AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 3934/17
Mehmet ŞAŞKIN ve diğerleri / Türkiye
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
Lorraine Schembri Orland,
Diana Sârcu,
Davor Derenčinović
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 15 Kasım 2022 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 7 Aralık 2016 tarihli başvuruyu,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranlar tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran tarafların listesi, ekte yer almaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuranların yakını olan Mehmet Emin Doğru, 1992 yılının Kasım ayında kaybolmuştur.
5. Başvuranlar, 2 Ağustos 2005 tarihinde, avukatları aracılığıyla, Batman Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, kaybolduğu tarihten bu yana kendisinden haber alamadıklarını ileri sürerek, öldüğünün varsayılması (gaiplik kararı) talebiyle tespit davası açmışlardır.
6. Mahkeme, 14 Şubat 2007 tarihli kararıyla, başvuranların taleplerini kabul etmiştir.
7. Başvuranlar, bu süre zarfında, 27 Temmuz 2005 tarihinde, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’a dayanarak, avukatları aracılığıyla, yakınlarının kaybolması nedeniyle maruz kaldıklarını belirttikleri zarara ilişkin tazminat talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (“Komisyon”) başvurmuşlardır. Başvuranlar, başvuruları bağlamında, Mehmet Emin Doğru’nun zorla kaybetme mağduru olduğunu ileri sürmüşlerdir.
8. Komisyon, tazminat talebinin söz konusu Kanun’un uygulama alanına girmediği kanısına vararak, bu talebi reddetmiştir. Komisyon, başvuranların yakınının kaybolmasının bir terör eylemiyle bir bağlantısının olduğunu gösteren herhangi bir unsurun bulunmadığı kanaatine varmıştır.
9. Başvuranlar ret kararının iptali talebiyle idare mahkemesi ile temyiz mahkemesine başvurmuştur.
10. Söz konusu mahkemeler, 5233 sayılı Kanun’un yalnızca terör eylemleri veya terörle mücadele tedbirlerinden doğan zararların tazmin edilmesiyle ilgili özel bir kanun olduğunu vurgulamışlar ve mevcut davada, başvuranların iddialarının aksine, dosyada Mehmet Emin Doğru’nun silahlı kişiler tarafından kaçırıldığı sonucuna varılmasını sağlayacak herhangi bir unsurun bulunmadığını tespit etmişlerdir.
11. İdare mahkemeleri bu bağlamda, başvuranların İdarenin yakınları hakkında yürütülen araştırmalar kapsamında bir kusur işlediği kanısına varmaları halinde, İdarenin sorumluluğuna ilişkin genel ilkelere dayalı tam yargı davası açabileceklerini ekleyerek, başvuranlar tarafından açılan davanın yeterli olmadığı sonucuna varmışlardır.
12. Başvuranlar, özelikle yakınlarına ilişkin olarak yaşam hakkının ihlal edildiğini ve idare mahkemeleri tarafından tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma gerekliliklerinin göz ardı edildiğini iddia ederek, Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvuranlar aynı zamanda, Komisyon ve idare mahkemeleri nezdinde yürütülen yargılamanın, kendi ifadelerine göre makul olmayan süresinden şikâyet etmişlerdir.
13. Anayasa Mahkemesi, 13 Haziran 2016 tarihinde başvuranların avukatına tebliğ edilen 21 Nisan 2016 tarihli kararında, öncelikle, başvuranların başvuruları bağlamında ceza soruşturmasına atıfta bulunmadıklarını ve şikâyetlerinin yalnızca 5233 sayılı Kanun’a dayanan tazminata ilişkin yargılamayla ilgili olduğunu gözlemlemiştir. Anayasa Mahkemesi, sonuç olarak, başvurunun yalnızca yargılamanın adilliği açısından incelenmesine karar vermiştir.
14. Anayasa Mahkemesi ardından, Mehmet Emin Doğru’nun silahlı bir terörist grup tarafından kaçırıldığı yönünde başvuranların sundukları iddiaları destekleyen herhangi bir bilgi ya da belgenin bulunmaması nedeniyle, Komisyon kararının iptaline yönelik talebin reddedilmesinin 5233 sayılı Kanun’a uygun olduğu kanaatine varmıştır.
15. Anayasa Mahkemesi öte yandan, idare mahkemeleri tarafından kabul edilen kararın keyfi ya da açıkça mantıksız olmadığı ve yalnızca yargılamanın sonucundan yakınan başvuranların şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanısına varmıştır.
16. Son olarak, Anayasa Mahkemesi, başvurunun ihtilaf konusu yargılamanın süresine ilişkin kısmıyla ilgili olarak ilgililerin lehinde bir karar vermiş ve dolayısıyla, ilgililere bir tazminatın ödenmesine hükmetmiştir.
İLGİLİ HUKUKİ ÇERÇEVE VE İÇ HUKUK UYGULAMASI
17. “Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun” başlıklı 5233 sayılı Kanun (bundan sonra “Tazminat Kanunu” olarak anılacaktır), 14 Temmuz 2004 tarihinde TBMM tarafından kabul edilerek, 27 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
18. Tazminat Kanunu özellikle, terör veya terörle mücadele eylemleri nedeniyle göç eden ya da yerinden edilen gerçek veya tüzel kişilerin uğradıkları maddi zararların tazmin edilmesinin sağlanmasını amaçlamaktadır.
Tazminat Kanunu’nun Kapsadığı Durumlar19. Tazminat Kanunu’nun 7. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır:
a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar,
b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri,
c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar.”
Tazminat Kanunu’nun Kapsamadığı Durumlar20. Tazminat Kanunu’nun 2. maddesinin d) fıkrasında, bu Kanun’un kapsamadığı durumlar arasında, “terör eylemleri ya da güvenliğe ilişkin endişeler ile ilgili olmayan” ekonomik veya sosyal nedenlerle köylerini terk eden kişilerin durumu belirtilmektedir.
Tazminatın Hesaplanması21. 7. madde uyarınca uğranılan zarar ve ödenmesi gereken tazminat, zarar tespit komisyonları tarafından belirlenmektedir.
Tazminat Komisyonlarına Başvurma Prosedürü22. 6. madde, terör veya terörle mücadele etmek için makamlar tarafından alınan tedbirler nedeniyle bir zarara uğrayan herhangi bir kişinin yetkili Tazminat Komisyonu nezdinde tazminat talep edebilmesini öngörmektedir. Bu talep, ilgilinin zarara neden olan olayı öğrendiği tarihten itibaren altmış günlük bir süre içinde ve her halükârda, ihtilaf konusu olayın meydana gelmesinin ardından bir yılı geçmeyecek şekilde sunulmalıdır. Tazminat Komisyonu, talebin sunulmasından itibaren altı aylık bir süre içinde karar vermelidir. Vali, şayet gerekirse, bu süreyi üç ay uzatabilmektedir.
ŞİKÂYETLER
23. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 13. maddelerini ileri sürerek, Mehmet Emin Doğru’nun kaçırılarak, öldürüldüğünü ve yetkili makamların, ilgilinin ölümüne ilişkin etkin bir soruşturma yürütmediklerini iddia etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
24. Hükümet, kabul edilemezliğe ilişkin birçok itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, ikinci olarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık süreye uyulmadığını iddia etmektedir.
25. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazlarının tamamı hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı, zira başvuranların iddialarının her halükârda aşağıda belirtilen gerekçelerle kabul edilemez olduğu kanısına varmaktadır.
26. Mahkeme, başvurunun esasına ilişkin incelemenin, özellikle başvurunun sunulduğu dönemde uygulanabilir olan şekliyle, Mahkemeye yalnızca iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından ve iç hukukta kesinleşmiş kararın tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde başvurulabileceğini öngören, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen koşulların bir araya gelmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Bu süre, hukuki güvenliğin temin edilmesini ve Sözleşme bakımından sorunları ileri süren davaların makul bir süre içinde incelenmesinin sağlanmasını amaçlamaktadır (Sabri Güneş/Türkiye [BD], no. 27396/06, § 39, 29 Haziran 2012). Ayrıca, bu kural aynı zamanda, yetkili makamların ve ilgili kişilerin, uzun bir sürenin geçmesinin neden olacağı belirsizlikten korunmalarını hedeflemektedir (Bayram ve Yıldırım/Türkiye (k.k.), no. 38587/97, 29 Ocak 2002, Bulut ve Yavuz/Türkiye (k.k.), no. 73065/01, 28 Mayıs 2002, ve Taşçɪ ve Duman/Türkiye (k.k.), no. 40787/10, 9 Ekim 2012).
27. Herhangi bir hukuk yolunun bulunmaması veya mevcut hukuk yollarının etkin olmaması halinde, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen altı aylık süre, genel olarak ihtilaf konusu eylemlerin gerçekleştiği tarihte başlamaktadır (Hazar ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 62566/00-62577/00 ve 62579/00-62581/00, 10 Ocak 2002). Bununla birlikte, özel hususlar, bir başvuranın görünüşte mevcut olan bir hukuk yolunu kullanması veya ileri sürmesi ve yalnızca daha sonra bu hukuk yolunu etkisiz kılan koşulların varlığının farkına varması halinde, istisnai koşullarda uygulanabilmektedir. Bu durumda, başvuranın söz konusu durumu ilk defa öğrendiği veya öğrenmesi gereken tarihin altı aylık sürenin başlangıç noktası olarak alınması gerekmektedir (Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık (k.k), no. 46477/99, 7 Haziran 2001, Kıniş/Türkiye (k.k.), no. 13635/04, 28 Haziran 2005, ve Öztürk ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 13745/02, 29 Nisan 2008).
28. Bilhassa kaybolma davalarında altı ay süre kuralının uygulanmasına ilişkin olarak, Mahkeme, Varnava ve diğerleri/Türkiye ([BD], no. 16064/90 ve devamı, § 157, AİHM 2009) davasında özetlendiği şekliyle, temel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
29. Bu türden davalarda, hem yetkili ulusal makamların bir soruşturma başlatmaları ve bir kişinin hayatını tehlikeye atan koşullarda kaybolmasından itibaren tedbirler almaları zorunluluk arz etmektedir, hem de aynı zamanda Mahkeme nezdinde soruşturmanın etkin olmamasından ya da soruşturmanın yapılmamasından şikâyet etmek isteyen, kaybolmuş kişinin yakınlarının, bu şikâyetleri Mahkemeye sunma konusunda gereksiz olarak gecikmemeleri de gerekmektedir. Zaman geçtikçe, tanıkların hafızası zayıflamakta, tanıklar hayatını kaybedebilmekte ya da bulunamaz bir duruma gelebilmekte, bazı delil unsurları bozulabilmekte ya da kaybolabilmekte ve etkin bir soruşturma yürütme ihtimali gittikçe azalmakta ve böylelikle, Mahkeme tarafından bir kararın incelenmesi ve verilmesi, anlam ve etkinlikten yoksun kalabilmektedir. Dolayısıyla başvuranlar, kaybolma konusunda, Mahkemeye başvurmak için sonsuza kadar bekleyemeyeceklerdir. Başvuranlar, özen ve inisiyatif göstermeli ve şikâyetlerini aşırı gecikme olmaksızın sunmalıdırlar (yukarıda anılan Varnava ve diğerleri kararı, § 161).
30. Mevcut davada, Mahkeme, Mehmet Emin Doğru’nun 1992 yılının Kasım ayında kaybolduğunu ve başvuranların Mahkemeye, ilgilinin kaybolmasının ardından 24 yıldan daha fazla bir süre sonra, 7 Aralık 2016 tarihinde başvurduklarını kaydetmektedir.
31. Mahkeme yanı zamanda, Mehmet Emin Doğru’nun son defa görüldüğü tarihi ve 1992 yılının Kasım ayından sonra ilgili hakkında kullanılabilir herhangi bir bilginin bulunmamasını dikkate alarak, Asliye Hukuk Mahkemesinin 14 Şubat 2007 tarihinde, ilgilinin hayatını kaybettiğinin varsayıldığı sonucuna varan bir karar verdiğini tespit etmektedir (yukarıda 5 ve 6. paragraflar).
32. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, başvuranların en geç bu son tarihte soruşturmanın etkin olmadığının veya yetkili ulusal makamlar tarafından daha sonra ele alınan eylemlerin yakınlarının kaybolduğu koşulları aydınlatacak nitelikte olmadığının düşünülmesinin makul olduğunun farkına varmaları gerektiği kanaatine varmaktadır. Bu koşullarda, Mahkeme, altı aylık sürenin bu tarihte başladığı kanısındadır.
33. Nitekim 5233 sayılı Kanun’a dayanan tazminat yolu, davaya ilişkin koşullarda etkin değildir. Başka bir ifadeyle, mevcut davada, 5233 sayılı Kanun tarafından öngörülen hukuk yolu, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında altı aylık sürenin başlangıç noktasının ertelenmesine yol açacak nitelikte, tüketilmesi gereken mevcut bir hukuk yolu değildir. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan usuli yükümlülüklerin yalnızca tazminat ödenmesine karar verilmesiyle yerine getirilemeyeceğini hatırlatmaktadır (Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 55721/07, § 165, AİHM 2011).
34. Ayrıca, başvuranların Mahkemeye gecikmeli olarak başvurmalarını haklı gösterecek nitelikte herhangi bir özel koşulun varlığını göstermediklerini de kaydetmektedir.
35. Mahkeme, bu değerlendirmeler ışığında ve sahip olduğu unsurları göz önünde bulundurarak, başvurunun süresinden sonra sunulduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 8 Aralık 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
Başvuranların Listesi
Başvuru No. 3934/17
No.
Adı SOYADI
Doğum/Kayıt Yılı
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Mehmet Şaşkın
1993
Türk
Batman
2.
Güler Doğru Şaşkın
1990
Türk
Diyarbakır
3.
Zeynep Ekinci Şaşkın
1988
Türk
Batman
4.
Ali Şaşkın
1985
Türk
Batman
5.
Fatma Doğru Şaşkın
1984
Türk
Batman