İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞME KARARI
Başvuru no. 34392/10
Ali Haydar SAYGILI / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 11 Şubat 2020 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 1 Haziran 2010 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu dikkate alarak, başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 25 Eylül 2019 Çarşamba tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Ali Haydar Saygılı, 1973 doğumlu bir Türk vatandaşı olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna kayıtlı avukatlar olan bay M. Kırdök ve bayan M. Kırdök tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca, 3842 sayılı Kanuna göre yargılama öncesi aşamada avukata erişim hakkına getirilen sistematik kısıtlamadan dolayı aleyhindeki ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasıyla ve avukat yokluğunda baskı altında alınan ifadelerinin, daha sonra, yargılamayı yapan mahkeme tarafından kullanılması ile ilgili olarak şikâyette bulunmuştur.
4. Başvuru, Hükümet’e bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
5. Hükümet, 25 Eylül 2019 tarihli bir yazıyla, başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkeme’den, Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir.
6. Söz konusu deklarasyon, aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına getirilen sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarihli, 7145 sayılı Kanun’la değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, halihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesi gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranın şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvurana yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderlerin yanı sıra tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 750 avro (yedi yüz elli avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kararın tebliğ tarihini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözüme kavuşturulması anlamına gelecektir.”
7. Mahkeme, 30 Kasım 2019 tarihinde, başvurandan, kendisinin tek taraflı deklarasyon şartlarından memnun olmadığını belirten bir yazı almıştır.
8. Mahkeme, Sözleşmenin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması hâlinde, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi, özellikle aşağıdaki durumda Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.”
9. Mahkeme ayrıca, bazı durumlarda, başvuran davasının incelenmeye devam edilmesini istese bile, başvuruyu, davalı Devletin tek taraflı deklarasyonuna istinaden, 37 § 1(c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
10. Bu nedenle, Mahkeme, söz konusu deklarasyonu, başta Tahsin Acar kararı olmak üzere, içtihatlarından doğan ilkeler ışığında dikkatli bir şekilde inceleyecektir (bk. Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlara ilişkin karar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI; ayrıca bk. WAZA Spółka z o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007; ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
11. Mahkeme, ilk olarak, Saygılı / Türkiye (no. 57916/00, 4 Mayıs 2006) davasında başvuran hakkında Sözleşme’nin 3. maddesinin esas açısından ihlal edildiğine karar verdiğini vurgulamak ister.
12. Bu bağlamda, Mahkeme, ceza yargılamalarında ilgili olayların tespitinde, işkence (kıyaslayın, Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99, § 60, 20 Haziran 2006; Harutyunyan/Ermenistan, no. 36594/03, §§ 63, 64 ve 66, AİHM 2007‑III, ve Levinţa/Moldova, no. 17332/03, §§ 101 ve 104-05, 16 Aralık 2008) veya Sözleşme’nin 3. maddesinde ihlal teşkil eden diğer bir kötü muamele (kıyaslayın, Söylemez/Türkiye, no. 46661/99, §§ 107 ve 122-24, 21 Eylül 2006, ve Göçmen/Türkiye, no. 72000/01, §§ 73-74, 17 Ekim 2006) sonucu elde edilen ifadelerin delil olarak kabul edilmesinin yargılamaları bir bütün olarak haksız kıldığını vurgulamaktadır (bkz. Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 166, AİHM 2010). Bu bulgu, ifadelerin ispat değerine ve kullanımlarının davalının mahkumiyetinde belirleyici olup olmadığına bakılmaksızın uygulanmıştır (bk. agy., § 166). Sonuç olarak, baskı altında alınan ifadelerin ispat değerine ve ceza yargılamalarının sonucu üzerindeki etkisine bakılmaksızın, delil olarak kullanılmaları, yargılamayı haksız kılmaktadır (bk. Sergey Ivanov/Rusya, no. 14416/06, §§ 90-1, 15 Mayıs 2018).
13. Ek olarak Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dahil olmak üzere bazı davalarında avukat yardımının sistematik olarak engellenmesi ve başvuranları mahkum etmek için avukat yokluğunda alınan ifadelerin kullanılması hakkındaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını not etmiştir (bk., Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Girişen/Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğerleri/Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018; ve Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
14. Mahkeme, yukarıdaki davalarda, başvuranların avukata erişim haklarına konulan kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3(c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, başvuranın polise verdiği ifadelerin kabul edilebilirliği incelenmeden yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasının ve daha sonra Yargıtay’ın bu eksikliği giderememesinin, o maddenin bir ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Ayrıca yukarıdaki tüm davalarda Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin, başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir.
15. Mahkeme, ayrıca, Hükümetin, tek taraflı deklarasyonlarında Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesinde bir ihlal olduğunu açık bir şekilde kabul ettiğini gözlemlemektedir.
16. Bu noktada, avukat hakkına yönelik sistematik kısıtlama konusunun kaynaklandığı yasal hükümlerin, 4928 sayılı 15 Temmuz 2003 tarihli Kanun ile kaldırıldığını (daha fazlası için bk. Salduz/Türkiye [BD], no. 36391/02, §§ 27‑31) ve avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistematik kısıtlamanın öngörülmediği yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdiğini belirtmek önemlidir.
17. Bununla beraber Mahkeme, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar Ceza Muhakemeleri Kanununun 311 § 1 maddesinin (f) bendinin başvuranlara Mahkemenin sadece Sözleşme veya Protokollerine ilişkin ihlal bulunduğuna hükmettiği kararlarına ilişkin ceza yargılamalarının yenilenmesi imkanını getiren hukuk yolunu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra başvuranlar, artık Mahkemenin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürmeye karar vermesinin ardından da ceza yargılamalarının yenilenmesine yönelik başvuruda bulunmaya hak kazanmıştır. Bunun sebebi ise bu iki koşulun artık ceza yargılamalarının yeniden açılmasının şartları olarak Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ayrıntılı olarak listelenmesidir. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranların dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde bir başvuruyu kayıttan düşüren bir kararın veya hükmün ardından iç hukukta yargılamaların yenilenmesini talep edebileceği bir hukuk yolu öngörülmesinden dolayı memnundur (bk., kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri/Rusya, no. 42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, daha fazla referans ile birlikte ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
18. Bu bağlamda Mahkeme, içtihadı ve uygulaması ışığında başvuranın talepte bulunması durumunda iç hukuk yargılamalarının yenilenmesinin Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme yukarıda belirtilen hukuk yolunun başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir. Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında Sözleşme’nin herhangi bir ihlalinin öncelikle ulusal makamlar tarafından telafi edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.
19. Mahkeme, teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra, Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi). Bu karar, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 116‑118, 5 Temmuz 2016).
20. İlâveten, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve başvurudaki sorularla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile tanımlanan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37 § 1 maddesinin son cümlesi).
21. Mahkeme, son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 2 maddesi uyarınca tekrar kayda alınabileceğini vurgulamaktadır (Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
22. Yukarıdaki hususlar ışığında, davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 kapsamındaki deklarasyon koşullarını ve belirtilen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kuralları dikkate alarak;
Başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 19 Mart 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy