(5271 S. K. m. 280) (5237 S. K. m. 267, 268, 269)
Yerel mahkemece "iftira ve resmi belgede sahtecilik" suçundan sanık hakkında verilen mahkumiyete yönelik hükme, sanık müdafii tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş olmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliğine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından CMK'nın 280. maddesi gereği başvurunun esası hakkında incelemeye geçildi.
Dosyadaki duruşma tutanakları, diğer belge, deliller ve mahkeme gerekçesi ile istinaf dilekçesi içeriğine göre yapılan incelemede;
1-Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet hükmünün istinaf incelemesinde;
Mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin toplanıp hükümde gösterilen ve tartışılan delillerle sübuta erdiği, bu bağlamda, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu, cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşılmakla;
Sanık müdafinin istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-Sanık hakkında iftira suçundan verilen mahkumiyet hükmünün istinaf incelemesinde;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.02.2018 tarih ve 2015/11-256- 2018/78 sayılı kararında da açıklandığı üzere;
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Adliyeye karşı suçlar" bölümündeki 268. maddede; “İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde bu suçun iftira suçunun özel bir işleniş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun iftira suçunun özel bir şekli olduğu madde sıralamasından da anlaşılmaktadır. TCK'nun 267. maddesinde iftira suçu düzenlendikten sonra 268. madde kaleme alınmış, daha sonra iftira suçundaki etkin pişmanlık hükmünü içeren 269. madde düzenlenmiştir.
Ayrıca TCK'nun 268. maddesinin iptali istemiyle yapılan itirazın Anayasa Mahkemesince 22.05.2012 gün ve 3-95 sayı ile reddine karar verilmesinin yanında, 268. maddede iftira suçuna yapılan atfın sadece cezayla sınırlı olmadığı, 267. maddedeki iftira suçunun nitelikli hallerini düzenleyen fıkralar ile 269. maddedeki etkin pişmanlık hükümlerinin de 268. madde için geçerli olacağı belirtilmiştir.
Bu bağlamda failin işlediği bir suç nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla kendi kimliğini saklayarak, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması ve o kişi hakkında iftira atmışcasına soruşturma ve kovuşturma yapılmasına neden olması durumunda, bu madde hükmü uygulanacaktır. Suçun oluşması için, failin daha önce bir suç işlemiş olması veya bir suçtan aranması, kendi kimliğini vermesi halinde hakkında bu suçtan işlem yapılacak olması gerekmektedir.
Başka bir anlatımla bu suçun oluşması için, sanığın resmi belge düzenlemede yetkili memura başkasının kimliğini veya kimlik bilgilerini vermesi yeterli olmayıp, işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini kullanması gerekmektedir.
Örneğin; bir işyerinden hırsızlık yaparken yakalanan sanığın kolluk kuvvetlerine kendi kimliği yerine gerçek bir kişi olan kardeşinin kimlik bilgilerini vermesi durumunda kardeşi hakkında soruşturma yapılacak ve sanık da kendisi hakkında yapılacak olan soruşturmadan kurtulacaktır. Örnekten de açıkça anlaşılacağı üzere fail işlediği bir suçtan kurtulmak için kardeşinin adını vererek kardeşine iftira atmışcasına hakkında soruşturma yapılmasına neden olmaktadır.
Öte yandan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunda, failin kullandığı kimlik veya kimlik bilgilerinin gerçekte var olan bir kimseye ait olması gerekmektedir. Bu sebeple, fail tarafından kullanılan kimlik veya kimlik bilgileri hukuki anlamda sonuç doğuracak nitelikte olmalıdır. Örneğin; bir kamu kurumuna ait binaya zarar verirken yakalanan sanığın, kolluk görevlilerine kendi kimliği yerine başka bir kişinin yalnızca adını vermesi halinde, adı kullanılan kişi hakkında soruşturma yapılması mümkün değildir. Böyle bir durumda, hukuki anlamda sonuç doğurmayacak ve bu nedenle de kimlik bilgileri kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan bir bilgi verildiğinden, anılan suç oluşmayacaktır.
...Kimliği bildirmeme kabahati ise 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. maddesinde; "Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir" şeklinde düzenlenmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. madde gerekçesinde ise; “Kamu görevinin gereği gibi ifa edilebilmesi için, herhangi bir kamu göreviyle ilişkili olarak, kişiler gerektiğinde kimlik ve adresleriyle ilgili bilgileri kamu görevlilerine vermekle yükümlüdür. Bu bilgileri vermekten kaçınan ya da bu konularda gerçeğe aykırı bilgi verenler hakkında, bilgiyi soran kamu görevlisi tarafından idari para cezasına karar verilecektir” açıklamalarına yer verilmiştir.
Kimliği bildirmeme kabahati seçimlik hareketli bir kabahat olup kabahati oluşturan seçimlik hareketler; kimliğiyle ve/veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınma, kimliği ve/veya adresiyle ilgili gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktır. Bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanın kamu göreviyle bağlantılı olarak sorulması sırasında olması yeterli olup "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçundan farklı olarak resmi bir belgenin düzenlenmesi esnasında olması şart değildir.
Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınması veya gerçeğe aykırı bilgi vermesinin kabahat oluşturabilmesi için bilgiyi soranın kamu görevlisi olması ve onun da kanunen bunu sormaya yetkili olup göreviyle bağlantılı olarak bu bilgiyi sormuş olması gerekir. Bu nedenle kamu görevlisi olmayan kişilerin kanunen kimlik sorma yetkileri olsa bile bu kişilere bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmayacaktır. Aynı şekilde kamu görevlisi olsa bile kanunen kimlik sorma yetkisi yoksa veya böyle bir yetkisi olsa dahi bilgiyi göreviyle bağlantılı olarak sormamışsa bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmaz.
Mevzuatımızda kamu görevlilerin kimlik sorma yetkisine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Örneğin; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanununun 4/A ve Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinin 46. maddeleri uyarınca polis ve jandarmanın suç işlenmesini önlemek ve işlenmiş suçların faillerini ele geçirmek için veya diğer kanuni yetkilerini kullanırken kendisinin polis veya jandarma olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliğini sorabileceği belirtilmiştir.
Kimliği bildirmeme kabahati bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanda bulunma ile işlenmiş sayılır. Diğer bir anlatımla kimliği bildirmeme kabahatinin oluşabilmesi için fiilin yapılması yeterli olup kişinin kimliğinin belirlenememesi, kamu görevinin aksaması gibi bir neticenin gerçekleşmesi gerekli veya zorunlu değildir.
Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten çekinmesi ve özellikle de gerçeğe aykırı beyanda bulunması resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması, gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptırma gibi 5237 sayılı TCK'da yer verilen suçları oluşturabilir. Benzer şekilde söz konusu fiillerin 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa (m.67/1) muhalefet, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununa (m.25) muhalefet ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununa (m.16) muhalefet gibi özel kanunlarda ihdas edilmiş suçları da oluşturması mümkündür. Ayrıca şahsın kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten çekinmesi veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahatini de oluşturabilir. Bir fiil, hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise Kabahatler Kanununun 15/3. maddesi uyarınca sadece suçtan dolayı yaptırım tatbik edilecek, ancak suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla müeyyide uygulanabilecektir..."
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın kullanmakta olduğu araçta kaçak sigara olduğu ihbarı üzerine kolluk tarafından araç durdurulup kimlik ibraz etmesi istendiğinde, ....'a ait gerçek ve üzerinde tahrifat yapılmamış olan sürücü belgesini ibraz ettiği ancak fotoğrafın sanığa ait olmadığının anlaşılması üzerine, sanıktan tekrar gerçek kimlik bilgileri sorduğunda bu kez henüz tutanak düzenlenmeden gerçek kimlik bilgilerini söylediği olayda; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.06.2017 tarih, 2015/184 Esas ve 2017/316 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; Kimliği kullanılan kişi hakkında bir soruşturma ve kovuşturma yapılmamış olması hususu göz önüne alındığında, iftiranın özel bir şekli olan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun, tutanakların sanığın gerçek kimlik bilgileri ile düzenlenmiş olması ve sanığın gerçeğe aykırı olarak beyan ettiği isme göre düzenlenmiş herhangi bir belgenin bulunmaması gözetildiğinde iftiranın özel bir şekli olan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşmayacağı, ismini verdiği şahıs adına herhangi bir resmi belge düzenlenmediğinden TCK'nın 206/1. maddesinde tanımlanan suçun da gerçekleşmediği; sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. madde ve fıkrasında düzenlenen "kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak" kabahatini oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı ve sanığın istinaf itirazları bu sebeple yerinde ise de; bu aykırılık CMK'nın280/1-a ve 303/1-a maddeleri gereğince yeniden duruşma yapılmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan sanık hakkında iftira suçundan verilen mahkumiyet hükmüne ilişkin hüküm paragrafları kaldırılarak yerine;
"Sanık hakkında her ne kadar başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle iftira suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; Sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmaması nedeniyle suçun yasal unsurları oluşmadığından CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine,
Sanığın eyleminin 5326 sayılı Yasanın 40/1. maddesinde tarif edilen kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak kabahatini oluşturduğu, kabahate öngörülen idari para cezasının miktarına göre Kabahatler Kanunu'nun 20/2-c maddesinde yazılı 3 yıllık soruşturma zamanaşımının da dolduğu anlaşıldığından Kabahatler Kanunu'nun 20/2-c. maddesi uyarınca sanık hakkında idari para cezası verilmesine yer olmadığına" ilişkin hüküm fıkraları eklenerek düzeltilen hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine,
Sanık hakkında iftira suçundan verilen beraat hükmüne ilişkin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı yönünden, kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da bölge adliye mahkemesi ceza dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286. maddesi uyarınca temyiz kanun yolu açık olmak üzere, resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi kararı yönünden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 286/2. maddesi uyarınca kesin olmak üzere 08.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)