AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 22803/19
Ahmet Mücahit SELÇUK / Türkiye
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Dorothee von Arnim’inn katılımıyla 11 Nisan 2023 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1990 yılında doğmuş olup, İstanbul’da ikamet eden ve Mahkeme nezdinde kendisini temsil etmesine izin verilmiş olan bir Tük vatandaşı olan Ahmet Mücahit Selçuk’un (“başvuran”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 23 Nisan 2019 tarihinde, Türkiye Devleti aleyhine Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 22803/19);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) başvurunun tebliğ edilmesine dair kararı;
Ve tarafların beyanlarını dikkate alarak;
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, başvuranın açmış olduğu idari davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesine ilişkindir. Mahkeme nezdindeki temel husus, yerel mahkemenin ilgili süre sınırının uygulanmasına ilişkin yaklaşımının aşırı şekilci ve öngörülemez olup olmadığıdır.
2. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (2577 sayılı Kanun) 7. maddesine göre, diğer özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde, idare mahkemelerinde dava açma süresi altmış gündür. İdari uyuşmazlıklarda süre, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesine göre, ilgili kişi, idari dava açmadan önce, idari işlemin kaldırılmasını, geri alınmasını veya değiştirilmesini ya da yeni bir işlem yapılmasını üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açmak için öngörülmüş süre içinde isteyebilir. Bu başvuru, işlemeye başlamış olan süreyi durdurur. Altmış gün içinde cevap verilmezse, talep reddedilmiş sayılır. Talebin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde, süre yeniden işlemeye başlar.
3. Somut başvuruya konu olayların meydana geldiği tarihte, başvuran Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı için yapılan yazılı sınavda ve mülakatta başarılı olmuş bir Adli Yargı Hâkim adayı idi.
4. Başvuran 11 Ağustos 2016 tarihinde, hâkim adaylığı eğitiminin sonunda Türkiye Adalet Akademisi (“Akademi”) tarafından yapılan sözlü sınava katılmıştır.
5. Başvuran 29 Ağustos 2016 tarihinde, başvurana hâkim adaylığı eğitiminin final sözlü sınavında başarısız olduğu bildirilmiştir. Başvuran aynı gün Akademi’ye yazılı olarak itirazda bulunmuş ve bu sonucun gözden geçirilmesini talep etmiştir.
6. Akademi söz konusu itiraza 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesinde belirtilen süre içinde, yani başvuranın 29 Ağustos 2016 tarihli itirazını takip eden altmış gün içinde, cevap vermemiştir.
7. Ancak Akademi 28 Şubat 2017 tarihinde başvuranı, itirazının 14 Şubat 2017 tarihli bir kararla reddedildiğine dair bilgilendirmiştir.
8. Başvuran 26 Nisan 2017 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi (“İdare Mahkemesi”) nezdinde Akademinin açık ret kararının iptali için dava açmıştır.
9. İdare Mahkemesi 14 Temmuz 2017 tarihinde, idarenin başvurana itirazını takip eden altmış gün içinde cevap vermemesinin zımni ret anlamına geldiğini, başvuranın 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi kapsamında altmış gün içinde dava açmadığını belirterek davayı reddetmiştir. Ayrıca İdare Mahkemesi, Akademi’nin başvurana bu tarihten sonra cevap vermiş olmasının dava açma süresini baştan başlatamayacağını belirtmiştir.
10. Anayasa Mahkemesi 30 Kasım 2018 tarihinde, kısa kararla, başvuranın mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetini açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
11. Başvuran Sözleşme’nin 6 ve 14. maddeleri kapsamında, görüşüne göre aşırı şekilci olan, ancak her halükarda, diğer idare mahkemelerinin söz konusu süre sınırına ilişkin yorumlarını hesaba katınca öngörülemez olan söz konusu idare mahkemesinin süre sınırına ilişkin yorumundan dolayı mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin Sözleşme’ye ilişkin şikâyetini reddetme şeklinden şikâyetçi olmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
12. Mahkeme, dava konusu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması hususunda egemen olması hasebiyle (Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, §§ 114 ve 126, 20 Mart 2018) başvuranın şikâyetinin yalnızca Sözleşme’nin 6’ıncı maddesinin 1’inci fıkrası kapsamında inceleyecektir.
13. Başvuran, yerel mahkemelerin idari bir işleme karşı dava açma sürelerine ilişkin yaklaşımının kanunun lafzına aykırı olduğunu ve her halükarda aşırı şekilci ve öngörülemez olduğunu iddia etmiştir. Başvuran özellikle, dava açmak için altmış günlük kanuni sürenin itirazının açıkça reddedildiği 28 Şubat 2017 tarihinden itibaren yeniden başlaması gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuran, ilk derece idare mahkemelerinin birebir aynı davalarda verdiği iki kararı sunmuştur. Bu davalarda, idare mahkemeleri davacıların idarenin zımni reddini takiben altmış günlük süre içerisinde davalarını açmamış olmalarına rağmen davanın esasını incelemişlerdir. Ayrıca başvuran, Danıştay’ın bazı dairelerinin, bir talebin yazılı olarak açıkça reddedilmesinden hatta talebin zımnen reddedilmesinden sonra bile, dava açma süresinin yeniden başladığını kabul ettiği kararları olduğunu ileri sürmüştür.
14. Hükümet başvuranın görüşüne itiraz etmiş ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, mahkemeye başvuru hakkının mutlak olmadığını ve her halükarda sınırlamalara tabi olduğunu ve Sözleşmeye Taraf Devletlerin bu konuda takdir yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir. Hükümet, dava açma süresinin başlangıç noktasına ilişkin olarak kanunda açık bir hüküm bulunduğunu belirtmiştir. İdari bir işleme karşı dava açmak için süre sınırı belirlenmesinin temel amacı, idari işlemlerin istikrarını sağlamak ve böylece kamu hizmetlerinin verimli işleyişini sürdürmektir. Hükümet, Danıştay ve Bölge İdare Mahkemelerinin zamanaşımı kurallarına ilişkin yerleşik içtihatlarının bulunduğunu, bu içtihatların bir itirazın zımnen reddedilmesinin ardından dava açma süresinin yeniden işlemeye başladığını, itiraza geç verilmiş bir cevabın ise dava açma süresini ihya etmediğini kabul ettiğini ileri sürmüştür. Hükümet, başvuran tarafından emsal gösterilen kararların yalnızca imar uygulamalarından kaynaklanan uyuşmazlıkların özel durumuna ilişkin olduğunun altını çizmiş ve Danıştay’ın ilgili dairesinin artık söz konusu içtihadı takip etmediğini belirtmiştir. Hükümet, başvuranla benzer konumdaki hâkim adaylarına ilişkin idare mahkemelerinin nihai kararlarını sunmuştur.
15. Mahkeme somut davadaki temel hususun, idare mahkemesinin, idarenin zımni reddine karşı dava açma süresinin dolmasının ardından idare tarafından açık ret kararı verilmesinin süreyi yeniden başlatmayacağı şeklindeki yorumunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında aşırı şekilci ve öngörülemez olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği olduğunu kaydetmektedir.
16. Mahkemeye erişim hakkına ilişkin genel ilkeler Zubac/Hırvatistan [BD] (no. 40160/12, §§ 76-79, 5 Nisan 2018) kararında ortaya konmuştur. Mahkeme, adli davaların açılmasına ilişkin sürelerle ilgili kuralların şüphesiz adaletin düzgün bir şekilde işlemesini ve özellikle hukuki kesinlik ilkesine uyulmasını sağlamak üzere tasarlandığını yinelemektedir (bk. Mizzi/Malta, no. 26111/02, § 83, AİHM 2006-I (alıntılar) ve bu kapsamda anılan diğer kararlar). Sonuç olarak, söz konusu kurallar veya bunların uygulanması davacıların mevcut bir hukuk yolunu kullanmalarını engellememelidir. Mahkeme ayrıca, her davada ilgili somut davanın kendine özgü koşulları ışığında ve 6. maddenin 1. fıkrasının konusu ve amacını dikkate alarak bir değerlendirme yapmaktadır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Miragall Escolano ve Diğerleri/İspanya, no. 38366/97, 38688/97, 40777/98, 40843/98, 41015/98, 41400/98, 41446/98, 41484/98, 41487/98 ve 41509/98, § 36, AİHM 2000 I).
17. Mahkeme, usule ilişkin kuralları yorumlamanın öncelikli olarak ulusal mahkemelerin görevi olduğunu yinelemektedir. Somut davada idare mahkemeleri, 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesine göre, başvuranın davasını zımni ret kararının ardından süre sınırı içerisinde açması gerektiğini ve idarenin süre geçtikten sonra verdiği açık cevabın süreyi yeniden başlatmayacağını kabul etmiştir. Mahkeme, öncelikle ulusal mahkemelerin yorumunun keyfi veya mantıksız olmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, Hükümet tarafından sunulan ve mahkemelerin davaları süre aşımı nedeniyle reddettiği, başvuranınkiyle aynı durumlara ilişkin nihai mahkeme kararlarının yeknesaklık taşıdığını ve tutarlı olduğunu gözlemlemektedir.
18. Mahkeme, sadece ilk derece idare mahkemelerinde başvuranınkiyle neredeyse aynı olan davalarda değil, aynı zamanda Danıştay nezdindeki imar anlaşmazlıklarından kaynaklananlarınki gibi benzer davalarda da bazı zıt kararlar verildiğinin farkındadır. Ancak Mahkeme, dava dosyasında idare mahkemelerinin aynı davalardaki kararlarının Danıştay nezdinde kesinleşip kesinleşmediğine dair bir bilgi bulunmadığını, oysa hükümetin yerel mahkemelerin karşıt karar verdiği aynı davalardaki kesinleşmiş mahkeme kararlarını sunduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, Danıştay nezdinde imar uyuşmazlıklarının ele alınışındaki farklılığın söz konusu olgusal durumlardaki farklılıktan kaynaklanması sebebiyle içtihat farklılığı olarak anlaşılamayacağını gözlemlemektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Erol Uçar/Türkiye, (k.k.), no. 12960/05, 29 Eylül 2009). Ayrıca Mahkeme, ülkesel yargı yetkisi olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağına dayanan bir hukuk sisteminde çelişen mahkeme kararlarının olma olasılığının oldukça tabii olduğunu kabul etmektedir. Bu tür farklılıklar aynı mahkeme içerisinde de gerçekleşebilir. Ancak, bu hususun başlı başına Sözleşme ile çeliştiği düşünülemez (bk. Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye ([BD], no. 13279/05, § 51, 20 Ekim 2011). Mahkeme, yerel mahkemelerin çelişkili kararlarının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde yer alan adil yargılanma şartını ihlal ettiği koşulları belirlemiştir. Bunlardan biri, içtihatlarda “derin ve süregelen” farklılıkların bulunmasıdır (bk. Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 52-54). Ancak buradaki başvuruda durumun böyle olmadığı açıktır.
19. Mahkeme ayrıca, final sözlü sınav sonucunun tebliğ edilmesinin ardından başvuranın doğrudan idari mahkemeler nezdinde dava açmak yerine idareye itirazda bulunmayı tercih ettiğini kaydetmektedir. Başvuran, 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesine dayanarak, başlangıçta itirazda bulunmaksızın doğrudan yapılan işleme karşı dava açma hakkına sahipti. Söz konusu uyuşmazlıkla ilgili olarak, başvuranın idare mahkemelerinde dava açmadan önce tüketmesi gereken kanunla öngörülmüş zorunlu bir idari başvuru yolu bulunmamaktaydı. Ayrıca, başvuran Akademinin zımni reddine dayanarak da dava açabilirdi. Mahkeme bu nedenle, başvuranın Akademinin açık ret işleminden önce sahip olduğu hukuk yollarını kullanmasının engellenmediği sonucuna varmaktadır. Başvuran, Mahkemeye iç hukukta öngörülen süre sınırlamasına neden uymadığına dair herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın davasının zaman aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunmasına yol açan durumu kendisinin meydana çıkardığı sonucuna varmaktadır.
20. Bu koşullar altında Mahkeme, somut davada idare mahkemesinin dava açma süresinin geçmesinden sonra idare tarafından verilen müteakip cevabın süreyi yeniden başlatmayacağı şeklindeki yorumunun Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında aşırı şekilci veya öngörülemez olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.
21. Başvuranın Anayasa Mahkemesinin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine ilişkin şikâyetini incelemesine ilişkin olarak Mahkeme, Türkiye Anayasa Mahkemesi gibi ulusal yüksek mahkemeler için, somut davada olduğu gibi bir şikâyette öne sürülen sorular temel öneme sahip değilse, sadece bu prosedüre izin veren hukuki hükümlere atıfta bulunarak şikâyeti kabul etmeyi reddetmenin yeterli olduğunu yinelemektedir (bk. Sawoniuk/Birleşik Krallık (k.k.), no. 63716/00, AİHM 2001-VI; Teuschler/Almanya (k.k.), no. 47636/99, 4 Ekim 2001; Krutil/Almanya (k.k.), no. 71750/01, 20 Mart 2003; Floquet/Almanya (k.k.), no. 50215/99, 9 Şubat 2006). İdare Mahkemesinin kararını usulüne uygun olarak gerekçelendirdiği göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme Anayasa Mahkemesinin başvuranın bireysel başvurusunu reddetme biçiminde bir sorun olmadığı kanısındadır.
22. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddeleri uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 11 Mayıs 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Başkan