/03/2017 tarih, 2016/2552 soruşturma, 2017/162 esas, 2017/161 sayılı iddianamesi ile özetle; SSÇ M. K.'ın Facebook hesabından, yukarıda yazılı paylaşımları yayınlayarak, terör örgütünün cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden açıklamalarını facebook yolu ile yayınladığı, eylemi değişik zamanlarda işlediği için TCK'nun 43. Maddenin uygulanmasının talep edildiği, her ne kadar SSÇ ifadesinde paylaşımları 2014 ve 2015 yıllarında yaptığını beyan etmiş ise de, dosyamızda mevcut facebook çıktılarında paylaşımların 2015 - 2016 yıllarında yaptığı anlaşılmış, bu sebeple SSÇ hakkında TCK'nun 31/3. maddenin tatbiki talep edilmiş, ayrıca SSÇ'nin ve ailesinin bölücü terör örgütü ile bağlantısının, üyeliğinin tespit edilemediği yine SSÇ'nin paylaşımlarını kendisi yazmayıp başka profillerden aldığını beyan ettiği, SSÇ'nin pişman olduğunu da ifade ettiği ancak olayın 5237 sayılı 215/1. Maddesindeki suçu ve suçluyu övme suçunu da oluşturduğu kanaati hasıl olmakla övülen suçun terör suçu olması ayrıca TCK'nun 44. maddesi gereği ağır olan suçtan ceza istenilmesi gerektiği dikkate alınarak 3713 sayılı yasanın 6/2. maddesi gereği suça sürüklenen çocuğun yargılamasının yapılarak suçun sübutu halinde eylemine uyan Terörle Mücadele Kanununun 6/2, TCK'nın 31/3, 43, 54.maddeleri uyarınca cezalandırılmasına istemiyle kamu davası açılmıştır.
Erbaa 2 Asliye Ceza Mahkemesinin 24/03/2017 tarih, 2017/80 esas, 2017/109 sayılı kararı ile; sanığın üzerine atılı suç yönünden yargılama yapma görevinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilerek dosya Tokat 2.Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği anlaşılmıştır.
Yapılan yargılama sonunda SSÇ hakkında atılı suçtan mahkumiyetine dair karar verilmiştir.
Verilen iş bu mahkumiyet kararına karşı SSÇ tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olduğu görülmüştür.
Suça sürüklenen çocuğun silahlı terör örgütü propagandası niteliğindeki eylemini bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla işlemesine rağmen cezasının TCK'nın 43/1 maddesi uyarınca artırıma tabi tutulması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini ve umuma açık facebook isimli paylaşım sitesindeki sayfasında terör örgütü propagandası niteliğindeki resim ve içerikleri paylaşmak suretiyle propaganda suçunu işleyen suça sürüklenen çocuk hakkında hükmolunan cezada 3713 sayılı Kanunun 7/2-2. cümlesi gereğince artırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe istinaf olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosyanın yapılan tetkiki sonucu:
Suç tarihi itibariyle sabıkasız olan suça sürüklenen çocuk hakkında atılı suçtan yargılama yapılırken pişmanlığını beyan edip ilk derece mahkemesince de SSÇ.nin pişmanlığını yerinde görüp bu hususu gerekçesine derç edip, SSÇ hakkında TCK.nın 62. maddesi gereği hakkında indirim yapması ve SSÇ tarafından da savunması alınırken hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına talep etmesi karşısında, SSÇ hakkında 5395 sayılı yasanın 3/a, 23. maddesi ve 5271 sayılı CMK.nın 231. maddeleri gereği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceği hususunun karar yerinde tartışılmayarak hükmün bu yönden gerekçesiz bırakılmış olması,
Kabule göre de;
Adli emanetin 2017/91 sırasında kayıtlı eşyalar hakkında da her hangi bir karar verilmemiş olması,
Hususları kanuna aykırı olup sanığın istinaf başvurusunun bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g maddesi delaletiyle aynı yasanın 280/1-b maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Dosyanın hükmü veren Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 24.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)