AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 40120/11
Mehmet Kemal SEVGİSUNAR / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 8 Eylül 2020 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
29 Aralık 2010 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Mehmet Kemal Sevgisunar, Türk vatandaşı olup, 1964 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat Y. İçöz tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. 12 Mayıs 1983 tarihinde, yasadışı bir örgüte üye olma ve Atatürk’e hakaret etme nedeniyle başvuran hakkında soruşturma yürütülmüş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Başvuran hakkında hırsızlık suçundan açılan ceza yargılaması 10 Kasım 1994 tarihinde ilgilinin beraatıyla sonuçlanmıştır.
5. Devlet memuru olan başvuran, Kasım 2002 - Şubat 2003 arasında eski Kültür Bakanlığında Müdür Yardımcısı olarak görev yapmıştır. 2003 senesinde, Kültür Bakanlığı ile Turizm Bakanlığının tek bir bakanlık oluşturmak üzere birleştirilmesi sonrasında başvuran bir kütüphaneye uzman olarak atanmıştır. Başvuran bu atama kararının iptali istemiyle İdare Mahkemesine başvurmuştur. İdare Mahkemesi 17 Haziran 2005 tarihli kararla, ihtilaf konusu kararın kanunsuz olmadığı kanaatiyle talebinin reddine karar vermiştir. Bu karara varırken, iki bakanlığın birleştirilmesi ve hizmetlerin yeniden yapılandırılması sonrasında, mevcut on altı müdür yardımcılığı görevinin üçe indirildiği; bu göreve en iyi adayın seçilmesi için öğrenim durumu, deneyim, özlük dosyası ve en son görev yaptığı unvan gözetildiği tespitinde bulunmuştur. İdare Mahkemesi, kararında, başvuranın özlük dosyasına atıf yapmıştır. Bahse konu özlük dosyasında, ilgilinin affa uğramış bir disiplin cezası bulunduğu; geçmişte hırsızlık suçundan beraat ettiği, yasa dışı bir örgüte üye olma ve Atatürk’e hakaret etme nedeniyle yakalandığı ve sonunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirtilmekteydi. Danıştay 26 Mayıs 2006 tarihinde, İdare Mahkemesinin kararını onamıştır.
6. Başvuran, özlük dosyasında, geçmişte hakkında yürütülen ceza soruşturmaları ile ilgili bilgiler bulunduğunu öğrenmesi üzerine söz konusu belgelerin özlük dosyasından çıkarılması amacıyla İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Başvuran, söz konusu bilgilerin atamalarına engel olduğu, sendikal rakipleri tarafından aleyhinde kullandığı ve zarara maruz kaldığını ileri sürmüştür. İdare Mahkemesi 27 Şubat 2007 tarihinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu gereğince her memur için özlük dosyası düzenlendiği tespitinde bulunarak davanın reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesi, disiplin cezaları ve ceza soruşturmaları -beraat kararıyla sonuçlanmış olsalar dahi- dahil olmak üzere bu dosyada yer alabilecek çok sayıda husustan bahsetmiştir. İhtilaf konusu hususların dosyadan çıkarılmamasında kanuna aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. İdare Mahkemesi, başvuranın, söz konusu bilgilerin aleyhinde kullandığı yönündeki iddiası ile ilgili olarak, Devlet Memurları Sicil Yönetmeliği’nin hükümlerine atıfta bulunmuştur; söz konusu hükümler uyarınca,
bilgilerin gizliliği ile ilgili olanlar gibi, bu hükümlerde belirtilen ilkelere aykırı hareket edilmesi kanuna aykırı hareket eden kişinin sorumluluğunu gerektiren bir husustur. Danıştay 13 Temmuz 2010 tarihinde, başvuran tarafından bu karara karşı yapılan itirazı reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını, usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle onamıştır.
7. Hükümet, esasa ilişkin görüşlerinde, yasadışı bir örgüte üye olma konusunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın başvuranın özlük dosyasında bulunmadığını belirtmiş; ayrıca, ilgilinin 1985 yılından bu yana bulunduğu farklı kamu görevlerini de sıralamıştır. Hükümet tarafından sunulan belgelerden, başvuranın Ocak 2010 - Mart 2016 arasında Ordu Devlet Üniversitesinde; Mayıs 2017’den bu yana Kastamonu Devlet Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır.
ŞİKÂYETLER
8. Başvuran, Sözleşme’nin 8 ve 13. maddelerine dayanarak, geçmişte hakkında yürütülen ceza soruşturmaları ile ilgili belgelerin özlük dosyasında bulundurulması nedeniyle, hakkı olduğunu iddia ettiği mesleki terfi ve atamalardan yararlanamadığından şikâyet etmektedir. Söz konusu bilgilerin gizli tutulmadığını ve bu nedenle toplumda küçük düşürüldüğünü ifade etmektedir. Başvuran özel hayatının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyet hakkında9. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesiyle güvence altına alındığı şekliyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Tarafların İddiaları10. Hükümet, kabul edilemezliğe ilişkin birçok itiraz ileri sürmektedir. Öncelikle, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmekte ve başvuranı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi gereğince mümkün olduğu üzere, kamu görevlilerinin dosyalarına ilişkin düzenleyici hükmün iptal edilmesi talebinde bulunmamakla itham etmektedir. Ayrıca 15 Nisan 2011 tarihinde, özlük dosyalarının muhafazasına ilişkin bir hüküm içeren yeni bir düzenlemenin yürürlüğe girdiğini ve başvuranın buna karşı da dava açmadığı ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, başvuranın, Danıştayın kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurmadığını ifade etmektedir.
11. Hükümet öte yandan, başvurunun vaktinden sonra yapıldığını iddia etmektedir. Bu bağlamda, mevcut başvurunun yalnızca başvuranın özlük dosyasındaki verilerin muhafazası ile ilgili olup, uzman olarak atanması ile ilgili olmadığını; zira bu bağlamda başvuran tarafından yapılan başvurunun 20 Eylül 2006 tarihinde, yani Mahkemeye başvurulması için gereken altı aylık süre dolmasının ardından neticelendiğini ileri sürmektedir. Hükümet aynı zamanda, Mahkemeyi başvuranın iptal edilmesini istediği bilgilerin özlük dosyasında muhafaza edilmesi nedeniyle özel hayatının ne ölçüde ihlal edilmiş olacağına dair herhangi bir unsur sunmadığının altını çizerek mevcut başvuruyu (ratione materiae) konu bakımından bağdaşmama nedeniyle reddetmeye davet etmektedir. Hükümet öte yandan başvuranın özlük dosyasındaki belgeler nedeniyle mağdur olduğunu veya özel hayatına herhangi bir müdahalede bulunulduğunu kanıtlamadığını ifade etmektedir. Hükümet son olarak, kariyerine engel olunduğu yönündeki beyanlarının aksine üç farklı devlet üniversitesinde çalıştığı için başvuranın başvuru hakkını kötüye kullandığını iddia etmektedir.
12. Hükümet, esasa ilişkin olarak, Denisov/Ukrayna ([BD], no. 76639/11, 25 Eylül 2018) davasında belirtilen ilkelere atıfta bulunarak, başvuranın özlük dosyasında bulunan ihtilaf konusu bilgilerin kariyerine zarar vereceğini hiçbir şekilde kanıtlamamış olması nedeniyle, özel hayatına saygı hakkı kapsamında müdahale olmadığını iddia etmektedir. Başvuran hakkında hiçbir negatif tedbir (örneğin, görevden uzaklaştırma, görevden ihraç ya da maaşının azaltılması gibi) veya disiplin cezası uygulanmamıştır. Ayrıca, özlük dosyasındaki değerlendirmeler üçüncü şahıslar tarafından erişilebilir olmamakla beraber gizlidir. Hükümet öte yandan, kamu görevlileri hakkında özlük dosyası tutulmasının kanunla öngörüldüğünü; başvuranın kamu hizmetine girmeden önce bu durumdan haberdar edildiğini ve bu bağlamda gönüllü bir tercih yaptığını ileri sürmektedir. Hükümet, Mahkemenin mevcut davada bir müdahalenin söz konusu olduğu tespitine varması gerekmesi halinde, bunun kamu görevlilerinin, kamu görevlisi olarak işe almak için aranan kriterleri taşıdıklarının takibinin yapılmasına yönelik meşru bir amaç izlediği ve orantılı olduğu değerlendirmesinde bulunması gerektiğini iddia etmektedir.
13. Başvuran, kaldırılmasını talep ettiği belgelerin bazı görevliler tarafından kötüye kullandığını ve bu durumun üst düzey görevlere atanmasına ve kariyerinde ilerlemesine engel olduğunu iddia etmektedir. Bu duruma örnek olarak, bilhassa, 1988 yılında kamu görevinde - kendisine bursiyer olarak yurt dışında eğitim görme imkanı sağlayabilecek olan - bir sınavda başarılı olduğunu ancak buna engel olunduğunu belirtmektedir. Ayrıca, öncesinde Müdür Yardımcısı görevini yürütmekte iken, Uzman kadrosuna atandığı için her türlü aktif görevden uzaklaştırıldığını ve emeklilik hakları da dahil olmak üzere olumsuz sonuçlara maruz kaldığını ileri sürmektedir.
Mahkemenin Değerlendirmesi14. Mahkeme, başvuranın hem öncesinde Müdür Yardımcısı iken Uzman kadrosuna atanmasından hem de geçmişte hakkında yürütülen ceza soruşturmaları ile ilgili verilerin özlük dosyasında muhafaza edilmesinden şikayetçi olduğunu gözlemlemektedir.
15. Başvuranın Uzman olarak atanması ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın idare mahkemeleri önünde iptal davası açtığını ve söz konusu davanın Danıştay tarafından 26 Mayıs 2006 tarihinde onanan bir kararla idare mahkemesi tarafından reddedildiğini gözlemlemektedir. Mevcut başvuru 29 Aralık 2010 tarihinde yapıldığından, başvuranın bu atama ile ilgili şikayeti her halükarda vaktinden sonra sunulmuş olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarında reddedilmelidir.
16. Mahkeme, geçmişte hakkında yürütülen ceza soruşturmaları ile ilgili belgelerin özlük dosyasında tutulmasının başvuranın mesleki kariyerindeki olumsuz sonuçları iddiası ile ilgili olarak, Hükümet tarafından ileri sürülen farklı itirazları dikkate almaktadır. Mahkeme ayrıca, somut olayda, başvuranın iddiasının her halükarda aşağıda belirtilen nedenlerden ötürü açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, söz konusu itirazların her biri hakkında karar vermenin gerekli olmadığı kanısındadır.
17. Mahkeme, bir kişinin “özel hayatı” ile ilgili verilerin saklanmasının Sözleşme’nin 8. maddesinin 1. fıkrasının uygulama alanına girdiğini hatırlatmaktadır (Rotaru/Romanya [BD], no. 28341/95, § 43, AİHM 2000‑V). Ancak mevcut davanın koşullarında, Mahkeme, başvuranın mesleki kariyerinin özlük dosyasındaki bilgiler nedeniyle zarar gördüğünü; bunun, özel hayatına doğrudan sonuçlarına maruz kalabileceğini ve ulusal makamların, bu dosyada yer alan verilerin gizliliğini koruma yükümlülüklerini ihlal ettiklerini gösterebilecek hiçbir kanıt sunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, başvuranın kamu hizmetindeki kariyerine engel olmadan devam etmiş göründüğünü gözlemlemektedir. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olarak açıklanması gerektiği sonucuna varmaktadır.
Sözleşme’nin 13. maddesi bağlamındaki şikâyet hakkında18. Başvuran, aynı olay ve olgulara dayanarak, Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
19. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesinin yalnızca, bir başvuranın Sözleşme ile korunan bir hakkın ihlal edildiğine ilişkin “savunulabilir bir şikâyet” dile getirdiğinde uygulandığını hatırlatmaktadır. Bir şikâyet, açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve esastan bir inceleme gerektirmemesi halinde savunulabilir olarak değerlendirilebilir. Ancak somut olayda bu türden bir durum söz konusu değildir. Bu nedenle başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında savunulabilir bir şikâyeti olduğu iddiasında bulunamaz. Dolayısıyla bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 1 Mart 2018 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan