… tarihinde … ile … İl Özel İdaresi adına … Sendikası arasında imzalanan ve … -… tarihleri arasında geçerli olan 2. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin 17 inci maddesinin ilk fıkrasında,
“… tarihinden sonra işe ilk defa alınacak işçilere uygulanacak ücret skalası Ek1/B’de belirlenmiştir. Bu işçilerin intibakları işe ilk alındıkları pozisyonun başlangıç derecesinin birinci kademesine yapılır. Bu işçiler TİS(Toplu İş Sözleşmesi) hükümlerinden yararlanırlar.” denilmektedir. Bu madde …–… tarihleri arasında geçerli olan 3.dönem Toplu İş Sözleşmesi ile …–… tarihleri arasında geçerli olacak olan 4.dönem Toplu İş Sözleşmesinde de aynen korunmuştur.
Ancak iş yerinde ücret adaletsizliğinin ve eşitsizliğin giderilerek iş barışının sağlanması gerekçeleriyle, Hukuk Müşavirliğinin de görüşü alınarak … tarihinde … Valiliği İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği ve … Sendikası …Şube Başkanlığı arasında yapılan Protokol ile ücretlerini EK 1/B’ de yer alan ücret skalası üzerinden almaları gereken 2005 yılı sonrası işe giren işçilerin, daha yüksek yevmiye rakamlarını ihtiva eden Ek 1’ de yer alan ücret skalası üzerinden almaları sağlanmıştır.
Savunmada, 5302 sayılı kanunun 1 inci maddesi gereğince il özel idaresin üç organından biri olan ve aynı kanunun 29 uncu maddesi ile il özel idaresinin başı ve temsilcisi olarak görev yapan, il özel idaresinin hakları ve menfaatlerini (ücret adaletsizliğinin ve eşitsizliğin giderilerek iş barışının sağlanması dâhil) korumakla ve il özel idaresi teşkilatının sevk ve idaresinden sorumlu olmakla görevli olduğu belirtilen Valinin işveren temsilcine (…) verdiği yetkinin bizatihi asli sahibi olduğu, asıl yetki sahibi olan Valinin yetkisini her zaman kullanabileceği gibi, yetkilendirdiği kişilerce kullanılmasını isteyebileceği ayrıca kapsamını genişletip daraltabileceği de iddia edilmiştir.
Protokolün düzenlendiği tarihte yürürlükte olan 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun,
2 inci maddesinde, “ Toplu iş sözleşmesi, hizmet akdinin yapılması, muhtevası ve sona ermesi ile ilgili hususları düzenlemek üzere işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında yapılan sözleşmedir.”,
7 nci maddesinde, “… Toplu iş sözleşmesinin süresi, sözleşmenin imzalanmasından sonra taraflarca uzatılamaz, kısaltılamaz ve sözleşme süresinden önce sona erdirilemez.”,
10 uncu maddesinde, “ Sözleşmenin imzalanması tarihinde taraf işveren sendikasının üyesi olan işverenin o sendika ile ilgisinin daha sonra herhangi bir suretle kesilmesi halinde dahi, söz konusu işveren o sözleşme ile bağlı kalır.”,
“Yetki” başlıklı 12 inci maddesinin ikinci fıkrasında, “Bir işveren sendikası, üyesi işverenlere ait işyerleri, sendika üyesi olmayan bir işveren ise kendi işyeri veya işyerleri için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.”
hükümleri yer almaktadır.
Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, bir işverenin sendika üyesi olmasıyla birlikte, toplu iş sözleşmesi yapma yetkisinin tamamen sendikaya geçeceği anlaşılmaktadır. İşverenin sendika üyeliği devam ettiği sürece de bu yetki işveren sendikasında olacaktır. Hatta işveren sendika üyeliğinden ayrılsa bile toplu sözleşme hükümleri sözleşmenin süresi bitinceye kadar işveren açısından bağlayıcılık arz etmektedir. Dolayısıyla, “Toplu sözleşme yapma konusunda asıl yetki özel idarededir. İdare bu yetkiyi, ister vekili (…) aracılığı ile isterse direk kendisi kullanır.” şeklindeki bir savın 2822 sayılı Kanun hükümleri karşısında geçerliliği bulunmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle işverenin, üyesi bulunduğu işveren sendikasının muvafakatı olmaksızın, işçi sendikası ile anlaşarak toplu iş sözleşmesi imzalaması veya sendika tarafından imzalanmış sözleşmede değişiklik yapması kanuna aykırı olup, bu şekilde yapılacak bir sözleşme, “yetki” konusunda kanunun 12 nci maddesine açıkça aykırılık teşkil edecek dolayısıyla hukuken geçerliliği olmayan bir sözleşme niteliğinde olacaktır.
Öte yandan savunmada, söz konusu işlemin Anayasanın 10 uncu maddesinde yer alan “Eşitlik ilkesi” ve 4857 sayılı İş Kanununda düzenlenen “Eşit davranma ilkesi” göz önünde bulundurularak aynı işyerinde, aynı işi yapan benzer durumdaki personel arasındaki ücret adaletsizliğinin ve eşitsizliğinin giderilerek iş barışının sağlanması amacıyla tesis edildiği ifade edilmiştir. Öncelikle idare böyle bir eşitsizliğin olduğu ve bununda iş barışını bozduğu yönünde bir tespiti olması durumunda bu tespit ve değerlendirmesini hem işveren hem de işçi sendikaları ile paylaşarak, sözleşmede yapılacak değişiklikle bu eşitsizliğin giderilmesini sağlaması gerekirdi. Kaldı ki, Anayasamızın ilgili maddesinde belirtilen eşitlik ilkesi, bir kişiye tanınan bir hakkın, aynı şartları taşıyan herkese tanınmasını öngörmektedir. Dolayısıyla, farklı zamanlarda işe alınan ve kıdemleri farklı olan veya büroda çalışan vasıfsız işçi ile teknik işlerde veya arazide çalışan işçilerin toplu iş sözleşmesi ile ücret ve kıdemlerinin farklılaştırılmasının Anayasanın 10 uncu maddesine aykırılığını ileri sürmek mümkün değildir.
Mevzuatta işçilere verilecek ücretin tespitinde kıdemin belirleyici unsur olarak kullanılmasını engelleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, 4857 sayılı Kanunun 5 inci maddesindeki işverenin eşit davranma yükümlülüğünü, işçiler arasında mutlak olarak aynı kriterlerin uygulanması olarak değerlendirmek de doğru olmaz. Bilakis farklı işleri yapan veya farklı kıdeme sahip çalışanlara aynı ücretlendirme kriterinin uygulanması durumunda adaletsiz bir uygulamadan söz edilmesi gerekir. Aynı kıdeme sahip veya aynı tarihte işe başlamış olan işçilere farklı kuralların uygulanmadığı yönünde bir tespit yer almadığına göre, kanun karşısında eşitliğin ihlal edildiğinden bahsedilemez.
Protokolün, … -… tarihleri arasında 2. dönem toplu iş sözleşmesinin geçerli olduğu … tarihinde imzalanmış olmasına rağmen, taraflarca söz konusu sözleşmenin devamına yönelik imzalanan 3 ve 4. Dönem Toplu İş Sözleşmelerinde, protokol ile değiştirilen konulara ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmaksızın aynen korunmasının söz konusu değişikliğin taraflarınca kabul edilmediğinin de göstergesi olarak değerlendirilmektedir.
Bu itibarla, yetkisiz bir şekilde imzalanan Protokole dayanılarak … İlçe Özel İdaresinde çalışan ve Özel İdare ile Köy Hizmetlerinin 2005 yılında birleşmesinden sonra 2006 yılında özel idarede işe alınan işçinin/işçilerin maaş ödemelerinde 2. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin 17 inci maddesine istinaden düzenlenen ve 2005 tarihinden sonra işe gireceklere uygulanacak ücret skalası olan Ek 1/B yerine 2005 öncesi işe girenlere uygulanacak ücret skalası olan Ek 1’in uygulanması sonucu ortaya çıkan ve ayrıntısı aşağıdaki tabloda gösterilen toplam … TL kamu zararının,
a) Hatalı derece ve kademe hesaplamasından kaynaklandığı anlaşılan … TL’den,
- … TL’sinin, Harcama Yetkilisi’e
b) Geriye kalan … TL’den,
- … TL’sinin, Harcama Yetkilisi,
Protokolü onaylayan Vali…,
Kararların uygulanması için ilgili karar yazısını Vali’ye takdim eden Genel Sekreter Vekili … ile
Protokol hükümleri çerçevesinde 2005 tarihinden sonra işe gireceklere uygulanacak ücret skalası olan EK 1/B yerine 2005 öncesi işe girenlere uygulanacak ücret skalası olan EK 1’in uygulanmasının uygun olacağı şeklinde görüş veren Hukuk Müşaviri …’e,
- … TL’sinin, Harcama Yetkilisi …, Gerçekleştirme Görevlisi …, Vali …, Genel Sekreter Vekili …ile Hukuk Müşaviri …’e,
- … TL’sinin, Harcama Yetkilisi …, Vali …, Genel Sekreter Vekili … ile Hukuk Müşaviri …’e,
müştereken ve müteselsilen,
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 53 üncü maddesi gereği işleyecek faizleri ile birlikte ve temyiz yolu açık olmak üzere ödettirilmesine ve konunun il özel idareleri açısından genellik arz etmesi nedeniyle Başkanlığa yazılmasına,
Üye …’ün, “5018 sayılı kanunun 71 inci maddesinde, Kamu zararı, “kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda …” şeklinde tanımlanmış bulunmaktadır.
Kamu zararına sebep ödeme, İl özel idaresi teşkilâtının en üst amiri ve il özel idaresini sevk ve idareden sorumlu Vali ile birlikte, kurumun üst düzey yöneticisi olan genel sekreter vekili ve hukuk müşavirinin imza ve onaylarından geçerek karara bağlanan protokol hükümlerine istinaden yapılmıştır.
Harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlilerinin, protokolün kanuni dayanağı veya mevzuata uygunluğu yönüyle değerlendirilmesi hususunda herhangi bir görev veya yetkisinin olmadığı dikkate alındığında, kamu görevlisi olarak gerek harcama yetkilisinin gerekse gerçekleştirme görevlisinin, “kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri”nden söz etme imkanımız yoktur. Bu nedenle ilamın “b” fıkrası kapsamında hükme konu … TL kamu zararı ile ilgili olarak, harcama yetkilileri ve gerçekleştirme görevlisinin sorumluluğa dahil edilmesinin hukuken mümkün olamayacağı” şeklindeki sorumluluğa ilişkin farklı görüşüyle,
Üye …’ın, “Söz konusu kamu zararının sorumluları Protokolü imzalayanlar değildir. Zira söz konusu Protokol, konuya ilişkin olarak sadece alacakların ödenmesi konusunda bir iradeyi yansıtmakta olup hesaplama ve ödenecek miktar konusunda herhangi bir hüküm vermemektedir. İdarece söz konusu hususlar dikkate alınarak hesaplamanın yapılması, kanuni kesintiler yapıldıktan sonra ödemenin yapılması gerekeceğinden Protokolü imzalayanların sorumluluğa dahil edilmemesi gerektiği,
Hukuk Müşaviri …’in ise hukuk müşavirliğince verilen görüşlerin istişari nitelikte olması nedeniyle, konuya ilişkin verdiği görüş dolayısıyla sorumluluğa dahil edilmemesi gerektiği” şeklindeki sorumluluğa ilişkin farklı görüşüyle,
oybirliğiyle,