Hırsızlık suçundan sanığın mahkumiyetine yönelik uyarlama kararına karşı, O Yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yasa yoluna başvurulmakla, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 279. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda;
Hükümlü ....'nun Ünye Asliye Ceza Mahkemesi'nin 29/12/2011 tarih, 2011/166 Esas ve 2011/744 Karar sayılı kararı ile hırsızlık suçundan 5237 Sayılı TCK'nın 141/1, 143.maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hapis cezasının 51.madde uyarınca ertelenmesine karar verildiği ve iş bu kararın 29/02/2012 tarihinde kesinleştiği, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle 02/12/2014 tarihli ek karar ile erteli cezanın TCK.nun 51/7.maddesi uyarınca tamamen infazına karar verildiği, kesinleşmiş olan iş bu kararın 6763 Sayılı Kanun değişikliği göz önüne alınarak uyarlama yargılaması yapılması talebi üzerine mahkemece uzlaşmanın gerçekleştiğinden bahisle 17/04/2017 tarihli ek karar ile açılan kamu davasının CMK.nun 254/2.maddesi gereğince düşürülmesine karar verildiği, verilen bu karara karşı O Yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yasa yoluna başvurması üzerine dosya dairemize gönderilmiş ise de;
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 03.02.2009 tarih, 2008/11-250 Esas ve 2009/13 Karar; 17.05.2011 tarih, 2011/3-66 Esas ve 2011/96 Karar sayılı kararlarında belirtildiği üzere;
Ceza yasalarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalkmış bulunan 765 Sayılı Türk Ceza Yasasının 2. maddesiyle 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının 7. maddesinde benzer biçimde düzenlenmiştir. Anılan maddelerde iki önemli ilke vurgulanmaktadır. Bunlardan ilkine göre: ceza hukuku kuralları yürürlüğe girdikleri andan itibaren ileriye etkili olarak uygulanırlar. “Geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesi denilen ikinci prensibe göre, failin lehine olan yasa geçmişe etkilidir. Dolayısıyla, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine olan yasa, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır. Bazen, sonradan yürürlüğe giren yasanın kendisi sonucu belirler ki, bu durumda yeni bir yargılama faaliyetine ihtiyaç bulunmaz. Kimi zaman da, sonradan yürürlüğe giren yasanın suçun unsurlarını değiştirmesi, suça etkili halleri yeniden düzenlemesi, ceza miktarlarını öncekinden farklı alt ve üst sınırlar arasında belirlemesi gibi nedenlerle, önceki suç bakımından doğurduğu sonucun bir mahkeme kararı ile saptanması gerekir. Bu durumda “mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması” veya kısaca “uyarlama yargılaması” denilebilecek bir yargılama faaliyetine ihtiyaç vardır. Her yargılama faaliyeti gibi bu da bir davanın varlığını gerektirir. Daha önce bu tür bir yargılamayı münhasıran düzenleyen yasa normu mevcut olmadığından yerleşmiş yargısal uygulamalar doğrultusunda bu yargılama, 1412 Sayılı CYUY'nın mahkumiyet hükmünün yorumunda doğan tereddüdün giderilmesi bakımından hakimden karar istenmesi yöntemini düzenleyen 402. maddesine göre gerçekleştirilmekteydi. Ancak, her ikisi de 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 9. maddesiyle 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasa'nın 98 vd. maddelerinde uyarlama yargılamasını düzenleyen hükümler getirilmiştir. Bunlardan 5275 Sayılı Kanun'un 98. maddesinde; “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilmeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir” denilmiş, birden fazla hükümdeki cezaların toplanması için mahkemeden karar istenmesi 99. maddesinde düzenlenmiş, 101. maddesinde de bu kararların duruşma yapılmaksızın verileceği belirtilerek yetkili mahkemeler ve yasa yolu gösterilmiştir. Görüldüğü gibi, 5275 Sayılı Kanun'un 98 ilâ 101. maddeleri herhangi bir ceza normunun hükmün kesinleşmesinden sonra değişmesi halinde yapılacak uyarlama yargılamasına ilişkin genel bir düzenlemeyi içermektedir. 5252 Sayılı Kanun'un 9. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında ise; “(1) 01 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak, Türk Ceza Kanununun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde, duruşma yapılmaksızın da karar verilebilir.(2) Birinci fıkra hükmü, 01 Haziran 2005 tarihinden önce verilip de Yargıtay tarafından lehe olan hükümlerin uygulanması hususunda değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle bozularak mahkemesine gönderilen hükümler hakkında da uygulanır” hükmü getirilmiştir.5252 Sayılı Kanun'un amacı 1. maddesinde, kapsamı ise 2. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre Yasanın amacı: 5237 Sayılı Türk Ceza Yasanının yürürlüğe konulmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek; kapsamı ise, diğer yasalarda 765 Sayılı Türk Ceza Yasasına yapılan yollamalar, 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kaldırılan hükümler ve 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının uygulanması için diğer Yasalarda yapılan değişiklikler, bu yasanın yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş suçlar hakkında ne surette hüküm kurulacağı ve kesinleşmiş cezaların nasıl infaz edileceğine ilişkin hükümlerdir. Bu üç hüküm birlikte değerlendirildiğinde, 5252 Sayılı Kanun'un “Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrası; a) Sadece 01 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş mahkumiyet hükümlerinde ve b) Münhasıran, 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesi nedeniyle hükümde bir değişiklik yargılaması yapılması gerektiğinde uygulanabilecektir. Başka bir ifadeyle bu düzenleme, 5237 Sayılı Türk Ceza Yasası dışında başka herhangi bir yasanın yürürlüğe girmesi ve lehe hüküm içermesi halinde yapılacak incelemeyi kapsamamaktadır. Sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle mahkumiyet hükmünde değişiklik yargılamasını düzenleyen bu iki farklı yasadan biri genel nitelikte, diğeri ise sınırlı uygulama alanına sahip özel nitelikte bir düzenlemeyi içermektedir. Her iki yasanın kabulünden sonra, 5252 Sayılı Kanun'un 9. maddesinde ve 5349 Sayılı Yasayla kısmi bir değişiklik yapılmakla birlikte, maddedeki hüküm korunmuştur. Bu durum yasa koyucunun uyarlama yargılaması konusunda iki farklı yasada iki ayrı düzenleme öngörmesinin bilinçli bir tercihe dayandığını ortaya koymaktadır. Bu itibarla, sonradan yürürlüğe giren ve lehe hüküm içeren yasanın 5237 Sayılı Türk Ceza Yasası olması ve mahkûmiyet hükmünün de 01 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş olması halinde, uyarlama yargılaması özel düzenlemeyi içeren 5252 Sayılı Kanun'un 9. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen usule göre gerçekleştirilmeli, bu iki koşulun birden oluşmadığı hallerde ise, genel düzenleme getiren 5275 Sayılı Kanun'un 98 vd. maddelerindeki yöntem uygulanmalıdır. 01 Haziran 2005 tarihinden sonra gerçekleştirilen yasa değişiklikleri nedeniyle uyarlama yargılamasının tabi olacağı ilkeler 5252 Sayılı Kanun'un 9. maddesine göre değil, 5275 Sayılı Kanun'un 98 ilâ 101. maddelerine göre belirlenmelidir. Kaldı ki, aynı husus 5728 Sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesinde de açıkça belirtilmiştir. Buna göre; 01.05.2005 tarihinden sonra kesinleşen hükümlerin, gerçekleştirilen yasa değişiklikleri nedeniyle uyarlama yargılamasına konu edilmeleri durumunda, uyarlama yargılaması sonucunda verilen kararlara karşı başvurulabilecek yasa yolu 5275 Sayılı Kanun'un 101/3. fıkrası uyarınca itirazdır.
SONUÇ: Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 29/02/2012 tarihinde kesinleşen hükmün, 6763 Sayılı Kanun'un 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine yapılan uyarlama yargılamasının 5275 Sayılı Kanun'un 98 ilâ 101. maddelerinde belirlenen ilkelere tabi olması ve uyarlama yargılaması sonucunda verilen karara karşı başvurulacak yasa yolunun 5275 Sayılı Kanun'un 101/3. fıkrası uyarınca itiraz olduğu, 5271 Sayılı CMK'nın 264/1. maddesi uyarınca Cumhuriyet Savcısı yönünden yasa yoluna başvuruda ve mercide yanılmanın haklarını ortadan kaldırmayacağının anlaşılması karşısında; 5271 Sayılı Kanun'un 264/2. maddesi uyarınca itirazı incelemeye yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine İADESİNE, 16.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)