AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 1676/13
Salih ŞENER / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 24 Eylül 2019 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
12 Kasım 2012 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
6 Mart 2018 tarihli kararı göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Salih Şener, 1985 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Gaziantep’te ikamet etmektedir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran hakkında 2006 yılında Edirne Askeri Ceza Mahkemesinde, zorunlu askerlik görevi sırasında subayları tehdit etme ve subaylara saldırma gerekçesiyle ceza yargılamaları başlatılmıştır.
5. Herhangi bir hukuk eğitimi olmayan bir subay ve iki askeri hâkimden oluşan Askeri mahkeme, 13 Eylül 2007 tarihinde başvuranın suçlarını sabit bulmuş ve başvuranı on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
6. Askeri Yargıtay, 9 Haziran 2009 tarihinde Edirne Askeri Ceza Mahkemesinin kararını bozmuştur.
7. Herhangi bir hukuk eğitimi olmayan bir subay ve iki askeri hâkimden oluşan Edirne Askeri Ceza Mahkemesi, 24 Şubat 2010 tarihinde, başvuranın suçlarını yeniden sabit bulmuş ve Türk Ceza Kanununun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine yönelik dayanak olmadığına kanaat getirmiştir.
8. Askeri Yargıtay, 28 Eylül 2010 tarihinde, ilk derece mahkemesi nezdindeki yargılamalar sırasında başvuranın avukatının davadan çekilmesi ve başvurana yeni avukat talep edip etmediğinin sorulmamış olması gerekçesiyle kararı tekrar bozmuştur.
9. Bu süre içerisinde, Anayasa Mahkemesi, 7 Mart 2009 tarihinde, herhangi bir hukuk eğitimi olmayan ve mesleği hâkimlik olmayan bir subayın Askeri Ceza Mahkemesi heyetinde bulunmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna kanaat getirmiştir. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna karar vermiştir. Sonuç olarak, 353 sayılı Kanunun 2. maddesi 19 Haziran 2010 tarihinde değiştirilmiştir. Değiştirilen hükümde, askeri bir mahkemenin heyetinde hukuki eğitim almış ve mesleği hâkimlik olan üç askeri hâkimin bulunması öngörülmüştür. Söz konusu hüküm 30 Haziran 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
10. Sonuç olarak, 28 Eylül 2010 tarihli kararın ardından, dava üç askeri hâkimden oluşan Edirne Askeri Ceza Mahkemesine geri gönderilmiştir.
11. Yeni yargılamalar sırasında Askeri Ceza Mahkemesi başvuranı tekrar dinlemiş ve yargılamaların sonunda, 8 Haziran 2011 tarihinde, başvuranı suçlu bularak on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Askeri Yargıtay, 15 Mayıs 2012 tarihinde, başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.
12. İç hukukta yapılan diğer değişikliklerin ardından, Askeri Ceza Mahkemesi 25 Ocak 2013 tarihinde, önceki kararını tekrar incelemek ve başvuranın bazı suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını öngören Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesinden yararlanma hakkı olup olmadığını tespit etmek amacıyla yeni bir yargılama sürecinin başlatılmasına karar vermiştir.
13. Buna göre başvuranın davası tekrar açılmış, ilk derece mahkemesi tarafından ifadesi tekrar alınmış ve 3 Haziran 2015 tarihinde Edirne Askeri Ceza Mahkemesi, başvuranın suçlarını sabit bularak başvuranı on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanması geri bırakılmıştır. Başvuran, kendisine 7 Temmuz 2015 tarihinde bildirilen bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmamıştır.
ŞİKÂYET
14. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, Askeri Ceza Mahkemelerinde görülen yargılamaların bağımsızlığı ve tarafsızlığından şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
15. Hükümet, birkaç gerekçe sunarak Mahkeme’den başvuruyu kabul edilemez bulmasını talep etmiştir. Hükümet, ilk olarak, ulusal mevzuatta 2010 tarihinde değişiklik yapıldığını ve dolayısıyla başvuranın yeniden yargılanarak üç askeri hâkimden oluşan bir askeri ceza mahkemesi tarafından mahkûm edildiğini hatırlatmıştır. Herhangi bir hukuk eğitimi olmayan subayın kürsüdeki görevinden alınması ve davanın yeni oluşan heyet tarafından tekrar incelenmiş olması sebebiyle Hükümet, başvuranın, askeri ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadığına yönelik ihlal iddiası nedeniyle mağdur olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.
16. Hükümet ayrıca, mevcut davadaki nihai kararın 3 Haziran 2015 tarihinde verilmiş olması ve başvuranın bu karara itiraz etmemiş veya Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmamış olması gerekçesiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ve dolayısıyla başvurunun reddedilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
17. Mahkeme, başvuranın, başvuru formunda esasen kendisini yargılayan ve mahkûm eden askeri ceza mahkemesinin heyetinde subay üye bulunması gerekçesiyle bağımsızlığı ve tarafsızlığından şikâyetçi olduğunu kaydetmektedir. Söz konusu subaylar, ordunun hiyerarşik düzeninde içerisinde yer almış ve askeri disipline tabii olmuşlardır. Hiyerarşik üstleri tarafından atanmış ve diğer iki askeri hâkime sağlanan anayasal güvencelere aynı şekilde sahip olmamışlardır. Bu ögelere dayanarak, Mahkeme, önceki davalarda, Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında askeri ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız mahkemeler olarak görülemeyeceğine karar vermiştir (bk. Gürkan/Türkiye, no. 10987/10, § 19, 3 Temmuz 2012).
18. Ancak, somut davada, mevzuat 19 Haziran 2010 tarihinde değiştirilmiş ve 30 Haziran 2010 tarihinden itibaren subay üyeler askeri ceza mahkemeleri heyetinden çıkarılmıştır. Sonuç olarak, başvuranın davası tekrar Edirne Askeri Ceza Mahkemesine gönderildiğinde, yargılamalar yeniden, heyetinde subay üye bulunmayan yeni bir heyet tarafından yürütülmüştür.
19. Somut davanın koşulları dâhilinde Mahkeme, yargılamalar bitmeden önce mahkeme heyetindeki subay üyenin heyetten çıkarılmasının, başvuranın yargılamayı yürüten mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik makul endişelerini ortadan kaldırdığına karar vermiştir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (“mutatis mutandis”), Osman/Türkiye, no. 4415/02, § 18, 19 Aralık 2006)
20. Yukarıda belirtilenlerin ışığında, Mahkeme, Hükümet’in ilk itirazını kabul etmiş ve kalan itirazlarını incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla, başvuru, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup 17 Ekim 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy