AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 61016/16
Hakime ŞENGÜL ve diğerleri /Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Jovan Ilievski
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 8 Kasım 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve Batman Barosuna bağlı Avukat F. Bayındır tarafından temsil edilen sekiz Türk vatandaşının (“başvuranlar”) -başvuranların listesi ve ilgili bilgiler, ekte bulunan tabloda yer almaktadır- 26 Eylül 2016 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 61016/16 no.lu başvuruyu,
Başvurunun, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, başvuranların akrabası olan birinci başvuranın eşi ve diğer yedi başvuranın babası Abdülmecit Şengül’ün kimliği belirsiz bir kişi tarafından öldürülmesiyle ilgilidir. Abdülmecit Şengül, 8 Temmuz 1997 tarihinde Siirt’in Kurtalan ilçesinde kaybolmuştur. Adam kaçırma nedeniyle ceza soruşturması açılmıştır. Abdülmecit Şengül, 13 Temmuz 1997 tarihinde, ölü bulunmuştur. Kozluk Cumhuriyet savcısı, kendi gözetimi altında, cesedin üzerinde dış muayene ve klasik otopsi yaptırmıştır. Adli tabip, Abdülmecit Şengül’ün silahla vurulması nedeniyle sol akciğer ve midede meydana gelen lezyonlar sonucu hayatını kaybettiği sonucuna varmıştır. Birçok tanık ve şüphelinin ifadesi, Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuranların yakınının ailevi kan davası nedeniyle kaçırıldığı ve öldürüldüğü tespit edilmiştir. Bununla birlikte, ceza soruşturması, cinayetin faillerinin tespit edilmesine imkân vermemiştir. Soruşturmacıların Abdülmecit Şengül’ün ölümünden sorumlu olan kişileri tespit etmelerinin imkânsızlığını dikkate alarak, Cumhuriyet savcısı, 22 Mart 2001 tarihinde daimi arama emri çıkarmış ve bu emri, zaman aşımı süresini göz önünde bulundurması amacıyla Emniyet Müdürlüğüne göndermiştir. Başvuranların temsilcisi, 12 Aralık 2005 tarihinde, Kozluk Cumhuriyet savcılığından, ceza soruşturması dosyasında bulunan ve kendisine bildirilen belgelerin bir nüshasını yazılı olarak talep etmiştir. Başvuranlar, avukatları aracılığıyla, 5 Ocak 2006 tarihinde, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’a dayanarak, Batman Valiliğine bağlı Zarar Tespit ve Tazminat Komisyonuna (“Komisyon”) başvurarak, yakınlarının ölümü nedeniyle maruz kaldıklarını belirttikleri zarara ilişkin tazminat talebinde bulunmuşlardır. Komisyon, tazminat talebini kanunun uygulama alanına girmediği kanaatine vararak reddetmiştir. Başvuranlar tarafından ret kararının iptal edilmesi talebiyle başvurulan ilk derece idare mahkemeleri ile temyiz mahkemesi, 5233 sayılı Kanun’un, terör eylemlerinden veya terörle mücadele tedbirlerinden doğan zararların karşılanması ile ilgili olduğunu ve somut olayda söz konusu olduğu gibi, genel hukuka tabi olan cinayetlerin bu kanunun uygulama alanına girmediğine hükmetmişlerdir. Başvuranlar, akabinde, bir yandan idare mahkemeleri tarafından tazminat taleplerinin reddedilmesi, diğer yandan Komisyon ve idare mahkemeleri önünde yürütülen yargılamanın makul olmadığı kanaatine vardıkları süre nedeniyle adil yargılanma gerekliliklerinin göz ardı edildiğini ileri sürerek, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Anayasa Mahkemesi, 31 Mart 2016 tarihinde, başvuranların başvurularının yargılamanın süresine ilişkin kısmıyla ilgili olarak, başvuranların lehinde bir karar vermiştir. Buna karşın, Anayasa Mahkemesi, idare mahkemelerinin, haklı olarak, 5233 sayılı Kanun’un hükümlerini uyguladıkları ve esasen yargılamanın adil olmadığına dair delil sunmaksızın yalnızca yargılamanın sonucundan şikâyet eden ilgililerin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanısına varmıştır. Başvuranlar, davanın koşullarının Sözleşme’nin 2, 6 ve 13. maddelerinin ihlaline neden olduğunu ileri sürmektedirler. Başvuranlar, ilk olarak, ulusal makamların yakınlarının ölüm koşullarına ilişkin etkin bir soruşturma yürütmediklerini ve ikinci olarak, Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilen kararın hakkaniyete uygun olmadığını ve dolayısıyla etkisiz olduğunu iddia etmektedirler.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Mahkeme, Hükümetin birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Hükümet, özellikle altı aylık süreye riayet edilmediğini ve her halükârda, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu, zira Anayasa Mahkemesi tarafından yargılamanın adilliğine ilişkin yapılan incelemenin etkinliğine yönelik herhangi bir eleştirinin bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenen, somut olayda yürütülen soruşturmanın etkinliğine ilişkin şikâyeti ile ilgili olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık sürenin amacının hukuki güvenliği sağlamak ve Sözleşme bağlamındaki sorunları ileri süren davaların makul bir süre içinde incelenmesini sağlamak olduğunu hatırlatmaktadır (Sabri Güneş/Türkiye [BD], no. 27396/06, § 39, 29 Haziran 2012). Ayrıca, bu kural aynı zamanda, yetkili makamların ve ilgili kişilerin, uzun bir sürenin geçmesinin neden olacağı belirsizlikten korunmalarını amaçlamaktadır (Bayram ve Yıldırım/Türkiye (k.k.), no. 38587/97, AİHM 2002-III, Bulut ve Yavuz/Türkiye (k.k.), no. 73065/01, 28 Mayıs 2002, ve Taşçɪ ve Duman/Türkiye (k.k.), no. 40787/10, § 15, 9 Ekim 2012). Mahkeme ayrıca, yaşama zarar verilmesine ilişkin davalarda, hukuk yolunun bulunmaması ya da mevcut hukuk yollarının etkili olmaması halinde, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen altı aylık sürenin, genellikle ihtilaf konusu eylemlerin tarihinden itibaren başladığını kaydetmektedir. Bununla birlikte, bir başvuranın, görünüşte mevcut olan bir hukuk yolunu kullanması veya ileri sürmesi ve ancak ardından bu yolu etkisiz kılan koşulların var olduğunun farkına varması halinde, istisnai durumlarda özel hususlar uygulanabilmektedir. Bu durumda, başvuranın ilk kez bu durumu öğrendiği ya da öğrenmesi gereken tarihin, altı aylık sürenin başlangıç noktası olarak alınması gerekmektedir (yukarıda anılan Taşçɪ ve Duman kararı, § 16). Mahkeme, başvuranların çok uzun bir süre bekledikleri ya da herhangi bir soruşturmanın açılmadığını veya yürütülen soruşturmanın durduğunu veya etkili olmadığını ya da son olarak değerlendirilen dönemde, her halükârda, gelecekte etkili bir soruşturmanın yürütüleceğine dair en ufak bir gerçekçi ihtimalin bulunmadığını fark ettikleri ya da fark etmeleri gereken zamandan sonra Mahkemeye başvurmak için görünürde bir neden olmaksızın bekledikleri durumlarda, başvuruları gecikme nedeniyle reddettiğini hatırlatmaktadır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Gutiérrez Dorado ve Dorado Ortiz/İspanya (k.k.), no. 30141/09, § 37, 27 Mart 2012, ve bu kararda yapılan atıflar, ve Yetişen ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 21099/06, § 84, 10 Temmuz 2012). Mahkeme, soruşturma birimlerinin Abdülmecit Şengül’ün ölümünden sorumlu olan kişileri tespit etmelerinin imkânsızlığını dikkate alarak, Cumhuriyet savcısının, 22 Mart 2001 tarihinde, daimi arama emri çıkardığını ve bu emri, zaman aşımı süresini göz önünde bulundurması amacıyla Emniyet Müdürlüğüne gönderdiğini kaydetmektedir (yukarıda 8. paragraf). Ancak, yalnızca 12 Aralık 2005 tarihinde, yani arama emrinin yayınlanmasından dört yıl, sekiz aydan fazla bir süre sonra, başvuranların temsilcisi, Kozluk Cumhuriyet savcılığından dosyadaki belgelerin bir nüshasını yazılı olarak talep etmiştir (yukarıda 9. paragraf). Mahkemeye göre, diğer hususların yanı sıra, başvuranların bir avukat tarafından temsil edildiği dikkate alındığında, bu sürenin önemsiz olduğu değerlendirilemez. Ayrıca Mahkeme, arama emrinin çıkarılmasının ardından, yetkili adli makamlara yol gösterebilecek ve ceza soruşturmasını ilerletebilecek herhangi bir ilgili delil unsuru veya herhangi önemli bir bilginin ortaya çıkmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’a dayanan tazminat davasının Komisyon önünde açılmasının, ceza soruşturmasının seyrinde herhangi bir etkisi olmamıştır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Erkan/Türkiye (k.k.), no. 41792/10, §§ 64-67, 28 Ocak 2014). Mahkeme, davanın koşullarında, bir avukat tarafından temsil edilen ve somut olayda yürütülen ceza soruşturmasının etkin olmadığını ileri süren başvuranların, Cumhuriyet savcılığının daimi arama emri çıkardığı tarihten itibaren altı aylık süre içinde Mahkemeye başvurmaları gerektiği sonucuna varmaktadır (yukarıda anılan Taşçɪ ve Duman kararı ile karşılaştırınız, §§ 18-21). Bu bağlamda, ilgililerin, arama emrinin çıkarılmasından sonra Mahkemeye süresinden sonra başvurmalarını haklı göstermek için herhangi bir gerekçe veya altı aylık süreyi kesintiye uğratacak herhangi bir özel koşulu ileri sürmediklerini gözlemlemek gerekmektedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı vaktinden sonra yapılmış olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri açısından incelenen, Anayasa Mahkemesi önünde görülen yargılamanın etkinliği ve adilliği hususuna ilişkin olarak, ceza soruşturmasının hiçbir zaman Abdülmecit Şengül’ün ölümü ile terör eylemi arasında herhangi bir bağın kurulmasına imkân vermediğini gözlemlemektedir. Ayrıca, başvuranlar, 2006 yılında Tazminat Komisyonuna başvurmadan önce bu tür bir bağın var olduğunu hiçbir zaman iddia etmemişlerdir. Dolayısıyla Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin yaptığı değerlendirmede keyfi veya açıkça makul olmayan herhangi bir unsur tespit etmemektedir. Sonuç olarak, başvuranların şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 1 Aralık 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranların Listesi
Başvuru No. 61016/16
No.
Adı SOYADI
Doğum Yılı
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Hakime ŞENGÜL
1958
Türk
Siirt
2.
Amine NAYMAN
1987
Türk
Siirt
3.
Abdurrahman ŞENGÜL
1978
Türk
Siirt
4.
Aycan ŞENGÜL
1977
Türk
Siirt
5.
Emel ŞENGÜL
1990
Türk
Siirt
6.
Merve ŞENGÜL
1995
Türk
Siirt
7.
Ümit ŞENGÜL
1993
Türk
Siirt
8.
Yusuf ŞENGÜL
1974
Türk
Siirt