AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 33339/16
Dilgeş SARAÇ ve Hacer SARAÇ / TÜRKİYE
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 27 Eylül 2022 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 1993 ve 1972 doğumlu iki Türk vatandaşı olan, Hakkâri’de ikamet eden ve Diyarbakır Barosuna kayıtlı Avukat M. Ekici tarafından temsil edilen Dilgeş Saraç ve Hacer Saraç’ın (“başvuranlar”) 27 Mayıs 2016 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları 33339/16 no.lu başvuruyu,
Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerine ilişkin şikâyetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Dr. Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olarak beyan edilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranların yakınının (birinci başvuran Dilgeş Saraç’ın babası ve ikinci başvuran Hacer Saraç’ın eşi) bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetmesi ile ilgilidir.
2. 26 Ekim 1993 tarihinde, saat 16.30 sıralarında, Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde, başvuranların yakını Fahri Saraç’ın ve diğer iki kişinin içinde bulunduğu sivil araç ile panzer tipi zırhlı askeri araç arasında trafik kazası meydana gelmiştir. Sivil araçta bulunan yolcuların tümü hayatını kaybetmiştir.
3. Fahri Saraç’ın cesedine, iki adli tabip tarafından, Cumhuriyet savcısı gözetiminde dış muayene yapılmıştır. İlgilinin kafa travmasının neden olduğu beyin kanaması neticesinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.
4. Olayın doğrudan tanığı dinlenmiştir. Sivil aracın aşırı hızla gittiğini ve kontrolden çıkıp yolun ortasına doğru kayarak zırhlı askeri araçla kazaya neden olduğunu ifade etmiştir.
5. Polis, kazanın koşullarının açıklandığı bir rapor düzenlemiştir. Bu bağlamda olay yeri krokisi de çizilmiştir. Polis memuru S.Ç.nin raporuna göre, sivil aracın sürücüsü aşırı hız nedeniyle direksiyon hâkimiyetini kaybederek yolun karşı istikametinde seyreden askeri araca çarpmıştır.
6. Panzerde bulunan beş asker, sivil aracın karşı istikamette yüksek hızla gittiğini, viraja girerken yoldan çıktığını, kontrolsüz bir şekilde kendilerine doğru geldiğini ve araçlarıyla çarpıştığını ifade etmişlerdir.
7. Askeri aracın sürücüsü R.G. hakkında Cumhuriyet savcısı tarafından dava açılmıştır.
8. Başvuranlar yargılamaya müdahil olarak katılmamışlardır.
9. Yüksekova Asliye Ceza Mahkemesi 17 Eylül 1998 tarihinde, talep ettiği iki bilirkişi raporuna dayanarak, sivil aracın sürücüsünün kazanın tek sorumlusu olduğu gerekçesiyle sanığın beraatine karar vermiştir.
10. Başvuranlar 1 Ocak 2005 tarihinde, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’a dayanarak, askeri aracın karıştığı trafik kazasında yakınlarının hayatını kaybetmesi nedeniyle uğradıklarını düşündükleri zararın tazmini istemiyle Hakkâri Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (“Komisyon”) başvuruda bulunmuşlardır.
11. Komisyon, Kanun’un uygulama alanı dışında kaldığı değerlendirmesinde bulunarak, tazminat talebinin reddine karar vermiştir.
12. Başvuranların, bu kararın iptali istemiyle başvurdukları idare mahkemeleri, 5233 sayılı Kanun’un terör ve terörle mücadelen doğan zararların karşılanması ile ilgili olduğunu ve ihtilaf konusu trafik kazasının, söz konusu kanunun uygulama alanına girmediği hatırlatmışlardır.
13. Başvuranlar 15 Ocak 2016 tarihinde, bilhassa yakınlarının yaşam hakkının ihlal edildiği ve tazminat taleplerinin idare mahkemeleri tarafından reddedilmesi nedeniyle adil yargılama yapılmadığı iddialarında bulunarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
14. Anayasa Mahkemesi 29 Mart 2016 tarihinde, davayı yalnızca adil yargılanma açısından incelemiş ve başvuranların şikâyetlerini, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme ilgililerin adil olmadığına dair herhangi bir kanıt sunmadan, yalnızca özet olarak yargılamanın sonucu hakkında şikâyette bulundukları kanaatine varmıştır.
15. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerine dayanarak, ilk olarak, ulusal makamların, yakınlarının ölümünün koşulları hakkında etkili bir soruşturma yürütmediğini ve ikinci olarak, Anayasa Mahkemesi tarafından benimsenen çözümün adil olmadığını ve dolayısıyla etkisiz olduğunu iddia etmektedirler.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
16. Mahkeme, Hükümetin özellikle, başvuranların yakınının ölümüne ilişkin koşullar hakkında yürütülen soruşturmanın etkinliği ile ilgili olarak iç hukuk yollarının tüketilmediğini gözlemlemekte ve ayrıca Anayasa Mahkemesi tarafından yargılamanın adilliği temelinde yapılan incelemenin etkinliğinin herhangi bir eleştiriye konu olmadığını ileri sürmektedir. Başvuranların, şikâyetlerini tekrar etmekle yetindiklerini kaydetmektedir.
17. Başvuranların, Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenen, mevcut davada yürütülen soruşturmanın etkinliğine ilişkin şikâyeti ile ilgili olarak, Mahkeme öncelikle, dosyada, başvuranların ceza davasına müdahil olduklarını veya en azından böyle bir niyetleri olduğunu gösteren herhangi bir belge bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının, daha sonrasında Mahkeme önünde ifade etmek istenilen şikâyetleri, en azından özünde ve ulusal hukukta öngörülen biçim ve sürelerde ilgili ulusal organ önünde ileri sürülmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Nold/Almanya, no. 27250/02, § 88, 29 Haziran 2006). Bu gereklilikleri karşılamayan bir şikâyet, ilke olarak, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olarak açıklanmalıdır (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 72, 25 Mart 2014).
18. Mahkeme ayrıca, başvuranların, ihtilaf konusu olaylardan yaklaşık on iki yıl sonra terör ve terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması için Zarar Tespit Komisyonuna başvurduklarını kaydetmektedir. Ancak ceza yargılaması, başvuranların yakınının terörle bağlantılı herhangi bir zararın değil, bir trafik kazasının kurbanı olduğunu açıkça ortaya koyma imkânı vermiştir. Bu nedenle Mahkeme, başvuranlar tarafından kullanılan hukuk yolunun davanın koşullarında kesinlikle uygun olmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla Mahkeme, somut olayda yürütülen soruşturmanın etkinliğine ilişkin şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
19. Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamanın etkinliği ve adilliği hususuyla ilgili olarak, Mahkeme, ilk olarak, başvuranların bireysel başvuruda bulundukları Anayasa Mahkemesinin, incelemesini yaşam hakkının ihlali değil, yalnızca yargılamanın adilliği konusunda gerçekleştirdiğini tespit etmektedir. Mevcut davada Mahkeme, hâkim hukuku kendiliğinden uygular (jura novit curia) ilkesi gereğince, Anayasa Mahkemesinin başvuranlar tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığı, bir şikâyete konu edilen olay ve olgulara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceği ve kendisine sunulan aynı başvuru konusunu incelediği için, bu yaklaşımın, Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında başvuranların etkili hukuk yoluna başvurma haklarını ihlal etmediği kanaatindedir. (yukarıdaki 14. paragraf). İkinci olarak, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, davanın koşullarında Anayasa Mahkemesi tarafından benimsenen çözümün açıkça mantıksız ve keyfi olmadığı kanısındadır. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 20 Ekim 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan