AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR VE KAYITTAN DÜŞME KARARI
Başvuru No: 10688/12
Hasan SEVİM / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 10 Aralık 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
6 Ocak 2012 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu dikkate alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 12 Eylül 2019 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Hasan Sevim, 1954 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Basel’de ikamet etmektedir. Başvuran Mahkeme önünde İstanbul Barosuna kayıtlı F.N. Ertekin ve K. Öztürk tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesinin (c) ve (d) bentleri uyarınca, baskı altında ve avukat yokluğunda alındığını iddia ettiği kendisinin ve müşterek sanıkların ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılması sebebiyle adil bir şekilde yargılanmadığından şikâyet etmiştir. Başvuran, 3842 sayılı Kanun uyarınca yargılama öncesi aşamada avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanması nedeniyle şikâyette bulunmuştur. Başvuran, son olarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında Yargıtay nezdinde bir duruşma gerçekleştirilmemesinden dolayı adil yargılanma hakkının da aynı şekilde ihlal edildiğini iddia etmiştir.
4. Başvuru, Hükümete tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) ve (d) maddesi kapsamında öne sürülen şikâyetler
5. Hükümet, dostane çözüm sağlanmasına yönelik girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 12 Eylül 2019 tarihli bir yazıyla, başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini Mahkemeye bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca, başvuruyu kayıttan düşürmesi hususunda talepte bulunmuştur.
6. Söz konusu deklarasyon, aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına getirilen sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarih ve 7145 sayılı Kanun’la değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, hâlihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesini gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranın şikâyetleri bakımından telafi kabiliyetine haiz olduğunu düşünmektedir.
Dolayısıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, Hasan SEVİM’e yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderlerin yanı sıra tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 500 avro (beşyüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kararın bildirildiği tarihi müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.”
7. Başvuranın temsilcileri, 14 Ekim 2019 tarihli yazıyla, Hükümet tarafından sunulan miktarın çok düşük olması ve yeni hukuk yolunun etkin olmaması sebebiyle başvuranın tek taraflı deklarasyon şartlarından memnun olmadığını dile getirmişlerdir.
8. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması hâlinde, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi, özellikle aşağıdaki durumda Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkemenin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.”
9. Mahkeme ayrıca, bazı durumlarda, başvuran davasının incelenmeye devam edilmesini istese bile, başvuruyu, davalı Devletin tek taraflı deklarasyonuna istinaden, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
10. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu deklarasyonu, bilhassa Tahsin Acar kararı olmak üzere, içtihadından doğan ilkeler ışığında dikkatli bir şekilde incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI; WAZA Spółka z o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
11. Mahkeme Yeşil ve Sevim/Türkiye (no. 34738/04, 5 Haziran 2007) başvurusundaki başvuran bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğini hâlihazırda tespit ettiğini hatırlatmaktadır.
12. Bu bağlamda Mahkeme, ceza yargılamalarında ilgili olayların tespitinde, işkence (kıyaslayınız, Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99, § 60, 20 Haziran 2006; Harutyunyan/Ermenistan, no. 36549/03, §§ 63, 64 ve 66, AİHM 2007‑III ve Levinţa/Moldova, no. 17332/03, §§ 101 ve 104-05, 16 Aralık 2008) veya Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında ihlal teşkil eden bir diğer kötü muamele (kıyaslayınız, Söylemez/Türkiye, no. 46661/99, §§ 107 ve 122-24, 21 Eylül 2006 ve Göçmen/Türkiye, no. 72000/01, §§ 73-74, 17 Ekim 2006) sonucu elde edilen ifadelerin delil olarak kabul edilmesinin yargılamaları bir bütün olarak haksız kıldığını vurgulamaktadır (bk. Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 166, AİHM 2010). Bu bulgu, ifadelerin ispat değerine ve kullanımlarının davalıyı mahkûm etmede belirleyici olup olmadığına bakılmaksızın uygulanmıştır (bk. adı geçen kararda, § 166). Sonuç olarak, baskı altında alınan ifadelerin ispat değerine ve ceza yargılamalarının sonucu üzerindeki etkisine bakılmaksızın, delil olarak kullanılmaları, yargılamayı haksız kılmaktadır (bk. Sergey Ivanov/Rusya, no. 14416/06, §§ 90-91, 15 Mayıs 2018)
13. Benzer şekilde Mahkeme, baskı altında ve avukatların yokluğunda alındığı iddia edilen diğer müşterek sanıkların polise verdikleri kendilerini suçlayıcı ifadelerin delil olarak kabul edilmesi konusundaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını da ortaya koymuştur (bk. müşterek sanıklar dâhil olmak üzere baskı altında üçüncü taraflardan elde edilen delillerin kullanımına ilişkin olarak, Kormev/Bulgaristan, no. 39014/12, §§ 89-90, 5 Ekim 2017; Kaçiu ve Kotorri/Arnavutluk, no.33192/07 ve 33194/07, § 128, 25 Haziran 2013; ve Huseyn ve Diğerleri/Azerbaycan, no. 35485/05 ve diğer 3 başvuru, §§ 202‑213, 26 Temmuz 2011 ve bk. müşterek sanıkların avukat yokluğunda alınan ifadelerinin kullanılmasına ilişkin olarak, yukarıda anılan Ömer Güner ve Erkapić/Hırvatistan, no.51198/08).
14. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dâhil olmak üzere, bazı davalarında, avukatın hukuki yardımına erişimin sistematik olarak engellenmesi ve başvuranları mahkûm etmek için avukat yokluğunda elde edilen delillerin kullanılması hakkındaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk. diğerleri arasında, Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Girişen/Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğerleri/Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018 ve Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
15. Mahkeme, yukarıdaki davalarda, başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, başvuranın polise verdiği ifadelerinin kabul edilebilirlikleri incelenmeden yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasının ve daha sonra Yargıtayın bu eksikliği giderememesinin, söz konusu maddenin bir ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Ayrıca, yukarıdaki tüm davalarda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin, başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir (bk. özellikle, Golubyatnikov ve Zhuchkov /Rusya, no. 44822/06 ve 49869/06, § 122, 9 Ekim 2018; Ushakov ve Ushakova/Ukrayna, no. 10705/12, § 112, 18 Haziran 2015 ve karşılaştırınız, Shamardakov/Rusya, no. 13810/04, § 181, 30 Nisan 2015).
16. Mahkeme, Hükümetin tek taraflı deklarasyonunda, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesinin ihlal edildiğini açık bir şekilde kabul ettiğini gözlemlemektedir.
17. Avukat hakkına yönelik sistematik kısıtlama konusunun kaynaklandığı yasal hükümlerin, 15 Temmuz 2003 tarihli ve 4928 sayılı karar ile kaldırıldığı ve (ayrıca bk. yukarıda anılan Salduz, §§ 27‑31) ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (5271 sayılı Kanun) avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistematik kısıtlamanın öngörülmediği de yine dikkate alınmalıdır.
18. Bununla beraber, Mahkeme, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 maddesinin (f) bendinin, başvuranlara, Mahkemenin sadece Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğini tespit ettiği bir kararına dayanarak ceza yargılamalarının yenilenmesi imkânını getiren bir hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, Mahkemenin artık dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürmeye karar vermesinin ardından dahi ceza yargılamalarının yenilenmesin, talep etmeye hak kazanmışlardır. Bunun sebebi, artık bu iki durumun Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ceza yargılamalarının yeniden açılmasının gerekçeleri olarak, açıkça belirtilmiş olmasıdır (kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri/Rusya, no.42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, bu kapsamda anılan diğer kararlar ve karşılaştırınız, Sroka/Polonya (k.k.), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
19. Bu bağlamda Mahkeme ayrıca, Mahkemenin içtihadına ve uygulamasına göre, iç hukuk yargılamalarının yenilenmesinin, başvuranın bu yönde talepte bulunması durumunda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, yukarıda anılan hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından telafi kabiliyetine haiz olduğu düşünülmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Sözleşme’nin herhangi bir ihlalinin giderilmesinin öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğunu kaydetmektedir.
20. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37 § 1 (c) maddesi ). Bu karar, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, §§ 116-118, 5 Temmuz 2016).
21. İlaveten, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile tanımlanan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37 § 1 maddesinin son cümlesi).
22. Mahkeme son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması hâlinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 2 maddesi uyarınca tekrar kayda alınabileceğini vurgulamaktadır (Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
23. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında, başvurunun kayıttan düşürülmesi uygun görülmektedir.Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyet
24. Başvuran aynı şekilde, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, Yargıtay nezdinde duruşma gerçekleştirilmemesi hususunda şikâyette bulunmuştur.
25. Mahkeme, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra başvuranın ceza yargılamaların yenilenmesi için başvuruda bulunma hakkı olduğunu ve bu hukuk yolunun başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde öne sürdüğü şikâyetleri telafi edebilme olanağını sunduğunu yinelemektedir.
26. Sonuç olarak Mahkeme, bu şikâyeti kabul edilebilirlik ve esas bakımından incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 kapsamındaki deklarasyon koşullarını ve belirtilen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kuralları dikkate alarak;
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) ve (d) maddesi kapsamındaki şikâyetlere ilişkin olarak başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine;
Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında Yargıtay nezdinde bir duruşma gerçekleştirilmemesi hususundaki şikâyetin kabul edilebilirlik ve esas bakımından inceleme yapılmasına gerek bulunmadığına karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 9 Ocak 2020 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy