AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 59557/08
Aynur ŞENGÜL / Türkiye
4 Aralık 2018 tarihinde,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 21 Kasım 2008 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu ve başvurana tarafından cevaben sunulan görüşler ile davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
Başvuran, Aynur Şengül Türk vatandaşı olup 1979 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı olan bir avukattır. Başvuran, Mahkeme önünde, aynı ilde avukat olan G. Altay tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.
Başvuran, 1 Mayıs 2007 tarihinde, yakalanmış ve diğer yüzlerce göstericiyle birlikte Beşiktaş Polis Karakoluna götürülmüştür. Başvuran, Taksim Meydanı’nda toplanılmasını yasaklayan Valilik kararı olmasına rağmen, bu meydana ulaşılması için polis engelini zorlamakla suçlanmıştır. Başvuran da dâhil olmak üzere, doksan dört gösterici, Cumhuriyet savcısının emri üzerine gözaltına alınmıştır. Başvuran, gözaltı sonunda, saat 15.00 sularında, Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmeden önce, sağlık muayenesinden geçmiştir. Başvuran, dinlendikten sonra serbest bırakılmıştır.
İstanbul Cumhuriyet savcısı, 14 Mayıs 2007 tarihinde, direnme suçunun yeterince tespit edilmemesi nedeniyle, başvuran hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
Başvuran, 30 Mayıs 2007 tarihinde, gözaltına alınırken Nöbetçi Adli Polis Memuru C. hakkında şikâyette bulunmuştur. Başvuran, polis memuru tarafından altı saatten fazla karakolda keyfi olarak tutulmasından ve bu süre içerisinde hakaret ve darp edilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, iş yerine gitmesine ve meslek kartını göstermesine rağmen, yakalandığını iddia etmiştir. Başvuran, karakola geldiğinde, meslektaşlarını ve İstanbul Barosunu telefon ile durumundan haberdar ettiğini ve müdahale edilmesini talep ettiğini belirtmiştir. Başvuranın telefonundaki muhatabı, hemen serbest bırakılması amacıyla, savcılık nezdinde Baro Başkanı tarafından yapılan girişimlerden söz etmiştir. Başvuran, bir gelişme yaşanmaksızın geçen yarım saatin ardından, durumuyla ilgili olarak bilgi almak için Polis Memuru C’nin bürosuna gitmiştir. O sırada polis memuru şu şekilde bağırmıştır: “Çıkın, bekleyin, susun”. Başvuran, Baro Başkanını tekrar aradığını belirtmiştir. Muhatabın avukatı, başvuranın serbest bırakılması amacıyla, savcılık ile görüşüldüğünü ve çoktandır serbest bırakılması gerektiğini dile getirmiştir. Başvuran, tekrar Polis Memuru C. ile görüşmeye gittiğinde, ilgili tehdit edici bir şekilde kendisine yönelmiş, bağırarak ve hakaret ederek baskı uygulamıştır. Ayrıca, ilgili, başvuranı darp edecek şekilde elini kaldırmış ancak diğer polisler başvuranın bürodan çıkması için müdahalede bulunmuşlardır. Başvuran, saldırıdan sonra, birçok defa Baro Başkanını aradığını, müdahale edilmesini talep ettiğini ve söz konusu baronun birçok avukatının saat 14.30 sularında karakola geldiğini belirtmiştir. Başvuran, avukatlardan birinin Başsavcıyla kişisel olarak görüştükten sonra, Cumhuriyet savcısı tarafından dinlendiğini ve saat 16.30 sularında serbest bırakıldığını belirtmiştir. Başvuran, sarf edilen hakaretler, tehditler ve şiddet eylemleri nedeniyle, manevi zarara uğradığını iddia etmiştir.
Cumhuriyet savcısı, 16 Ağustos 2007 tarihinde, Polis Memuru C.’nin ifadesini almıştır. Polis Memuru C., başvuranın yakalanmasına itiraz etmesi hususunda cevap verdiğini, bu tedbirin kendisi yerine gösteriden sorumlu olan güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirildiğini belirtmiştir. Polis Memuru C., Başsavcının 1 Mayıs tarihli gösteriler nedeniyle, toplantıda olması sebebiyle erişilebilir olmadığından hemen nöbetçi savcıyı aradığını dile getirmiştir. Polis Memuru C., daha sonra savcıya yeniden ulaşmak istediği sırada, başvuran avukat olduğunu belirterek, kendisine hakaret ve tehdit etmeye başlamış ve karakoldan ayrılmaya çalışmıştır. Polis Memuru C., savcıya bu olayları anlatmış ve savcı ilgili hakkında kamu görevlisine hakaret suçundan gözaltına alınmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet savcısı, 6 Eylül 2007 tarihinde, başvuranı dinlemiş ve başvuran ise şikâyetinin içeriğini yinelemiştir. Ayrıca, savcı başvuran ile eş zamanlı olarak yakalanan arkadaşını ve ilgili tarafından belirtilen tanıkları da dinlemiştir.
Soruşturmanın sonunda, 22 Şubat 2008 tarihinde, Cumhuriyet savcısı Polis Memuru C. hakkında görevi kötüye kullanma, hakaret ve yaralamaya teşebbüsü suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı, başvuranın Valilik yasağına rağmen, Taksim Meydanı’na gitmeye çalıştığını bu kapsamda yakalandığını ve Beşiktaş Polis Karakoluna götürüldüğünü kaydetmitir. Cumhuriyet savcısı, bu tedbirlerin Cumhuriyet savcısının talimatları uyarınca alındığını ve yapılan eylemlerde usulsüzlüklerin yapılmadığını kaydetmiştir. Polis Memuru C.’nin başvurana hakaret ettiği iddiasıyla ilgili olarak, savcı ilgilinin soyut delilleri haricinde hiçbir delilin bulunmadığını kaydetmiştir.
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Nisan 2008 tarihinde, başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendini ileri sürerek, yakalanmasının ve gözaltına alınmasının hiçbir meşru gerekçeye dayanmadığını iddia etmektedir. Başvuran, avukat olması ve söz konusu tarihte iş yerine gitmesi nedeniyle, suçu işlediğine dair suçlanması için makul nedenlerin bulunmadığından şikâyet etmektedir. Ayrıca, başvuran yakalanması ve hakkındaki suçlamalar nedeniyle, bilgi sahibi olamadığından şikâyet etmektedir. Sonuç olarak, başvuran hemen serbest bırakılmadığından ve hâkim önüne çıkarılmadığından şikâyet etmektedir.
Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, kötü muamele iddialarının gerektiği gibi incelenmediğini iddia etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
Sözleşme’nin 5. Maddesine İlişkin Şikâyetler
Başvuran, yakalanmasının ve gözaltına alınmasının, Sözleşme’nin 5. maddesine aykırı olmasından şikâyet etmektedir.
Hükümet, Mahkemeyi başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91. maddesinin 5. fıkrası uyarınca (“CMK”), gözaltına alınmasına itiraz etmemesi sebebiyle, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. Hükümet, ilgilinin CMK’nın 141. maddesinde öngörülen tazminat başvurusunda bulunma hakkına sahip olduğunu eklemektedir. Ayrıca, Hükümet, altı aylık süre kuralına riayet edilmediğine ilişkin bir itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın CMK’nın 91. maddesi gereğince, gözaltına alınmasına itiraz etmemesi ve soruşturmanın yalnızca kötü muamele iddialarıyla ilgili olması nedeniyle, ilgilinin olay tarihinden itibaren altı ay süre içerisinde başvuruda bulunmuş olması gerektiğini ancak başvuranın verilen süre içerisinde başvuruda bulunmadığı kanaatine varmaktadır.
Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazların incelenmesinin gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
Mahkeme, başvuranın saat 9.30 sularında sorgulandığını ve hemen Beşiktaş Polis Karakoluna götürüldüğünü ve bu karakolda öğleden sonrasına kadar tutulduğunu gözlemlemektedir. Başvuranın söz konusu dönem boyunca bir hücreye alınmadığının ve karakolun bünyesinde belirli bir hareket özgürlüğüne özellikle cep telefonunu özgürce kullanma imkânına sahip olmasına rağmen, karakoldan ayrılmasının mümkün olmadığını tespit emiştir. Dolayısıyla, ihtilaf konusu dönemde, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında, özgürlükten yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Geriye, başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında ve bu hükmün amaçları uyarınca, “yasal yollara göre” özgürlüğünden yoksun bırakılıp bırakılmadığı hususunun incelenmesi kalmaktadır.
Mahkeme, öncelikle başvuranın bir avukat sıfatıyla müdahil olmasına rağmen, ihtilaf konusu olayların gerçekleşmediğini kaydetmektedir (aksi yönde bir karar için (a contrario) bk. François/Fransa, No. 26690/11, § 53, 23 Nisan 2015). Başvuran, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanun kapsamında hapis cezasıyla cezalandırılan fiiller sebebiyle suçlandığı gerekçesiyle, hâkim önüne çıkarılması amacıyla yakalanmıştır. Dolayısıyla, ihtilaf konusu özgürlükten yoksun bırakma, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi alanına girmektedir.
Başvuranın iş yerine giderken yakalandığı iddiası doğru ise, dosyadaki unsurların bu iddiayı hiçbir şekilde desteklemeye imkân sağlamadığının tespit edilmesi gerekir. Mahkeme ayrıca, başvuranın yakalanmasına iç hukukta itiraz etmemesi nedeniyle, -zira, ilgilinin şikâyeti yalnızca, yakalanmasından değil, gözaltına alınmasından sorumlu olan polis memurunun, özellikle aşağılayıcı muamele iddialarıyla ilgili olarak, ceza sorumluluğunun tespit edilmesini amaçlamaktadır- ilgilinin göstericiler arasında yer aldığının değerlendirilmesinin gerekli olduğunu kaydetmektedir. Başvuran hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması, ilgilinin sorgulanmasına neden olan şüphelerin makul niteliğini hiçbir şekilde değiştirmemektedir (bk., aynı anlamda, Strati /Türkiye, No. 16082/90, § 89, 22 Eylül 2009). Mahkeme, başvuranın avukat statüsünü ileri sürmesi nedeniyle, Türk hukukuna göre, avukatların görevlerini yerine getirme haricinde, işlenen suçlar için kamu hukuku rejimine tabi olduğunu kaydetmektedir. Böylelikle, Mahkeme başvuranın maruz kaldığı özgürlükten yoksun bırakılmanın, “yasal yollara” göre meydana geldiği sonucuna varmıştır.
Sonuç olarak, Mahkeme, dosyadaki unsurlarda hiçbir keyfilik görünümünün bulunmadığını tespit etmektedir. Başvuran, Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmeden önce, yalnızca birkaç saat boyunca karakolda tutulmuştur; başvuran hemen dinlendikten sonra serbest bırakılmıştır. Dosya incelemesinde, bu tedbir süresinin, izlenen meşru amaca ulaşması için gerekli sürenin aşıldığını düşündürebilecek hiçbir unsur bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, karakolun işleyişinden ayrılmaz olan özellikle tutulan bir kişinin dinlenmesinin, polis karakoluna varır varılmaz yapılamayacağı anlamına gelebilecek kısıtlamaların farkındadır. Böylece, Mahkeme, tutulan bir kişinin dinlenmesinden ve muhtemel olarak serbest bırakılmasından önce, mutlaka gerekli olan belirli kısa bir sürenin geçtiğini kabul edebilmektedir (Ursulet/Fransa (kk.), No. 56825/13, § 49, 8 Mart 2016). Somut olayda, Mahkeme, önemli sayıda göstericinin yakalandığını ve başvuran ile eş zamanlı olarak karakola götürüldüğünü kaydetmektedir.
Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, somut olayın koşullarında, başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasında izlenen meşru amaç uyarınca, özgürlüğünden yoksun bırakıldığı kanaatine varmaktadır. Sonuç olarak, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Başvuranın yakalanmasının nedenlerinden bilgi edinmediğinden ve hemen serbest bırakılmadığından veya hâkim önüne çıkarılmadığından şikâyet etmesi nedeniyle, ilgili tarafından sunulduğu şekliyle bu şikâyetleri incelemiştir. Mahkeme, sahip olduğu bütün unsurlar ışığında, Sözleşme tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair hiçbir görünüm tespit etmemektedir; dolayısıyla bu şikâyetler açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca, reddedilmelidir.
Sözleşme’nin 13. Maddesine İlişkin Şikâyet
Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, kötü muamele iddialarının gerektiği gibi incelenmediğini iddia etmektedir.
Mahkeme, başvuranın bu şikâyeti özellikle kötü muamele iddialarıyla bağlantılı olarak ileri sürdüğünü kaydetmektedir. Hâlbuki, tek bir yargıçtan oluşan Mahkeme, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca, savunabilir bir şikâyete sahip olmadığı kanaatine varmıştır.
Sonuç olarak, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4.fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 17 Ocak 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy