AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 12090/10
Musa ŞANAK / Türkiye
Başkan
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla 24 Mart 2015 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 6 Temmuz 2009 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından 16 Ağustos 2012 tarihinde sunulan ve Mahkeme’yi başvuruyu kayıttan düşürmeye davet eden deklarasyon ile başvuran tarafça söz konusu deklarasyona verilen cevabı göz önünde bulundurarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Musa Şanak, Türk vatandaşı olup 1964 doğumludur. Başvuruda bulunduğu sırada, Ankara F Tipi Cezaevi’nde cezasını çekmekteydi. Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat S. Coşkun tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 22 Eylül 2011 tarihinde Hükümet’e bildirilmiştir.
Davanın Koşulları
4. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği üzere, aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
5. Ankara F Tipi Cezaevi Disiplin Kurulu (“Disiplin Kurulu”) 24 Şubat 2009 tarihinde, başvuranın içerisinde Kürtçe bir şiirin yer aldığı mektubunun gönderilmesine izin vermemiştir. Disiplin kurulu, Türkçeden başka bir dilde yazılan söz konusu mektubun içeriğinin kontrol edilebilmesi için, çeviri masraflarının başvuran tarafından karşılanacak şekilde, Türkçeye çevrilmesi gerektiğini belirtmiştir. İlgili şahsın, çeviri masraflarını karşılamayı reddettiğini belirten notun alınması üzerine, disiplin kurulu mektubun imhasına karar vermiştir.
6. Ankara infaz hâkimi 12 Mart 2009 tarihinde, disiplin kurulunun kararının, söz konusu mektubun imha edilmesi ile ilgili olduğundan iptal edilmesine ve başvuranın, mektubun alıcısına gönderilmemesiyle ilgili olarak yaptığı itirazın reddedilmesine karar vermiştir. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün 9 Mart 2006 tarihli yazısından bilhassa, 5275 sayılı Kanunun 68. maddesinin 3. fıkrası ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 144. maddesi uyarınca, resmi dilden başka bir dilde yapılan yazışmanın içeriğinin kontrol edilebilmesi için çevirisinin yapılmasının gerekli olduğunun anlaşıldığı kanaatine varmıştır. Ankara infaz hâkimi, cezaevi bünyesinde mektubun çevirisini yapabilecek personel bulunmadığı gerekçesiyle mektubun alıcısına gönderilmemesi ile ilgili olduğundan ve çeviri masraflarının ilgili tarafından karşılanmadığından, itiraz edilen kararda herhangi bir yasaya aykırılık bulunmadığının altını çizmiştir.
7. Başvuran 17 Mart 2009 tarihinde, Ankara infaz hâkiminin kararına itiraz etmiştir.
8. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 6 Nisan 2009 tarihinde, yapılan itirazı reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
9. Başvuran, Sözleşme’nin 8, 10 ve 14. maddelerini ileri sürerek, cezaevi idaresi tarafından mektubuyla ilgili olarak ayrımcı şekilde alınan tedbir nedeniyle, yazışma hakkı ile düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
10. Başvuran, yine aynı nedenlere dayanarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin de ihlal edildiği iddia etmektedir.
11. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, ulusal makamlar tarafından benimsenen çözümün yanı sıra disiplin yargılaması sırasında duruşma yapılmaması ve ulusal mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle ulusal makamlar önündeki yargılamanın hakkaniyetten yoksun olmasından şikâyet etmektedir.
12. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, ulusal mahkemelerin kararlarına itiraz etmek için etkili başvuru yolları bulunmamasından yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
13. Başvuran, cezaevi idaresi tarafından, mektubunun gönderilmemesi ile ilgili olarak ayrımcı bir şekilde alınan tedbir nedeniyle yazışma hakkı ile düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 8, 10 ve 14. maddelerini ileri sürmektedir. Mahkeme, içtihadı ışığında (Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, No. 6289/02, § 33, 5 Aralık 2006 ve Nakçi/Türkiye, No. 25886/04, § 13, 30 Eylül 2008), söz konusu şikâyetlerin Sözleşme’nin yalnızca 8. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes (...) yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, (...), düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.
14. Dostane çözüm amacıyla yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Hükümet, 16 Ağustos 2012 tarihli yazıyla, söz konusu başvurunun bu kısmında ifade edilen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı deklarasyon metni hazırlama isteğini Mahkeme’nin bilgisine sunmuştur. Hükümet ayrıca, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, Mahkeme’yi, başvuruyu kayıttan düşürmeye davet etmiştir.
15. Deklarasyon metni şu şekildedir:
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Musa Şanak’a, kendisi tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi ve harç tutarı hariç olmak üzere, her türlü zararı kapsayacak şekilde 400 (dört yüz) avro, masraf ve giderler için ise 200 (iki yüz) avro ödemeyi taahhüt etmektedir. Söz konusu meblağların, Mahkeme’nin içtihadı ışığında uygun olduğu değerlendirilmektedir.
Söz konusu meblağlar, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve uygulanabilir her türlü vergiden muaf tutulacaktır. Bu meblağlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca verilen Mahkeme kararının tebliğ tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödenecektir. Belirtilen süre içerisinde ödeme yapılmaması halinde, Hükümet, sürenin sona erdiği tarihten itibaren söz konusu meblağların fiili olarak ödenmesine kadar geçen süre için, Avrupa Merkez Bankası’nın anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faizi uygulayacağını taahhüt etmektedir. Bu ödeme ile dava kesin çözüme kavuşturulacaktır.
Hükümet, Mehmet Nuri Özen ve diğerleri (No. 15672/08 ve diğerleri, 11 Ocak 2011) kararında bildirilen ilkeleri göz önüne alarak, başvuranın Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvence altına alınan yazışma hakkına engel olunmasını, hukukta kanunla öngörülmeyen bir müdahale olarak değerlendirmektedir. Hükümet, bu bağlamda [...], yazışmaların Türkçe dışında bir dilde yapılmasına yönelik engelleri kaldıracak nitelikteki bir Bakanlık genelgesini kabul ettiğini belirtmektedir. Hükümet, Mahkeme’yi başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görmediğini açıklamaya ve Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvuruyu kayıttan düşürmeye davet etmektedir.”
16. Başvuran taraf, Hükümet’in önerisi ile ilgili olarak herhangi bir görüş bildirmediğinden, Yazı İşleri Müdürlüğü’nün, Hükümet’in tek taraflı deklarasyon önerisiyle ilgili 17 Aralık 2012 tarihli yazısı cevapsız kalmıştır. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, yargı sürecinin her aşamasında dava koşullarının bu maddenin 1. fıkrasının a), b) veya c) bentlerinde yer alan durumlardan biri ile sonuçlanması durumunda davanın kayıttan düşürülmesine karar verebileceğini hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi, davanın kayıttan düşürülmesine şu durumda imkân vermektedir:
“(...) Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka nedenden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.”
17. Mahkeme ayrıca, başvuran, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini talep etse bile, davalı Hükümet’in tek taraflı deklarasyonuna dayalı olarak 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi gereğince, bazı koşullarda, davanın kayıttan düşürülebileceğini hatırlatmaktadır.
18. Mahkeme bu amaçla, deklarasyon metnini, özellikle Tahsin Acar kararında (Tahsin Acar/Türkiye (öncelikli sorun) [BD], No. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, WAZA Spółka z o.o./Polonya (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28953/03, 18 Eylül 2007)) ortaya konulan içtihadında yer alan ilkeler ışığında dikkatle incelemelidir.
19. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan çok sayıdaki davada, tutukluların yazışma haklarına riayet edilmemesi bağlamındaki şikâyetler ile ilgili uygulamasını düzenlemiştir (bk. örnek olarak, Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, 25 Mart 1983, §§ 83-105, A serisi no 61, Calogero Diana/İtalya, 15 Kasım 1996, §§ 28, 32 ve 33, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996‑V, Petra/Romanya, 23 Eylül 1998, § 37, Derleme 1998‑VII, Cotlet/Romanya, No. 38565/97, §§ 59 ve 61-65, 3 Haziran 2003 ve Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, No. 15672/08, § 62, 11 Ocak 2011).
20. Mahkeme, davalı Hükümetin deklarasyonda ifade ettiği taahhüdün niteliğini ve tazminat olarak önerilen meblağı -ki bu meblağ benzer davalarda ödenen meblağlara uygundur– göz önünde bulundurarak, başvurunun bu kısmının incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmadığı kanaatine varmaktadır (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi).
21. Ayrıca yukarıda bahse konu değerlendirmeler ışığında ve bu yöndeki içtihadın net ve çok sayıda oluşu göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvuruların bu kısmının incelenmesini gerekli kılmadığı kanaatindedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrası in fine).
22. Mahkeme son olarak, Hükümet’in tek taraflı deklarasyonundaki taahhütleri yerine getirmemesi halinde Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrası uyarınca başvurunun bu kısmının yeniden kayıt altına alınabileceğinin altını çizmektedir (Josipović/Sırbistan, (kabul edilebilirlik hakkında karar) No.18369/07, 4 Mart 2008).
B. İddia edilen diğer ihlaller hakkında
23. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, ulusal makamlar tarafından benimsenen çözümün yanı sıra disiplin yargılaması sırasında duruşma yapılmaması ve ulusal mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle ulusal makamlar önündeki yargılamanın hakkaniyetten yoksun olmasından şikâyet etmektedir. Başvuran aynı zamanda, Sözleşme’nin 3 ve 13. maddelerinin de ihlal edildiğinden yakınmaktadır.
24. Ulusal mahkemeler önünde duruşma yapılmaması bağlamındaki şikâyetle ilgili olarak ise, Mahkeme, olayların tartışma konusu yapılmadığı ve hukuki sorunların özel bir karmaşıklık içermediği somut olaydakine benzer durumlarda, kamuya açık duruşma yapılmamasının, sözlülük ve aleniyetlik ilkeleri bakımından Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının gerekliliklerini ihlal etmediği kararına vardığını hatırlatmaktadır (bk. benzer bir yaklaşım için, Nusret Kaya ve diğerleri/Türkiye, No. 43750/06, 43752/06, 32054/08, 37753/08 ve 60915/08, § 84, AİHM 2014 (özetler)). Dolayısıyla, mevcut davalara özgü koşullarda, söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
25. Öte yandan, Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi ile 3 ve 13. maddeleri bağlamındaki diğer şikâyetlerin genel biçimde dile getirildiğini ve bu şikâyetlerin somut olayda desteklenmediğini tespit etmektedir. Aynı zamanda, şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olarak değerlendirilmeleri ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmeleri gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Davalı Hükümet’in deklarasyonunda, Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili ifadelerini ve verilen taahhütlere riayet edilmesini sağlamak için öngörülen özel koşulları dikkate almaya;
Başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi uyarınca kayıttan düşürülmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 16 Nisan 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposNebojšaVučinić
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy