AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 77023/12
Ozan Barış SANLISOY / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hakimler,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 8 Kasım 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 8 Ekim 2012 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu dikkate alarak, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca başvurunun öncelikli olarak incelenmesi taleplerini, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevap olarak sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerenin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Ozan Barış Sanlısoy (« başvuran») 2006 doğumlu ve İstanbul’da ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuru, kendi nam ve hesabına velayeten annesi Neslihan Sedef Erken ve babası Saim Ogün Sanlısoy tarafından yapılmıştır. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat C. Kali tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (« Hükümet») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Somut olayın koşulları
3. Davanın olayları tarafların ifade ettikleri şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından 20 Mayıs 2009 tarihinde başvurana Atipik Otizm (PDD-NOS[1]) teşhisi konulmuştur. Komisyon tarafından düzenlenen raporda başvuranın, %40 fiziksel engeli bulunduğu ve özel eğitime devam etmesinin tavsiye edildiği belirtilmiştir.
5. Beşiktaş Rehberlik ve Araştırma Merkezine (İstanbul) bağlı özel eğitim değerlendirme komisyonu 24 Kasım 2009 tarihinde başvuran adına bir eğitim planı hazırlamıştır.
6. Bu komisyon Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından gelişim bozuklukları yaşayan kişilerin eğitimine destek programına ilişkin olarak alınan 28 Aralık 2008 tarihli ve 285 sayılı karar gereği 3 Haziran 2010 tarihinde değerlendirme raporu hazırlamıştır, bu rapora göre başvuranın şu noktalarda gelişimini amaçlayan bir eğitimin verilmesi gerekmektedir :
– motor beceri,
– oyun ve müzik becerileri,
– taklit becerisi,
– sosyal beceri,
– bir soruya cevap verme becerisi,
– sözlü iletişim becerisi,
– kişisel bakım becerisi,
– senkronize olma becerisi.
Başvuranın altı ay boyunca bu hususlardan müteşekkil bireyselleştirilmiş özel eğitim alması gerektiğine karar verilmiştir.
7. Yukarıda adı geçen komisyon 11 Haziran 2010 tarihinde hazırlanan eğitim planında belirtilen ihtiyaçları gözeterek başvuranın okul öncesi kaynaştırma modelli eğitim programına devam etmesini kararlaştırmıştır.
8. Başvuranın anne ve babası 28 Eylül 2011 tarihinde Feyziye Mektepleri Vakfı’na bağlı bir kuruluş olan Işık Okulu’nun Anaokulu’na başvuranın kaydının yapılmasını talep etmişlerdir.
9. Başvuranın avukatına göre 3 ve 4 Ekim 2011 tarihlerinde kesin kayıt konusunda bir karar vermeden önce, müvekkilinin eğitimcilerle tanışması amacıyla eğitim kurumunda bir kaç saat geçirmesine izin verilmiştir. Bu denemenin ardından okul müdürü başvuranın ailesine başvuranın kabul edilmesinden yana olduğunu ancak kararı vakıf ve okul yönetiminin vereceğini bildirmiştir.
10. 14 Ekim 2011 tarihide, alanında uzman kişilerin yaptıkları değerlendirmeye gore, okulun gerekli altyapıya sahip olmadığı, başvuranın anne ve babasına okul yönetimince bildirilmiştir.
11. Başvuranın ailesi 1 Kasım 2011 tarihinde çocuklarının adına ve hesabına hareket ederek Işık Okulu Genel Müdürlüğü hakkında Türk Ceza Kanununun 122. maddesinin 1. fıkrasında suç olarak tanımlanan ayrımcılık suçu nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na (Cumhuriyet savcısı) suç duyurusunda bulunmuşlardır. Başvuranın ailesi şikayetlerine dayanak olarak 6 Haziran 1997 tarihli ve 573 Sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin («573 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ») 24. maddesi uyarınca özel okulların da -tüm devlet okullarında olduğu gibi- kendi çevrelerinde oturan çocuklara özel eğitim hizmeti sağlamakla yükümlü olduklarını belirtmişlerdir. Başvuranın ailesi, özel bir eğitime ihtiyacı olan çocuklar için okul öncesi eğitimi zorunlu kılan 573 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesi uyarınca oğullarını Işık Okulunun Anaokulu Bölümüne 28 Eylül 2011 tarihinde kayıt yaptırmak üzere talepte bulunduklarını ve çocuklarının otistik olması nedeniyle reddedilmelerini şikayet konusu yapmışlardır.
12. Cumhuriyet savcısı 22 Kasım 2011 tarihinde Şişli Emniyet Müdürlüğüne ihtilaf konusu tarafların davet edilmesi ve tanık ifadelerinin alınması için bir müzekkere göndermiştir.
13. Polis 20 Aralık 2011 tarihinde Feyziye Mektepleri Vakfı’nın Genel Müdürü olan E.B.’nin ifadesini almıştır. Bu kişi ana sınıfına kayıtların önceden yapılan mülakatlarla gerçekleştirildiğini beyan etmiştir. E.B. başvuran ve annesinin görüşme için okula davet edildiklerini, iki psikolojik danışman ve bir eğitimciden oluşan kurulun bu görüşmenin ardından çocuğun davranışlarının tanımlandığı görüş dosyası hazırladığını belirtmiştir. E.B. bu kurulun, diğer çocukların arasındayken sergilediği davranışlarının değerlendirilmesi için başvuranın yeniden okula davet edilmesine karar verdiğini sözlerine eklemiştir. E.B. başvuranın annesine okulun özel bir eğitim vermeye yetkili olmadığının belirtildiğini ve çocuğunu bir kuruma kaydettirebilmesi için rehberlik ve araştırma merkezinden bir rapor talep etmesi gerektiği konusunda ilgilinin bilgilendirdiğini ifade etmiştir. E.B. çocuğun annesinin okula hiçbir zaman böyle bir rapor sunmadığını ileri sürmüştür. Son olarak okulun çocuğun gereksinimlerine hassasiyet gösterdiğini ve kendi bakış açısına göre, çocuğun ihtiyaçlarına uygun bir eğitimden faydalanmasına imkan sağlaması açısından doğru yönlendirdiğini iddia etmiştir.
14. Söz konusu okulun psikolojik danışmanı R.Ü.’nün de 21 Aralık 2011 tarihinde ifadesi alınmıştır. R.Ü. çocukla 3 Ekim 2011 tarihinde yaptığı bireysel görüşme boyunca diğer gözlemleri arasında bu çocuğun verilen komutları anlamadığını, kendisine seslenildiğinde cevap vermediğini, göz kontağı kuramadığını ve bireysel olarak hareket ettiğini gözlemlediğini beyan etmiştir. R.Ü. görüşlerini okul müdürüne aktardığını belirtmiştir. R.Ü. buna ek olarak başvuranın 4 Ekim 2011 tarihinde beş yaş öğrencilerinden oluşan bir grupla ve altı yaş öğrencilerinden oluşan bir grupla ayrı ayrı yirmişer dakika geçirdiğini belirtmiştir. Bu vesileyle çocuğun her iki grup öğrencilerine de ilgi göstermediği ve bir faaliyet için yer değişikliği gerektiğinde salondan çıkmayı reddettiği anlaşılmıştır. R.Ü. okul müdürünün ve başvuranın annesinin, çocuğun özel eğitimin yanı sıra kişisel bir eğitim ve ilgi gereksinimi olduğu konusunda bilgilendirildiklerini ifade etmiştir.
15. Aynı gün içinde ifadesi alınan okul müdürü, öncelikle okul hakkında bilgi sahibi olmak isteyen ve kurum bünyesindeki kayıt koşulları kendisine izah edilen başvuranın annesiyle bir telefon görüşmesi olduğunu beyan etmiştir. Okul müdürü başvuranın otistik olduğunun görüşme boyunca belirtilmediğini ifade etmiştir. 3 ve 4 Ekim 2011 tarihlerinde çocuk ve annesine iki kez randevu verildiğini ve bu görüşmelerin sonunda eğitmenlerin özel eğitim almasının çocuk için gerekli olduğu değerlendirmesini yaptıklarını dile getirmiştir. Bu bakımdan okulun bu tür eğitim hizmeti vermediği ve bünyesinde bu eğitimi verecek yeterlilikte eğitmenlerin bulunmadığı hususunda başvuranın annesinin bilgilendirildiğini belirtmiştir. Okul müdürü çocuğunun ihtiyacı olan eğitimin sağlanmasının bu okul için mümkün olmadığını başvuranın annesine belirttiğini ifade etmiştir.
16. Henüz öğrenciyken ve öğretmenlik mesleğine hazırlanırken başvuranla çalışmış olduğunu beyan eden Ç.V.’nin ifadesi de, 21 Aralık 2011 tarihinde alınmıştır. Ç.V., çocuğun annesinin talebi üzerine haftada iki kez iki saat süreyle çocuğa bireysel destek vermeye çalıştığını ifade etmiştir. Ç.V. ilk günler başvuranla göz kontağı kuramadığını, çocuğun kendisiyle konuşmadığını, varlığını hissetmediğini dile getirmiştir. Ç.V. başvuranın kendisiyle göz kontağı kurması için altı ay çalışması gerektiğini sözlerine eklemiştir. Ç.V. buna ek olarak kendisi tarafından önerilen oyun ve faaliyetlere katılmadığını, çocuğun kendi başına hareket ettiğini dile getirmiştir. Ç.V. son olarak okul müdürüyle temas kurduğunda başvuranın saldırgan bir tutumunun olmadığını ancak okul bünyesindeki faaliyetlere katılacak seviyede olmadığını bildirdiğini beyan etmiştir.
17. Bakım merkezinde başvuranı izleyen gelişme psikoloğu S.P.K.’ nın ifade tutanağı 24 Aralık 2011 tarihinde düzenlenmiştir. Bu belgede ilgili, başvuranın kaynaştırma modelli eğitim almaya elverişli olduğunu beyan etmiştir.
18. Cumhuriyet savcısı, ileri sürülen olaylar hakkındaki şikayetleri destekler nitelikte hiçbir delil bulunmadığı kanaatiyle 19 Ocak 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
19. Başvuranın ailesi, Cumhuriyet savcısının kararında gerekçe belirtmediğini ileri sürerek ve oğullarının otistik olması nedeniyle okula kabul edilmediğini yineleyerek bu karara itiraz etmişlerdir.
20. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kanuna ve usule uygun olduğu kanaatiyle 7 Mayıs 2012 tarihinde bu itiraz başvurusunu reddetmiştir.
21. Başvuranın avukatı Işık Okulu’na kayıt talebinde bulunmadan önce başvuranın bir devlet okulu olan 50. Yıl Süheyla Artam Anaokulu’na kaydedildiğini ifade etmiştir. Öğretim yılı başlamadan önceki yaz döneminde müvekkilinin ailesinin, okul müdürü ile bir görüşme yaptığını belirtmiştir. Okul müdürü oğullarının kalabalık içinde kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve okulun, özel eğitimden yararlanacak bir çocuğun ihtiyaçlarına uygun olmadığını belirtmiştir. Okul müdürü onlardan mümkünse başka yere kayıt yaptırmalarını istemiştir. Başvuranın ailesi okula bizzat ziyarette bulunmuş ve anaokulu sınıfının alan olarak küçük olduğunu, sınıftaki kayıtlı öğrencilerin sayısının yüksek olduğunu, sınıfta yalnızca bir eğitimcinin olduğunu, materyal olanaklarının eksik olduğunu tespit etmişlerdir. Başvuranın ailesi bu durumda oğullarının Işık Okulu’na kaydedilmesine karar vermişlerdir. Avukat buna ek olarak başvuranın ailesinin Işık Okulu’nun taleplerini geri çevirmesinin ardından başka özel okullara da başvurduklarını ve başvurularının, kaynaştırma öğrencilerini kabul etmedikleri gerekçesiyle bu okullar tarafından da reddedildiğini dile getirmiştir. Kendi beyanlarına göre oğulları 2011 öğretim yılında okula gidememiştir ve rehabilitasyon merkezinde sadece haftada iki eğitim seansına devam etmiştir.
22. 2012 yılında başvuran, devlet okulu Maçka İlköğretim Okulu’na kaydolmuştur. Avukatına göre bu kayıt ancak başvuranın ailesinin ısrarı üzerine mümkün olabilmiştir. Avukat ayrıca başvuranın, bir yardımcı eşliğinde derslere yarım gün katıldığını, bu yardımcının masraflarının aile tarafından karşılandığını, bu yardımcının başvurana eşlik etmesine okul idaresini ikna etmeyi başardıktan sonra derslere girebildiğini belirtmektedir. Bu okulun koleje dönüşmesi nedeniyle başvuran, ailesi tarafından bakımı üstlenilen bir yardımcı desteğiyle gittiği başka bir devlet okulu Sait Çiftçi İlköğretim Okulu’na kayıt yaptırmıştır. Başvuranın avukatına göre bu okulda özel eğitim verilmesini sağlayan koşullar bulunmamaktadır.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
1. İlgili iç hukuk
23. Türk Anayasa Mahkemesi’ndeki bireysel başvuru hakkına ilişkin somut olayla ilgili mevzuat hükümleri Hasan Uzun / Türkiye ((kabul edilebilirlik kararı), no. 10755/13, 30 Nisan 2013) davasında tanımlanmıştır.
24. Türk Anayasası’nın 42. maddesi kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağını düzenlemektedir.
25. 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, özel eğititim gerektiren bireylere yönelik genel ve mesleki eğitimi düzenleyen esasları ifade etmektedir.
Bu metnin somut olayla ilgili kısımları şu şekildedir:
« Özel eğitime ilişkin genel esaslar
Madde 4. (...) Özel eğitime ilişkin genel ilkeler şunlardır:
a) Özel eğitim gerektiren tüm bireyler, ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetlerinden yararlandırılır. (...)
b) [Bireyin] özel eğitime erken başlaması esastır.
c) Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür.
d) (...) diğer bireylerle birlikte eğitilmelerine öncelik verilir.
e) Özel eğitim gerektiren bireylerin (...) eğitimlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi için her türlü rehabilitasyonlarını sağlayacak kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılır.
f) Özel eğitim gerektiren bireyler için bireyselleştirilmiş eğitim planı geliştirilmesi ve eğitim proğramlarının bireyselleştirilerek uygulanması esastır.
g) Ailelerin, özel eğitim sürecinin her boyutuna aktif katılmalarının sağlanması esastır.
(...)
Okul öncesi eğitimi
Madde 7. Tanısı konulmuş özel eğitim gerektiren çocuklar için okul öncesi eğitimi zorunludur. Bu eğitim özel eğitim okulları ile diğer okul öncesi eğitim kurumlarında verilir. [Bu bireylerin] gelişim ve bireysel özellikleri dikkate alınarak, özel eğitim gerektiren çocukların okul öncesi eğitim süreleri uzatılabilir.
(...)
Eğitim ortamları
Kaynaştırma
Madde 12. Özel Eğitim gerektiren bireylerin eğitimleri, hazırlanan bireysel eğitim planları doğrultusunda akranları ile birlikte her tür ve kademedeki okul ve kurumlarda uygun yöntem ve teknikler kullanılarak sürdürülür.
Özel eğitim okullarında eğitim
Madde 13. - Benzer yetersizlikleri olan akranları ile birlikte ayrı bir okul veya kurumda eğitim görmeleri gereken özel eğitim gerektiren öğrencilerin eğitimi, (...) özel eğitim okul ve kurum larında sürdürülür (...)
Özel eğitim desteği
Madde 14. (...) eğitim programlarının amaçlarını gerçekleştirmek üzere özel eğitim desteği verilir. Bu amaçla bireysel ve grupla eğitim imkanları sağlanır
Herhangi bir eğitim kurumuna devam edecek durumda olmayan zorunlu eğitim çağındaki özel eğitim gerektiren bireylere yetersizlikten etkilenme düzeyine bakılmaksızın temel yaşam becerilerini geliştirme ve öğrenme ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik eğitim programları uygulanır (...)
Özel eğitim okul ve kurumları
Özel eğitim okulları
Madde 18. Durumları ayrı bir okulda özel eğitim gerektiren bireyler için özür ve özelliklerine uygun (...) özel eğitim okulları açılır (...)
(...)
Diğer okul ve kurumlarda özel eğitim
Madde 20. [Durumları normal akranları] ile birlikte eğitim görmeye uygun olan özel eğitim gerektiren bireyler, eğitim ve öğretimlerini resmi ve özel okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim okullarında sürdürürler. Bu okullarda özel eğitim gerektiren bireylere özel eğitim desteği sağlamak üzere yardımcı derslikler oluşturulur, özel araç-gereç ile eğitim materyalleri sağlanır ve diğer özel tedbirler alınır. Durumları ayrı bir sınıfta eğitilmeyi gerektiren öğrenciler için özür ve özelliklerine göre okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim okullarında özel eğitim sınıfları açılır.
(...)
Özel eğitime destek sağlayan kurumlar
Rehberlik ve araştırma merkezleri
Madde 21. Rehberlik ve araştırma merkezleri, eğitimöğretim kurumlarındaki rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülebilmesine ilişkin gerekli her türlü çalışmaların yanısıra özel eğitim gerektiren bireyleri de tanılamada belirtildiği (...) en uygun eğitim ortamını önerir ve (...) rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri sunar.
(...)
Çeşitli hükümler
(...)
Resmi ve özel eğitim kurumlarında eğitim
Madde 24. Resmi ve özel okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim (...) kendi çevrelerindeki özel eğitim gerektiren bireylere özel eğitim hizmetleri sağlamakla yükümlüdürler
(...) özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim- öğretim görmelerini sağlamak üzere gerekli tedbirler alınır. »
26. 3 Mayıs 2013 tarihli ve 6462 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla değişen Engelli Bireylere Dair 1 Temmuz 2005 tarihli ve 5378 sayılı Kanunun somut olayla ilgili kısımları şu şekildedir :
« Eğitim ve öğretim
Madde 15. Hiçbir gerekçeyle engellilerin eğitim alması engellenemez. Engelli çocuklar, gençler ve yetişkinler, (...) özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak ve engelli olmayan bireylerle bütünleştirilmiş ortamlarda benzer eğitim imkanlarından yararlandırılır ».
27. 31 Mayıs 2006 tarihli Resmi Gazete’de (« RG ») yayımlanan özel eğitim hizmetlerine dair yönetmeliğin somut olayla ilgili kısımları şu şekilde ifade edilmektedir:
« Eğitsel değerlendirme ve tanılama
Madde 7. (1) Eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecinde, eğitsel amaçla bireyin tüm gelişim alanındaki özellikleri [bakımından] ve akademik disiplin alanlarındaki yeterlilikleri ile eğitim ihtiyaçları belirlenerek en az sınırlandırılmış eğitim ortamına ve özel eğitim hizmetine karar verilir.
(2) (14.03.2009 tarihli RG- değişen ikinci cümle).Bireyin eğitsel değerlendirme ve tanılaması rehberlik ve araştırma merkezinde oluşturulan özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından nesnel, standart testler ve bireyin özelliklerine uygun ölçme araçlarıyla yapılır. “Tanılamada; bireyin özürlü sağlık kurulu raporu ile zihinsel, fiziksel, ruhsal, sosyal gelişim özellikleri ve akademik disiplin alanlarındaki yeterlilikleri, eğitim performansı, ihtiyacı, eğitim hizmetlerinden yararlanma süresi ve bireysel gelişim raporu dikkate alınır.”
(...) »
« Yönlendirme, yerleştirme ve izleme
Yönlendirme
Madde 11. (1) (...) özel eğitim hizmetine karar verilerek eğitim planı ve özel eğitim değerlendirme kurul raporu hazırlanmasını içeren bir süreçtir.
(...)
Yerleştirme
Madde 12. (1) (Cümle eklenmiştir: 14.3.2009/27169 RG) Özel eğitim hizmetleri kurulu, özel eğitim değerlendirme kurul raporu doğrultusunda özel eğitime ihtiyacı olan bireyi uygun resmî okul veya kuruma yerleştirir. Bu kurul, Özel Eğitim Değerlendirme Kurulunun yönlendirme raporu ve velinin isteği doğrultusunda özel okullarda öğrenimlerini sürdüren öğrencinin, bulunduğu okulda kaynaştırma yoluyla eğitime devam etmesi için de karar alabilir.”
(...) »
2. Devlet Denetleme Kurulu’nun 2009/5 sayılı raporu
28. Devlet Denetleme Kurulu 27 Ağustos 2009 tarihinde 2009/5 sayılı ve « (...) faaliyetlerinin denetimi ile özürlü bireyler, yakınları ve tüm toplumda özürlülük konusunda toplumsal bilinç ve duyarlılık oluşturulması amacıyla yapılan çalışmaların değerlendirilmesi ve (...) düzenli ve verimli şekilde yürütülmesi ve geliştirilmesi için alınması gereken tedbirler”[2] başlıklı bir rapor hazırlamıştır.
Bu raporun somut olayla ilgili bölümleri şu şekilde ifade edilmiştir:
« IV. Engellilerin eğitimi ile ilgili sorunlar
A. Kayıtla ilgili sorunlar
Eğitim kurumları, özel eğitim gerektiren öğrencilere eğitim hizmeti vermek zorundadırlar (Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, md. 24).
(...) İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde 2008 yılında yapılan bir değişiklikle (md. 17/a) ilköğretim okullarının birinci sınıflarına kayıtların, (...) öğrencinin ikamet adresi esas alınarak yapılacağı hükmü getirilmiştir. Ancak aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin (g) bendi gereğince kayıt için ikamet adresi şartı özürlü öğrenciler için aranmamıştır (...) Görüldüğü gibi, ilk ve orta öğretimde engelli öğrencilerin doğrudan okullara kaydolmalarının önünde herhangi bir engel yoktur. Dolayısıyla özürlü öğrencilerin, adres şartı aranmaksızın kayıtlarının istedikleri okula yapılması zorunludur. Bununla birlikte uygulamada, özürlü öğrencilerin okullara kaydedilmelerinde okul yönetimleri tarafından bir takım zorluklar çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Okul yönetimleri, kendilerine müracaat eden özürlü öğrencileri doğrudan kaydetme yerine RAM (Rehberlik Araştırma Merkezi) raporu istemektedirler. RAM’ın değerlendirme kurulu, okula kaydolmak isteyen özürlü öğrencinin müracaatı üzerine, daha önce alınmış olan sağlık kurulu raporunu da dikkate alarak, akademik beceriler, sosyal ve psikolojik durum, özbakım becerileri açısından bir değerlendirme de kendisi yaparak bir “özel eğitim değerlendirme kurulu raporu” düzenlemektedir. Bu rapor ile öğrenci RAM’ın uygun gördüğü özel eğitim sınıfı olan ya da normal okula müracaat edebilmektedir.
Öğrenci velisi için bu sıkıntılı süreci tamamlamış olmak, çocuğunu okula kayıt yaptırabilmesi için kesin bir güvence sağlamamaktadır. Okul yöneticileri, SBS’de okul başarısının düşeceği kaygısı ile özürlü öğrenciye önyargıyla bakmakta, okulun fiziki durumu ve araç gereçlerinin bu öğrenciler için uygun olmaması, öğretmenlerin bu özel eğitim konusunda yeterli bilgi ve donanıma sahip olmaması ve bazı normal çocuk ailelerinin baskısı nedeniyle, özürlü öğrencileri okullarına yerleştirmede çeşitli zorluklar çıkarmaktadırlar.
Uygulamada okul yöneticileri genellikle, kendilerine başvuran öğrencinin kaydını yapmak yerine, RAM raporu istemektedirler. RAM raporu gelince de başka gerekçelerle başvuruları geri çevirmek yolunu tercih edebilmektedirler. Velilere genellikle çocuklarını, Millî Eğitime bağlı özel eğitim okullarına kaydettirmeleri tavsiye edilmektedir. Fakat bu okulların kapasitesi yetersiz olduğu için buralara da kayıt yaptırmak zordur. Veliler bu okullara müracaat ettiklerinde kendilerine, öğrencilerini, özel eğitim sınıfı olan bir okula kaydettirmeleri gerektiği söylenmektedir.
Bu tür nedenlerle, öğrencisini okula kaydettiremeyen veliler tekrar RAM’lara yönelmekte ve kendileri tarafından verilmiş olan raporlara rağmen okulların öğrencilerini kabul etmediği şikâyetlerini iletmektedirler. Bazı durumlarda RAM’lar okulla irtibat kurarak yöneticileri ikna etmeye çalışmakta, bazı durumlarda ise kendilerinin sadece rapor verebileceklerini, okullara kayıt konusunda yetkilerinin olmadığını ifade etmektedirler. Böylece veliler, okul ile RAM arasında, defalarca tekrarlanan, gerilimli yüzleşmeler yaşamaktadırlar. Özel Eğitim Hizmetleri Kurulunun görevi olan bu konunun özürlü bireyin oturduğu ilde çözülememiş olması özürlü ailelerini ve öğrencileri güç durumda bırakmakta, aileleri ve çocukları dışlayarak eğitimden soğumalarına neden olmaktadır.
Okul yöneticileri, kayıt için çıkardıkları zorluğun sebebini, öğrencinin kendi durumuna en uygun okula yerleştirilmesini ve böylece en doğru eğitimi almalarını sağlamak olarak izah etmektedirler. Oysa özürlü öğrencileri kaydetmek istememelerinin en önemli nedenlerinden biri, diğer velilerin, kendi çocuklarının sınıfında, özürlü bir öğrenciyi istememeleridir. Bu velilerden, hem öğretmenlere hem de yöneticilere sürekli olarak gelen şikâyetler karşısında yöneticiler, çok fazla veli ile sorun yaşamak yerine sadece özürlü velisi ile sorun yaşamayı göze almaktadırlar
(...) »
C. İlgili uluslararası hukuk
1. Avrupa Sosyal Şartı’nın uygulanması hakkında 8. Ulusal Rapor
29. Avrupa Sosyal Şartı Sekreterliği 17 Haziran 2016 tarihinde Türk Hükümeti tarafından hazırlanan 8. Ulusal Raporu kayıt altına almıştır. Bu raporun somut olayla ilgili bölümleri şu şekildedir:
« (...)
2002-2013 yılları, Türkiye’de engellilerle ilgili olarak devrim niteliğinde adımların atıldığı önemli bir dönemdir. Bu dönemde, engelliler hakkında ilk Türk kanunu yürürlüğe girmiştir. Engelliler hakkında yürürlükte bulunan mevzuat, 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un uygulanmasına ilişkin diğer kanunlarla birlikte yaklaşık 1,500 hükümden oluşmaktadır.
Söz konusu Kanun, BM Engelli Hakları Sözleşmesi (EHS) kapsamındaki yükümlülükler doğrultusunda 6 Şubat 2014 tarihinde yeniden düzenlenmiştir. Öncelikle, EHS ilkeleri, söz konusu kanuna geniş ölçüde yansıtılmıştır. Ayrıca, “engelli” ifadesi, EHS’nin insan hakları yaklaşımı temel alınarak; fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre koşullarından etkilenen bireyi ifade eder şeklinde yeniden tanımlanmıştır (4. madde). Ek olarak, “engelliliğe dayalı ayrımcılık, ayrımcılık türleri, uygun barınma ve erişilebilirlik” gibi terimler de dahil olmak üzere, çeşitli terimler EHS doğrultusunda tanımlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, ayrımcılık yasağı ilkesi kapsamında engelli bireylere tam ve eşit hakların sağlanmasına olanak tanımaya yönelik tedbirleri içeren EHS’yi imzalayan ilk ülkelerden biridir. Bağlayıcı hükümleri bulunan ilk ve tek uluslararası belge niteliğindeki EHS, Türkiye tarafından 30 Mart 2007 tarihinde imzalanmıştır. Söz konusu sözleşme, 27 Mayıs 2009 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme’ye Ek İhtiyari Protokol ise Türkiye tarafından imzalanmış ve onaylama süreci 26 Mart 2015 tarihi itibariyle tamamlanmıştır. Onay tarihinden itibaren, söz konusu Sözleşme ve Protokol, Türkiye’nin engelli hakları politikasında esas alınmaktadır.
EHS’nin iç hukuktaki içeriği ve durumu itibarıyla; Türkiye tarafından onaylanması, Türkiye’de engelli bireylerin haklarının korunması, geliştirilmesi ve arttırılmasına yönelik önemli olanaklar ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, ulusal uygulamayı uluslararası kabul gören standartlara taşıyarak engelli bireylerin haklarının arttırılmasına, uygulama süreçlerinin izlenmesinin geliştirilmesine, Türkiye’de engelli bireylere ilişkin kanunların ve politikaların devreye sokulmasına ve bu tür politikaların uygulanmasında ortaya çıkabilecek olası eksikliklerin giderilmesine katkı sağlamıştır.
Engelliler Hakkında Kanun uyarınca; Devletin, insan onur ve haysiyetinin dokunulmazlığı temelinde, genel olarak engellilerin ve engelliliğin her tür istismarına karşı sosyal politikalar geliştirmesi esastır; Engelliliğe dayalı ayrımcılık yapılamaz ve ayrımcılıkla mücadele engellilere yönelik politikaların temel esasıdır (4. madde).
Engelliliğe dayalı ayrımcılık yasağı konusunda bir başka önemli yasal düzenleme de 2005 yılında Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yapılan değişikliktir. Söz konusu değişiklik uyarınca, “engellilik” ifadesi suç teşkil eden fiil sayılan ayrımcılık koşullarına eklenmiş ve böylece engelliliğe dayalı ayrımcılık suç kapsamına dahil edilmiştir (122. madde). Bu itibarla, TCK’de suç sayılan fiillerden herhangi birini işleyen ve böylece bireyler arasında engellilik yönünde ayrımcılık yapan bir kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına veya adli para cezasına mahkum edilecektir.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda; eğitim kurumlarının, herhangi bir ayrım gözetmeksizin herkese açık olduğu hüküm altına alınmıştır. Söz konusu Kanun hükümleri uyarınca, bütün Türk vatandaşları ilköğretim görme hakkına sahiptir. Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkân eşitliği sağlanır. İlgili Kanun’da ayrıca, özel eğitime ve korunmaya muhtaç çocukların eğitim haklarını kullanmalarının sağlanması için özel tedbirler alınmasına yönelik bazı hükümler de yer almaktadır (...)
(...)
2012-2013 eğitim öğretim yılında, 186,772 öğrenci kaynaştırma modelli veya özel eğitimden faydalanmıştır. MEB ayrıca, kaynaştırma eğitim uygulamalarında karşılaşılan sorunlara çözüm bulmak amacıyla çeşitli yayınlar hazırlamaktadır. Örneğin; yönetici, öğretmen ve aileler için “Okullarımızda Neden Niçin Nasıl Kaynaştırma” başlıklı bir kılavuz ile okul öncesi öğretmenleri için “Okul Öncesi Özel Eğitim ve Kaynaştırma Kılavuzu” başlıklı bir kitap hazırlanarak MEB’in resmi sitesinde yayınlanmıştır.
(...).
2. Engelli bireylerin haklarına ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi
30. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 13 Aralık 2006 tarihinde kabul edien Engelli Bireylerin Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin bilhassa somut olayla ilgili bölümleri şu şekilde düzenlenmiştir:
« (...)
Madde 2
Tanımlar
İşbu Sözleşme’nin amaçları açısından:
(...)
Engelliliğe dayalı ayrımcılık” siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi bir alanda insan hak ve temel özgürlüklerinin tam ve diğerleri ile eşit koşullar altında kullanılması veya bunlardan yararlanılması önünde engelliliğe dayalı olarak gerçekleştirilen her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlamayı kapsamaktadır. Engelliliğe dayalı ayrımcılık makul düzenlemelerin gerçekleştirilmemesi dahil her türlü ayrımcılığı kapsar ;
“Makul düzenleme”, engellilerin insan haklarını ve temel özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, ölçüsüz veya aşırı bir yük getirmeyen, gerekli ve uygun değişiklik ve düzenlemeleri ifade eder;
(...)
Madde 24
Eğitim
1. Taraf Devletler engellilerin eğitim hakkını tanır. Taraf Devletler, bu hakkın fırsat eşitliği temelinde ve ayrımcılık yapılmaksızın sağlanması için eğitim sisteminin bütünleştirici bir şekilde her seviyede engellileri içine almasını ve ömür boyu öğrenim imkanı sağlar. Bunun için aşağıdaki hedefler gözetilmelidir:
(a) İnsan potansiyelinin, onur ve değer duygusunun tam gelişimi ve insan haklarına, temel özgürlüklere ve insan çeşitliliğine saygı duyulmasının güçlendirilmesi;
(b) Engellilerin; kişiliklerinin, yeteneklerinin, yaratıcılıklarının, zihinsel ve fiziksel becerilerinin potansiyellerinin en üst derecesinde gelişiminin sağlanması;
(c) Engellilerin özgür bir topluma etkin bir şekilde katılımlarının sağlanması.
2. Taraf Devletler bu hakkın yaşama geçirilmesi için aşağıda belirtilenleri sağlar:
(a) Engelliler engelleri nedeniyle genel eğitim sisteminden dışlanmamalı ve engelli çocuklar engelleri nedeniyle parasız ve zorunlu ilk ve ortaöğretim olanaklarının dışında tutulmamalıdır;
(b) Engelliler yaşadıkları çevrede bütünleştirici, kaliteli ve parasız ilk ve orta öğretime diğer bireylerle eşit olarak erişebilmelidir;
(c) Bireylerin ihtiyaçlarına göre makul düzenlemeler yapılmalıdır;
(d) Engellilerin genel eğitimden etkin bir şekilde yararlanabilmeleri için genel eğitim sistemi içinde ihtiyaç duydukları desteği almalıdır;
(e) Engellilere yönelik bireyselleştirilmiş etkin destekleyici tedbirler, engellilerin tam katılımı hedefine uygun olarak, akademik ve sosyal gelişimi artırıcı ortamlarda sağlanmalıdır.
3. Taraf Devletler engellilerin toplumun eşit üyeleri olarak eğitime tam ve eşit katılımlarını kolaylaştırmak için yaşamı ve sosyal gelişim becerilerini öğrenmelerini sağlar. Taraf Devletler bu amaçla aşağıda belirtilen tedbirleri alır:
(a) Braille ve diğer biçimlerdeki yazıların okunmasının öğrenilmesi, beden dilinin ve alternatif iletişim araçları ve biçimleri ile yeni çevreye alışma ve bu çevrede hareket etme becerilerinin öğrenilmesi, akran desteği ve rehberlik hizmetlerinin kolaylaştırılması;
(b) İşaret dilinin öğrenilmesine, işitme ve konuşma engellilerin dilsel kimliğinin gelişimine yardımcı olunması;
(c) Görme, işitme veya hem görme hem işitme-konuşma engellilerin özellikle çocukların eğitiminin en uygun dille, iletişim araç ve biçimleriyle, onların akademik ve sosyal gelişimini artırıcı ortamlarda sunulmasının sağlanması.
4. Taraf Devletler bu hakkın yaşama geçmesini sağlamak için, engelli olanlar dahil olmak üzere, işaret dilini ve Braille alfabesini bilen öğretmenlerin işe alınması ve eğitimin her düzeyinde çalışan uzmanların ve personelin eğitimi için uygun tedbirleri alır. Sözkonusu eğitim engelliliğe ilişkin bilincin artırılmasını, alternatif iletişim araç ve biçimleri ile destekleyici eğitim tekniklerinin ve materyallerinin kullanılmasını içermelidir.
5. Taraf Devletler engellilerin genel yüksek okul eğitimine, mesleki eğitime, erişkin eğitimine ve ömürboyu süren eğitime ayrımcılığa uğramaksızın diğer bireylerle eşit koşullar altında erişimini sağlar. Taraf Devletler bu amaçla engellilerin ihtiyaçlarına uygun makul düzenlemelerin yapılmasını temin eder.
(...) »
Bu Sözleşme 30 Mart 2007 tarihinde imzalanmıştır ve Türkiye tarafından 28 Eylül 2009 tarihinde onaylanmıştır.
ŞİKAYETLER
31. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesini ve Sözleşme’nin 14. maddesini ileri süren başvuran, eğitim hakkının otistik olması nedeniyle ayrımcı bir muameleyle ihlal edildiğinden şikayet etmektedir. Başvuran Türkiye’de bulunan engelli bireylerin eğitim haklarından yoksun bırakıldıklarını iddia etmektedir. Başvuran iddiasına dayanak olarak Devlet Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan 27 Ağustos 2009 tarihli ve (2009/5 sayılı) raporu sunmakta ve kendisine göre bu raporun, engelli olan çocukların ailelerinin, okula kayıt yaptırmak için, bu çocuklara uygun alt yapı eksiklikleri, özel eğitim konusunda eğitimli personel eksikliği ve uygulamada ayrımcılığın hakim olması nedeniyle karşılaştıkları zorlukları bilhassa vurguladığını belirtmektedir.
32. Sözleşme’nin 13. maddesini ileri süren başvuran şikayetlerinin değerlendirilmesi amacıyla etkin bir başvuru yolundan yararlanamamaktan şikayet etmektedir. Bu bağlamda başvuran, Işık Okulu tarafından kayıt taleplerinin reddedilmesini iç hukuk nezdinde şikayet edebileceği ve bu durumun telafi edilmesi için başvurabileceği bir mahkemenin bulunmadığını iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERENDİRME
33. Başvuran otistik olması nedeniyle eğitim hakkının ayrımcı bir muameleyle ihlal edildiğinden şikayet etmektedir. Başvuran Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesini ve Sözleşme’nin 14. maddesini ileri sürmektedir. Bu hükümler sırasıyla aşaıdaki şekilde ifade edilmektedir:
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi
« Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir. »
Sözleşme’nin 14. maddesi
« Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır. »
34. Başvuran bunun yanı sıra şikayetlerinin değerlendirilmesi için etkin bir başvuru yolundan yararlanamadığını iddia etmektedir. Başvuran Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürmektedir. İlgili hüküm şu şekildedir:
« Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir. »
A. Tarafların gerekçeleri
1. Hükümetin tutumu
35. Hükümet başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır. Bu bağlamda Hükümet herşeyden önce başvuranın ailesinin, yetkili idari makamlara hiyerarşik idari başvuru yapmadıklarını ifade etmektedir. Hükümet başvuranın ailesinin, söz konusu okulun, oğullarının kayıt talebinin reddine karşı yazılı olarak İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurması gerektiği kanısındadır. Hükümet bu başvurunun yeterli olmaması durumunda da idare mahkemelerine başvuru yapmalarının gerekli olduğunu savunmasına eklemiştir.
36. Hükümet 2577 sayılı Kanun uyarınca gidilecek olan idari usulü tanımlamıştır. Hükümet, başvuranın kendi ifadelerine göre Milli Eğitim İl Müdürlüğüyle şifahi görüşmekle, Cumhurbaşkanlığı’na da yazılı bir başvuru yapmakla yetindiğini ifade etmektedir. Bu başvurulara cevap verilmemiştir. İdarenin bu konuda sessiz kalmasına rağmen ilgili, yine de dava açmamıştır.
37. Hükümet bunun ardından Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının 23 Eylül 2012 tarihinde oluşturulduğunu belirtmektedir. Hasan Uzun davasına (yukarıda anılan) atıfta bulunan Hükümet, bireysel başvurunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru sunulmadan önce uygulanması gereken bir başvuru yolu olduğu kanısındadır. Hükümet 6216 Sayılı Kanunun 45.maddesi uyarınca herkesin, Anayasada güvence altına alınmış ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerinden herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla - yani ilgilinin haklı çıkmadığı durumda- Anayasa Mahkemesine başvurabileceğini belirtmektedir. Hükümet, somut olayda başvuranın idare mahkemelerine dava açmadan ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmadan 8 Ekim 2012 tarihinde dolayısıyla 23 Eylül 2012 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapmayı tercih ettiğini ileri sürmektedir.
38. Hükümet ayrıca okula kayıt ve kabule ilişkin usuller ile ihtilaf konusu olaylar tarihinde uygulanabilir mevzuata yönelik esasları ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Hükümet, engelli bireylerin yeterliliklerini de dikkate alarak, eğitim ve özel toplumsal gereksinimlerinin karşılanması amacıyla faaliyete geçirilen özel eğitimin tanımını yapmaktadır.
39. Hükümete göre, farklı akademik disiplinler içinde yer alan toplumsal gelişimleri ve yeterlilikleri ile ilgili özelliklerinin yanı sıra özel eğitim gerektiren öğrencilerin ruhsal, fiziksel ve psikolojik özelliklerinin de belirlenmesi gerekmektedir. Yine Hükümete göre bu öğrencilerin gittikleri okullar, özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından hazırlanan rapora gore onlara fiziksel, sosyal ve psikolojik olarak uygun bir ortam sağlamalıdır ve bu öğrenciler için gerekli etkin bir hizmet sunulmasına imkan sağlayacak özel donanım ve materyalle donanmış olmalıdır.
40. Hükümet bu bağlamda engelli durumda olan öğrencilerin gereksinimlerine cevap veren bireyselleştirilmiş eğitim planlanlarının düzenlenmesi için rehabilitasyon ve araştırma merkezlerinin sunduğu raporların önemi üzerinde durmaktadır. Hükümet, özel eğitim değerlendirme kurulunun, özel eğitime ilişkin yönetmeliğin 11 ve 12. maddeleri uyarınca özel okullara giden öğrencilerin kaynaştırma eğitimlerine devam edebilmelerine yönelik bir karar alması gerektiğini eklemektedir.
41. Hükümet, Işık Okulu’nun valilik tarafından uygun bulunan bir kayıt usulü izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet, yönetmeliğin 36. maddesine göre anaokulu sınıfına ya da temel eğitim birinci sınıfa kayıt talebinde bulunan çocukların gelişim seviyelerinin bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini belirtmektedir. Söz konusu yönetmelik buna ek olarak ailelerle ön görüşme yapılmasını, çocukların ön kaydının aday olarak yapılmasını ve kabul kontenjanında yer aldığında da bu çocukların kesin kaydının yapılmasını öngermektedir.
42. Ayrıca Hükümet somut olayda dava konusu okulun, başvuranın ailesini, özel bir okul olduğu, bir özel eğitim kurumu olmadığı ve dolayısıyla bünyesinde bu tür eğitim verebilecek kapasitede uzmanların bulunmadığı konusunda bilgilendirdiğini ifade etmektedir. Öte yandan, okul yönetimi başvuranın ailesi ile görüşme yapmış ve çocuğu rehabilitasyon ve araştırma merkezine yönlendirmeden önce çocuğun gereksinimlerinin değerlendirilmesini yapmıştır. Hükümete göre özel okulun yönetimi engel durumunu ve çocuğun menfaatini göz önünde bulundurarak ailesine tavsiyede bulunmuş ve başvuranın ilgiye ve bireyselleştirilmiş eğitime ihtiyacı olduğunu, dolayısıyla okulun yöntemlerine ve burada görev yapan eğitimcilere intibak etmede zorlanacağını bildirmiştir.
43. Hükümet, başvuranın ifadelerine göre özel okulların devlet okullarından farkının kayıt öncesi ön görüşme içeren özel bir kabul usulü izlemesi nedeniyle başvuranın sadece engeli nedeniyle okula kaydedilmemesine ilişkin iddasının yanlış olduğunu ileri sürmektedir. Devlet okulları öğrencileri, adresleri ve okulun konumu açısından otomatik olarak kaydederler. Buna karşılık özel okullarda coğrafik sınırlandırmalar bulunmamakta ve kayıt usulü kotayı ve okulun özelliklerini esas almaktadır.
44. Hükümet ayrıca Beşiktaş Rehabilitasyon ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen rapordan başvuranın Maçka Anaokulu’na ve Şişli’deki Sait Çiftçi İlköğretim Okulu’na kaydedildiğinin anlaşıldığını belirtmektedir. Sonuç olarak Hükümet çocuğun devlet okullarında engel durumuna uygun ve iyi bir kaynaştırma eğitimi aldığı ve bu şekilde eğitim almayı sürdürdüğü kanısına varmaktadır. Dolayısıyla başvuranın otistik olmasından kaynaklanan eğitim alma hakkına müdahale edilmemiştir zira başvuran devlet okulundan eğitim almıştır.
45. Ayrıca Hükümet, başvuranın ebeveynleri, her ne kadar birçok özel okula başvurmalarına rağmen kayıt yaptıramadıklarını iddia etseler de bu iddialarına dayanak oluşturacak somut herhangi bir bilgi ya da belgeyi yetkili idari mercilere sunmadıklarını ileri sürmektedir. Hükümete göre başvuran kaynaştırma eğitimi veren bir devlet okuluna kaydedilmiştir ve eğitim almaya devam etmektedir. Hükümet, başvuranın kaydının Işık Okulu’na yapılmamasını, sadece engeliyle gerekçelendirmesine ilişkin iddiasını destekleyecek yeterli delil sağlayamadığını ve kayıt talebinin diğer özel okullardan da reddedildiğini gösteren belge sunamadığını ileri sürmektedir
46. Hükümet öte yandan başvuranın eğitiminin hiçbir şekilde aksatılmadığını savunmaktadır: kendi bakış açısına göre, engeli nedeniyle başvuranın eğitim hakkına müdahale edildiğine ilişkin iddianın bu durumda dayanağı yoktur ve öznel değerlendirmelere dayanmaktadır. Hükümet son olarak başvuranın dava konusu özel okula kayıt usulü süresince Milli Eğitim İl Müdürlüğüne resmi başvuruda bulunmadığını belirtmektedir ve bu durumda idari mekanizmaların işletilmediğisonucuna varmaktadır.
2. Başvuranın tutumu
47. Başvuran öncelikle, Hükümetin Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılmadığı bağlamındaki itirazını, Anayasa Mahkemesi’nin, bireysel başvurunun oluşturulduğu 23 Eylül 2012 tarihinden sonra aldığı kararlarla yetkisini sınırlandırdığını ileri sürerek reddetmektedir. Başvuran kendisine 14 Ağustos 2012 tarihinde tebliğ edilen Ağır Ceza Mahkemesinin 7 Mayıs 2012 tarihli kararının somut olayda dikkate alınması gereken nihai karar olduğunu ve bu kararın yukarıda anılan bireysel başvurunun yürürlüğe giriş tarihinden önce verildiğini savunmaktadır.
48. Başvuran akabinde Hükümetin idare mahkemelerine başvuru yapılmaması bağlamındaki itirazını reddetmektedir. Bu bakımdan başvuran idari usulün ancak kamu gücü işlemlerine karşı öngörülmesi nedeniyle okulun kararına karşı bir başvuru yapma imkanı olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran Milli Eğitim İl Müdürlüğü’ne yapması gereken başvuru yolunun mahiyetini anlamadığını dile getirmektedir. Başvurana göre idareye ve sonradan idari yargıya başvuru, uygulanacak başvuru yollarını oluşturuyor gibi görünse de bu usullerin etkin olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran bu bağlamda idareye karşı açılacak davaların ya idari işlemlerin iptali, ya da tam yargı davaları olduğunu ifade etmektedir. Başvuran okul tarafından kayıt talebinin reddedilmesinin ardından ayrımcılık nedeniyle sadece tazminat davası açabileceğini ifade etmektedir. Başvuran bununla birlikte bu şekilde bir başvurunun, mağduru olduğunu dile getirdiği ayrımcılığa son vermesinin mümkün olmadığı kanaatindedir. Başvuran bu durumda konuyla ilgili yönetmeliğin özel okullar tarafından uygulanıp uygulanmadığının denetim dışı kalacağı ve bu okullara çocukları kabul edilmeyen ailelerin tazminat davası açmakla yetinmek zorunda kalacakları kanaatindedir.
49. Başvuran bunun yanı sıra idari usullerin uzun ve aşırı bir yük getirdiğini iddia etmektedir. Başvuran Hükümetin belirttiği başvuru yollarına başvurusu sonucu başarı elde etmiş bir çocuğa ilişkin herhangi bir örnek sunmadığını belirtmektedir.Başvuran ayrıca kendisi tarafından ileri sürülen ayrımcılığa son vermek için Hükümetin bu başvuru yollarından bağımsız olarak birçok fırsatı olduğu ve bunu yapmaktan kaçındığı kanaatindedir. Başvurana göre, bir sorunu gidermek için yetersiz kabul edilen başvuru yoluna başvuru zorunluluğu bulunmamaktadır. Nitekim somut olaydaki durum bu şekildedir.
50. Başvuran ayrıca 2011 yılı boyunca eğitim hakkından yoksun bırakıldığını iddia etmektedir. Başvuran rehabilitasyon merkezinde sadece haftalık bireyselleştirilmiş iki eğitim seansına katılma imkanı bulmuştur. Başvuran bu konu ile ilgili olarak Türkiye’deki kanunların etkin bir şekilde uygulanmayan metinler olduğunu iddia etmektedir. Başvuran Hükümeti bir engeli bulunan bireylerin eğitimine yönelik mevzuat hükümlerinin etkin bir şekilde yerine getirilmesi için tedbir alınması yönünde hiçbir uygulama yapmamakla suçlamaktadır. Başvurana göre bu bireylerin eğitimine ayrılan uygun altyapı ve insan kaynakları eksikliği, yürürlükte olan yasaların uygulanmamasıyla eşdeğerdir.
51. Başvuran ek olarak Türkiye’deki engelli bireylerin durumunu ortaya koymaktadır. Başvuran 2013 yılında bir sosyal hakları koruma derneği tarafından hazırlanan engelli bireylerin haklarına ilişkin inceleme raporunu sunmuştur. Bu rapora göre otistik öğrencilerin sayısında az bir artış yaşanmıştır. Dolayısyla, başvurana göre, istatistikler, otistik bireylerin eğitim alamadıklarını göstermektedir. Bilhassa otistiklerin okuma yazma oranı oldukça düşüktür. Başvurana göre Hükümetin engelli bireylerin sayısını bilmemesi nedeniyle bu konuda etkin bir sosyal politika yürütmesi mümkün değildir. Başvuran engelli bireylerin eğitime erişimi hakkında mevcut yetersizlikleri vurgulayan Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımında 2013 ve 2014 yılları ilerleme raporlarının ilgili bölümlerini nakletmiştir.
52. Başvuran ayrıca kendisine göre, Türk Ceza Kanununun 122. maddesine yalnız nefret saikine dayalı bir ayrımcılığın cezalandırılması şartı getiren değişikliği eleştirmektedir. Başvuran sonuç itibariyle artık « pasif ayrımcılığın» cezalandırılamayacağı kanısındadır.
53. Başvuran son olarak, Hükümet tarafından tanımlanan eğitim esaslarında (yukarıdaki 38. paragraf) bir eğitimin kayıtlı bulunduğu okulda bulunmadığını söylemektedir : başvuranın kayıtlı olduğu okulda kullanılabilir durumda olan ne özel gereksinimlere cevap verecek yeterlilikte kaynaştırıcı eğitim imkanı sağlayan salonların, ne yeterli donanımın, ne de kaynaştırıcı bilgi ya da özel eğitim konusunda gerekli formasyona sahip eğitimcilerin bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran ancak halihazırda masrafları ailesi tarafından karşılanan üçüncü bir kişinin yardımıyla derslere katılabilecek durumda olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, bu durumun, başvuranın yardımcı eşliğinde kabul edilmesi için okul idaresinin ikna edilmesi sonucu oluştuğunu dile getimektedir.. Kendi ifadelerine göre bir öğretmen sınıfta bu yardımcının varlığına itiraz ettiği taktirde başvuran eğitimine devam edemeyecektir.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Hükümetin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamındaki ilk itirazı hakkında
54. Mahkeme öncelikle Sözleşme ve Anayasa tarafından korunan temel hak ve özgürlükleri (yukarıda anılan Hasan Uzun (kabul edilebilirlik kararı)) dikkate alarak, herkesin 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşmiş olan kararlar hakkında Anayasa Mahkemesi’ne başvurabileceğini önceden tespit etmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Halbuki, Mahkeme somut olayda dikkate alınacak olan nihai ulusal kararın, 7 Mayıs 2012 tarihli olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle, başvuran tarafından Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılmamasına ilişkin olarak Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamındaki ilk itirazının reddedilmesi yerinde olacaktır.
55. Mahkeme akabinde 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesince öngörülen hakların korunması için iç hukukta mevcut başvuru yollarının Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasına göre « etkin » olarak değerlendirilmesi için yerine getirilmesi gereken şartların önceden açıklanmış olduğunu hatırlatmaktadır (bkz., Gherghina / Romanya (kabul edilebilirlik kararı) [BD], no. 42219/07, 9 Temmuz 2015). Somut olayda Mahkeme, Hükümet tarafından ifade edilen idari başvurunun etkinliği hakkında tarafların farklı görüşleri savunduklarını gözlemlemektedir (34-35 ve 47-48. paragraflar). Başvuran tarafından eğitim hakkının ayrımcı bir şekilde ihlal edildiği bağlamında sunulan şikayetlerin esası hakkında aşağıda varılan sonuçları dikkate alan Mahkeme, bu husus hakkında karar verilmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
2. Mahkeme içtihatında belirtilen genel esaslar
56. Mahkeme yerleşik içtihatında belirtilen genel esasları hatırlatmaktadır. Mahkeme, eğitim hakkı ile ilgili olarak, demokratik bir toplumda bu hakkın insan haklarının gerçekleştirilmesinde vazgeçilmez olduğunun ve önemli bir yer tuttuğunun vurgulanmasını istemektedir (Velyo Velev / Bulgaristan, no. 16032/07, § 33, AİHM 2014 (özetler)). Mahkeme eğitimin, çağdaş bir Devletin en önemli kamu hizmetlerinden biri olduğunu tekrar teyit etmekle beraber, düzenlemesi « karmaşık bir hizmet »in söz konusu olduğunu ve makamların bu hizmete ayırabilecekleri kaynakların zorunlu olarak kısıtlı olmasına rağmen yönetmesi masraflı bir hizmet olduğunu kabul etmektedir. Ayrıca eğitime erişimin düzenlenme şekline karar verilirken Devlet’in bir yandan yönettiğibireylerin eğitim ihtiyaçları ve diğer yandan bu ihtiyaçlara cevap verebilecek sınırlı imkan arasında adil bir denge kurması gerektiği açıktır. Bununla birlikte Mahkeme, kamu hizmetleriyle sağlanan diğer bazı edimlerin aksine eğitimin Sözleşme tarafından doğrudan korunan bir hak olduğu hususunu dikkate alabilmektedir (ibidem).
57. Mahkeme Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin uygulanması ve yorumlanması çerçevesinde, Sözleşmeci taraflar arasındaki ilişkilere uygulanabilir olan her türlü uluslararası hukuk kuralını ve ilkesini göz önünde bulundurmak gerektiğini ve Sözleşme’nin, mümkün olduğunca, bir parçası olduğu diğer uluslararası hukuk kurallarıyla bağdaşacak şekilde yorumlanması gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz. yukarıda anılan Catan ve diğerleri /Moldova Cumhuriyeti ve Rusya [BD], no. 43370/04, 8252/05 ve 18454/06, § 136, AİHM 2012 (özetler)). Dolayısıyla, Avrupa Sosyal Şartı veya Engellilerin Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi gibi düzenlemelerde yer alan eğitim hakkına ilişkin hükümler göz önünde bulundurulmalıdır. Son olarak, Mahkeme, kişilerin korunmasına yönelik bir araç olan Sözleşme’nin konu ve amacının, Sözleşme hükümlerinin gerekliliklerini somut ve etkin kılacak şekilde, bu hükümlerinyorumlanmasını ve uygulanmasını gerektirdiğini vurgulamaktadır (ibidem).
58. Mahkeme, ayrımcılık ile ilgili olarak, ayrımcılığın, objektif ve makul bir gerekçe gösterilmeksizin, benzer durumlarda bulunan kişilere farklı muamelede bulunmaktan ibaret olduğunu ve farklı bir muamelenin, “meşru bir amaç” izlenmediğinde veya “hedeflenen amaç ve kullanılan araç arasında makul orantılılık ilişkisi” bulunmadığında, “objektif ve makul gerekçeden” yoksun olduğunu hatırlatmaktadır (Sejdić ve Finci / Bosna Hersek [BD], no. 27996/06 ve 34836/06, § 42, AİHM 2009). Bununla birlikte, Sözleşme’nin 14. maddesi, üye bir devletin, topluluklar arasındaki “olgusal eşitsizliği” düzeltmek amacıyla topluluklara farklı muamelede bulunmasını yasaklamamaktadır. Nitekim, bazı koşullarda, objektif ve makul bir gerekçe gösterilmeksizin yapılan eşitsizliği düzeltmek için farklı muamelede bulunulmaması söz konusu hükmü ihlal etmektedir (bkz., diğer kararlar arasında, D.H. ve diğerleri / Çek Cumhuriyeti [BD], no. 57325/00, § 175, AİHM 2007‑IV).
59. Avrupa ve uluslararası hukukun gelişimini göz önünde bulundurması ve örnek olarak ulaşılacak normlar hakkında bu alanlarda ortaya çıkabilecek ortak görüşe göre hareket etmesi gerektiğini ayrıca hatırlatmaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, uluslararası metinlerde defalarca yer bulan eğitim hakkının kullanılmasında evrensellik ve ayrım gözetmeme temel esaslarının önemini kaydetmektedir. Mahkeme, kaynaştırma modelli eğitimin bu temel esasları sağlamak için en uygun araç olarak kabul edildiğini vurgulamaktadır (Çam / Türkiye, no. 51500/08, § 64, 23 Şubat 2016).
60. Bu bağlamda, Mahkeme, Sözleşme’nin 14. maddesinin, engellilerin “tüm insan haklarını ve temel özgürlüklerini diğerleriyle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını” sağlamak üzere engelli olan bireylerin beklemekte haklı oldukları – “belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, ölçüsüz veya aşırı bir yük yüklemeyen, gerekli ve uygun değişiklik ve düzenlemeler” olarak ifade edilen – makul düzenlemeler bakımından söz konusu metinlerde yer alan gereklilikler ışığında incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır (Engellilerin Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 2. maddesi, yukarıdaki 30. paragraf). Bu türden makul düzenlemeler, haklı gösterilmediği hallerde ayrımcılık teşkil eden olgusal eşitsizlikleri düzeltmeye imkân vermektedir (yukarıdaki 65 paragraf).
61. Bu nedenle, Mahkeme, engelli olan çocukların eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için uygulanması gereken yöntemleri belirlemenin kendi görevi olmadığını vurgulamaktadır. Nitekim, ulusal makamlar, ülkelerindeki dinamik kuvvetler ile doğrudan ve sürekli temas halinde olmaları nedeniyle, bu bağlamdaki yerel ihtiyaçlar ve söz konusu durum hakkında karar vermek için ilke olarak uluslararası yargıca nazaran daha iyi konumdadırlar (yukarıdaki 66. paragraf). Bununla birlikte, ulusal makamlar, yaptıkları seçimlerin, aralarında otistik çocukların yer aldığı hassasiyeti yüksek olan gruplar üzerindeki etkileri hususunda özellikle ihtiyatlı olmalıdırlar.
3. Bu ilkelerin somut olaya uygulanması
62. Somut olayda Mahkeme, Türk Anayasası’nın 42. maddesinin eğitim ve öğrenim hakkını düzenlediğini gözlemlemektedir. Ayrıca farklı mevzuat ve yönetmelik hükümleri de engelli durumda olan çocukların ayrım yapmadan eğitim hakkını teyit etmektedir. Bu bağlamda engelli durumda olan her çocuk, devlet okullarında veya özel okullarda kaynaştırma modelli eğitim ve yahut özelleşmiş kurumlarda özel eğitim almak hakkına sahiptir. İç hukuk ilaveten özel eğitim yapılarının ve tertibatının oluşturulmasını öngörmektedir (bkz., yukarıdaki 24-27 ve 29. paragraflar « ilgili iç hukuk ve uygulaması).
63. Mahkeme ayrıca, engelli durumda olan çocukların eğitime erişiminin, ilke olarak Türk eğitim sisteminde hukuken korunduğunu, başka bir deyişle bunun, özelleşmiş kurumlarda özel eğitim ya da normal okullar bünyesinde kaynaştırma modelli eğitim şeklinde sağlandığını tespit etmektedir. Engelli durumda olan çocuğun normal okullarda kaynaştırılması ilkesi, iç hukukta, ilgilinin gereksinimlerini karşılayan eğitimin uygulanmasına rehberlik edecek temel bir ilke olarak yer almaktadır. Buna ek olarak, özel bir eğitime ihtiyaç duyan çocukların okul öncesi eğitimi ilke olarak zorunludur (bkz., « ilgili iç hukuk ve uygulamaları», yukarıdaki 25. paragraf).
64. Bu tespitten yola çıkarak Mahkeme görevinin, ulusal mevzuat ve uygulaması hakkında in abstracto (teorik olarak) karar vermek olmadığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, aksine, ele aldığı davalarda tam tersine somut olayları incelemekle sınırlı kalmalıdır. Mahkeme, öncelikle, somut olayda, başvuranın ailesinin çocuklarının kaydının yapılması için özel okullara yaptıkları başvurular hakkında tarafların farklı anlatımları ile karşı karşıya kaldığını kaydetmektedir. Mahkeme bunula birlikte mevcut davada söz konusu olan okul ve diğer okulların da kayıt talebinin reddine ilişkin belgelerinin dosyada yer almadığını belirlemektedir.
65. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın talebini -yeterli imkanlara sahip olmayan- sadece bir okulun reddetmesinin, ne Devlet’in Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi bağlamında yükümlülüklerini yerine getirmemesi ne de engeli nedeniyle ilgilinin eğitim hakkının sistemli bir şekilde reddi olarak anlaşılamayacağının önceden tespit edildiğini vurgulamaktadır (Kalkanlı / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 2600/04, 13 Ocak 2009). Somut olayda Mahkeme, başvuranın Özel Işık Okulu’na kayıt talebinin, eğitim ekibiyle yaptığı iki görüşmenin ardından reddedildiğini gözlemlemektedir. Hiç kuşkusuz Mahkeme, ceza soruşturması sırasında tanık beyanlarının alınmasının ardından, kayıt talebinin, gereksinimlerine cevap verecek şekilde özel bir eğitimin başvurana sunulması için nitelikli bir eğitmenin okul bünyesinde bulunmaması nedeniyle reddedildiğini dikkate almaktadır (yukarıdaki 13‑15. paragraflar).
66. Bununla birlikte, Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin 2. cümlesinin bir çocuğun özel bir okula kabul edilmesini zorunlu kıldığının söylenemeyeceğini değerlendirmektedir (zihinsel engelli bir çocuğun özel bir okula erişimi ile ilgili olarak, bkz., mutatis mutandis, Diane Graeme / Birleşik Krallık, no. 13887/88, 5 Şubat 1990 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve raporlar (KP) 64, s.158 ve s.173).
67. Ayrıca başvuranın, normal bir okulda kaydının yapılması için karşılaştığı birçok zorluktan ve normal eğitim sistemindeki eksiklikten - otistik çocukların okullaştırılmasına imkan sağlayacak uygun altyapı eksikliğinin yanı sıra eğitici personelin sayısının ve eğitiminin yetersizliğini eleştirerek - şikayetçi olmasına rağmen Mahkeme, bu eleştirilerin genel olarak ifade edildiği ve başvuranın eğitim hakkı ile ilgili iddia edilen bu zorlukların ve eksikliklerin etkilerinin ölçülmesi için ya da bu bağlamda karar verilmesi için elinde yeterli unsurların bulunmadığı görüşündedir.
68. Son olarak, başvuranın 2011 öğretim yılında eğitimden yoksun bırakıldığı iddiasıyla ilgili olarak Mahkeme, başvuranın söz konusu süreçte bir devlet okuluna başvurusunun reddedildiğine ilişkin bir iddiada bulunmadığını dikkate almaktadır. Halbuki, Mahkeme dosya içeriğine göre başvuranın, devlet okullarında normal ortamda eğitimine devam ettiğini tespit etmektedir.
69. Önceden belirtilenlerin tamamı ışığında Mahkeme, somut olayda, otistik olması nedeniyle başvuranın eğitim hakkının sistemli olarak reddinin (Kalkanlı (kabul edilebilirlik kararı)) ve Devlet’in Sözleşme’nin 14. maddesiyle birleşen Ek 1. No.lu Protokol’ün 2. maddesi bağlamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesinin söz konusu olmadığı kanısına varmaktadır. Başvuranın bu bağlamdaki şikayetleri açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
70. Son olarak yukarıdaki sonuçlar dikkate alındığında Mahkeme, başvuranın iddiasının savunulabilir olmadığı, dolayısıyla Sözleşme’nin 13. maddesinin uygulanabilir olmadığı kanısına varmaktadır. Başvurunun bu bölümü aynı zamanda kabul edilemezdir ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verir.
İşbu karar, Fransızca olarak tanzim edilmiş ve 1 Aralık 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1] PDD-NOS başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk
[2]« T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başbakanlığı Faaliyetlerinin Denetimi ile Özürlü Bireyler, Yakınları ve Toplumun Bütün Kesimlerinde Özürlülük Konusunda Toplumsal Bilinç ve Duyarlılık Oluşturtulması Amacıyla Yapılan Çalışmaların Değerlendirilmesi ve Bu Tür Çalışmaların Düzenli ve Verimli Şekilde Yürütülmesi ve Geliştirilmesi için Alınması gereken Tedbirler »
Full & Egal Universal Law Academy