AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
Başvuru No. 30225/10
Şennur ŞENSOY AKBULUT / Türkiye
3 Mart 2020 tarihinde,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 30 Nisan 2010 tarihinde yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir :
OLAY
1. Başvuran Şennur Şensoy Akbulut, Türk vatandaşı olup 1969 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı olan Avukat S. Cengiz tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca aşağıda ifade edildiği şekliyle özetlenebilmektedir:
4. Başvuran, M.Ö. ile evliliğinden olan 26 Temmuz 1999[1] tarihinde doğan S.’nin annesidir. Başvuran, M.Ö. ile evliliği boyunca, hem kızlık soyadını hem de eşinin soyadı Ö.’yü kullanmıştır. Başvuran, Temmuz ayının 2000 yılında boşanmıştır. Başvuran, Ağustos ayının 2001 yılında, Akbulut ile evlenmiş ve kızlık soyadıyla birlikte eşinin soyadını kullanmıştır.
5. Başvuran, 7 Ekim 2008 tarihinde, soyadıyla ilgili ifadelerin düzeltilmesi talebinde bulunmak için Konak Nüfus Müdürlüğüne (“Nüfus Müdürlüğü”) başvurmuştur. Başvuran talebine dayanak olarak, Milli Eğitim Bakanlığının kayıtlarında soyadının eski eşinin soyadının olduğunu iddia etmiştir.
6. Nüfus Müdürlüğü, 14 Ekim 2008 tarihinde, başvuranın kızının babasının soyadını taşımaya devam ettiği ve başvuranın soyadının nüfus kütüğünde “Şensoy Akbulut” olarak kaydedildiği şeklinde yanıt vermiştir. Nüfus Müdürlüğü, bu bilgilerin güncellenmesi işleminin Milli Eğitim Bakanlığının görevi olduğunu belirtmiş ve bu nedenle kullanılması için nüfus bilgilerine ilişkin belgeleri başvurana sunmuştur.
7. Başvuran, 27 Ekim 2008 tarihinde, kızının babasının soyadını taşıması konusunda bir sıkıntının bulunmadığını ve bu bağlamda düzeltme talebinde bulunmadığını belirterek, yeniden Nüfus Müdürlüğüne başvurmuştur. Başvuran, sorununun kızının nüfus kütüğünde ve kızının okul belgelerinde kendi soyadının “Şensoy Ö.” olarak belirtilmesinden geldiğini dile getirmiştir. Başvuran, bu soyadını kızının okul belgelerinde ve nüfus kütüğünde görmekten rahatsız olduğunu belirtmiştir. Başvuran, bu durumun özel hayatını ihlal ettiği kanaatine varmaktadır. Başvuran, bu soyadının kızının nüfus kütüğünde düzeltilmesini talep etmiştir. Başvuran, kişisel bilgilerinin güncellenmesinin sağlanması için Milli Eğitim Bakanlığına başvurduğunu belirtmiştir.
8. Nüfus Müdürlüğü, 5 Kasım 2008 tarihinde, başvuranın boşandıktan sonra, kızına ilişkin nüfus kayıtlarının kapatıldığı ve dolayısıyla düzetilemeyeceği konusunda bilgilendirmiştir. Nüfus Müdürlüğü bununla birlikte, başvuranın kapalı ve açık kayıtlarının örneğini sunarak, kızının okul belgelerindeki ifadelerin güncellenmesi için Milli Eğitim Bakanlığına başvurabileceğini yinelemiştir.
9. Başvuran, 27 Kasım 2008 tarihinde, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi amacıyla İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi’ne (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) dava açmıştır. Başvuran, soyadının, ilkokul dördüncü sınıfta okuyan kızının okul belgelerinde “Şensoy Ö.” olarak yazıldığını iddia etmiştir. Başvuran, eski soyadını kızının okul belgelerinde ve nüfus kütüğünde görmesinin rahatsız edici olduğunu belirtmektedir. Başvuran öte yandan, bu konuyla ilgili olarak, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yanıt gelmediğini iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, bu durumun Sözleşme’nin 8. maddesine ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
10. 25 Aralık 2008 tarihinde, başvuran, Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde görülen duruşma sırasında, , iddialarını yinelemiştir. Başvuran, çocukları olan boşanmış eşlerden sadece kadınların çocuklarına ilişkin nüfus kayıtlarında daha önceki evlilikten olan soyadlarını görmeleri nedeniyle bir dava açtığını iddia etmiştir.
11. Milli Eğitim Bakanlığı, 17 Şubat 2009 tarihli bir yazıyla, başvuranı “Akbulut” soyadının düzeltilmesi talebinin dikkate alındığı ve düzeltmenin “e-okul” sisteminde yapıldığı konusunda bilgilendirmiştir.
12. Başvuran, 25 Şubat 2009 tarihli dilekçesinde Mahkeme içtihadına (Mikulić/Hırvatistan, No. 53176/99, §§ 53-54) ve Sözleşme’nin 8. maddesine atıfta bulunarak, Devletin bir kişinin kimliğine ilişkin bilgileri güncellemekle sorumlu olduğunu iddia etmiştir. Başvuran, bu bilgilerin güncellenmemesinin, kendi, kızının ve eşinin özel hayatına bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmiştir. Başvuran dolayısıyla, bu bilgilerin düzeltilmesini talep etmiştir.
13. 26 Şubat 2009 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi Türk Medeni Kanunu’nun 173. ve 187. maddelerini ve Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 109. ve 117. maddelerini dikkate alarak başvuranın talebini reddetmiştir.
14. Başvuran, bu kararı temyiz etmiştir.. Başvuran temyiz dilekçesinde Mahkeme’nin içtihadına (yukarıda belirtilen Mikulić) yeniden atıfta bulunarak, S.Ö. olarak görünen soyadıyla ilgili olarak yaptığı talebin reddedilmesinin, kendisinin, kızının ve eşinin özel hayatına bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmiştir.
15. Yargıtay, 22 Mart 2010 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
16. Başvuran, kızının velisi olarak kendi adının Şennur Şensoy Ö. Olarak göründüğü kızının 2012-2013 eğitim yılının ikinci sömestrine ait (8. Sınıf) karne örneğini sunmuştur. 17. Hükümet, kızının velisi olarak başvuranın yalnızca adının belirtildiği 2012-2013 yılına tekabül eden karne örneğini görüşlerinin ekine eklemiştir.
18. Konak Kaymakamlığı tarafından İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gönderilen 5 Ekim 2018 tarihli bir yazıdan, 2012-2013 yılına ait okul belgelerine göre, başvuranın kızının ortaokulu bitirdiği anlaşılmaktadır. Bu yazıda ayrıca, okul belgelerinde çocuğun soyadının Ö. olarak ifade edildiği, kimliğe ilişkin bilgilerin e-okul sistemi üzerinden elde edildiği ve soyadının düzeltilmesi talebinin gerek okul gerekse Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde dile getirilmediği belirtilmektedir.
19. Ayrıca, İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’ne gönderilen 3 Mayıs 2019 tarihli bir yazıyla, “ilkokul döneminde öğrencinin annesinin soyadının Şensoy Ö. olarak ve ortaokul döneminde ise, annenin soyadının, [kızının] [ilkokuldan] mezun olduktan sonra güncellendiğinin “düşünüldüğü” gerekçesiyle, ilgilinin soyadının “Şensoy Akbulut” olarak göründüğü” anlaşılmaktadır.İlgili İç Hukuk ve Uygulanması
20. 8 Aralık 2001 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 22 Kasım 2001 tarihli Türk Medeni Kanunu’nun 173. maddesinde aşağıdaki şekildedir :
“Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.
Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir.
Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.”
21. Bu kanunun 187. maddesinin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir.
(...) “.
22. 29 Nisan 2006 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 25 Nisan 2006 tarihli Nüfus Hizmetleri Hakkında 5490 sayılı Kanun’un 14. maddesinde (“5490 sayılı Kanun”) aşağıdaki şekildedir:
“Kaydın kapatılması ve yeniden açılması”
Nüfus kaydının kapatılması; ölüm, gaiplik, Türk vatandaşlığının kaybı, evlenme, boşanma, evlât edinilme, soy bağının düzeltilmesi veya reddi gibi olaylar nedeniyle bir kaydın üzerinde işlem yapılamaz hale getirilmesidir.
Kaydın kapatılmasına ilişkin sebep ortadan kalktığında veya kaydın yeniden açılmasını gerektirecek yeni bir sebep ortaya çıktığında kayıt yeniden açılır. Kaydın açılmasından sonra kişisel durumda meydana gelmiş olan olaylar kişinin kaydına işlenir”
ŞİKÂYET
23. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini tek başına veya Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte ileri sürerek, Devletin mümkün olan en doğru şekilde bir kişinin kimliğine ilişkin kayıtları tutmakla yükümlü olduğunu iddia etmektedir. Hâlbuki başvuranın durumunda, Devlet başvuranın kızına ilişkin kimlik kaydında başvuranın soyadını güncellemekte ihmalde bulunmuştur. Başvuran, bu durumun kanundan ve uygulanan cinsiyetçi terimlerden kaynaklandığını iddia etmektedir. Başvurana göre, Devlet kızının nüfus kütüğündeki başvuranın bilgilerini güncellemeyerek şeref ve kişilik haklarını koruma yükümlülüğünü ihmal etmiştir.
Hukukî değerlendirme
24. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesinin tek başına veya Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte, ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca:
“ 1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir (...)”
Sözleşme’nin 14. maddesinde özellikle şunlar yer almaktadır:
“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet (...) başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır (...)”
25. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.Hükümetin İddialarıHükümetin İlk İtirazları
a) Ratione Materiae (konu bakımından) Bağdaşmama
26. Hükümet, başvuranın kızının okul belgelerinde başvuranın eski soyadının belirtilmesine herhangi bir hukuki sonuç bağlanmadığını ileri sürerek, Mahkemeyi başvuruyu ratione materiae (konu bakımından) bağdaşmaz bularak kabul edilemez bulmaya davet eder. Hükümete göre, ileri sürülen durum sebebiyle ne başvuranın özel ve aile hayatı zarar görebilecektir ne de bu durum Sözleşme’nin 8. maddesinin koruma kapsamına girebilecektir.
27. Hükümet öte yandan, 2012-2013 yıllarına tekabül eden ve başvuranın soyadının hiçbir şekilde belirtilmediği ancak öğrencinin annesi olarak tespit edilmesi için yalnızca adının bulunduğu başvuranın kızının bir üst sınıfa geçtiğini gösteren karnesinin bir örneğini sunmaktadır. (yukarıda 17. paragraf). Hükümete göre, başvuran yalnızca yetkili makamlara mevcut nüfus kütüğünün bir örneğini sunarak, şikâyet ettiği rahatsızlığını giderebilirdi. Ancak başvuran, bunu yapmaktan kaçınmıştır.
b) Önemli Zararın Bulunmaması
28. Hükümet, başvuranın kızının okul belgelerinde eski soyadının belirtilmesiyle ilgili olarak, şikâyetinin niteliğini dikkate alarak, önemli bir zarara maruz kalmadığını iddia etmektedir. Nitekim, bu tür bir ifadenin, herhangi bir hukuki sonuç doğurmaktan yoksun olduğu ve şayet başvuran yetkili makamlara başvurmuş olsaydı bu durumun kolayca düzeltilebileceği ancak ilgilinin bunu yapmaktan kaçınmış olduğunu belirtilmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemenin içtihadına atıfta bulunarak (Heather Moor and Edgecombe ltd/Ukrayna, karar No. 30802/11, § 26, 26 Haziran 2012), somut olayda ihtilaf konusu olayın, Mahkemenin içtihadına ve insan haklarına saygıya yarar sağlayacak nitelikte olmadığını ve bu nedenle hiçbir şekilde davanın esasının incelenmesinin gerekmediğini ileri sürmektedir.
29. Hükümet sonuç olarak, dava konusunun ulusal mahkemeler tarafından gerektiği gibi incelendiğini ve başvuranın bir avukat yardımıyla argümanlarını sunma imkanı elde ettiğini iddia etmektedir. Hükümet, yeni kabul edilebilirlik kriteri için gereken üç koşulun bir araya gelmiş olması nedeniyle nedeniyle, Mahkemeden başvuruyu reddetmeyi talep etmektedir.
c) İç Hukuk Yollarının Tüketilmemesi
30. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmekte ihmalde bulunduğunu belirtmektedir. Hükümet, başvuran, aksini ileri sürmesine rağmen, soyadına bağlı ifadelerin düzeltilmesi talebi için Milli Eğitim Bakanlığına ve karar düzeltme talebi için Yargıtay’a başvurmadığını dile getirmektedir. Bu son noktada, başvuran dava dosyasına ileri sürdüklerini destekleyecek hiçbir belge eklememiştir.
31. Hükümet ayrıca, başvuranın ulusal mahkemeler önünde yeni bir talepte bulunması gerektiğini ileri sürmekte ve bu nedenle Nüfus Hizmetlerine İlişkin 5490 sayılı Kanun’un 36. maddesinin 1. fıkrasının b) bendine, nüfus kütüğünde kapatılan kayıtların düzeltilmesi imkânıyla ilgili olarak Yargıtay içtihat değişikliğine, bu konuda Anayasa Mahkemesi içtihadına atıfta bulunmaktadır. Hükümet, Mahkemenin içtihadına atıfta bulunarak, mevcut başvuru yapıldıktan sonra, kanun değişiklikleri ve içtihadi gelişmelerle erişilebilir hale getirilen başvuru yollarını başvuranın tüketmesi gerektiği kanaatindedir.
32. Sonuç olarak, Hükümete göre, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru mevcut başvuru yapıldıktan sonra getirilmiş olsa bile, kapatılan kayıtların değiştirilmesine ilişkin bu mahkemenin içtihadı, başvurana makul başarı imkânı ve bu şikâyeti bakımından bir telafi sağlamaktadır.Esasla İlgili Olarak
33. Hükümet, başvuran tarafından yapılan olayların anlatımına ve özellikle mevcut başvurunun ve ilgililere Mahkeme tarafından yöneltilen soruların kapsama alanının dışına çıkan bilgilere, iddialara ve konulara karşı çıkmaktadır. Hükümet özellikle, başvuranın görüşlerinin 51, 54, 55 ve 69. paragraflarını belirtmektedir.
34. Hükümet öte yandan, nüfus kütüklerinin ve buradaki kayıtların varlık sebeplerine ilişkin bilgiler sunmaktadır. Hükümet, Türkiye’de her kişinin aile nüfus kütüğünde kayıtlı bulunduğunu ancak kişisel nüfus kaydının da bulunduğunu belirtmektedir. Bir bebek doğduğunda, babasının nüfus kütüğüne kaydedilmektedir. Bir kadın evlendiğinde, hakkındaki bilgiler eşinin aile nüfus kütüğüne kaydedilmekte ve boşanma durumda, bu bilgiler “kapatılmakta” ve ilgilinin babasının aile nüfus kütüğüne yeniden kaydedilmektedir. Bu evlilikten doğan çocuklar çocuğun babasının nüfus kütüğünde bulunmaktadır.
35. Bir kişiye ilişkin kayıtlar bir nüfus kütüğünde “kapatıldığında”, buraya bir açıklama veya bir şerh düşülmekte ve kişinin açık kaydına bir gönderme yapılmaktadır. Dolayısıyla bir kişinin açık ve kapalı kayıtları arasında her zaman bir bağ bulunmaktadır. Bununla birlikte, gönderme yapılan açık kayda erişim, kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallar uyarınca mümkündür. Ayrıca, bir kişinin kişi nüfus kayıt örneğini talep etmesi halinde, bu kayıtta hem açık hem kapalı kayıtların da yer almasını talep etmesi mümkündür.
36. Hükümet öte yandan, başvuranın eski eşinin nüfus kütüğünde bulunan kapalı kayıtların değiştirilememesinin, Sözleşme’nin 8. maddesi bakımından, başvuranın haklarına bir müdahale teşkil etmediğini iddia etmektedir. Hükümet, başvuranın eski soyadının kızının okul belgelerinde belirtilmesinin hiçbir hukuki sonucu olmadığını ve başvuranın yetkili mahkemelere kişi nüfus kayıt örneğini sunarak arzu edilen değişikliğin yapılmasını talep etme imkânı olduğunu yinelemektedir. Herhangi bir hukuki sonucun yokluğunda, başvuranın özel veya aile hayatının etkilenmesi söz konusu olamaz. Hükümete göre, başvuranın reddedilmesi sonucu ortaya çıkan sonuçlar başvuranın özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyecek kadar azdır. Hükümet öte yandan, ihtilaf konusu kaydın değiştirilmesinin reddedilmesinin yasal dayanağının bulunduğunu ve boşanan kadınların eski eşlerinin aile nüfus kütüğünde bulunan kayıtlarının kapatılmasının, boşanan kadının özel hayatı hakkında –kayıtlar kapatılmasa eski koca tarafından erişilebilecek olan- her türlü bilginin ifşa edilmesini önleme imkânı sağladığını iddia etmektedir.
37. Bir kaydın kapatılması, bir kişi hakkında aynı anda açık olabilecek birçok kaydının varlığını önlemeyi amaçlamaktadır. Bu durum, nüfus kütüğü verilerine ilişkin bilgilerin güvenilirliğini ve doğruluğunu sağlamaktadır. Hükümet dolayısıyla, aile nüfus kütüğünün amacının, her vatandaşın kimliğinin, aile birliğinin bir üyesi olarak tespit edilmesine imkân sağlamak olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, nüfus kayıtlarının tutulmasına ilişkin kurallar, devletlerin takdir yetkisinde bulunmakta ve ailenin yerine ilişkin gelenekler de dahil olmak üzere birçok etmene bağlıdır. Bu bağlamda, devletlerin yerine geçmek Mahkeme’nin görevi değildir. Somut olayda, makamlar söz konusu çatışan menfaatler arasında adil bir denge sağlamışlardır.
38. Hükümet sonuç olarak, yukarıda belirtilen bütün argümanları dikkate alarak, Sözleşme’nin 14. maddesinin somut olayda uygulanabilir olmadığı kanaatine varmaktadır. Hükümet, nüfus kaydının değiştirilmesinin reddedilmesinin, başvuranın belirttikleriyle alakasız olduğunu ve bu bağlamda ilgili kanun hükmünün, cinsiyet ayırt etmeksizin uygulandığını iddia etmektedir.
39. Hükümet ek görüşlerinde, başvuranın soyadının kızının ortaokul dönemine ilişkin belgelerde değiştirildiği hususunu Mahkemenin dikkatine sunmaktadır. Hükümet bu bağlamda, başvuranın soyadının kızının ilkokul döneminde Ö., ortaokulda ise “Akbulut” olarak kaydedildiği hususunda Milli Eğitim Bakanlığının bir yazısını sunmaktadır (yukarıda 18. paragraf). Hükümete göre, başvuran mağdur olduğunu ileri süremez, zira ilgili, yapması gerektiği gibi daha önceden yetkili eğitim kurumlarına başvurarak talepte bulunsaydı arzu ettiği şekilde soyadının değiştirilmesini sağlayabilirdi. Hâlbuki başvuran, ancak açtığı hukuk davası sonuçlandıktan sonra bu şekilde hareket etmiştir.Başvuranın Argümanları
40. Başvuran özellikle, nüfus kayıtları hakkında iç hukukun ve yerel uygulamaların cinsiyetçi bir yaklaşıma dayandığını ve bu yaklaşımın karşı karşıya kaldığı söz konusu soruna neden olduğunu iddia etmek için Mahkeme’nin Ünal Tekeli/Türkiye (No. 29865/96, AİHM 2004‑X (özetler)), Cusan ve Fazzo/İtalya (No. 77/07, 7 Ocak 2014) ve Gözüm/Türkiye (No. 4789/10, 20 Ocak 2015) davalarında vardığı tespitlere atıfta bulunmaktadır. Başvuran ayrıca, Türkiye tarafından (yukarıda belirtilen) Ünal Tekeli kararının icrası sorunu ve Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinde gereken değişikliklerin yapılmadığı hususlarını ileri sürmektedir.
41. Başvuran ayrıca, Hükümetin argümanlarına karşı çıkarak, Milli Eğitim Bakanlığı dâhil olmak üzere, yetkili ulusal makamlara başvurduğunu iddia etmektedir. Söz konusu Bakanlık ayrıca, 17 Şubat 2009 tarihli bir yazıyla, talebinin kabul edildiği, soyadının “e-okul” sisteminde düzeltildiği ve bundan böyle “Akbulut” olarak belirtildiği konusunda başvuranı bilgilendirmiştir. Başvuran, uygulama çerçevesinde, iç hukukun yapısından ve uygulanmasından kaynaklanabilecek şikâyetinin telafi edilmesine imkân sağlayan hiçbir unsurun bulunmadığını iddia etmektedir.
42. Başvuran, mümkün olan en doğru şekilde nüfus belgelerine ilişkin verileri korumanın Devletin görevi olduğunu iddia etmektedir. Somut olayda Devlet, kızının kaydı hakkında bilgileri güncellemeyerek bu noktada yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Başvuran, eski soyadının kızının nüfus kütüğünde yer almasında hiçbir nedenin bulunmadığını iddia etmektedir. Başvuran, halen eski eşinin soyadının görüldüğü 2012-2013 yılına ilişkin kızının okul karnesine atıfta bulunmaktadır. Hâlbuki başvuran, yıllar önce boşanmıştır. Başvuran, nüfus kayıtlarının tutulmasına ilişkin yöntemin gerekçeden yoksun ve kadınlara yönelik ayrımcılık niteliğinde olduğunu iddia etmektedir. Kadınlar, babalarından veya eşlerinden bağımsız olarak bir nüfus kütüğüne sahip olamazlar.
43. Başvuran için, Hükümetin belirttiğinin aksine, burada devletlerin takdir yetkisine bağlı bir alan söz konusu değildir.Mahkemenin Değerlendirmesi
44. Mahkeme, öncelikle başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’ye Ek 14. Nolu Protokol tarafından değişikliğe uğradığı şekliyle (1 Haziran 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir), Sözleşme’nin 35. maddesi bakımında kabul edilebilir olup olmadığı konusunu belirlemek gerektiği kanaatine varmaktadır. Bu Protokol, aşağıda ilgili kısımların belirtildiği Sözleşme’nin 35. maddesine yeni bir kabul edilebilirlik kriteri koymuştur:
“3. Aşağıdaki hallerde Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruları kabul edilemez bulur:
(...)
b) Başvurucunun önemli bir zarar görmemiş olması; meğer ki Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesi başvurunun esastan incelenmesini gerektirsin. Ancak ulusal bir mahkeme tarafından gereği gibi incelenmemiş hiçbir dava bu gerekçe ile reddedilemez. “
45. Mahkeme bu bağlamda, bu yeni kabul edilebilirlik kriteri hakkında içtihadında yakın zamanda geliştirilen ilkeleri hatırlatmaktadır (Korolev/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 25551/05, AİHM 2010 ve Giusti/İtalya, No.13175/03, §§ 24-36, 18 Ekim 2011). Mahkeme, mevcut davayı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
46. Mahkeme öncelikle, “ciddi zarar” kavramının, kesinlikle hukuki açıdan gerçek ne olursa olsun bir hakkın ihlal edilmesinin, uluslar arası bir mahkeme tarafından bir incelemenin haklı gösterilmesi için asgari önem eşiğine ulaşması gerektiği fikrine atıfta bulunduğunun altını çizmektedir. (yukarıda belirtilen Korolev (kabul edilebilirlik hakkında karar)). Bir hakkın ihlalinin bu tür eşiği aşıp aşmadığının incelenmesi amacıyla, özellikle aşağıdaki unsurların dikkate alınması gerekmektedir: muhtemel hak ihlalinin niteliği, bir hakkın kullanılmasında iddia edilen ihlale ilişkin olayın önemi ve/veya başvuranın kişisel durumu üzerinde ihlalin muhtemel sonuçları. Mahkeme, bu hususları değerlendirirken, özellikle ulusal davanın konusunu ve sonucunu inceleyecektir. Sonuç olarak, ihlalin önemi, başvuranın sübjektif algısı ve söz konusu dava konusunun objektif önemi dikkate alınarak değerlendirilmelidir (yukarıda belirtilen Korolev).
47. Mahkeme bu bağlamda, bir Sözleşme ihlalinin herhangi malvarlığı zararına yol açmaksızın, ilkesel bir soruna ilişkin olabileceğini ve dolayısıyla ciddi bir zarara neden olabileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme somut olayda, söz konusu konunun başvuran için ilkesel bir sorun teşkil ettiğinden şüphe duymamaktadır. Uygun olmasına rağmen, bu unsur, Mahkeme’nin ilgilinin ciddi bir zarara maruz kaldığı sonucuna varması için yetersizdir. Nitekim, iddia edilen ihlallerin sonuçlarıyla ilgili olarak, bir başvuranın sübjektif izlenimi objektif gerekçelerle desteklenmelidir (yukarıda belirtilen Korolev). Hâlbuki Mahkeme, somut olayda bu tür gerekçeler görememektedir.
48. Nitekim, öncelikle, nüfus kayıtlarının tutulması hakkında ulusal kanun seçimlerinin Sözleşmeyle uyumluluğu konusunda in abstracto (soyut olarak) karar vermenin Mahkeme’nin görevi olmadığının ancak kanun hükümlerinin uygulanmasının, başvuran tarafından ileri sürülen özel hayatına saygı hakkı üzerindeki etkisini in concreto (somut olarak) değerlendirmenin Mahkeme’nin görevi olduğunun altını çizmek gerekir. Bu bağlamda ayrıca, mevcut davanın koşullarında, başvuranın kızının nüfus kütüğünde belirtilen kayıtların düzeltilmesini sağlamaya çalışıp çalışmadığının altını çizmek gerekir. Bu durum öncelikle, başvuranın soyadının kızının okul belgelerinde doğru bir şekilde belirtilmesi için gereklidir. Dolayısıyla, bu noktadan hareketle, Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinin uygulama koşullarının ve bu bağlamda kendi içtihadı çerçevesinde belirtilen genel ilkelerin yerine getirilip getirilmediği değerlendirmelidir.
49. Somut olayda, başvuranın özel hayatına saygı hakkına bir müdahale yapıldığını ileri sürebileceği varsayılsa bile, başvuranın şikâyet ettiği olaylar, başvuranın kişisel durumunda, başvurunun esasının incelenmesini gerekli kılacak düzeyde etki yaratmadığı değerlendirilmektedir.
50. Mahkeme öte yandan, esasın incelenmesini haklı kılacak kamu düzenine ve Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına ilişkin zorlayıcı herhangi bir neden görmemektedir. Mahkeme sonuç olarak, davanın gerektiği gibi bir yerel mahkeme tarafından incelenip incelenmediği hususuna ilişkin olarak ise, başvuran tarafından yapılan talebin, başvuranın argümanlarını ileri sürebileceği ulusal adli mahkemeler önünde bir davaya neden olduğunu kaydetmektedir. Bu koşullarda, başvuranın davasının gerektiği gibi incelenmediği ileri sürülemez.
Bu Gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 26 Mart 2020 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1]Çocuk artık 20 yaşındadır.
Full & Egal Universal Law Academy