AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR ve
KAYITTAN DÜŞÜRÜLME KARARI
Başvuru no: 43501/05
Hilmi SANDIKÇI / Türkiye
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 27 Mart 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
10 Kasım 2005 tarihinde yapılan başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle 22 Ocak 2018 tarihinde davalı Hükümet tarafından gönderilen deklarasyonu göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Hilmi Sandıkçı 1956 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran 21 Kasım 1980 tarihinde yasadışı örgüt üyesi olduğu şüphesiyle yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
5. Erzincan Sıkıyönetim Mahkemesi 26 Kasım 1982 tarihinde başvuranın lehine karar vermiş olup başvuranın salınmasına karar vermiştir.
6. Başvuran, 8 Şubat 1990 tarihinde hakkındaki suçlamalardan beraat etmiştir.
7. Başvuran, 466 sayılı Kanun uyarınca tutukluluğunun hukuka uygun olmadığını belirterek 12 Haziran 1998 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde tazminat davası açmıştır
8. İlgili mahkeme, 14 Mayıs 2010 tarihinde başvuranın talebini kısmen kabul etmiştir. Yargılamalar sırasında, Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaası başvurana iletilmemiştir.
9. Yargıtay, 14 Mayıs 2010 tarihli kararı 28 Mayıs 2012 tarihinde onamıştır.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde gerçekleştirilen yargılamalar sırasında Cumhuriyet Savcısının sunduğu yazılı görüşün kendisine tebliğ edilmemesinin, çekişmeli ve adil yargılanma hakkının ihlaline neden olduğu hususunda şikâyette bulunmuştur. Aynı başlık altında, başvuran yargılamaların uzunluğunun makul olmadığını iddia etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi
11. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında, Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde görülen yargılamalar sürecinde Cumhuriyet Savcısının yazılı mütalaasının kendisine tebliğ edilmemesinin, çekişmeli ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği hususunda şikâyetçi olmuştur.
12. Dostane çözüm girişimlerinden sonuç alınamaması üzerine Hükümet, Mahkemeye göndermiş olduğu 22 Ocak 2018 tarihli bir yazıyla, başvurunun bu kısmında ileri sürülen hususun çözüme kavuşturulması amacıyla tek taraflı bir deklarasyon düzenlemeyi teklif ettiğini bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Söz konusu deklarasyon, aşağıdaki gibidir:
“AİHM önünde derdest bulunan yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, başvuran Hilmi Sandıkçı’ya, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zararlar ve masraf ve giderler karşılığında 200 avro (iki yüz avro) ödemeyi teklif ettiğini beyan ederim.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.
Hükümet, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Cumhuriyet savcısının Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu yazılı mütalaanın başvurana tebliğ edilmemesinin başvuranın adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini değerlendirmektedir (Meral/Türkiye, no. 33446/02, 27 Kasım 2007). Hükümet, Mahkemeyi başvurunun incelenmesine devam etmesi için bir sebep kalmadığı gerekçesiyle davayı Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca kayıttan düşürmeye davet etmiştir. Hükümet adına. ”
13. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, Mahkemenin aşağıdaki durumda başvuruyu kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkemece tespit edilen başka herhangi bir gerekçeyle, başvurunun incelenmeye devam edilmesini haklı kılacak bir neden bulunmadığı takdirde...”
14. Mahkeme ayrıca, belirli koşullarda, başvuranların davasının incelenmesine devam edilmesini istemesine rağmen davalı Hükümet tarafından yapılan tek taraflı bir deklarasyon temelinde, başvuruyu 37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
15. Bu nedenle, Mahkeme, söz konusu deklarasyonu, başta Tahsin Acar kararı olmak üzere, içtihatlarından doğan ilkeler ışığında dikkatli bir şekilde inceleyecektir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlara ilişkin karar) [GC], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI; ayrıca bk. WAZA Spółka z o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
16. Mahkeme, Türkiye aleyhine açılmış olanlar da dâhil olmak üzere çok sayıda davada, Cumhuriyet savcısının yazılı görüşünün yargılamalar sırasında başvuranlara tebliğ edilmemesine yönelik şikâyetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (örneğin bk. Meral/Türkiye no. 33446/02, §§ 32-39, 27 Kasım 2007).
17. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi).
18. İlâveten, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesinin son cümlesi).
19. Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimini çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen sürede ödenmemesi durumunda, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankasının uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağa basit faiz uygulanır.
20. Mahkeme, son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 2 maddesi uyarınca tekrar kayda alınacağının altını çizmektedir (Josipović/Sırbistan (k.k), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
21. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, söz konusu şikâyetin kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
B. Yargılamaların uzunluğu
22. Başvuran, yargılamaların süresinin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen “makul süre” gerekliliğine uygun olmadığı konusunda şikâyet etmiştir.
23. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğuna ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruların ele alınması amacıyla yeni bir Tazminat Komisyonunun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurmadığı için iç hukuk yollarını tüketmediğini ve bu gerekçenin Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) davasında Mahkeme tarafından tanındığını belirtmiştir.
24. Mahkeme, Hükümet tarafından da ortaya konulduğu üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) başvurusunda pilot karar usulünün uygulanmasını müteakip Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Daha sonra, Mahkeme, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasındaki kararında iç hukuk yollarını, yani bu yeni hukuk yolunu tüketmediği gerekçesiyle, yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme bu kararı verirken özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
25. Dolayısıyla, Hükümet’in başvuranın 6384 sayılı Kanun’la getirilen yeni iç hukuk yoluna başvurma yükümlülüğüne ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak Mahkeme, Turgut ve Diğerleri (yukarıda anılan) davasında vardığı sonucu yinelemektedir. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında sunduğu deklarasyon metninde yer alan koşulları ve yine aynı metin içerisinde dile getirilen taahhütlerin yerine getirilmesi amacıyla öngörülen yöntemleri dikkate almış;
Başvurunun, Sözleşmenin 37 § 1 (c) maddesine uyarınca kayıttan düşürülmesine,
Başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 19 Nisan 2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy