AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 78906/11
Gülşen ŞAN / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 4 Temmuz 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 15 Kasım 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Gülşen Şan, 1956 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Konya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Konya barosuna bağlı Avukat M. H. Şenalp tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
2. Dava konusu olaylar, başvuran tarafından ileri sürüldüğü şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranın oğlu Murat Üstel, 26 ve 27 Ocak 2010 tarihlerinde Konya’da düzenlenen bir kick boks turnuvasına katılmıştır. Turnuvanın ikinci gününde, başına aldığı bir darbe neticesinde bilincini kaybetmiş ve hastaneye kaldırılmıştır. Söz konusu şahıs, 31 Ocak 2010 tarihinde beyin kanaması sebebiyle hayatını kaybetmiştir.
1. Ceza Yargılamaları
4. Olayın hemen ardından, Konya Cumhuriyet Savcılığı tarafından olayla ilgili ceza soruşturması başlatılmıştır. Cumhuriyet savcısı tarafından hazırlatılan bilirkişi raporunda, turnuvanın düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesinde görev alan, aralarında Gençlik ve Spor Bakanlığı Konya temsilcisi S.G.’nin de yer aldığı bazı kişilerin, Kick Boks Federasyonu tarafından belirlenen bazı kurallara turnuva sırasında uymadıkları gerekçesiyle, başvuranın oğlunun ölümünden sorumlu olduğu belirtilmiştir. Bilirkişiler, başvuranın oğlunun, müsabakaya katılmak için gerekli niteliklere sahip olmamasına rağmen turnuvaya katılmasına izin verildiğini tespit etmişlerdir.
5. Bilirkişi raporunda yer alan tespitlere dayanılarak, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca hakkında kovuşturma yürütülmesi memur olması nedeniyle Konya Valiliğinin iznini gerektiren S.G. dışındaki tüm şüpheliler hakkında, taksirle ölüme sebebiyet verdikleri gerekçesiyle ceza davası açılmıştır.
6. Konya Valiliği, 5 Ocak 2011 tarihinde, Cumhuriyet savcısı tarafından S.G. hakkında kovuşturma yürütülmesine izin vermemiştir. Başvuran, söz konusu karara itiraz etmiştir. Konya Bölge İdare Mahkemesi, 14 Nisan 2011 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir.
7. Bu sırada, Konya Valiliğinin S.G. hakkında kovuşturma izni vermemesi üzerine, Konya Cumhuriyet Savcılığı, 14 Ocak 2011 tarihinde, S.G. hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Ağustos 2011 tarihinde başvuranın söz konusu karara yaptığı itirazı reddetmiştir.
2. İdari Yargılamalar
8. Başvuran, belirtilmemiş bir tarihte, oğlunun ölümüyle ilgili olarak, Konya İdare Mahkemesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı aleyhine tazminat davası açmıştır.
9. Konya İdare Mahkemesi, 14 Mart 2012 tarihli kararında, Gençlik ve Spor Bakanlığının söz konusu ölümden sorumlu olduğunu tespit etmiş ve Bakanlık tarafından başvurana 10.000 Türk lirası (olay tarihinde 4.250 avro) maddi ve 25.000 Türk lirası (olay tarihinde 10.600 avro) manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
10. Danıştay, 15 Eylül 2015 tarihinde, hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğunu belirterek Konya İdare Mahkemesinin kararını bozmuştur.
11. Dava dosyasındaki bilgilere göre, dava Konya İdare Mahkemesi önünde halen derdesttir.
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, oğlunun ölümünden sorumlu olmasına rağmen, Gençlik ve Spor Bakanlığı temsilcisi S.G. hakkında, memur olması nedeniyle kovuşturma yürütülmediğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, bu bağlamda, ayrıca, Sözleşme’nin 14. maddesine dayanarak, 4483 sayılı Kanun’da memurların yargılanmasıyla ilgili öngörülen usulün, özel kişiler ile memurlar arasında eşitsizliğe neden olduğunu ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
13. Mahkeme, öncelikle, başvuranın şikâyetlerinin sadece Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.
14. Mahkeme, kişinin yaşam hakkına yönelik kasıtlı olmayan ihlallere karşı koruma sağlanması da dâhil olmak üzere, yaşam hakkının korunması bağlamında Devletin üstlendiği pozitif yükümlülüğe ilişkin temel ilkelerin, Öneryıldız/Türkiye davası kapsamındaki Büyük Daire kararında ortaya konulduğunu ve Budayeva ve Diğerleri/Rusya kararında (no. 15339/02 ve 4 diğer başvuru numarası, §§ 128-145, AİHM 2008 (alıntılar)) ise daha geniş kapsamlı olarak açıklandığını belirtir.
15. Mahkeme, bu bağlamda, ağır yaralanma veya ölüm halinde, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında yaşam hakkını koruma görevinin, Devlete, olayların ivedilikle tespit edilmesini ve kusuru olan kişilerin hesap vermesini sağlayacak ve mağdura uygun tazmin imkanı sunabilecek hukuk yollarının mevcut olmasını temin edecek etkin ve bağımsız bir yargı sistemine sahip olma yükümlülüğü yüklediğini ifade eder (örneğin bk. Dodov/Bulgaristan, no. 59548/00, § 83, 17 Ocak 2008, ve Ciechońska/Polonya, no. 19776/04, § 67, 14 Haziran 2011). Bu yükümlülük, bazı özel durumlarda ceza hukuku yolunun sağlanmasını gerektirse de (örneğin bk. yukarıda anılan Öneryıldız, §§ 93-96; Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye, no. 13423/09, §§ 104-106, AİHM 2013; Oruk/Türkiye, no. 33647/04, §§ 50 ve 65, 4 Şubat 2014; Mikhno/Ukrayna, no. 32514/12, § 131, 1 Eylül 2016; Aydoğdu/Türkiye, no. 40448/06, §§ 62-64 ve §§ 87‑88, 30 Ağustos 2016; ve Gençarslan/Türkiye (k.k.), no. 62609/12, §§ 19-22, 14 Mart 2017), Mahkeme, ne 2. madde ne de Sözleşme’nin başka bir hükmünün, başvurana, üçüncü bir taraf hakkında kovuşturma yürütülmesini ve mahkumiyet kararı verilmesini temin etme veya “şahsi intikam” hakkı tanıdığını vurgular (bk. Perez/Fransa [BD], no. 47287/99, § 70, AİHM 2004‑I, ve yukarıda anılan Öneryıldız, § 147). Mahkeme, bu bakımdan, ölümün ihmal sonucunda meydana gelmesi gibi bir durumda, hukuk sisteminin mağdurlara ceza mahkemeleri nezdinde bir başvuru yolu ile birlikte veya tek başına hukuk mahkemeleri nezdinde bir başvuru yolu sunması halinde Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki yükümlülüğün yerine getirilebileceğini tekrarlar (bk. yukarıda anılan Ciechońska, § 66).
16. Mahkeme, somut davada, başvuranın, oğlunun ölümünde kasıt olduğu veya ölüm olayının meydana geldiği koşulların bu anlamda şüphe uyandıracak nitelikte olduğu yönünde bir iddiada bulunmadığını belirtir. Başvuran, ayrıca, ölüm olayının, yetkili makamların, oğlunun yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehdidin söz konusu olduğunu bildikleri veya bilmeleri gerektiği halde böyle bir tehdit karşısında eylemsiz kalmalarından kaynaklandığı (bk. Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık, no. 46477/99, § 55, AİMH 2002‑II), ölüm olayında kamu makamlarının sorumluluğunda meydana gelen tehlikeli bir faaliyetin rolü olduğu (örneğin bk. yukarıda anılan Öneryıldız, § 93) veya ölümün salt bir muhakeme hatasının veya dikkatsizliğin ötesinde bir ihmal neticesinde meydana geldiği (örneğin bk. yukarıda anılan Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk) yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.
17. Bu koşullarda, Mahkeme, idari makamlarca izin verilmemesi sonucunda kamu görevi yapan kişiler hakkında dava açılmaması ve kovuşturma yürütülmemesinin, bazı durumlarda Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında bir sorun gündeme getireceğinin tespit edildiğini kabul etmekle birlikte (örneğin bk. Asiye Genç/Türkiye, no. 24109/07, § 83, 27 Ocak 2015, ve M. Özel ve Diğerleri/Türkiye, no. 14350/05 ve 2 diğer başvuru numarası, § 198, 17 Kasım 2015), yaşam hakkına yönelik kasıtlı olmayan ihlallere ilişkin içtihadı ışığında, 2. maddenin, illa ki olay ve olgularla ilgili olarak bir ceza hukuku yolu sağlanmasını gerektirmediği ve başvurana, olay ve olguların tespit edilmesini, oğlunun ölümünde sorumluluğu olduğu iddia edilen kişilerin sorumluluklarının belirlenmesini ve kendisine uygun olduğu ölçüde tazmin imkanı sunulmasını sağlayabilecek şekilde hukuk mahkemeleri nezdinde etkin bir başvuru yolu sunulması halinde de 2. maddenin gerekliliklerinin karşılanabileceği kanaatindedir (örneğin bk. Anna Todorova/Bulgaristan, no. 23302/03, § 73, 24 Mayıs 2011; yukarıda anılan Ciechońska, § 66; ve yukarıda anılan Gençarslan, §§ 19-22).
18. Mahkeme, mevcut davanın koşullarıyla ilgili olarak, başvuranın, aslında oğlunun ölümünden sorumlu tuttuğu idare aleyhine Konya İdare Mahkemesinde hukuk davası açtığını ve söz konusu mahkemenin Sözleşme’nin 2. maddesinin gerekliliklerini karşılayabilecek bir yargı yolu sunabileceği hususuna itiraz etmediğini belirtir. Mahkeme, idare mahkemesinin, idarenin ölüm olayındaki sorumluluğunu usulüne uygun olarak tespit ettiğini ve başvurana belirli ölçüde tazmin imkânı sunduğunu kaydeder. Söz konusu karar Danıştay tarafından bozulmuş olmakla birlikte, bozma nedeni, sadece başvurana daha yüksek miktarda manevi tazminat verilmesini sağlamaktır. Başvuran, her halükarda, idari yargılamalarla ilgili herhangi bir şikâyette bulunmamıştır.
19. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları ve yaşam hakkına yönelik kasıtlı olmayan ihlallerin söz konusu olduğu benzer davalarda verdiği kararları (bk. örneğin, Sansal/Türkiye (k.k.), no. 28732/09, §§ 42-51, 2 Eylül 2014) dikkate alarak, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 7 Eylül 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy