KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 11273/22
Fatih SARACOĞLU /Türkiye
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Lorraine Schembri Orland,
Diana Sârcu
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 13 Aralık 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1978 doğumlu bir Türk vatandaşı olan ve Ankara’da bir ceza infaz kurumunda tutulan Fatih Saraçoğlu’nun (“başvuran”) 4 Şubat 2022 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu 11273/22 no.lu başvuruyu dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU Başvuru, FETÖ/PDY (Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması” adıyla belirtilen örgüt) isimli örgüte üye olduğu iddiası nedeniyle, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından, 17 Kasım ile 2 Aralık 2016 tarihleri arasında gözaltında bulunduğu süre boyunca başvuran tarafından maruz kalınan kötü muamele iddialarıyla ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, 20 Ekim 2021 tarihli kararla, Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğini tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi özellikle, Ankara Cumhuriyet savcısının, başvuran tarafından Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönü bağlamındaki şikâyeti hakkında 23 Ocak 2017 tarihinde sunulan suç duyurusunun ardından herhangi bir soruşturma başlatmadığı kanısına varmıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, başvuranın şikâyetinin bu yönünü inceleyecek bir durumda bulunmadığı sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurana manevi tazminat olarak 27.000 Türk lirası (yaklaşık 2.500 avro) tutarında bir meblağın ödenmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın gözaltında bulunduğu sırada maruz kaldığı kötü muamelelerle ilgili iddialar konusunda etkin bir soruşturma yürütebilmesi için Ankara Cumhuriyet savcısına kararının bir nüshasını göndermiştir. Başvuran, 17 Kasım ile 2 Aralık 2016 tarihleri arasında gözaltında bulunduğu süre boyunca polis memurları tarafından tokatlandığını ve tekmelendiğini iddia etmektedir. Başvuran, polis memurlarının baskısı altında, kendisini muayene eden doktorun, vücudunda bulunan lezyonları belirtmediği bir sağlık raporu düzenlediğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesinin sadece usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varan Anayasa Mahkemesinin kararına itiraz etmektedir. Başvuran, Anayasa Mahkemesinin söz konusu maddenin esas yönünden de ihlal edildiğine karar vermesi gerektiği görüşündedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 5, 6, 8 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirMAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Mahkeme, başvuran tarafından sunulan şikâyetlerin sunulma şekli ve esasını dikkate alarak (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018), bu şikâyetleri yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi açısından değerlendirecektir. Başvuran halen Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünün ihlal edildiğinden şikâyet ettiği ölçüde, Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin 20 Ekim 2021 tarihli kararında yaptığı tespitler ışığında, Ankara Cumhuriyet savcısının başvuranın gözaltı süresince kötü muamelelere maruz kaldığı iddialarına ilişkin şikâyeti hususunda soruşturma yürütmemiş olması sebebiyle, söz konusu Anayasa Mahkemesinin, başvuranın iddialarını Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünü inceleyecek konumda olmadığını kaydetmektedir. Anayasa Mahkemesi, Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğini tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi, konuyla ilgili bir ceza soruşturması yürütmesi için yetkili Cumhuriyet savcısına ihlal tespitine ilişkin kararının bir nüshasını göndermiştir. Son olarak, Anayasa Mahkemesi, başvurana uğradığı manevi zarar için yaklaşık 2.500 avro tutarında bir meblağın ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, başvuranın lehine bir kararın veya tedbirin ilke olarak, yetkili ulusal makamlar Sözleşme’nin ihlalini açıkça ya da özünde kabul etmedikleri, ardından telafi etmedikleri sürece, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca ilgiliyi “mağdur” sıfatından yoksun bırakmak için yeterli olmadığını hatırlatmaktadır (Dalban/Roumanya [BD], no. 28114/95, § 44, AİHM 1999‑VI, Scordino/Italya (no. 1) [BD], no. 36813/97, §§ 179-180, AİHM 2006‑V, Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 115, AİHM 2010 ve Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], no. 26828/06, § 259, AİHM 2012 (alıntılar)). Yalnızca bu iki koşulun yerine getirilmesi halinde, Sözleşme’nin koruma mekanizmasının ikincil niteliği başvurunun incelenmesini engellemektedir (Eckle/Almanya, 15 Temmuz 1982, §§ 69 ve ardından gelen paragraflar, A serisi no. 51 ve M. Özel ve diğerleri/Türkiye, no. 14350/05, 15245/05 ve 16051/05, § 157, 17 Kasım 2015). Bir yandan, Sözleşme tarafından korunan bir hakkın ihlalinin en azından esasen yetkili ulusal makamlar tarafından kabul edilip edilmediğini ve diğer yandan, sunulan telafinin uygun ve yeterli olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini denetlemek Mahkemenin görevidir (yukarıda anılan Scordino (no. 1), § 193 ve Tamuçu ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 37930/09, § 41, 24 Ocak 2017). Mahkeme, sunulan telafinin uygun ve yeterli niteliğinin, özellikle Sözleşme’nin söz konusu ihlalinin niteliği dikkate alındığında, davanın koşullarının tamamına bağlı olduğu kanaatine varmaktadır (yukarıda anılan Gäfgen, § 116). İlk koşulla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesinin 20 Ekim 2021 tarihli kararında yaptığı tespitler ışığında, Mahkeme, Ankara Cumhuriyet savcısının başvuranın gözaltında bulunduğu süre boyunca maruz kaldığı kötü muamele iddialarına ilişkin sunduğu suç duyurusunun ardından herhangi bir soruşturma başlatmaması sebebiyle, Anayasa Mahkemesinin Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğini kabul ettiği sonucuna varmıştır. Böylelikle Anayasa Mahkemesi, Sözleşme’nin 3. maddesi ile korunan hakkın usuli yönünün ihlal edildiğini kabul etmiştir. Geriye, sunulan telafinin uygun ve yeterli olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin belirlenmesi kalmaktadır. Tazminat ile ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi, başvurana uğradığı manevi zarar için yaklaşık 2.500 avro tutarında bir meblağın ödenmesine karar vermiştir. Mahkemenin görüşüne göre, başvurana ödenen tazminat tutarı açıkça yeterlidir. Dolayısıyla, sunulan telafinin uygun ve yeterli olduğu kanıtlandığından, başvuran artık Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünün ihlali sebebiyle “mağdur” olduğunu iddia edemez. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın bu bağlamda Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında “mağdur” sıfatının bulunmadığı sonucuna varmaktadır. Sonuç olarak, söz konusu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından (ratione personae) bağdaşmamaktadır. Başvuranın gözaltı süresince kötü muamelelere maruz kaldığı, Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiği ve Anayasa Mahkemesinin Sözleşme’nin 3. maddesinin sadece usul yönünden değil, esas yönünden de ihlal edildiği sonucuna varması gerektiği ile ilgili şikâyetine ilişkin olarak, Mahkeme, Ankara Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen etkin bir soruşturmanın bulunmaması sebebiyle, Anayasa Mahkemesinin Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönü hakkında karar vermek için herhangi bir unsura sahip olmadığını ve söz konusu savcı tarafından yürütülen bir soruşturma bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğini tespit ederek, Anayasa Mahkemesi, bu konuda etkin bir ceza soruşturması yürütebilmesi için Ankara Cumhuriyet savcısına ihlal tespiti ile ilgili kararının bir nüshasını göndermiştir. Bu bağlamda Mahkeme, iç hukuk yollarının önceden tüketilmesi kuralının, Sözleşme tarafından kurulan koruma mekanizmasının ulusal insan hakları koruma sistemlerine nazaran ikincil nitelik taşıdığı ikincillik ilkesinin önemli bir yönünü oluşturduğunu hatırlatmaktadır (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, §§ 69-70, 25 Mart 2014). Başvuranın, bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin 20 Ekim 2021 tarihli kararında yaptığı ihlal tespitinin ardından Ankara Cumhuriyet savcısının vereceği karara Anayasa Mahkemesi önünde yeniden itiraz etme imkânı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin, başvuran tarafından bu konuda yapılan bir bireysel başvuru hakkında verdiği kararın ilgilinin endişelerini gidermemesi halinde, başvuran Mahkemeye yeni bir başvuruda bulunabilecektir (Kırbayır/Türkiye (k.k.), no. 11947/12, § 62, 28 Nisan 2020 kararıyla ve bu kararda yapılan atıflar ile karşılaştırınız). Mahkeme, her hâlükârda, nihai olarak, Anayasa Mahkemesinin içtihadının kendi içtihadıyla uyumlu olup olmadığını araştırma imkânını saklı tutmaktadır (Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, § 71, 30 Nisan 2013). Sonuç olarak, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 19 Ocak 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan