(5271 S. K. m. 268, 279, 280) (5237 S. K. m. 25)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
CMK'nın 279. maddesinde sayılan istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
A-)Sanığın cezalandırılmasına karar verilen kasten yaralama suçuna yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun incelenmesi sonucu;
Mahkumiyet hükmünün doğrudan verilen 1.500,00 TL adli para cezasından ibaret olup kararın 3.000,00 TL kesinlik sınırının altında kalıp kararın istinaf edilemeyen kararlardan olduğu anlaşılmakla, bu suç yönünden CMK.nın 268/3-e, 279/1-son cümle maddeleri uyarınca Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi'ne itiraz yolu açık olmak üzere CMK.nın 279/1-b maddesi uyarınca İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİNE,
B-)Sanık hakkında hakaret suçundan verilen ceza vermekten vazgeçilmesine ilişkin karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun incelenmesi sonucu;
Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair kararda herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı anlaşılmakla birlikte;
Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 08/05/2019 tarih ve 2017/912-2019/8493 E.K. Sayılı ilamında da belirtildiği üzere TCK'nın 129. maddesi uyarınca hakaretin haksız bir fiile tepki olarak işlendiğinin kabul edilmesi halinde, CMK'nın 223/4-c maddesi gereğince “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilmesi gerekirken “ceza vermekten vazgeçilmesine” şeklinde karar verilmesi hukuka aykırı, istinaf başvurusu bu edenle yerinde görülmekle birlikte bu hususun düzeltilmesi için duruşma açılmasına gerek bulunmadığından CMK.nın 280/1-a, CMK.nın 303.maddeleri uyarınca;
Hüküm B-)1. maddesinde yer alan "CEZA VERMEKTEN VAZGEÇİLMESİNE "ibaresinin çıkarılarak yerine "CMK'nın 223/4. maddesi uyarınca CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREKİSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
C-)Sanığın beraatına karar verilen silahla tehdit suçuna yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun incelenmesi sonucu;
Her ne kadar yerel mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucu delil yetersizliği gerekçesiyle CMK.nın 223/2-e maddesi uyarınca sanığın beraatına karar verilmiş ise de;
Meşru savunma, 5237 sayılı TCK'nun birinci kitabının, ikinci kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı ikinci bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
Öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307);"Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi"(Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697) şeklinde, 765 sayılı TCK'nun yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eşzamanlı olarak hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.
Gerek öğretide, gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK'nun 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır. b) Bu saldırı haksız olmalıdır. c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur. d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. b) Savunma saldırana karşı olmalıdır. c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması"söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılması 5237 sayılı TCK’nun 27. Maddesinde; "(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" şeklinde düzenlenmiştir.
Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nun 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde "beraat" kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nun 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilecektir.
TCK’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3- Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;18/08/2016 tarih ve saat 16.30 olarak düzenlenen kolluk araştırma tutanağına göre olaya ilişkin herhangi bir görüntü kaydı veya tanık tespit edilememiş olması, şüpheden sanık yararlanır evrensel ilkesi de dikkate alındığında sanığın savunması doğrultusunda olay sırasında katılanın elindeki sopa ile sanığın üzerine gelmesi nedeniyle sanığın sadece aracında bulunan tabancasını alıp beline koymak suretiyle işlediği atılı silahla tehdit suçunu, maruz kaldığı ve tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlediğinden, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığından da söz edilemeyeceğinden CMK'nun 223/2-d maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerektiği halde delil yetersizliği nedeniyle CMK'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi hukuka aykırı, istinaf başvurusu bu nedenle yerinde görülmekle birlikte bu hususun düzeltilmesi için duruşma açılmasına gerek bulunmadığından CMK.nın 280/1-a, CMK.nın 303.maddeleri uyarınca;
Hüküm A-)1. maddesinde yer alan "Sanık ..... üzerine atılı silahla tehdit suçu mahkememizce sabit kabul edilmediğinden sanığın müsnet suçtan CMK 223/2-e maddesi gereğince BERAATİNE" ibaresinin çıkarılarak yerine "Sanık .....'ın üzerine atılı silahla tehdit suçunu işlemesine rağmen, eyleminin meşru müdafaa kapsamında kaldığı bu nedenle olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunduğu anlaşılmakla sanık .....'ın CMK'nun 223/2-d maddesi uyarınca BERAATİNE” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREKİSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Dair, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine ilişkin (B ve C Başlıklı) hükümler yönünden CMK'nın 286/2-h maddesi gereğince KESİN, istinaf başvurusunun reddine ilişkin (A Başlıklı) hükme karşı, kararın tebliğinden başlayarak yedi gün içerisinde dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunmak veyahut da başka bir ilk derece ceza mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle, sanık tutuklu veya hükümlü ise zabıt kâtibine veya bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek, CMK'nun 268/3-e, 279/1-son cümle maddeleri uyarınca Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi'ne İTİRAZ YOLU açık olmak üzere 13/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)