Dernek Aidat Bedeli
.... tarih ve .... sayılı asıl İlamın 1’inci maddesi ile tazmin hükmolunan konu ile ilgili olarak Temyiz Kurulunun .... tarihli ve .... tutanak numaralı bozma kararı üzerine 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesinin yedinci fıkrası hükmü gereğince konunun görüşülmesine karar verildi.
Asıl İlamın 1’inci maddesiyle, mevzuata aykırı olarak .... Derneğine (….’e) üye olup söz konusu Derneğe üyelik aidatı ödenmesi sonucunda ....-TL tutarında kamu zararına neden olunduğu gerekçesiyle bu tutarın tazminine karar verilmişti.
Bu tazmin hükmüne karşı Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla .... tarafından Sayıştay Temyiz Kuruluna yapılan temyiz başvurusu üzerine anılan Kurul .... tarih ve .... tutanak sayılı İlamıyla, .... Belediyesi tarafından .... Derneğine üye olunmasında ve bu derneğe aidat ödemesi yapılmasında, mevzuata aykırı bir durum ve sebep olunan bir kamu zararı bulunmadığı gerekçesiyle söz konusu tazmin hükmünü bozarak dosyayı yeniden karara bağlanmak üzere Dairemize gönderilmesine karar vermiştir.
Sorumlulardan …., …. tarafından Sayıştay Temyiz Kuruluna yapılan temyiz başvurusu üzerine anılan Kurul, sırayla .... tarih ve …., …. tutanak sayılı kararlarıyla, söz konusu tazmin hükmü Gerçekleştirme Görevlisi ....’ın temyiz başvurusu üzerine düzenlenen .... tarih ve .... tutanak sayılı İlamıyla bozulduğundan Kurulca yapılacak işlem olmadığına, ancak aynı mahiyette olan bahse konu dosyaların gereği yapılmak üzere bozma kararı verilen dosya ile birleştirilerek Dairemize gönderilmesine karar vermiştir.
Temyiz Kurulunun anılan kararlarına istinaden Dairemize havale edilen söz konusu dosyaların birleştirilerek incelenmesi sonucunda gereği düşünüldü:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dernek Kurma Hürriyeti” başlıklı 33’üncü maddesinde;
“Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir. Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Dernek kurma hürriyeti ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir. Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir. Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir. Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.” denilmektedir.
5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun “Dernek Kurma Hakkı” başlıklı 3’üncü maddesinde ise; “Fiil ehliyetine sahip gerçek veya tüzel kişiler, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir” hükmü yer almaktadır. Bu hükümler gereği tüzel kişilerin yetkili organlarının kararı ve izni ile dernek kurması ya da kurulmuş olan derneklere üye olması mümkündür. Bu konuda yapılacak bir kısıtlama Anayasa aykırı olacaktır.
Yine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 56’ncı maddesinde; “Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.” denilmektedir.
5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde de; “Dernek: Kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarını ifade eder.” denilerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’daki dernek tanımı tekrar edilmiştir.
Görüldüğü üzere her iki Kanun’daki tanımda da özel hukuk tüzel kişisi ve kamu tüzel kişisi ayrımı yapılmaksızın tüzel kişilerin dernek kurabileceği öngörülmüştür.
Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 59’uncu maddesinde; “Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar. Kuruluş bildiriminin içeriği ve gerekli belgelerin nelerden ibaret olduğu, yönetmelikte gösterilir.” denildikten sonra 60’ıncı maddesinde;
“Kuruluş bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile dernek tüzüğü, en büyük mülkî amir tarafından altmış gün içinde dosya üzerinden incelenir. Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukukî durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlık tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya tamamlanması derhâl kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak otuz gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse; en büyük mülkî amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir. Cumhuriyet savcısı mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmesini de isteyebilir. Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve belgelerde kanuna aykırılık veya noksanlık bulunmaz ya da bu aykırılık veya noksanlık belirli sürede giderilmiş bulunursa; keyfiyet derhâl derneğe yazıyla bildirilir ve dernek, dernekler kütüğüne kaydedilir.” denilerek derneklerin kuruluş süreci ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Söz konusu Dernek de bu süreçlerden geçerek hukuk dünyasında var olmuştur. Nitekim …. Valiliği İl Dernekler Müdürlüğünün …. tarihli ve …. sayılı, …. tarihli ve …. sayılı ile …. tarihli ve …. sayılı yazılarında söz konusu Derneğin kurulmasında mevzuata aykırılık bulunmadığı belirtilmiş olup Anılan Derneğin talebi üzerine düzenlenen …. Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü’nün …. tarih ve …. sayılı yazısında ise;
“Belediyelerin dernek kurup kuramayacaklarına ilişkin İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın 08.03.2010 tarih ve 767 sayılı yazısı, ‘Belediyelerin 5393 sayılı Kanunda kamu tüzel kişisi olarak tanımlanmış olması ve 4721 sayılı Kanunda da tüzel kişilerin de dernek kurabileceğinden hareketle, Belediyelerin dernek kurmasında mevzuat açısından herhangi bir engel olmadığı değerlendirilmektedir.’ hükmüne amirdir.” denilmektedir.
Anılan Belediye de mevzuatına uygun olarak kurulan bu Derneğe, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun, 18’inci maddesinin birinci fıkrasının (p) bendinde yer alan, “Yurt içindeki ve İçişleri Bakanlığının izniyle yurt dışındaki belediyeler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı iş birliği yapılmasına; kardeş kent ilişkileri kurulmasına; ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmek amacıyla kültür, sanat ve spor gibi alanlarda faaliyet ve projeler gerçekleştirilmesine; bu çerçevede arsa, bina ve benzeri tesisleri yapma, yaptırma, kiralama veya tahsis etmeye karar vermek” şeklindeki yetkiye istinaden belediye meclisi kararıyla üye olmuştur.
Söz konusu hükümde belediyelerin, meclislerinin kararlarıyla karşılıklı iş birliği, kardeş kent ilişkisi ve kültür, sanat ve spor gibi alanlarda ortak faaliyet ve projeler gerçekleştirmek üzere üç ayrı şekilde ilişki kurabileceği öngörülmüştür. Hükümde kardeş kent ilişkisi kurulması ve kültür, sanat ve spor gibi alanlarda ortak faaliyet ve projeler gerçekleştirilmesi iş birliğinin niteliği olarak zikredilmemiştir. Bunlar iş birliği dışındaki diğer ilişki türleri olarak sayılmıştır. İş birliği doğal olarak meri mevzuat hükümleri çerçevesinde olacaktır. Bahse konu Belediye de diğer üye belediyelerle işbirliği yapmak amacıyla mevzuatına uygun olarak kurulan söz konusu Derneğe üye olmuştur. Kaldı ki, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 53’üncü maddesinde, afetlerde, afet bölgesine yardım edilmesi ve 74’üncü maddesinde de, kardeş kentlerle ilişki kurulması gibi, belediyelerin, mahalli müşterek nitelikte olmayan yetki ve sorumlulukları da bulunmaktadır.
Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 64’üncü maddesinde, “Fiil ehliyetine sahip bulunan her gerçek kişi ile tüzel kişiler, derneklere üye olma hakkına sahiptir.” denilerek kurulmuş bir derneğe üye olma noktasında özel hukuk tüzel kişisi ile kamu tüzel kişisi arasında bir ayrım öngörülmemiştir. Belediye de bir tüzel kişi olduğuna göre söz konusu Derneğe üye olmasında mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Ayrıca, 5393 sayılı Kanun prensip olarak özel kurum ve kuruluşlara üyelikleri engellememekte ve hatta teşvik etmektedir. Kanun’un 74’üncü maddesinde; “Belediye, belediye meclisinin kararına bağlı olarak görev alanıyla ilgili konularda faaliyet gösteren uluslararası teşekkül ve organizasyonlara, kurucu üye veya üye olabilir.” denilmek suretiyle uluslararası teşekkül ve organizasyonlara üye olunabileceği belirtilmiştir. Görüleceği üzere, belediyelerin derneklere üye olmaları konusunda, Anayasa, Belediye Kanunu ve Dernekler Kanunu açısından herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır.
Derneklere üye olmanın doğal bir sonucu da, üyeliğe ilişkin Dernekler Kanunu’nda getirilen yükümlülükleri yerine getirmektir. Bu yükümlülüklerden bir tanesi de aidat ödemesidir. Çünkü 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 70’inci maddesinde; “Üyelerin ödenti verme borcu tüzükle düzenlenir. Tüzükte düzenleme yoksa üyeler, dernek amacının gerçekleşmesi ve borçlarının karşılanması için zorunlu ödentilere eşit olarak katılırlar. Dernekten çıkan veya çıkarılan üye, üyelikte bulunduğu sürenin ödentisini vermek zorundadır.” denilerek dernek üyelerinin üyelik aidatını ödemelerinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan Belediye tarafından da dernek tüzüğünde yer alan hüküm uyarınca üyelik aidatı ödenmiştir.
Kaldı ki 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 60’ncı maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde, belediyenin kuruluşuna katıldığı şirket, kuruluş ve katıldığı birliklerle ilgili ortaklık payı ve üyelik aidatı giderleri belediye giderleri arasında sayılmıştır. Bilindiği üzere dernekler birer sivil toplum kuruluşudur. Dolayısıyla belediyelerin 5393 sayılı Kanun’un anılan hükmüne dayanarak da üyesi bulundukları derneklere ait üyelik aidat gideri ödemeleri mümkündür.
Her ne kadar anılan hükümdeki “Kuruluş” kavramıyla derneklerin kastedilmediği ileri sürülebilir ise de; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1’inci maddesinde; “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.” denilerek kanunun sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanacağı vurgulandıktan sonra kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa nasıl hareket edileceği açıklanmıştır. Kanunların öncelikle sözü ve özüyle uygulanması hukuk devletinin de bir gereğidir. Aksi takdirde keyfilik olur. Herkes kanun koyucu yerine geçerek norm koyar hale gelir. Olayda da 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 60’ıncı maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi hükmünde belediyelerin kuruluşuna katıldığı kuruluşların üyelik aidat giderleri belediye giderleri arasında sayılarak bu giderlerin yapılmasına izin verildiği ve “kuruluş” kavramı kapsamına bir sivil toplum kuruluşu olan derneklerin de girdiği tartışmasızken, buradaki “kuruluş” kavramında derneklerin kastedilmediğinin ileri sürülmesi sözüyle ve özüyle açık olan kanun hükmünün yorum yoluyla uygulanmaması anlamına gelir ki bu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun zikredilen hükmüne ve hukuk devleti ilkesine aykırı olur.
Diğer taraftan, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 75’inci maddesinin birinci fıkrasının değişik (c) bendinde yer alan hükümle belediyelerin görev ve sorumluluk alanına giren konularda derneklerle ortak hizmet proje yapmalarına izin verilmesi esas alınarak, 5393 sayılı Kanun’da belediyelerin derneklerle olan ilişkilerinin sadece ortak projeyle sınırlandırıldığının ileri sürülmesi yukarıda açıklanan mevzuat hükümlerinin yok sayılması anlamına gelir. Dolayısıyla, Temyiz Kurulunun .... tarih ve .... tutanak sayılı kararında da belirtildiği üzere .... Belediyesi tarafından .... Derneğine üye olunmasında ve bu derneğe aidat ödemesi yapılmasında, mevzuata aykırı bir durum ve sebep olunan bir kamu zararı bulunmadığı değerlendirilmektedir.
Açıklanan gerekçelerle, mevzuata uygun olduğu anlaşılan söz konusu dernek üyeliği aidatı ödemesi olan ....-TL tutarındaki ödeme hakkında ilişilecek husus bulunmadığına 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesi uyarınca Ek İlamın tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içerisinde Sayıştay Temyiz Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
Karşı Oy:
Daire Başkanı …. ve Üye ….’un karşı oy gerekçesi;
Mahalli idareler birer kamu tüzel kişisi olup, kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulmuştur. Belediyelerin kuruluşu, organları, yönetimi, görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esasları 5393 sayılı Belediye Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu Kanun’da dernek üyeliğine ve bu üyeliğe ilişkin aidat ödenmesine cevaz veren bir hüküm bulunmamaktadır.
Buna karşın savunmalarda 5393 sayılı Kanun’un 60’ıncı maddesinin 1’inci fıkrasındaki hükme istinaden, belediyenin katıldığı şirket, kuruluş ve birliklerin üyelik aidatını ödeyebileceği ifade edilmişse de; derneklerin “şirket”, “kuruluş”, “birlik” kavramı içinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Şayet kanun koyucu belediyelerin dernek kurmalarına ve derneklere üye olmalarına imkan vermeyi amaçlasaydı anılan hükümde “dernek” ifadesine açıkça yer verirdi. Ayrıca Medeni Kanun başta olmak üzere diğer mevzuatta kuruluş kavramının içine derneklerin girdiğine dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Yine temyiz dilekçesinde 5253 ve 4721 sayılı Kanunlarda dernek kurabilecek tüzel kişiler arasında özel hukuk-kamu tüzel kişisi ayrımı yapılmadığı, derneklerin sivil toplum kuruluşu olduğu, bu nedenle kuruluş kapsamına gireceği iddia edilmişse de;
5253 ve 4721 sayılı Kanunlarda dernek kurabilecek tüzel kişiler arasında özel hukuk-kamu tüzel kişisi ayrımı yapılmamışsa da tüzel kişiliği haiz kamu kurum ve kuruluşlarının bir derneğe üye olabilmeleri için ilgili kanunlarında buna izin veren bir düzenlemenin bulunması gerekmekte olup 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda dernek üyeliğine ve bu üyeliğe ilişkin aidat ödenmesine cevaz veren bir hüküm bulunmamaktadır.
5253 sayılı Dernekler Kanunu’nda derneğin “Kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarını” ifade edeceği belirtilmiştir.
Yine anılan Kanun’da “Tanımlar” başlıklı 2’nci maddenin birinci fıkrasının “platform”un tanımının yapıldığı (f) bendi ile “platform oluşturma” başlıklı 25’inci maddesinin birinci fıkrasında sivil toplum kuruluşlarından bahsedilmiş olup Kanun’un 2’nci maddesinin 1/f bendinde plâtformun “Derneklerin kendi aralarında veya vakıf, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere girişim, hareket ve benzeri adlarla oluşturdukları tüzel kişiliği bulunmayan geçici nitelikteki birliktelikleri” ifade ettiği belirtilmiş olup 25’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Dernekler, amaçları ile ilgisi bulunan ve kanunlarla yasaklanmayan alanlarda, kendi aralarında veya vakıf, sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere ve yetkili organlarının kararı ile plâtformlar oluşturabilirler.” hükmü yer almıştır.
Bu düzenlemelerden hareketle Kanun’da vakıf ve sendikanın sivil toplum kuruluşu olarak kabul edildiği anlaşılmakla beraber ne 5253 sayılı Kanun ne de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda derneklerin sivil toplum kuruluşu yahut kuruluş olduğuna veya kabul edildiğine dair açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca asıl İlam’da da belirtildiği üzere kanun koyucu belediyelerin dernek kurmalarına ve derneklere üye olmalarına imkan vermeyi amaçlasaydı, bunu hükümde “dernek” ifadesine açıkça yer vererek gerçekleştirmesi mümkündü.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Diğer kuruluşlarla ilişkiler” başlıklı 75’inci maddesinde ise derneklerle ilişkiler şu şekilde düzenlenmiştir:
“Belediye, belediye meclisinin kararı üzerine yapacağı anlaşmaya uygun olarak görev ve sorumluluk alanlarına giren konularda,
(…)
c) (Değişik: 12/11/2012-6360/19 md.) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış vakıflar ve 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu kapsamına giren meslek odaları ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir. Diğer dernek ve vakıflar ile gerçekleştirilecek ortak hizmet projeleri için mahallin en büyük mülki idare amirinin izninin alınması gerekir.
(…)”
Böylelikle belediyelerin derneklerle olan ilişkileri, belli şartlara ve usullere bağlanmış ve sadece ortak hizmet projeleri gerçekleştirmelerine müsaade edilmiştir.
Diğer taraftan, söz konusu Derneğe 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun, belediye meclisinin görev ve yetkilerini düzenleyen 18’inci maddesinin birinci fıkrasının (p) bendine dayanarak üye olunmuş ise de; anılan bentte; “Yurt içindeki ve İçişleri Bakanlığının izniyle yurt dışındaki belediyeler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı iş birliği yapılmasına; kardeş kent ilişkileri kurulmasına; ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmek amacıyla kültür, sanat ve spor gibi alanlarda faaliyet ve projeler gerçekleştirilmesine; bu çerçevede arsa, bina ve benzeri tesisleri yapma, yaptırma, kiralama veya tahsis etmeye karar vermek” belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Görüldüğü üzere anılan bentte, belediyelerin diğer belediyelerle karşılıklı işbirliği yapmasına izin verilirken, bu işbirliği hangi alanlarda ne şekilde kurulabileceği de açıklanmıştır. Belediyenin diğer belediyelerle “karşılıklı işbirliği yapabilmesi”, madde metninde de açıklandığı üzere, “kardeş kent ilişkileri kurulması; ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmek amacıyla kültür, sanat ve spor gibi alanlarda faaliyet ve projeler gerçekleştirilmesi; bu çerçevede arsa, bina ve benzeri tesisleri yapma, yaptırma, kiralama veya tahsis etme” ile sınırlandırılmıştır. Bu hükümden, belediyeler arası işbirliğinin kurumsallaşmış bir yapıya dönüşmüş hali olan dernekleşmeye izin verildiği sonucu çıkarılamaz.
Şayet kanun koyucu belediyelerin karşılıklı işbirliğini belli bir dernek marifetiyle yürütmesine izin verseydi, bu durum da madde metninde açıkça düzenlenebilirdi. Aynı maddenin aynı fıkrasının (o) bendinde, “Diğer mahalli idarelerle birlik kurulması, kurulmuş birliklere katılma veya ayrılma” meclisin görev ve yetkileri arasında sayılmış, böylelikle belediyelerin diğer mahalli idarelerle yapacağı işbirliğini birlik kurma yoluyla kurumsallaştırabilmelerine izin verilmiştir. Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, kanun koyucu, belediyelerin diğer belediyelerle karşılıklı işbirliğini “dernek kurma” yoluyla değil, “birlik kurma” suretiyle sürdürmesi gerektiğini açıkça ifade etmiştir. Bu nedenle, “yurt içinde ve İçişleri Bakanlığının izniyle yurt dışında belediyeler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı iş birliği yapılması” ibaresinden, belediyelerin diğer belediyelerle bu amaçla dernek kurabileceği sonucunun çıkarılması ve madde hükmünün bu şekilde yorumlanması mümkün değildir.
Belirtilen gerekçelerle, .... tarih ve .... sayılı İlamın 1’inci maddesiyle verilen tazmin kararından direnilerek neden olunan ....-TL tutarındaki kamu zararının tazminine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.