AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 61152/19
Musa Kazım SANCAK / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Eylül 2023 tarihinde Komite halinde toplanarak,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 1944 doğumlu olan, İstanbul’da ikâmet eden ve İstanbul Barosuna bağlı Avukat S. Aydın tarafından temsil edilen Türk vatandaşı Musa Kazım Sancak’ın (“başvuran”) 14 Kasım 2019 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 61152/19 no.lu başvuruyu,
Başvurunun, Türkiye temsilcisi olan, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın hukuka aykırı olduğu kanısına vardığı kamulaştırma prosedürüyle ilgilidir.
2. Başvuran, 12 Mart 1970 tarihinde, 7418 parsel numarasıyla kaydedilen ve Bahçelievler’de bulunan, 225 m2’lik bir taşınmazı satın almıştır.
3. Başvuran, 29 Temmuz 1998 tarihinde, Bahçelievler Belediyesinden, taşınmazının üzerinden bir yol geçtiği gerekçesiyle, mülkünün kamulaştırılmasını talep etmiştir.
4. Belediye, 22 Eylül 1998 tarihinde, ilgilinin talebini kabul etmiştir.
5. Başvuran, 29 Eylül 1998 tarihinde, Bakırköy noterinin huzurunda, koşulsuz olarak kamulaştırma bedelinin miktarını kabul ettiğini belirten yazılı bir taahhütname imzalamıştır.
6. Ardından başvuran, taahhüdünden vazgeçmiş ve mülkünü elinde tutmaya karar vermiştir.Fiili Kamulaştırma Nedeniyle Açılan Tazminat Davası
7. Başvuran, 19 Aralık 2003 tarihinde, Belediye tarafından taşınmazının fiilen kamulaştırılması nedeniyle maruz kaldığını belirttiği zararın tazmin edilmesi amacıyla Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tazminat davası açmıştır.
8. Başvuran, davayı kısmen kazanmıştır. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, düzenlenmesine karar verdiği bilirkişi raporuna dayanarak, 15 Haziran 2005 tarihli kararında, başvuranın taşınmazının 150,93 m2’lik bir kısmının üzerinden bir yolun geçtiği ve ilgilinin taşınmazın bu kısmının Belediye adına tescil edilmesi karşılığında bir tazminat alma hakkına sahip olduğu kanısına varmıştır.
9. Söz konusu taşınmazın 74,07 m2’lik geri kalan kısmı, başvuran adına tapu siciline kaydedilmiştir.Kamulaştırma Kararı
10. Belediye aynı zamanda, 13 Eylül 2007 tarihli kararla, başvuran adına kaydedilen, taşınmazın 74,07 m2’lik kısmının kamulaştırılmasına karar vermiştir.
11. Kamulaştırma Kanunu’nun 8. maddesinde öngörülen satın alma prosedürünün sonuçlanmaması nedeniyle, Belediye, 16 Kasım 2007 tarihli başvuruyla, aynı Kanun’un 10. maddesine dayanarak, kamulaştırma bedelinin belirlenmesine ilişkin yargılamanın başlatılması ve ihtilaf konusu taşınmazın idare adına tapu siciline tescil edilmesi amacıyla Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuştur.
12. Başvuran, bu yargılama sırasında, İstanbul İdare Mahkemesine başvurarak, kamulaştırma kararının kaldırılmasına yönelik bir dava açtığını belirtmiştir. Başvuran, Asliye Hukuk Mahkemesinden, İdare Mahkemesi nezdinde başlatılan yargılama sonuçlanıncaya kadar karar vermeyi ertelemesini talep etmiştir.
13. Asliye Hukuk Mahkemesi, İdare Mahkemesinden kendisi önünde başlatılan yargılamanın safahatını sormuştur.
14. İdare Mahkemesi, Asliye Hukuk Mahkemesine, başvuran tarafından sunulan yürütmenin durdurulması talebinin reddedildiğini ve söz konusu yargılamanın derdest olduğunu bildirmiştir.
15. Böylelikle Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay’ın yerleşik içtihadına uygun olarak yargılamayı sürdürmeye karar vermiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, yürütmenin durdurulması talebinin reddedilmesi nedeniyle, İdare Mahkemesinin kararının beklenmesinin gerekli olmadığını ifade etmiştir.
16. Asliye Hukuk Mahkemesi, 29 Temmuz 2008 tarihinde, öncelikle taşınmazın değerini belirlemiş ve ardından başvurana kamulaştırma bedelinin ödenmesine karar vermiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca, ihtilaf konusu mülkün Belediye adına tapu siciline tescil edilmesine karar vermiştir.
17. Yargıtay, 10 Mart 2009 tarihinde, 29 Temmuz 2008 tarihli kararı onamıştır. Yargıtay, kararının hüküm kısmında, kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tahsis edildiğini belirtmiştir.
18. Yargıtay, 15 Ekim 2009 tarihinde, başvuranın sunduğu karar düzeltme talebini reddetmiştir.Yeni Bir Parselin Oluşturulması
19. Belediye, 11 Şubat 2009 tarihli kararla, ihtilaf konusu taşınmazın 46,11 m2’lik bir kısmı kullanılarak, yolun genişletilmesine karar vermiştir. Söz konusu taşınmazın 27,96 m2’lik geri kalan kısmı, F.K.ya satılmış ve 7419 no.lu parsel ile birleştirilmiştir.
20. Böylelikle, 1 numarası altında yeni bir parsel oluşturulmuştur (toplam 258,46 m2’lik bir alan söz konusudur). F.K., bu taşınmazın üzerinde bir yapı inşa etmeye başlamıştır.Kamulaştırma Kararının Kaldırılması
21. İstanbul İdare Mahkemesi, 30 Temmuz 2009 tarihli kararla, davanın koşullarında, ilgili Kanun’un malikin bizzat taşınmazının kamulaştırılması yönünde bir talepte bulunmasını gerektirdiği, başvuranın Belediyeye bu türden bir talep sunmadığı, ihtilaf konusu taşınmazın kamulaştırılmasının zorunlu olmadığı ve mevcut davada, taşınmazın kamulaştırılmasının kamu yararı nedeniyle yapılmadığı gerekçesiyle, 13 Eylül 2007 tarihli kamulaştırma kararını kaldırmıştır.
22. Danıştay, 4 Mart 2013 tarihinde, söz konusu kararı onamıştır.
23. Danıştay, 23 Ocak 2014 tarihinde, karar düzeltme talebini reddetmiştir.İhtilaf Konusu Tapunun İptaline İlişkin Dava
24. Başvuran, 9 Ocak 2010 tarihinde, Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak, ihtilaf konusu tapunun iptaline ve bunun tapu siciline kendisi adına yeniden tescil edilmesine ilişkin bir dava açmıştır.
25. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, 20 Haziran 2013 tarihli kararla, bu talebi reddetmiştir. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın öncelikle taşınmazının 150,93 m2’lik bir kısmının fiilen kamulaştırılması nedeniyle bir tazminat aldığını ve ardından ilgilinin taşınmazının 74,07 m2’lik bir alana sahip geri kalan kısmının kamulaştırıldığını ve ilgilinin bu bağlamda Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinin kararıyla taşınmazın değerine tekabül eden bir tazminat aldığını kaydetmiştir. Aynı mahkeme, kamulaştırma bedelinin belirlenmesine ilişkin yargılama sırasında, başvuranın İdare Mahkemesine başvurarak, kamulaştırma kararının kaldırılmasına yönelik bir dava açtığını, ancak bu yargılama sırasında, ilgili tarafından sunulan yürütmenin durdurulması talebinin reddedildiğini ve dolayısıyla, adli mahkemenin İdare Mahkemesinde başlatılan yargılamanın sonucunun beklenmesinin gerekmediği kanaatine vardığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla söz konusu mahkeme, kamulaştırmanın yasaya uygun olduğu ve bir mahkeme kararına, yani Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinin 29 Temmuz 2008 tarihli kararına dayandığı ve sonuç olarak, başvuranın ihtilaf konusu tapunun kendisi adına yeniden tescil edilmesine yönelik davasının bu koşullarda kabul edilemeyeceği kanısına varmıştır.
26. Yargıtay, 12 Ocak 2016 tarihli kararla, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı onamıştır. Yargıtay, kamulaştırma kararının Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 29 Temmuz 2008 tarihli kararı bağlamında verildiğini, bu kararın Yargıtay tarafından 10 Mart 2009 tarihinde onandığını, Belediyenin inşaat yapılabilir yeni bir parsel oluşturmak için fazla yolun bir kısmını F.K.ya sattığını, F.K. ve daha sonraki diğer alıcıların iyi niyetli olduklarını ve kamulaştırma kararının kaldırılmasına Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının ardından hükmedildiğini, başvuranın taşınmazının değerine karşılık gelen kamulaştırma bedelini aldığını ve dolayısıyla, açılan davanın kabul edilemeyeceğine haklı olarak karar verildiğini ifade etmiştir.Bahçelievler Belediye Başkanı Hakkında Açılan Dava
27. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, 6 Mayıs 2014 tarihli kararla, Bahçelievler Belediye Başkanı’nı, başvuranın İstanbul İdare Mahkemesinin kamulaştırma kararını kaldıran 30 Temmuz 2009 tarihli kararının icra edilmemesi sebebiyle maruz kaldığı manevi zarardan dolayı ilgiliye 3.500 Türk lirası ödemeye mahkûm etmiştir. Bu karar, Yargıtay tarafından onanmış ve 2 Aralık 2014 tarihinde kesinleşmiştir.Anayasa Mahkemesine Yapılan Başvuru
28. İki hâkimden oluşan Anayasa Mahkemesi Komisyonu, 13 Mayıs 2019 tarihli kısa bir kararla, başvuranın ifadesine göre, 23 Ocak 2014 tarihinde kesinleşen, İdare Mahkemesinin kararına aykırı olarak, kamulaştırılan 74,07 m2’lik taşınmazın kendisine iade edilmesinin idare tarafından reddedilmesinden şikâyet eden ilgilinin bireysel başvurusunu reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi Komisyonu, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak mevcut hukuk yollarının tüketilmemesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi Komisyonu, ilgilinin şikâyetlerinin, davanın esasına bakan mahkemelerin olaylara ilişkin yorumlamalarıyla ve bu mahkemeler tarafından delil unsurlarına yönelik kabul edilen değerlendirmeyle ilgili olduğu ve bunların yargılamanın sonucunu yönlendirdiği kanısına varmıştır. Anayasa Mahkemesi Komisyonu, mahkemelerin keyfi bir değerlendirme ve açık bir takdir hatası yapmadıkları sonucuna varmıştır.Şikâyetler
29. Başvuran, Mahkeme nezdinde, davanın koşullarının Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran özellikle, kamulaştırılan 74,07 m2’lik taşınmazın kendisine iade edilmesini idarenin reddetmesinden şikâyetçi olmaktadır. Başvuran aynı zamanda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvuranın ifadesine göre, ihtilaf konusu tapunun iptaline yönelik davayı reddeden ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen çözümün (yukarıda 24 ila 26. paragraflar) hakkaniyete uygun değildir ve Anayasa Mahkemesinin kararı yeterince gerekçelendirilmemiştir. Ayrıca başvuran, 23 Ocak 2014 tarihinde kesinleşen, İdare Mahkemesinin kararının icra edilmemesinden şikâyetçi olmaktadır (yukarıda 21 ila 23. paragraflar).
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
30. Mahkeme, Hükümetin birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Hükümet, bilhassa 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 23. maddesine atıfta bulunarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanan şikâyetlere ilişkin olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Ayrıca Hükümet, taşınmazının değerine karşılık gelen kamulaştırma bedelini alan başvuranın bundan böyle bu koşullarda, iddia edilen ihlallerden dolayı mağdur olduğunu ileri süremeyeceğini belirtmektedir. Hükümet aynı zamanda, Mahkeme’den, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesine dayanan şikâyetlerinin Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen kabul edilebilirlik koşullarını yerine getirmediği kanısına vararak, bunları reddetmesini talep etmektedir.
31. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen bütün kabul edilebilirlik koşullarını yerine getirdiğini ileri sürdüğünü, iddialarını tekrarladığını ve Hükümetin iddialarını kabul etmediğini kaydetmektedir.
32. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazlarının tamamı hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı, zira başvuranın iddialarının her halükârda aşağıda belirtilen gerekçelerle kabul edilemez olduğu kanısına varmaktadır.
33. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin olarak, başvuranın Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında iç hukuk yollarını tükettiğinin kabul edilebileceği varsayıldığında bile, ilgilinin bu maddeye dayanan şikâyetinin her halükârda şu nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmaktadır.
34. Mahkeme öncelikle, başvuranın mülkünün kamulaştırıldığını ve ilgilinin adli yargılamaların sonunda, taşınmazının değerine karşılık gelen bir kamulaştırma bedeli aldığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda 16-17 ve 27. paragraflar). Ardından Mahkeme, Belediyenin taşınmazın bir kısmını yolun genişletilmesi için ve taşınmazın bir diğer kısmını yeni bir parselin oluşturulması için kullandığını kaydetmektedir. Son olarak Mahkeme, genel bir arazi düzenleme politikası kapsamına giren bir alanın söz konusu olduğu değerlendirmesinde bulunmakta ve bu bağlamda, arazi düzenlemesi kadar karmaşık ve zor bir alanda, Sözleşmeci Devletlerin şehir planlaması politikalarını yürütmek için geniş bir takdir yetkisinden yararlandıklarını hatırlatmaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23 Eylül 1982, § 69, A serisi no. 52). Mahkeme, açıkça keyfi ya da mantıksız bir seçimin söz konusu olmaması nedeniyle, ulusal düzeyde bu politika ile hedeflenen sonuçları elde etmek için en uygun araçlara ilişkin olarak ulusal makamların değerlendirmesinin yerine kendi değerlendirmesini koyamayacaktır (Campanile ve diğerleri/İtalya (k.k.), no. 32635/05, § 31, 15 Ocak 2013). Ayrıca, arazi düzenlemesi çerçevesinde, mevzuatın düzeltilmesi veya değiştirilmesi genel olarak kabul edilmekte ve uygulanmaktadır. Nitekim maddi alacaklara ilişkin hak sahipleri, genel olarak, katı ve gayri maddi haklardan faydalanabilseler de, farklı nitelikteki haklarla ilgili ve özünde gelişen alanlar olan şehir planlaması veya arazi düzenlemesi konusunda aynı durum geçerli olmamaktadır (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/İspanya, no. 62543/00, § 70, AİHM 2004-III).
35. Mahkeme, şikâyete konu edilen kamulaştırma kararının Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verildiğini gözlemlemektedir (yukarıda 10-18. paragraflar). Mahkeme aynı zamanda, yolun genişletilmesi ve yeni bir parselin oluşturulmasının şehir planlaması konusunda kanun ile kendisine verilen imtiyazlara uygun olarak (yukarıda 19. paragraf) ve dolayısıyla Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında kamu yararı nedeniyle Belediye tarafından karar verildiğini tespit etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi ve Yargıtay gibi (yukarıda 25 ve 26. paragraflar), herhangi bir yasallık sorununun İdare Mahkemesi tarafından daha sonra kamulaştırma kararı kaldırılıncaya kadar ortaya çıkmadığı kanısına varmaktadır (yukarıda 21. paragraf). Böylelikle Mahkeme, kamulaştırmanın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında kanun ile öngörüldüğü kanaatine varmaktadır. Ayrıca Mahkeme, 23 Ocak 2014 tarihinde kesinleşen İdare Mahkemesinin kararının (yukarıda 23. paragraf) özellikle oluşturulan yeni parselin üzerinde bu parselin malikinin bir yapı inşa ettirmesi sebebiyle Belediye tarafından icra edilemediğini kaydetmektedir. Bu hususta, başvuran tarafından ihtilaf konusu tapunun iptaline ve bunun kendisi adına tapu siciline yeniden tescil edilmesine yönelik bir dava açılarak, kendisine başvurulan ulusal mahkemeler, bu davanın, söz konusu davanın koşullarında kabul edilemeyeceği kanısına varmışlardır (yukarıda 24- 26. paragraflar). Ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen çözümle ilgili olarak, Mahkeme, iç hukuku yorumlama ve uygulama görevinin öncelikle ulusal makamlara ve özellikle mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır (Jahn ve diğerleri/Almanya [BD], no. 46720/99 ve diğer 2 başvuru, § 86, AİHM 2005‑VI).
36. Mevcut davanın kendine özgü koşullarında, Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından kabul edilen çözüm çerçevesinde, keyfi veya açıkça mantıksız herhangi bir unsur görmemektedir. Ulusal mahkemelerin kararları, ihtilaf konusu tapunun başvuran adına tapu siciline yeniden kaydedilmesinin reddedilmesinin tam nedenlerinin kesin olarak belirlenmesine imkân vermiştir.
37. Sonuç olarak, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanan şikâyetleri, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
38. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesine ilişkin olarak, esasen yalnızca yargılamanın adil olmadığına dair herhangi bir delil sunmaksızın, yargılamanın sonucundan şikâyet eden başvuranın şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanısına varmaktadır. Başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
39. 23 Ocak 2014 tarihinde kesinleşen İdare Mahkemesinin kararının icra edilmemesiyle ilgili olarak, Mahkeme, ihlalin ulusal mahkemeler tarafından kabul edildiğini ve başvurana bir tazminatın ödendiğini (yukarıda 27. paragraf) ve böylelikle, ilgilinin Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında haklarının ihlalinden dolayı, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında bundan böyle mağdur olduğunu ileri süremeyeceğini gözlemlemektedir. Başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
40. Özellikle Anayasa Mahkemesinin kararının gerekçelendirilmediği iddiasına ilişkin başvuranın şikâyetiyle ilgili olarak, Mahkeme öncelikle, bu kararın bir Bölüm tarafından değil, Anayasa Mahkemesi Komisyonu tarafından verildiğini gözlemlemektedir. Başka bir ifadeyle, başvuranın davası, tanımı gereği kısa bir kararın verilmesini gerektiren kısa bir yargılamayla ele alınmıştır. Ardından Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesini sağlayan nedenleri belirterek, kararını yeterince gerekçelendirdiği kanısına varmaktadır. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı aynı zamanda, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup. 12 Ekim 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy