(AİHS m. 6) (2709 S. K. m. 118) (5237 S. K. m. 53, 54, 58, 63, 221, 314) (3713 S. K. m. 1, 3, 5, 8) (6415 S. K. m. 3, 4) (5271 S. K. m. 134, 217, 280) (16. CD. 24.04.2017 T. 2015/3 E. 2017/3 K.) (ANY. MAH. 19.11.2014 T. 2013/6183 E.) (DESDE - TÜRKİYE DAVASI)
Yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında yapılan istinaf incelenmesinin yapılan açık duruşması sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Sinop Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 14/04/2017 tarih ve 2017/84 Esas sayılı iddianamesi ile; sanık hakkında Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet suçlarından TCK'nın 314/1, 221, 53/1, 54/1, 58/9, 63 mad. 3713 Sayılı Yasanın 5/1, 8/A mad. 6415 Sayılı Yasanın 3/b maddesi delaleti ile 4/1 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Sinop Ağır Ceza Mahkemesinin 25/10/2017 tarihli, 2017/58(E) ve 2017/142 (K) sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçunu işlediği gerekçesiyle neticeten 8 yıl 6 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık müdafinin istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin mahkumiyetine ilişkin kararın duruşmalı olarak istinafen incelenip kaldırılmasını talep etmekle hüküm istinaf etmiştir.
O yer C. Savcısının İstinaf talebinde; Her ne kadar sanık S. T. hakkında, Sinop Ağır Ceza Mahkemesince mütalaamıza uygun şekilde silahlı terör örgütü yöneticiliği suçundan mahkumiyet kararı verilmiş ise de; sanık hakkında verilen cezanın üst sınırdan verilmesi gerektiği ve etkin pişmanlık kapsamında yapılan indirimin alt sınırdan yapılması gerektiği halde aksi yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki, sanığın tüm dosya kapsamından örgütün ceza infaz kurumlarından ve adiyeden sorumlu sözde imamı olduğu, gerek iddianamenin anlatım kısmında gerekse aynı soruşturmalarda etkin pişmanlık kapsamında beyanına başvurulan örgüt yöneticilerinin ifadelerinden anlaşılacağı üzere örgütün adliye ve cezaevi yapılanmasına ayrı bir bir önem verdiği adliye ve cezaevi yapılanmasının örgütün sözde il imamlarının bile yetkileri dışında tutulduğu dikkate alınarak ve sanık hakkında dosyaya yansıyan deliller de gözünde bulundurularak cezanın üst sınırda verilmesi gerektiği halde ve yine aynı şekilde sanığın diğer dosyalarda tanık olarak beyanı alındığında hazırlık beyanlarıyla kısmi çelişkilerin olduğu anlaşılmasına rağmen etkin pişmanlığın uygulanması aşamasında alt sınırdan uzaklaşılmaması gerektiği halde aksi yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan Sinop Ağır Ceza Mahkemesinin 25/10/2017 tarih ve 2017/58 esas 2017/142 karar sayılı kararıyla ilgili olarak istinaf yoluna başvurmakla kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Sanık hakkında Silahlı Terör Örgütü Kurma ve Yönetme suçundan tesis olunan hükme vaki istinaf isteminin ise 5271 Sayılı CMK'nun 280. maddesinin 1.fıkrasının (b) bendi kapsamı dışında kalan hukuka aykırılık nedenlerinin bulunduğunun değerlendirilmesi ve aykırılık hallerinin yeniden yargılama yapılarak giderilebileceği kanısına ulaşıldığından 5271 Sayılı CMK'nun 280/1-c maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine ve duruşma işlemlerine başlanmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
SANIK SALİM TEKE DAİREMİZDEKİ ALINAN SAVUNMASINDA; "Ben Sinop Ağır Ceza Mahkemesinde üzerime atılı suçla ilgili ayrıntılı olarak savunmada bulundum, bu savunmalarımı tekrar ediyorum, üniversite öğrenimi sırasında dini duygularla ve dershane öğretmenlerinin telkinleriyle bu yapının evlerinde kaldım. Kaldı ki ekonomik durumum da başka yerlerde kalmaya müsait değildi. 17/25 Aralık sürecinden sonra örgütün gerçek yüzünü görmeye başladım ancak, nüfusundan korktuğumdan ve mesleğimden olurum düşüncesiyle ayrılamadım. Benden daha büyük illere gitmem için tayin talebinde bulunmam istendi, ben kabul etmedim, bu nedenle bu yapıyla sıkıntılarım başladı, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ise devletim ve milletimin yanında yer aldım bu yapıyla ilgili tüm bildiklerimi anlattım, halende mahkemelerce çağırıldığımda tanıklık yapıyorum, İlk Derece Mahkemesinin kararında benim örgüt içerisindeki konumum Orta Karadeniz adliye ve cezaevi memurları sorumlusu olarak geçmektedir. Halbuki ben sadece Sinop, Kastamonu illerindeki adliye ve cezaevi memuru olup bu yapıyla bağlantılı olan kişilere dini sohbet yapıyordum. Daha doğrusu bulunduğum ildeki bu memurlara ben sohbet yapıyordum, diğer illerdeki memurları ise takip ediyordum, bu görev 2011 ve 2013 yıllarının yazları arasında oldu. Bu faaliyetim sırasında memur yetiştirme gibi bir görevim yoktu. Memurların görevi ile ilgili herhangi bir telkin ve tavsiyede bulunmadım. Etkin pişmanlık kapsamında vermiş olduğum bilgiler gözetildiğinde, bana verilen ceza ve indirim oranlarının hakkaniyete uygun olmadığını düşünüyorum, benim durumumda olan hatta konum olarak benden daha üst noktada olan kişilere benden daha az cezalar verilmiştir, Mahkemenizce bu durumun dikkate alınmasını talep ediyorum, bu yapının içerisinde yer aldığım için çok pişmanım, bildiklerimin tümünü anlattım, sohbet ettiğim kişilere emir ve talimat verme yetkim yoktu, bu anlamda yöneticilik iddiasını kabul etmiyorum." şeklinde savunma yapmıştır.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA: "Sinop Ağır Ceza Mahkemesi'nin sanık S. T. hakkında Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme suçundan dolayı vermiş olduğu hükmün CMK'nın 280/2. maddesi gereğince kaldırılarak,
Sanığın öğretmen olarak görev yapmakta iken 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında FETÖ terör örgütü ile irtibatlı olduğu tespiti ile bakanlıkça görevden uzaklaştırıldığı ve Sinop Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hakkında soruşturma başlatıldığı, yapılan soruşturma sonucunda sanığın ikrarları ve dosyada bulunan diğer tanık beyanı ve tüm bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda;
Sanığın etkin pişmanlık kapsamında verdiği beyanlarla dosyaya yansıyan diğer ifadelerin örtüşmesi sonucunda sanığın örgüt hiyerarşisi içerisinde kendi üstünde yer alan kişiden Sinop'un Boyabat ilçesine tayini çıkan kamu görevlileri ile ilgilenme hususunda görev aldığı ve örgütün Boyabat ile Durağan ilçelerinin sözde adliye imamlığı görevlerini ifa ettiği, belli bir süre sonra da Boyabat Cezaevi ve Kastamonu adliye imamlığı görevlerini de yaptığı, edinmiş olduğu bilgileri örgütteki hiyerarşisine bağlı kalarak örgüt içerisinde kendi üstünde görev yapan kişiye ilettiği, aynı zamanda Boyabat adliye ve cezaevinde çalışan ve kendisine bağlı kişilerle ortak faaliyetler düzenlediği, sohbetleri bizzat yaptığı, ayrıca örgütün gizli haberleşme aracı olduğu tespit edilen By-Lock isimli programı adına kayıtlı GSM hattı üzerinden kullandığı ve sorumluluğu altında olan bir kısım örgüt üyelerine bu haberleşme programını yüklediği, ancak bu eylemlerin örgüt yöneticiliği boyutuna ulaşmadığı, eyleminin FETÖ terör örgütü üyeliği kapsamında kalmakla;
Eylemine uyan TCK'nın 314/2. maddesi gereğince, örgüt yöneticisi olarak kabul edilmese dahi örgüt içerisinde bulunmuş olduğu konumu ve suç işleme konusundaki eğilimi dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak teşdiden cezalandırılmasına, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca eyleminin terör suçu olması nedeniyle cezasının yarı oranında arttırılması, gerek soruşturma gerekse yargılama aşamasında vermiş olduğu beyanların etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilerek lehine TCK'nın 221/4. maddesinin uygulanması, TCK'nın 53. maddesi uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması, TCK'nun 58/9. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanması, TCK'nın 63. maddesi uyarınca gözaltında ve tutuklulukta geçirmiş olduğu sürelerin verilecek olan cezadan mahsubuna karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.
"şeklinde mütalaada bulunmuştur.
Sanığın üzerine atılı suçun niteliğine göre, öncelikle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün nasıl bir örgüt olduğunun irdelenmesi gerekmektedir.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen bilgi notu ve araştırma raporu, bylock uygulamasına ilişkin teknik rapor içeriği, Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin ByLock programının yüklü olduğu ana harrdisk ve flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi uyarınca inceleme yapılmasına dair 09/12/2016 tarihli ve 2016/6774 D.İş nolu kararı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin tespitlerin yer aldığı Anayasa Mahkemesinin 04/08/2016 tarihli, 2016/6 (Değişik iş) ve 2016/12 sayılı kararı ile benzer konuda verilmiş Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarihli, 2015/3 esas ve 2017/3 sayılı karar muhteviyatı birlikte değerlendirildiğinde;
1960’lı yıllarda Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan ve dini bir grup olduğu iddia edilen, “Gülen Cemaati”, “Hizmet Hareketi”, “Cemaat” ve “Camia” gibi isimlerle anılan bir yapılanmanın faaliyetlerini eğitim ve din başta olmak üzere zamanla birçok alanda genişlettiği ve yüzü aşkın ülkede yaygınlaştırdığı bilinmektedir.
Bu yapılanmanın gerçek amacının devleti ele geçirmek olduğu, bu amaçla tüm kamu kurum ve kuruluşlarında; özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), mülki idare birimleri, yargı teşkilatı, kolluk birimleri, eğitim kurumları gibi yerlerde kadrolaştığı ve bu kişilerin devletin amaçlarından ziyade yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyette bulundukları iddiaları öteden beri kamuoyunda tartışılmaktadır.
Bu iddialar zamanla kamuoyunda tartışma konusu olmanın ötesine geçmiş ve pek çok soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmiştir. Bu yapılanma, ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda “Fetullahçı Terör Örgütü” (FETÖ) ve/veya “Paralel Devlet Yapılanması” (PDY) olarak isimlendirilmiştir.
Genel Olarak FETÖ/PDY’nin Yapısı ve Faaliyetleri;
Açılan soruşturma ve kovuşturmalarda FETÖ/PDY’nin yapısı ve faaliyetleri hakkında genel olarak şu iddialar ileri sürülmüştür:
Yapılanmanın kendisine atfettiği kutsallığın doğal bir sonucu olarak vatan, devlet, millet, ahlak, hukuk, temel hak ve hürriyetler de dâhil olmak üzere her şeyin değer bakımından kendisinden sonra geldiği anlayışına sahip olduğu,
Eğitim ve din alanındaki faaliyetleriyle toplumda meşruiyet kazanmaya çalıştığı,
Bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar, yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı gençleri amaçları doğrultusunda yetiştirerek kadrolarını oluşturduğu,
İtaat ve teslimiyet temelinde oluşturulmuş ve üstte “kâinat imamı” olarak Fetullah Gülen’in olduğu kıta, ülke, eyalet, il, ilçe, semt, mahalle ve ev imamlarından oluşan dikey hiyerarşisinin bulunduğu,
Temel örgütlenmesinin imamlara bağlı zincirler şeklinde olduğu, yönetici üst kadro dışındaki her biriminin bağımsız hücreler şeklinde örgütlendiği, böylece her bir örgüt mensubunun en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan örgüt mensubunu tanımasının sağlandığı,
Tüm mensuplarını sadakat ve bağlılık yönünden sınıflandırdığı, en üst sınıfta bulunan mensuplarının yönetici olarak görevlendirildiği,
Fetullah Gülen’in atadığı ve yalnızca kendisinin bildiği kişiler vasıtasıyla örgütün iç işleyişini denetleyen ve lidere rapor eden ayrı bir yapılanmanın olduğu,
Yöneticilerinin ve üyelerinin faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürüttükleri ve gizliliği sağlayacak haberleşme yöntemleri kullandıkları, üyelerinin önemli bir bölümünün “kod isim” kullandığı, mensuplarının tanınmayı önlemek amacıyla kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde oldukları, bu nedenle yapılanma ile mensuplarının bağının ortaya konulmasının oldukça zor olduğu,
Mensuplarının gelirlerinin belli bir oranının “himmet” adı altında alındığı,
Yapılanmadan ayrılmak isteyen kişilere baskı uygulandığı ve çeşitli yaptırımlarda bulunulduğu,
Fetullah Gülen’in “Her yerde olmalısınız. Her yerde değilseniz hiçbir yerde değilsinizdir.” talimatı gereği yapılanmanın başta TSK, emniyet teşkilatı, Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) ve yargı organları olmak üzere neredeyse tüm kamu kurum ve kuruluşlarında; siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlendiği,
Kamu görevlisi olan mensuplarının yapılanmaya olan aidiyetlerinin devlete olandan önce geldiği,
Yapılanmanın kamuda görev almak veya görevde yükselmek için yapılan sınavlarda sorulacak soruları önceden elde ederek mensuplarına vermek suretiyle kamu kurumlarında haksız şekilde kadrolaştığı ve mensuplarının önemli görevlere gelmesini sağladığı,
Yapılanmaya dâhil olmayan kamu görevlilerinin kurum içerisinde etkili olmalarını önlemek için, bu kişilerin itibarını sarsacak isimsiz ve imzasız ihbarlarda bulunulduğu, internet ya da basın aracılığıyla yayınlar yapıldığı,
Kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaşmış olan mensuplarının stratejik birimlere (personel, istihbarat, özel kalem, bilişim, muhasebe vb.) yerleşmeye teşvik edildiği,
Her kurum ve kuruluş için belirlenen sorumlu bir kişiye (“abi”) bağlı olarak hiyerarşik bir düzende mevcut idari sisteme paralel bir yapının oluşturulduğu,
Yapılanmaya dahil olmayan kişilerle ilgili bilgilerin kaydedildiği ve bu kayıtların arşivlendiği,
Yapıya mensup kamu görevlileri vasıtasıyla kişisel verilerin, devlete ait gizli bilgi ve belgelerin ele geçirildiği ve arşivlendiği,
Toplumdaki karşılığı sınırlı olan yapılanmanın kamu kurum ve kuruluşlarındaki mensuplarının oranının toplumsal karşılığı ile kıyaslanamayacak kadar yüksek olduğu,
Yapılanmanın, paralel bir devlet yapılanmasına dönüştüğü, devlet ve toplum üzerinde “vesayet” oluşturduğu,
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm anayasal kurumlarını (yasama, yürütme, yargı erklerini) ele geçirmeyi ve bundan sonra devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirerek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi hedeflediği,
Ulusal ve uluslararası düzeyde siyasi ve ekonomik ittifaklar kurduğu tespit edilmiştir.
Anayasanın 118.maddesine göre teşekkül etmiş olan Milli Güvenlik Kurulu'nun aşağıda belirtilen kararlarında bu örgütle ilgili;
30/10/2014 tarihli toplantıda,
“Milli güvenliğimizi tehdit eden ve kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır.”
30/12/2014 tarihli toplantıda,
“Paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlarla yürütülen mücadele hakkında Kurul’a bilgi arz edilmiş, mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır.”
26/02/2015 tarihli toplantıda,
“Paralel devlet yapılanması ve legal görünüm altında faaliyet gösteren illegal oluşumlara karşı yürütülen ulusal ve uluslararası çalışmalar hakkında Kurul’a bilgi sunulmuştur.”
29/04/2015 tarihli toplantıda,
“Milli güvenliği tehdit eden paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlara karşı yürütülen mücadele hakkında tafsilatlı bilgi arz edilmiş, mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesine vurgu yapılmıştır.”
29/06/2015 tarihli toplantıda,
“Milli güvenliğimizi tehdit eden, başta paralel devlet yapılanması olmak üzere, tüm yasadışı oluşumlara karşı yürütülen mücadeleye kararlılıkla devam edileceği bir kez daha dile getirilmiştir.”
02/09/2015 tarihli toplantıda,
“Paralel devlet yapılanmasıyla, yurt içinde ve yurt dışında, illegal ekonomik boyutu da dâhil olmak üzere sürdürülmekte olan mücadelenin kararlılıkla devam ettirileceği belirtilmiştir.”
21/10/2015 tarihli toplantıda,
“Milli güvenliğimizi tehdit eden ve terör örgütleriyle işbirliği içerisinde hareket eden paralel devlet yapılanmasına karşı yürütülen kararlı mücadelenin çok yönlü olarak sürdürüleceği teyit edilmiştir.”
18/12/2015 tarihli toplantıda,
“Paralel devlet yapılanmasıyla yurt içinde ve yurt dışında sürdürülmekte olan mücadelenin kararlılıkla devam ettirileceği teyit edilmiştir.”
27/01/2016 tarihli toplantıda,
“Millî güvenliğimize yönelik iç ve dış tehditler ile … paralel devlet yapılanmasına … karşı yurt içinde ve yurt dışında sürdürülen mücadele etraflıca değerlendirilmiştir.”
24/03/2016 tarihli toplantıda,
“Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler kapsamlı şekilde görüşülmüştür. Bu çerçevede; … paralel devlet yapılanmasına karşı alınan tedbirlerin uygulanması üzerinde durulmuştur.”
26/05/2016 tarihli toplantıda,
“Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler, terör ve teröristle mücadelede gelinen aşama, millî güvenliğimizi tehdit eden ve bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanmasına karşı alınan tedbirler görüşülmüştür.” şeklinde kararlar alınmıştır.
Sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde;
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1.maddesinde; "(Değişik fıkra: 15/07/2003 - 4928 S.K./20. md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." hükmü yer almaktadır.
Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanunda gösterilmiştir. Kanunun 1. maddesinde gösterilen terör tanımına göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için;
a-Eylem, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermelidir,
b-Eylemle, Anayasada belirtilen,
-Cumhuriyetin niteliklerini,
-Siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek,
-Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,
-Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek,
-Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek,
-Temel hak ve hürriyetleri yok etmek,
-Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır.
c-Eylemi gerçekleştiren failler bir örgüte mensup olmalıdır,
d-Eylem suç teşkil etmelidir.
Bu genel terör tanımı dışında, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde doğrudan terör suçları (26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.) ve 4. maddesinde de, işlenme bağlamına göre;
(Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:
a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.
b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.
c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.
e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç.) dolayısıyla terör suçları gösterilmiştir.
5237 sayılı yasanın 314. Maddesinde; "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. " silahlı örgüt kuran, yöneten ve üyeliği suçlarına ilişkin yasal hüküm yer almaktadır.
TCK'nın 314. Maddesi bakımından, bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
a-Hiyerarşik yapıya, sıkı bir disipline, eylemli bir işbirliğine sahip olan ve en az üç kişiden oluşan, yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli bir örgüt mevcut olmalıdır.
b-Bu örgüt, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş olmalıdır,
c-Bu örgüt silahlı olmalıdır.
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu; silahlı bir örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir. Failin, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylem ve faaliyetleri silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacaktır. Ancak faile, örgüt tarafından verilen önemli bir görev veya sorumluluk, tek başına failin örgüt üyesi olduğunu ortaya koyabilecektir. Öte yandan örgüte üye olmak, fiili bir katılma olup örgüte üye olmak için örgüt yöneticilerinin rızasının varlığına gerek yoktur, tek taraflı iradeyle bile örgüte katılmak mümkündür.
Ceza Muhakemesi Hukukunda delillerin elde edilmesi ve hükme esas alınması;
5271 sayılı CMK'nın 134. maddesine göre, şüphelinin veya sanığın kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılması, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkartılması, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesi, bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında sistemdeki bütün verilerin yedeklemesinin yapılması hususlarının Hakim kararıyla mümkün olacağı belirtilmiştir. Madde metninden anlaşılacağı üzere, şüpheli ya da sanığın kullandığı bilgisayar kayıtları üzerinde söz konusu işlemlerin yapılması için Hakim kararı aranırken, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada 3. kişiler nezdinde bulunan bilgisayar kayıtlarına veya kütüklerine elkoyma işlemi için Hakim kararına gerek yoktur.
Şüphelinin ya da sanığın kullandığı bilgisayar veya cep telefonununda örgütün gizli haberleşme programlarının yüklü olup olmadığının tespiti konusunda CMK'nın 134. maddesine göre Hakim kararına ihtiyaç olduğu açıktır. Ancak şüphelinin ya da sanığın yedinde olmayan, başka bir gerçek veya tüzel kişi veya ülke nezdinde tutulan bilgilerin, elde edilen dijital kayıtların, Ceza Muhakemesi Hukukunda geçerli olan delil serbestisi ilkesi kapsamında geçerli delil olduğunu kabul etmek gerekir. Zira, 5271 sayılı CMK'nın 217/2. maddesine göre, yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Kanunun, elde edilmesini açık düzenlemeye bağladığı haller dışında kalan her türlü delil, CMK'ya ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin "kanıtların elde edilmesi ve hükme esas alınması" ile ilgili ihlal başvurularıyla ilgili verdiği kararlara göre geçerli delildir. Elde edilen delilin, hak ihlali yaratmaması, açıkça keyfilik içermemesi ve dosya kapsamına göre sağlam ve güvenilir olması durumunda hükme esas alınabileceği açıktır. Nitekim, hukuka aykırı delilin hükme esas alındığı iddiasıyla bireysel başvuru üzerine verilen Anayasa Mahkemesinin 19/11/2014 tarihli, 2013/6183 başvuru nolu kararının içeriğinde belirtilen hususlar da aynı doğrultudadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir kanıt türünün (iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere) kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçunun sabit olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında açıkça vurgulamaktadır. Yine AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699)
AİHM’e göre, iç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması hususu, başvurucuya gerekli usulü güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikte olmaması halinde, bu durum genellikle Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılık oluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık [k.k.], B. No: 63831/00, 26/9/2002). Delillerle ilgili olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği ve mahkemece değerlendirmeye alınıp alınmadığı incelenmelidir.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amacı, yapılanması ve eylemleri ile ilgili olarak benzer konuda verilmiş Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarihli, 2015/3 esas ve 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY adlı silahlı terör örgütünün, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda belirtilen Cumhuriyetin temel niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütü olduğu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1.maddesinde tanımlanan, amaca ulaşmak için silah başta olmak üzere her türlü cebir ve şiddeti araç olarak kullanan 5237 sayılı TCK'nın 314/1-2. maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
Örgütün mali yapısının işleyişi ile ilgili Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından hazırlanan raporlarda, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından örgütlü olarak suç gelirinin elde edilmesi, bankacılık sistemine sokulması ve aklanması ile bu örgüte finansman sağlanmasında Asya Katılım Bankası A.Ş'nin, örgütün mali yönetim merkezi olduğu ve suç gelirlerinin aklanmasında araç olarak kullanıldığı ortaya konulmuştur.
Öte yandan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının, örgüt içinde gizli haberleşme programı olarak kullandıkları ByLock üzerinde durmak gerekir. ByLock programına ilişkin dosyada mevcut bilgilere göre, bu programın, flaş bellek ile kurulum dosyasını telefona kopyalama ile başlayan bir haberleşme programı olduğu, giriş şifresi oluşturulduktan sonra sisteme Türkiye haricinden başka bir ülkenin serverı üzerinden bağlantı sağlanabildiği, bu bağlantının genellikle ABD üzerinden gerçekleştirildiği, uygulamanın veri tabanının Kanada ülkesinde olduğu, bu program üzerinden gönderilen mesajların, mesajı gönderildikten sonra alıcı tarafından silinmemiş olması halinde, belirli sürelerde mesajın sistem tarafından manuel işleme gerek duymaksızın otomatik olarak silindiği, ancak göndericinin, mesajı gönderdikten sonra mesajı telefonundan silmesi halinde, alıcı mesajı okuduktan sonra sistemin mesajı otomatik olarak sildiği, programın ilk başta İngilizce yazılım olarak üretildiği, daha sonra Türkçe yazılım güncellemesi yapılarak özellikle tüm Türkiye’de FETÖ/PDY terör örgütünün hizmetine sunulduğu ve örgüt tarafından yazışma ve mesajlaşma programı olarak Türkçe ve İngilizce versiyonunun kullanıldığı tespit olunmuştur. Ankara 6. Sulh Ceza Hakimliği'nin ByLock programına ait ana IP numaralarının tespitine yönelik 01/06/2017 tarihli ve 2017/4061 D.İş nolu iletişimin tespiti kararı, istinaf aşamasında Dairemizce dosya içine alınmıştır.
ByLock uygulamasına ilişkin hazırlanan teknik raporda ve yukarıda zikredilen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/3 esas ve 2017/3 sayılı kararında da belirtildiği üzere, bu uygulama üzerinden, sesli arama, yazılı mesajlaşma, e-posta iletimi ve dosya transferinin gerçekleştirilebildiği, bununla, kullanıcıların, örgütsel mahiyetteki haberleşme ihtiyaçlarının, başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duyulmadan karşılandığı, ByLock programının, global bir uygulama görüntüsü altında münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulmak amacıyla oluşturulduğu ve söz konusu programın, anılan silahlı terör örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan bir ağ olduğunun somut delillere dayanması nedeniyle, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinin sübutu için, bu ağa dahil olmanın yeterli olduğu, sanıkların ağ içinde başka bir kişi ile görüşme yapmış olmasının da gerekmediği, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu ve programın, gizlilik prensibi dahilinde örgüt içi haberleşmeyi sağlamak amacıyla kullanıldığı sabittir.
Dolayısıyla ByLock haberleşme programına FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içerisinde faaliyet göstermeyen hiçbir kişinin ulaşmasının mümkün olmadığı, örgütün kendi üyesi ve elemanı saymadığı hiç kimseye bu programı yüklemediği, kural olarak, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun sübutunda, failin, örgütsel eylem ve faaliyetleriyle ilgili süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk unsuru aranmakta ise de, münhasıran örgüt mensuplarının haberleşme aracı olarak kullandığı yetkili birimlerce ortaya konulan bylock programını yükleyen veya kullanan şahısların, tek başına bu eylemleri nedeniyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduklarının kabulü gerektiği,
Bu nedenle, ByLock programına ilişkin resmi kurumlarca ortaya konulan bilgi ve kayıtlar, soruşturma veya kovuşturma aşamasında aksi ispatlanmadıkça FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçunun sübutunu gösteren kesin bir delildir.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın hazırlık aşamasında avukat huzurunda ve mahkeme huzurunda etkin pişmanlık kapsamında ifade vermiş olması, örgüt ile olan bağlantısını itiraf etmesi , söz konusu örgüt ile temasının lise yıllarında yine bu yapıyla bağlantılı Boyabat A. F. dershanesine gitmesiyle başladığını, üniversite yıllarında örgütün sözde ışık evi olarak adlandırılan evlerinde kaldığını beyan etmesi, öğretmen olarak atandığı ilçelerde bu yapının faaliyetlerine katılmaya devam etmesi, 2009 yılında Sinop ili Durağan ilçesine tayinle geldiğinde başka dosyada aynı kapsamda hakkında soruşturma devam eden şüpheli S. M. ile bağlantı kurmakla burada bir buçuk sene kadar S. M.'nin sohbet grubuna katılması, bu grubun adliye çalışanlarından oluştuğunu beyan etmesi, ilerleyen zamanlarda bu grubun sohbet hocalığını üstlenmesi, bu yapı ile bağlantısının ortaya çıkmasını önlemek amacıyla öğretmenlerin sohbet gruplarına katılmadığı yönünde ikrarda bulunması bu nedenle onlardan gelen bu yapı ile ilgili davetleri geri çevirerek bu yapı ile olan bağlantısının ifşa olmasının önlendiğini belirtmesi, 2010 yılında S. M.'nin yerine örgütün Orta Karadeniz bölgesi adliyelerden sorumlu imamı olduğunu itiraf ettiği kod adıyla bildiği ve soruşturma aşamasında teşhis ettiği D. K.'la görüşmek için Samsun'a gittiğini burada bu kişi tarafından kendisine Boyabat adliye ceza evi imamlığı, Durağan, Sinop ,Kastamonu imamlığının verildiğini ikrar etmiş olması, yine aynı kişinin kendisine kod ad olarak" S." isminin vermiş olması, D. K.'un kendisini Ankara'ya götürmek suretiyle " H. Kod adlı örgütün üst yönetici konumundaki adliye sorumlusuyla tanıştırmış olması, sanığın bu sorumlu olduğu kurumlardan topladığı bilgileri Ankara’ya giderek bu kişi ile paylaştığını ve bu kişinin de kendisine" S. "kod adını verdiğini söylemiş olması böylece hem Ankara hem de Samsundaki kişilerle bağlantılı kaldığını ve 2013 yılın da D. K.'un yerine geçen H. K. adlı A. K. tarafından kendisinin kullanıldığını beyan ettiği 0553 435 …. nolu hattına 2014 yılında bylock programını kurulduğunu beyan etmesi ile beraber bylock kaydının ve bylock irtibat trafiğinin mevcut olması,
Ayrıca bu yapı ile bağlantılı olduğu yönünde sanık tarafından ikrar olunan tanık C. D.'nin hazırlık aşamasında avukat huzurunda ve mahkeme huzurunda etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadede Sinop, Boyabat adliye imamı olduğunu söylemiş olması, aynı zamanda etkin pişmanlık kapsamında ifade veren O. Y.'nın sohbetler için sanığın kendisine görev verdiğini söylemiş olması neticesinde sanığın beyanlarıyla tanık beyanlarının uyuşmuş olması, aynı zamanda sanığın beyanlarında geçen şahıslarla ilgili beyanları doğrular şekilde adli işlemlerin olması, sanığın HTS kayıtları incelenmesi neticesinde diğer Fetö/pdy bağlantılı olması iddiasıyla adli işlem yapılan kişilerle yoğun telefon görüşmelerinin olması,
Bütün bu verilerle sanığın örgüt içinde konum itibariyle sorumlu bölge imamı diye tabir edilen kişilerle irtibatlı olması, bunların kendisine verdiği talimatları uygulaması, aynı zamanda talimatları örgütün amacı doğrultusunda kendisinin de " imam " konumunda bulunduğu kişilere iletmesi, dosya içerisine yansıdığı şekliyle kendisinden talimat alan Sinop adliye personelinden sorumlu adliye abisi, Kastamonu adliye personelinden sorumlu adliye abisi, Boyabat adliye personelinden sorumlu adliye abisi ve ceza evi infaz memurlarından sorumlu abilerden olması keza bu durumun sanığın beyanları ve ilgili kişiler hakkında yapılan adli işlemler sonucunda ortaya çıkmış olması neticesinde sanığın örgütün hiyerarşik şeması içerisinde yer almakla Sinop, Kastamonu, Boyabat adliye personeli ve ceza evi personelinden sorumlu imam olarak fetö/pdy terör örgütünün bu alanındaki faaliyetlerini tepedeki şahıs olarak yönetmek suretiyle bu yapıya bağlılığını 17-25 Aralık sonrasında da sürdürdüğünü şüpheye mahal vermeyecek şekilde dosyaya yansımış olduğu anlaşılmakla;
Diğer taraftan sanığın kendi beyanlarında da belirtiği üzere bu yapının özel önem atfettiği ve devleti ele geçirmek için kilit görevi gördüğünü düşündüğü kurumlardan olan ve hücre olarak örgütlenen adliye için görevlendirilmiş olması, örgüt elemanlarıyla görüşmeleri gizlilik içinde yürütmesi hatta diğer birimdeki örgüt elemanlarından bile bu yapıdan olduğu talimat doğrultusunda gizlemesi durum böyle iken sanığın görev yerleri birden fazla olacak şekilde örgüt içinde sorumlu imam olarak görev yapması, buradaki görev alanında bu yapı kapsamında sohbet hocalığı yapmış olması, örgüt adına gazete üyeliği yapması, örgüt için himmet adı altında para toplaması, sınavlara girecek olanlara örgüt adına referans olması, bu kurumlarda yapılacak sınavlara girecek eleman yetiştirmesi, yetişmiş olanları tespit etmiş olması, kurumlara yerleştirdikleri kişilere örgüt adına bilgi toplatma tabiri caiz ise "fişleme yaptırması, aldığı bilgileri Samsun ve Ankara da bulunan bölge imamı konumundaki örgüt imamlarına bildirmiş olması, bunu yaparken bilgileri bir kül halinde değil konumlandıkları duruma göre ilgili imamlara iletmesi, bu kişilerle haberleşmek için bylock daha sonraki aşamalarda bu programın da güvenli olmadığı talimatıyla ankesörlü telefonla irtibat kurmuş olması böylece gizlilik döngüsünü sağlamış olması, görevi insan yetiştirmek olan ve devlet okullarında öğretmen olan sanığın emeğini, mesaisini, dini bilgisini vakf etmek suretiyle bir çok insanı da örgüt bünyesine kazandırmış olması, örgüt yapılanması içinde yetişmekle örgüt görevlendirmesi içinde uzun zamandan beri yer alması ve farklı örgüt faaliyetlerinin de kül olarak kendisinde toplanmış olması sebepleriyle konumunun örgüt yöneticisi olduğundan bahisle mahkumiyetine karar verilmiş ise de;
Sanığın FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olduğu hususunda Dairemizde tam bir vicdanı kanaat oluşmuş, ancak örgütün içindeki bu pozisyonu nedeniyle eyleminin silahlı terör örgütü üyeliği mi yoksa örgüt yöneticiliği suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
Yargıtay 16. CD nin 24.04.2017 tarih 2015/3 esas 2017/3 karar sayılı ilk derece mahkemesi sıfatıyla vermiş olduğu kararındaki örgüt yapılanmasına ilişkin açıklamalar da dikkate alındığında;
Örgütlerde yöneticilik durumu değerlendirilirken, suçun tanımı ile birlikte her örgütün yapısal özelliklerinin dikkate alınması gerekir.
Dosya arasında mevcut FETÖ terör örgütüyle ilgili bilgi notu içeriğine göre; bu örgüt, her kurumda hücre tipi yapılanma şeklinde teşkilatlanmış olup, Türkiye'de il, ilçe, semt, mahalle, kurum ve ev imamlarından oluşan dikey bir hiyerarşiye sahip olduğu, temel örgütlenmesi imamlara bağlı zincirler şeklinde olup, yönetici üst kadro dışındaki her birimin bağımsız hücreler şeklinde örgütlendiği, böylece her bir örgüt mensubunun en fazla bir üst sorumlusunu ve altında bulunan örgüt mensubunu tanıdığı ve bu şekilde yapılandığı anlaşılmıştır.
Bir kişinin örgütte yönetici olduğunun kabul edilebilmesi için hiyerarşik olarak örgüt mensuplarının üzerinde bulunması, geniş bir alanda iş bölümü yapıyor örgütün üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunuyor örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol oynayabiliyor ve bu faaliyetleri denetleyebiliyor olması gerektiği, bu değerlendirmelere göre; sanığın, örgütün Durağan, Boyabat, Sinop ve Kastamonu Adliye İmamı olup, dosya kapsamına göre; sınırlı sayıda üyeleri olduğu, sanığın örgütün üst sorumlularından gelen talimatları bu kişilere aktardığı, konumu, sorumlu olduğu üye sayısı, yetki alanı gözetildiğinde; sanığın, örgütün yöneticisi statüsünde olmadığı, amir konumunda olduğu, yukarıda belirtilen deliller, delillerin yoğunluğu, çeşitliliği ve sürekliliği gözetildiğinde bu örgütün üyesi olduğu kanaatine varılmış ancak örgüt üyeliği suçundan hakkında ceza tayin edilirken, örgüt içerisindeki pozisyonu dikkate alınarak Dairemizce takdiren ve teşdiden ceza tayin edilmek suretiyle mahkumiyeti yoluna gidilip, etkin pişmanlık hükümleri tatbikinde; temas kurduğu kişileri ve örgüt içindeyken yaptıkları faaliyetleri ayrıntılı olarak anlatması, sonrasında da bu beyanlarından rucu etmemesi karşısında; sanık hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanmış, örgütün hücre tipi yapılanması ve sanığın konumu dikkate alındığında üst düzey sorumlularını bilmesinin mümkün olmaması ve verdiği isimlerle ilgili Sinop C. Başsavcılığınca soruşturma yürütülüyor olması hep birlikte değerlendirildiğinde; sanık hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanırken verdiği bilgiler ışığında üst hadden (3/4 oranında) indirim yapılması gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmış ve tüm bu nedenlerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Sanık S. T. hakkında Sinop Ağır Ceza Mahkemesinin 25/10/2017 tarih, 2017/58 Esas, 2017/142 karar sayılı kararının CMK'nun 280/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2-Sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olmak suçunu işlediği anlaşılmakla suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri, kastının yoğunluğu gözetilerek takdiren ve teşdiden eylemine uyan TCK 314/2 maddesi uyarınca 7 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
3-Sanığın atılı suçu terör örgütü faaliyeti kapsamında işlediği anlaşılmakla tayin olunan cezası 3713 sayılı Yasanın 5/1. maddesi gereğince yarı oranında artırılarak 10 YIL 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
4-Sanığın etkin pişmanlıkta bulunduğu anlaşılmakla örgüt içerisinde bulunduğu konum ve verdiği bilgiler gözetilerek cezasından TCK 221/4-son maddesi gereğince takdiren 3/4 oranında indirim uygulanarak 2 YIL 7 AY 15 GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
5-Verilecek cezanın sanığın geleceği üzerinde olası etkisi gözetilerek tayin olunan cezası TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirilerek 2 YIL 2 AY 7 GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
6-Sanığın kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkûmiyetin yasal sonucu olarak, 5237 sayılı TCK’nın 53/1.maddesinin (a), (c), (d) ve (e) bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar YOKSUN BIRAKILMASINA,
7-TCK 58/9. maddesi uyarınca terör örgütü üyeliği suçundan mahkumiyet kararı verilen sanık hakkında cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre İNFAZINA, sanık hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin UYGULANMASINA,
8-Etkin pişmanlıktan yararlanan sanık hakkında TCK'nun 221/5 maddesi gereğince 1 YIL SÜREYLE DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİNE HÜKMOLUNMASINA,
9-Sanığa verilen sonuç cezanın miktarı itibariyle yasal koşulları oluşmadığından hakkında CMK'nın 231 ile TCK'nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına YER OLMADIĞINA,
10-Sanığın gözaltında ve tutuklulukta kaldığı sürelerin TCK'nın 63. maddesi gereğince cezasından mahsubuna,
11-İlk Derece Mahkemesince yargılama sırasında yapılan 2 davetiye gideri 23,50 TL, 4 adet posta gideri 45,65 TL olmak üzere toplam 69,15 TL yargılama gideri ile Dairemizce yapılan 2 tebligat gideri 25 TL olmak üzere toplam yapılan yargılama gideri olan 94,15 TL nin sanıktan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA,
Dair; sanık ve müdafinin yüzüne karşı, Cumhuriyet Savcısı S. S.'in (34353) huzurunda, Yargıtay nezdinde TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere, yüze karşı karar verilenler açısından tefhim tarihinden itibaren, yokluğunda verilenler açısından tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde Dairemize veya başka yer Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesine veya herhangi bir Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemesine dilekçe verilmesi veya zabıt katibine beyanda bulunulması, cezaevinde bulunanlar yönünden aynı süre içerisinde bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle hükmün temyiz edilebileceğine dair, temyiz etmediği taktirde hükmün kesinleşeceği hususu da belirtilerek, isteme uygun olarak oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 31/01/2018 (¤¤)