(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 223, 230 232, 279, 289, 324, 325) (6183 S. K. m. 106) (5237 S. K. m. 50, 233)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
CMK'nın 279.maddesinde sayılan istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-)CMK'nın 232/6 maddesi uyarınca hüküm fıkrasında, CMK'nın 223 üncü maddesine göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
Bu nedenle; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106. maddesindeki terkin edilmesi gereken tutarların üstündeki yargılama giderlerinin CMK'nın 324/4 ve 325/1 maddeleri uyarınca cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilen sanıktan tahsiline, altındaki giderlerin ise her durumda hazine üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiği halde yerel mahkemece "Sanığın sarfına sebep olduğu 2 davetiye gideri 22,00 TL, 1 sarf kararı 40,00 TL olmak üzere toplam 62,00 TL yargılama giderinin hükmün kesinleşmesi için sarf edilen yargılama giderleri ile birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 324/4. Maddesinde öngörülen miktardan fazla olması halinde sanıktan alınarak hazineye irat kayıt edilmesine, aksi halde hazine üzerinde bırakılmasına," şeklinde şartlı hüküm kurularak CMK'nın 232/6 maddesine aykırı davranılması,
2-)Daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş bulunan sanık hakkında atılı suçtan dolayı hükmolunan 25 gün hapis cezasının, sanığın adli sicil kaydındaki HAGB hükümlerinin uygulandığı kararın açıklanıp, kesinleştikten sonra hüküm doğuracağı da dikkate alınarak 5237 sayılı TCK’nın 50/3. maddesi uyarınca maddenin 1. fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğunun gözetilmemesi,
Esas hakkında yapılan inceleme sonucu;
Anayasanın 141, 5271 Sayılı CMK'nın 34, 223 ve 230 maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının karşı oyda dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Hükmün gerekçeyi içermemesi 5271 Sayılı CMK'nın 289/1-g bendi uyarınca hukuka kesin aykırılık halini oluşturur. 5271 Sayılı CMK'nın 230 maddesinde hükmün gerekçesinde bulunması gereken hususlar gösterilmiştir. Gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olarak açıklanmasıdır. Gerekçede kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ile mağdur ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin, hangi anlatımın ne gerekçeyle diğerine üstün tutulduğunun açık olarak hükmün gerekçesine yansıtılması ve mahkemece ulaşılan vicdani kanı sonucunda hangi fiillerin suç sayıldığı açıklandıktan sonra kabul edilen fiillerin hukuki nitelendirilmesinin yapılması, cezada artırım ve indirim gerektiren nedenlerin kanuni anlamda tartışılması gerekmektedir.
Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlal edilip edilmediği; her somut olayın özelliğine göre failin sosyal ve ekonomik şartları nazara alınarak değerlendirilmelidir. Elinde bulunan imkanların bu yönde kullanılmamasıyla suç oluşur. Kişinin yükümlülüklerinden kurtulmak için bilerek maddi durumunu ve ekonomik şartlarını kötüleştirmesi halinde suç oluşur.
Sanığın savunmalarında; oturulan evin kayın validesi olan K. C.’ın evi olmayıp, kendisinin kirasını verdiği ev olduğunu, kayınvalidesinin kendileri ile yaşadığını, zaman zaman durumu olmayınca ondan yardım aldığını, kazandığı parayı dışarıda harcamadığını, doğru düzgün işi ve kazancı olmadığı için maddi zorluk yaşadığını belirtmesi, dosya içindeki kişisel-sosyal-ekonomik durum araştırma formunda sosyal güvencesinin yeşil kart olduğu, 250,00 TL kira ödediğinin yazılması, 23/02/2017 tarihli araştırma tutanağı başlıklı yazıda atılı suç ile ilgili olarak ikametleri civarında komşularından yapılan araştırmada, sanığın atılı suçu işlediğine dair herhangi bir tanık tespit edilememesi hususları dikkate alınarak öncelikle tarafların yaşadıkları evin sanığın kayınvalidesine ait olup olmadığı, başkasına ait ise kira parasının ev sahibi veya onun yetkilendirdiği kişinin de bilgisi alınarak kimin tarafından ödendiğinin tapu kaydı, kolluk araştırması ile tespiti, bu evin sanığın kayınvalidesine ait olmadığının tespit edilmesi halinde ise tarafların uzun zamandır birlikte yaşadıkları için K. C.’ın ev bütçesine imkanları doğrultusunda katkıda bulunmasının sanığın aleyhine yorumlanmaması gerektiği, sanığın eşi şikayetçi S. E.’in şikayetinin devam etmesi halinde sanığın alkol aldığı, küçük kardeşinden öğrendiğine göre kahvehanelerde kumar oynadığını iddia etmesi hususlarında da şikayetçinin küçük kardeşinin kimliği tespit edilerek bu iddiaları hakkında tanıklıktan çekinme hakkı da hatırlatılarak somut, maddi olaylara ilişkin beyanlarının alınması, taraflar arasında mevcut olduğu belirtilen boşanma davasının da getirtilip, sanığın üzerine atılı suça yönelik olarak varsa ilgili kısımlarının onaylı örnekleri de dosya içerisine konulup, tüm deliller bir arada değerlendirilip sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken soyut beyanlar ile ve yetersiz gerekçe ile sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi hukuka aykırı olduğundan,
CMK'nın 280/1-d maddesi delaletiyle CMK'nın 289/1-g maddesi uyarınca HÜKMÜN BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Kesin olmak üzere 12.10.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)