Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2006-4-256 (Muafiyet)
Karar Sayısı : 07-29/262-93
Karar Tarihi : 29.3.2007
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Tuncay SONGÖR (İkinci Başkan) 10
Üyeler : Rıfkı ÜNAL, Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI,
M. Sıraç ASLAN, Süreyya ÇAKIN, Mehmet Akif ERSİN
B. RAPORTÖRLER : M.Haluk ARI, Esin ÇERÇİOĞLU
C. BAŞVURUDA
BULUNAN : Shell&Turcas Petrol A.Ş.
Temsilcileri: Av. Murat VANLIOĞLU,
Av. Tarık ALMAZLAR
Karamancılar İş Merkezi Gülbahar Mh. S. Tozan Sk. 20
No:18 B Blok Esentepe Şişli/İstanbul
D. TARAFLAR : - Shell&Turcas Petrol A.Ş.
Karamancılar İş Merkezi Gülbahar Mh. S. Tozan Sk.
No:18 B Blok Esentepe Şişli/İstanbul
- Shell&Turcas Petrol A.Ş. Bayileri
E. DOSYA KONUSU: Shell&Turcas Petrol A.Ş. (Shell) ile bayileri arasında
imzalanan Madeni Yağ Sözleşmeleri ile diğer bayilerle de imzalanacak aynı
hükümleri içeren tip sözleşmelere muafiyet tanınması talebi. 30
F. DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına en son 14.2.2007 tarih, 1104 sayı ile
giren başvuru üzerine düzenlenen 12.3.2007 tarih, 2006-4-256/MM-07-MHA
sayılı Muafiyet Ön İnceleme Raporu 13.3.2007 tarih, REK.0.08.00.001-130/84
sayılı Başkanlık önergesi ile 07-29 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek karara
bağlanmıştır.
G. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili Raporda,
- Shell’in bayileri ile akdetmiş olduğu ve örnekleri sunulan madeni yağ satışına
yönelik sözleşmelerin içermiş olduğu rekabet etmeme yükümlülüklerinin 2005/4 40
sayılı Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dikey Anlaşmalar ve Uyumlu Eylemlere
İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği” ile öngörülen muafiyetten yararlanamayacağı,
- Anlaşmaların, içerdikleri cezai şartlar sebebiyle, 4054 sayılı Kanun'un 5.
maddesinin ikinci fıkrasında bireysel muafiyet için öngörülen koşulları
sağlamadığı,
- Buna karşılık anlaşmaların; alıcıya, anlaşma süresinin sonunda cezai şarta
maruz kalmaksızın, varsa kalan borçlarını ve sağlayıcının fesihten kaynaklanan
fiili zararını ödemek suretiyle, anlaşmaya son verme hakkını tanıyacak şekilde
tadil edilmesi halinde talep edilen bireysel muafiyetin tanınabileceği, 50
görüşüne yer verilmiştir.
H. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
H.1. İlgili Pazar
H.1.1. Ürün Pazarı
Bildirime konu işlem taraflarının faaliyetleri dikkate alınarak, dosya mevcudu
bilgiler çerçevesinde, ilgili ürün pazarı “otomotiv madeni yağları pazarı” olarak
tespit edilmiştir. 60
H.1.2. Coğrafi Pazar
Shell tarafından üretilen ya da satılan madeni yağlar, sahip olunan dağıtım
kanalları ve servisler aracılığıyla tüm Türkiye’ye satılmaktadır. İlgili ürünün
satıldığı farklı homojen pazarların varlığına ilişkin tespit bulunmadığından,
bildirime konu işlem açısından ilgili coğrafi pazar, “Türkiye Cumhuriyeti Sınırları”
olarak belirlenmiştir.
H.2. Yapılan Tespitler ve Hukuki Değerlendirme
H.2.1. Taraflar 70
H.2.1.1. Shell&Turcas Petrol A.Ş.
Shell, Shell Comp. Of Turkey Ltd. ile Turcas Petrol A.Ş. tarafından Türk Ticaret
Kanunu hükümleri çerçevesinde kurulmuş bir ortak girişim şirketi olup 1.7.2006
tarihi itibarıyla faaliyete geçmiştir. Şirket, her iki kurucu şirketin akaryakıt bayilik,
madeni yağlar, pazarlama teşkilatlarını devralmıştır. Ayrıca madeni yağlar ve
ticari satışlar alanındaki sözleşmeler vasıtasıyla akaryakıt sektöründeki
faaliyetlerine devam etmektedir.
Ortak Girişim taraflarından Shell Comp. Of Turkey Ltd.’nin ortaklık yapısı
aşağıdaki gibidir:
Taraflar Hisse Oranı (%)
The Shell Petroleum Company Limited 99,4
The Asiatic Petroleum Company Limited 0,4
Shell Corporate Secretary Limited 0,1
Shell Planaxis Limited 0,1
80
Ortak Girişimin diğer tarafı olan Turcas Petrol A.Ş.’nin ortaklık yapısı ise aşağıda
yer almaktadır:
Taraflar Hisse Oranı
Aksoy Petrol Dağıtım A.Ş. 28,52
Aksoy Holding A.Ş. 23,03
İMKB 28,42
Diğer Gerçek ve Tüzel Kişiler 20,03
The Shell Company of Turkey Limited’in 2005 yılı cirosu ……… YTL olarak
gerçekleşmiştir. Turcas Petrol A.Ş.’nin 2005 yılı cirosu ise ……… YTL’dir.
H.2.2. Bildirime Konu Sözleşmeler
Bildirime konu sözleşmeler, bayilere nakdi destek, prim, kredi, ariyet, yatırım
sağlanması ve serviste kullanılacak malzemenin kiralanmasına yönelik olarak 90
düzenlenmiş olup, bayilerden bunların karşılığında alınan taahhütler de
anlaşmalara ayrı taahhütnameler olarak eklenmiştir.
Sözleşmeler esas olarak benzer hükümleri düzenlemekle birlikte, yapılan
yatırımların büyüklüğü ve karşılığında üstlenilen taahhütler çeşitlilik
gösterebilmektedir. Sözleşmelerin kapsam maddeleri uyarınca, alıcı servis,
satışa arz edeceği bütün ürünleri münhasıran Shell’den satın almayı kabul ve
taahhüt eder. Sözleşmelerin süreleri birbirinden farklı olarak düzenlenebilmekle
birlikte, 3 yıl ile 5 yıl arasında değişen sürelerde ve özellikle 5 yıl için
düzenlendiği anlaşılmaktadır. Anlaşmalarda siparişlerin ve teslimatların nasıl
yapılacağı da yer almıştır. Bundan başka, bayinin Shell’den yapmış olduğu 3’er 100
aylık veya yıllık alımların belli miktarları geçmesi halinde bayiye prim ödeneceği
kararlaştırılabileceği, Shell tarafından bayiye promosyon desteği de
sağlanabileceği anlaşmaların bazılarında yer almıştır. Anlaşmalarda son olarak
ödeme şekli, mücbir sebepler, anlaşmaların devri, fesih, uyuşmazlık ve çevre
konuları düzenlenmiştir. Sözleşmelerde ve eklerinde yer alan hak, yükümlülük ve
yetkilerin Shell’in izni olmadıkça üçüncü kişilere devredilemeyeceği de hüküm
altına alınan konular arasındadır.
Anlaşmalara ek olarak düzenlenen taahhütnameler ile Shell dışında bir
kaynaktan ürün temin edilmemesi sağlanmaya çalışılmıştır. Cezai şartlar Shell
dışındaki kaynaklardan ürün alınmasının tespiti halinde her seferde ve/veya 110
beher ton başına …… ABD Doları, ……. ABD Doları, ……. ABD Doları gibi farklı
miktarlarda tespit edilmiştir.
H.2.3. 4054 Sayılı Kanun ve İlgili Mevzuat Çerçevesinde Değerlendirme
Bildirim, Shell ile bayileri arasında yapılan anlaşmalardan bazıları örnek
gösterilmek suretiyle, Shell tarafından 2002/2 sayılı “2003/3 sayılı Rekabet
Kurulu Tebliği ile Değişik, Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği”ne
uygun olarak yapılmış olan madeni yağ dağıtım anlaşmalarına bireysel muafiyet 120
tanınması talebini içermektedir.
2005/4 sayılı Tebliğ’in getirmiş olduğu yedek parça tanımı çerçevesinde madeni
yağlar artık yedek parça olarak kabul edilmektedir ve söz konusu ürünlerin
dağıtımına ilişkin anlaşmaların da grup muafiyetinden yararlanmak için 2005/4
sayılı Tebliğ’e uygun olarak yapılması gerekmektedir. 2005/4 sayılı Tebliğ’in
geçici 3. maddesi uyarınca ise halen bir başka Tebliğ’in kapsamına giren dikey
anlaşmaların bir yıllık geçiş süreci içerisinde 2005/4 sayılı Tebliğ’e uygun hale
getirilmesi gerekmektedir.
2002/2 sayılı Tebliğ’e uygun olarak düzenlenmiş olan bildirime konu
anlaşmaların alıcıya getirdikleri rakip teşebbüslerin ürünlerini almamaya yönelik 130
rekabet etmeme yükümlülükleri, mevcut haliyle 2005/4 sayılı Tebliğ’in öngördüğü
koşulları karşılamamaktadır. Bu nedenle, yatırımların geri dönüşünün
sağlanması için gerekli olduğu iddia olunan söz konusu yükümlülüklere bireysel
muafiyet tanınması talep edilmiştir.
H.2.3.1. Madeni Yağ Anlaşmalarının Tabi Olduğu Hukuki Rejime İlişkin
Süreç
Madeni yağların dağıtımı, ilk olarak 1997/3 sayılı “Tekelden Dağıtım
Anlaşmalarına İlişkin Tebliğ” kapsamında yer almıştır. Adı geçen Tebliğ
çerçevesinde herhangi bir süre ile sınırlı olmaksızın rakip malları satmama 140
yükümlülüğüne muafiyet tanınmıştır.
1997/3 sayılı Tebliğ’in yayımlanmasından bu yana geçen 9 yıllık süreçte madeni
yağ dağıtım anlaşmalarının tabi olduğu hukuki çerçeve önemli değişikliklere
sahne olmuş ve en son alıcıya getirilebilecek rakip malları satmama
yükümlülüğü, alıcının bir önceki yıldaki toplam alımlarının %30’u ile
sınırlandırılmıştır. Buna göre sağlayıcı yaptığı yatırım miktarı ne olursa olsun,
alıcıyı bir önceki yıldaki toplam yağ alımlarının %30’undan fazlasını kendisinden
almaya zorlayamayacaktır.
Alıcılar tarafından yapılan satın alma taahhütlerinin %30 ile sınırlanması
sektörde faaliyet gösteren ve önceki yıllarda tabi olunan hükümler çerçevesinde 150
servislere nakdi ve ayni yatırımlar yapan yağ üreticilerini, yeni duruma uyum
sırasında yatırımlarının karşılığını alamama veya çok sayıda hukuki ihtilafla karşı
karşıya kalma riskine maruz bırakmıştır. Bu nedenle yağ üreticileri geçmiş
yıllarda yapmış oldukları anlaşmalara muafiyet tanınması talebinde
bulunmaktadırlar.
H.2.2.2. Bildirime Konu Anlaşmaların Hukuki Niteliği
Bildirime konu anlaşmalar esas olarak rekabet hukuku literatüründe tek marka 160
anlaşması olarak nitelendirilen dikey anlaşma tipine uymaktadır. Tek marka
anlaşmaları, alıcının tüm ihtiyaçlarını tek bir sağlayıcıdan alma yükümlülüğüne
dayanmaktadır. Bildirime konu anlaşmada alıcı konumundaki yetkili veya özel
servisler, madeni yağ ihtiyaçlarını münhasıran tek bir sağlayıcıdan temin etme,
rakip ürünleri kullanmama yükümlülüğü altına girmektedirler. Buna karşılık
sağlayıcının alıcının rakiplerine ürün temin etme serbestisi kısıtlanmamaktadır.
Tek marka anlaşmalarının olası rekabeti kısıtlayıcı etkileri, özelikle söz konusu
anlaşmaların pazarı rakip teşebbüslerin girişine kapaması veya önemli ölçüde
engellemesi halinde ortaya çıkmaktadır. Söz konusu etki tek bir sağlayıcının
anlaşmasından kaynaklanabileceği gibi, aynı nitelikteki paralel anlaşmaların 170
oluşturduğu toplam etki ile de ortaya çıkabilmektedir. Sağlayıcının pazar payının
%30-40’ın altında olduğu hallerde, tek bir anlaşmanın pazar kapama etkisi
yaratmaz. Benzer anlaşmalar ağı söz konusu olduğunda ise en büyük beş
sağlayıcının pazar payları toplamının %50’nin altında olması halinde, pazar
rakiplerin girişine kapanmayacaktır.
Tek marka anlaşmalarının rekabeti kısıtlayıcı etki doğurmasına zemin hazırlayan
bir başka önemli konu ise, söz konusu anlaşmaların süresi ve fesih için
öngörülen sürelerdir. Genel olarak, kısa süreli olan ve kısa feshi ihbar süresi
içeren sözleşmeler rekabeti kısıtlamaz ve pazara girişleri zorlaştırmaz. Ancak
özellikle uzun süreli anlaşmalar ve buna eşlik eden cezai şartların varlığı halinde, 180
sağlayıcı değiştirme maliyetinin yükselecek ve rekabeti kısıtlayıcı etki
ağırlaşacaktır.
Son olarak belirtilmesi gereken nokta ise, giriş engellerinin başka etkenler
nedeniyle halihazırda yüksek olduğu pazarlarda, tek marka anlaşmalarının
rekabeti kısıtlayıcı etkilerinin daha yoğun olarak hissedileceğidir.
H.2.3. Bireysel Muafiyet Değerlendirmesi
Bildirime konu anlaşmalarda alıcıya getirilen sadece Shell’den ürün almaya dair
rekabet etmeme yükümlülüğü ile 2005/4 sayılı Tebliğ’in öngördüğü %30’luk sınır
aşılmaktadır. Bu durumda anlaşmanın bir bütün olarak dikkate alınması ve söz 190
konusu rekabet etmeme yükümlülüğü ile ilgili hükümlerin Kanun’un 5.
maddesinde öngörülen koşulların oluşmasına engel olup olmadığının
değerlendirilmesi gerekmektedir.
H.2.3.1. Malların Üretim veya Dağıtımı ile Hizmetlerin Sunulmasında Yeni
Gelişme ve İyileşmelerin ya da Ekonomik veya Teknik Gelişmenin
Sağlanması
Hangi hallerin ekonomik yarar sağladığının somut olayın özelliklerine göre
değerlendirilmesi gerekmekle birlikte, genel olarak üretim ve dağıtım
maliyetlerinin düşürülmesi, kalitenin artırılması, malın arzında devamlılığın
sağlanması, yeni piyasalara girişin kolaylaştırılması ve yeni ürünlerin ya da 200
üretim tekniklerinin bulunması gibi hallerin varlığı halinde ekonomik yararın
sağlandığı kabul edilmelidir.
Bildirime konu yağ dağıtım anlaşmaları esas olarak ekonomik veya teknik
gelişme sağlamaya elverişli bulunmamakta olup, bu koşul anlamında üzerinde
durulması gereken husus anılan anlaşmaların malların üretimi veya dağıtımı ile
hizmetlerin sunulmasında iyileşme sağlayıp sağlamadığıdır.
Bildirime konu anlaşmalar ile alıcı konumunda olan yetkili veya özel servislere,
nakdi kredi ve/veya ekipman desteği sağlanmakta, buna karşılık olarak ise
alıcının başka bir sağlayıcıdan madeni yağ alımı engellenmektedir. Bilindiği
üzere muhtelif büyüklükte olmakla birlikte yetkili ve özel servisler, esas olarak 210
küçük ve orta ölçekli işletmelerdir. Özellikle kurulma aşamasında olan servisler
bakımından, hizmetlerin yürütülmesi için gerekli ekipmana sahip olunması önemli
miktarda yatırım yapılmasını gerektirmektedir. Bu yatırımın bir kısmının
doğrudan ekipman yatırımı olarak veya ekipman alımında kullanılmak üzere
kredi desteği şeklinde yağ sağlayıcıları tarafından karşılanması, servisin
finansman yükünü hafifletmektedir. Faal bir servis açısından ise söz konusu
destekler, kullanım ömrü dolmuş olan ekipmanın yenilenmesi veya hizmet
kalitesini artırmaya yönelik yeni yatırımlar yapılması için kullanılmaktadır. Hemen
belirtilmelidir ki ekipman desteği şeklinde yapılan yatırımlar genel olarak yağ
değişimi için gerekli aletler şeklinde olmakla birlikte, özellikle pazar payı yüksek 220
olan markaların servisleri söz konusu olduğunda, yağ değişim ünitesi dışında
kullanılmak üzere yapılan ekipman yatırımını da içermektedir.
Alım yükümlülüğü karşılığında nakdi kredi verilmesi, alıcının finansman
ihtiyacının sermaye piyasalarına alternatif bir yöntem ile karşılanması anlamına
gelmektedir. Bu ise, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için finans
sektöründen kredi alımının, yerine getirilmesi gereken koşullar nedeniyle zor
veya faiz yükü dolayısıyla maliyetli olduğu hallerde önem kazanmaktadır. Bu tür
hallerde küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından ileride yerine getirecekleri
alımlarına tekabül eden primlerin peşin olarak ödenmesi suretiyle finansman
ihtiyacının karşılanması, teşebbüslerin hizmet kalitesini göreceli olarak daha 230
elverişli koşullarda artırabilmelerine imkan tanımaktadır.
Söz konusu anlaşmaların sağladığı bir diğer fayda ise genel olarak tüm dikey
anlaşmalar bakımından geçerli olduğu üzere, ürün tedariğinde devamlılık
sağlamasıdır. Sağlayıcılar, yapacakları yatırımın karşılığını almanın güvencesini
baştan sağlamayı amaçlamaktadırlar. Böylece sağlayıcılar üretim planlamalarını
bu esasa dayalı olarak daha rasyonel bir temele oturtarak ölçek ekonomilerini
yakalamaktadır. Yetkili servisler ise beş yıla yayılan bir sürede tüketecekleri
miktar karşılığında elde edecekleri prim veya iskonto gibi avantajları sözleşmenin
kurulmasını müteakip peşin olarak temin etmektedirler. Dolayısıyla bu
anlaşmalar her iki taraf için de belirlilik ve devamlılık sağlamak suretiyle etkinliğe 240
ulaşmanın yolunu açmaktadır.
Sonuç olarak söz konusu anlaşmalar yatırım maliyetlerinin düşmesine, bu suretle
de dağıtım hizmetlerinin ve yetkili ve özel servislerde tüketicilere sunulacak
hizmetlerin kalitesinin artmasına katkıda bulunmaktadır.
H.2.3.2. Tüketicinin Bundan Yarar Sağlaması
4. madde anlamında rekabeti sınırlayıcı etkileri olan bir anlaşmanın muafiyet
alabilmesi için, yukarıda değinilen malların dağıtımı veya hizmetlerin
sunulmasından elde edilen iyileşmenin tüketiciye yansıtılması gerekmektedir.
Kanun'da tüketicinin ekonomik gelişmeden yarar sağlaması gerektiği belirtilmekle 250
birlikte, yararlanmanın ölçüsü ve kapsamı hususunda herhangi bir ifade yer
almamaktadır. Ancak, ortaya çıkan ekonomik fayda ile tüketicinin elde edeceği
menfaat arasında makul bir denge olması gerektiği kabul edilmelidir. Tüketicinin
yarar sağlaması açısından beklenen genellikle fiyatlar seviyesindeki düşüş
olmakla birlikte, satış sonrası etkin hizmetler, ürün çeşitliliğinin artması,
tüketicinin ürüne daha kolay ulaşabilmesi, malın arzında devamlılığın sağlanması
gibi koşullar da tüketicinin elde edeceği menfaat kapsamındadır.
Madeni yağlarda, belirli spesifikasyonları karşılayan ürünler söz konusu olsa da,
farklı markalar arasında yüksek oranda ikame mümkün olmaktadır. Dolayısıyla
ürün farklılaştırmasının fazla önem taşımadığı bu pazar bakımından, tüketicinin 260
yararı özellikle ürünün kolay bulunabilirliği ve fiyatı açısından değerlendirilecektir.
Söz konusu anlaşmalar vasıtasıyla, araçlara bakım-onarım hizmetlerinin verildiği
en önemli noktalar olan servislerde, bir araçta en çok değişime konu olan
ürünlerden olan madeni yağların varlığı sağlanmaktadır. Böylece tüketiciler,
madeni yağın satışının yapıldığı yedek parça satıcıları gibi başka bir noktadan
önceden temin etmek zorunda kalmaksızın, servise gittiğinde ürüne kolayca
ulaşabilmektedirler.
Diğer taraftan yapılan yatırımların, önemli bir kısmı küçük ve orta ölçekli olan
servislerin hizmet kalitesinin artmasına bulunduğu katkı da tüketiciler açısından
bir avantaj sağlamaktadır. Bazı durumlarda yatırım maliyetlerinin paylaşılması, 270
yeni bir teşebbüsün piyasaya girmesine yardımcı olmaktadır. Bu ise bir yandan
tüketicilerin alternatiflerinin artmasına bir yandan da tüketicilerin daha nitelikli
hizmetler alabilmelerine etki etmektedir. Bu bağlamda münhasırlığın olmadığı bir
ortamda tüketici tercihini de artıracak şekilde servislerin birden fazla yağ markası
kullanabilmeleri ihtimalinin mevcut olduğu belirtilmelidir. Ancak özellikle kurulma
aşamasında olan servisler bakımından, tek marka ile çalışma karşılığında elde
edilebilecek finansman ve ekipman desteği, birden fazla marka ile çalışan bir
servise nazaran yüksek olacağı için, ilgili servisin hizmet kalitesi daha yüksek
olacak ve dolayısıyla tüketiciler de daha iyi hizmet veren bir noktada bakım-
onarım işlemlerini yaptırabileceklerdir. 280
Değerlendirilmesi gereken bir başka husus ise verilen destekler nedeniyle
servislere tedarik edilen ürünlerin fiyatının artıp artmadığı, söz konusu destekler
olmasaydı tüketicilerin daha uygun fiyatla ürünleri alıp alamayacağıdır. Hemen
belirtmek gerekir ki yedek parça satıcıları, süpermarketler, akaryakıt istasyonları,
yıkama-yağlamacılar gibi birden fazla kanaldan tüketiciye ulaşan madeni
yağlarda fiyat bakımında sağlıklı bir karşılaştırma yapma olanağı oldukça
kısıtlıdır. Zira söz konusu kanalların her biri kendine özgü piyasa şartlarında
faaliyet gösterdiği gibi madeni yağların bu kanallara tedariği de farklı kanallardan
olabilmektedir. Örneğin söz konusu kanallardan bazılarına madeni yağ
distribütörleri kanalıyla ulaşılırken bazılarına doğrudan sağlayıcılar kanalıyla 290
ulaşılmaktadır. Bazı satış noktalarına madeni yağ varillerle veya kurulu depolara
dökme olarak teslim edilirken, bazılarında ise 4-5 litrelik ambalajlar halinde
bulundurulmaktadır. Alım miktarlarının farklılığı gibi fiyata doğrudan etki edecek
hususlar da dikkate alındığında, sağlayıcıların kolayca fiyat farklılaştırması
yapabilecekleri ve bu nedenle doğrudan münhasır anlaşmadan kaynaklanan bir
fiyat farklılığının ölçülmesinin oldukça güç olduğu anlaşılmaktadır.
Esasen, ilk bakışta bu yatırımların servislere satılan yağ fiyatını ve dolayısıyla da
tüketiciye yansıyan fiyatı artıracağı öngörüsü makul görülmekle birlikte, söz
konusu yatırımları kendisi üstlenen bir servis de aynı şekilde maruz kaldığı
maliyetleri bu kez genel olarak verdiği tüm hizmetlerin fiyatına yansıtabilecektir. 300
Diğer taraftan, servise verilen finansman destekleri esas olarak belirli bir
dönemin sonunda hak edilecek olan primlerin veya iskontoların peşinen
ödenmesi şeklinde tezahür ettiği için, münhasır alım yükümlülüğü karşılığında
verilen iskontoların artması tüketiciye yansıyan nihai fiyatın da azalmasına imkan
tanımaktadır.
H.2.3.3. İlgili Piyasanın Önemli Bir Bölümünde Rekabetin Ortadan
Kalkmaması
Muafiyet kararı verilmesinde aranan bu ilk olumsuz şarta göre, muafiyete konu
anlaşma ilgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmasına
neden olmamalı, bir başka deyişle sağlanan ekonomik gelişme veya fayda ile 310
tüketicinin bundan yarar sağlaması rekabetin ortadan kaldırılması sonucunda
elde ediliyor olmamalıdır. İlgili pazarın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan
kalkıp kalkmadığı değerlendirilirken dikkate alınması gereken başlıca hususlar;
pazarda halihazırda giriş engellerinin olup olmadığı, hakim durumda olan bir
teşebbüsün bulunup bulunmadığı, dikey anlaşmalar aracılığıyla giriş engeli
yaratılıp yaratılmadığı, tüketici tercihlerinin ne ölçüde kısıtlandığı ve pazarın
yapısı olarak sıralanabilir.
Dosya mevcudu bilgilere göre, madeni yağ üretimi yapabilmek için pazarda
önemli bir giriş engeli bulunmamaktadır. Sektöre ilişkin bilgiler bölümünde
ayrıntılı olarak anlatıldığı üzere, çok sayıda üretici firma sektörde faaliyet 320
göstermektedir. Ürünlerin tüketicilere ulaşmasında ise, çeşitli alternatifler mevcut
olmakla birlikte, önemli dağıtım kanallarından olan yetkili servislere giriş
noktasında bazı engellerin varlığı söz konusudur.
İlgili pazarın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkıp kalkmadığı
belirlenirken dikkate alınacak en önemli hususların başında, incelemeye konu
anlaşmaya taraf olan teşebbüslerin pazar payı gelmektedir. Bu bağlamda hakim
durumdaki bir teşebbüsün rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma yapmış olması halinde
ilgili pazarda rekabetin kısıtlandığı söylenebilecektir. Sektöre ilişkin bilgiler
bölümünde görüldüğü üzere, orta derecede yoğunlaşmış olarak
nitelendirebileceğimiz madeni yağ pazarında, en yüksek pazar payına sahip 330
teşebbüsün payı dahi %30’u aşmamaktadır. Bu durumda herhangi bir
teşebbüsün hakim durumda olduğunu söylemek mümkün değildir. Zaten, tek
marka için pazar payının %30’un altında olması halinde pazar kapama etkisi
ortaya çıkmayacaktır.
Hakim durum söz konusu olmamakla birlikte, inceleme konusu bakımından asıl
üzerinde durulması gereken husus benzer nitelikteki anlaşmalar nedeniyle ilgili
pazardaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığı, bir başka deyişle pazar kapama
etkisinin ortaya çıkıp çıkmadığıdır. Bilindiği üzere madeni yağ sağlayıcıları
hemen hemen benzer nitelikte anlaşmalar yapmak suretiyle servislerle
çalışmaktadırlar. AB’nin dikey sınırlamalar rehberinde ilk beş teşebbüsün pazar 340
payının %50’nin altında olması halinde anlaşmaların toplam etkisinin rekabetin
kısıtlanması sonucunu doğurmayacağı kabul edilmiştir. Ancak bu oranın aşılması
halinde pazarda görülen rekabeti sınırlayıcı etkinin, paralel anlaşmalar ağından
mı yoksa başka etkenlerden mi kaynaklandığının, benzer nitelikli anlaşmalar
ağının rekabetin kısıtlanmasına ne ölçüde katkıda bulunduğunun
değerlendirilmesi gerekmektedir.
İnceleme konusu pazara baktığımızda ilk beş teşebbüsün pazar payının
%70’lere ulaştığı görülmektedir. Dolayısıyla pazar yoğunlaşmış bir görünüm arz
etmekle birlikte, madeni yağların ne ölçüde münhasır anlaşmalar yoluyla
satıldığının ve bu münhasırlığın pazar yapısına etkisinin belirlenmesi 350
gerekmektedir. Aşağıdaki tabloda, 2006 yılı itibarıyla ilk beş teşebbüsün toplam
madeni yağ satışları içerisinde münhasır anlaşmalar yoluyla satılan madeni
yağın miktarı ve bunun toplam madeni yağ pazarındaki oranı verilmektedir:
Teşebbüs adı Toplam madeni yağ
satışları (ton)
Münhasır anlaşmalar
yoluyla yapılan
satışlar
Bağlı pazar payı
(%)
Mobil
……. ……. …….
BP
……. ……. …….
Shell ……. ……. …….
Total
……. ……. …….
POAŞ
……. ……. …….
Toplam
……. ……. …….
Yukarıda görüldüğü üzere pazarın %15’lik bir bölümüne münhasır anlaşmalar
aracılığıyla madeni yağ tedarik edilmektedir. Burada esas alınan rakamların
sadece beş teşebbüsü esas alması dolayısıyla sektörün tamamını yansıtmadığı,
pazarda faaliyette olan bazı teşebbüslerin üretim veya ithalat rakamlarının
toplama dahil edilmesi halinde söz konusu oranların daha da düşük çıkacağı
söylenebilir. Bunun dışında kalan, akaryakıt istasyonları, yedek parçacılar,
yıkama-yağlama istasyonları, süpermarketler gibi kanallarda ise münhasırlık 360
olmaksızın madeni yağ satışı yapılabilmektedir. Dolayısıyla bağlı pazar payı
olarak tabir edilen münhasır anlaşmalar yoluyla yapılan satışların pazarda önemli
derecede rekabeti kısıtlayıcı etki doğurmadığı söylenebilir.
Diğer taraftan münhasır anlaşmalar dışında pazarın yapısına etki eden ve
madeni yağ üreticilerinin servislerle anlaşma yapmalarını zorlaştırıcı nitelikteki
başka bazı faktörlerin mevcut olduğuna dikkat çekilmelidir. Bilindiği üzere, bir
madeni yağ üreticisinin yetkili servislerle anlaşma yapması, büyük oranda söz
konusu üreticinin ürünlerinin araç markalarının sağlayıcıları nezdinde kabul
edilebilirliğine bağlı olmaktadır. Esasen, madeni yağlar bakımından tüm dünyada
kabul görmüş standartlar mevcuttur ve araç üreticileri ürünlerinin doğru bir 370
şekilde çalışması için yalnızca bu standartları taşıyan yağların kullanılması
konusunda titizlik göstermektedir. Belirli bir araçta kullanılacak madeni yağın
nitelikleri, genellikle araçların kullanma kılavuzlarına dahi işlenmekte ve yetkili
servislerin söz konusu yağları kullanmaları tavsiye edilmektedir. Ayrıca madeni
yağ firmalarıyla araç üreticileri arasında global boyutta mevcut olan ilişkiler
ülkemiz pazarını da etkilemekte ve belirli yağ üreticileri bazı markalarla birlikte
anılmaktadır. Böylece yetkili servisler de araç üreticisinin işbirliği yaptığı markayı
tercih etme eğilimi göstermektedirler. Bu nedenle, madeni yağ üreticisi sayısının
fazlalığına karşın yetkili servislerin önünde fazla seçenek bulunduğunu söylemek
mümkün gözükmemektedir. Nitekim yetkili servislerin hemen hemen tamamının 380
uluslararası markalar olan BP, Mobil, Shell ve Total ile çalışması da bu durumu
doğrulamaktadır. Dolayısıyla madeni yağ üreticilerinin ürünlerinin yetkili
servislere ve nihai olarak tüketicilere ulaşması sürecinde, taraflar arasında
kurulan dağıtım anlaşmalarının etkisi kadar, ürünlerin niteliklerinden kaynaklanan
teknik gerekliliklerin getirdiği mali külfetler de etkili olmaktadır.
Esasen 2005/4 sayılı Tebliğ de yukarıda değinilen uygulamaya cevaz
vermektedir. Zira 2005/4 sayılı Tebliğ ile orijinal ve eş değer kalitede yedek parça
tanımları getirilmiş ve sağlayıcının bu niteliği taşımayan parçaların kullanılmasını
engellemesine olanak sağlanmıştır. Dolayısıyla, madeni yağ sektöründe faaliyet
gösteren yağ üreticilerinden, ancak ürünleri belirli bir kaliteyi yakalayan yani 390
eşdeğer olarak nitelendirilebilenler yetkili servislere ürün tedarik edebilecektir.
Böylece yukarıda aktarılan araç üreticilerinin standartlarına uygun üretim
yapılması veya uluslararası sertifika kuruluşlarından onay alınması, dağıtım
ağlarına girmek bakımından önemli olduğu kadar Tebliğle sağlanan muafiyetten
yararlanılması bakımından da önem kazanmaktadır.
Diğer taraftan ilgili pazarda rekabetin ne ölçüde sınırlandığının ve pazarın önemli
bir bölümünde rekabetin ortadan kalkıp kalkmadığının tespit edilmesi için
tüketicilerin alternatif temin imkanlarının ne ölçüde sınırlandığına bakılmalıdır.
Dolayısıyla münhasır kanallar dışında tüketicilerin seçim olanakları olup olmadığı
araştırılmalıdır. Münhasır olarak çalışan yetkili ve özel servisler dışında, yedek 400
parça satıcıları, yıkama yağlama istasyonları, akaryakıt istasyonları ve
süpermarketler tüketicilerin madeni yağ elde edebilecekleri başlıca noktalardır.
Garanti kapsamında yapılan bakım ve onarım hizmetlerinde tüketicilerin tercihleri
yetkili servislerin ve sağlayıcıların tercihlerine bağlı olmakla birlikte, esasen
garanti sonrası dönemde seçenekler artmakta ve yukarıda aktarılan noktalar
tüketiciler açısından önem kazanmaktadır. Yağ değiştirme işleminin kolay
yapılabilen ve ileri düzeyde teknik bilgi gerektirmeyen bir işlem olması
dolayısıyla, özellikle garanti sonrası dönemde tüketiciler bu noktalardan herhangi
birine başvurabilmektedir. Bu nedenle münhasır anlaşmalar belli bir dönemde
tüketici tercihlerini kısıtlamakla birlikte, pazara bütün olarak bakıldığında, 410
tüketicilerin çeşitli alternatiflerinin olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Shell, Total ve
BP açısından akaryakıt istasyonlarında satılan madeni yağların teşebbüslerin
toplam madeni yağ satışlarının 2006 yılı için sırasıyla %...., %.... ve %...’si olduğu
gözlenmektedir. Madeni yağların önemli bir kısmının distribütörler kanalıyla
dağıtıldığı dikkate alındığında, akaryakıt istasyonlarında satılan madeni yağ
miktarının tüketici tercihi açısından azımsanamayacak bir oranı temsil ettiği
anlaşılmaktadır. Bu konuda çarpıcı bir örnek olarak Petrol Ofisi A.Ş. (POAŞ)’ın
durumu verilebilir. Yerli üretici olarak yukarıda değinilen dezavantajları taşıyan
POAŞ, servis kanalına girmekte zorlanmakta iken, toplam madeni yağ
satışlarının %......’ini akaryakıt istasyonlarında gerçekleştirmekte ve toplam 420
olarak 170.000 tona ulaşan madeni yağ pazarına istasyonlar aracılığı ile ………
ton ürün tedarik ederek %.... oranında bir pazar payı ile önemli bir oyuncu olarak
faaliyet göstermektedir.
Bu noktada pazarda rekabetin hangi seviyede gerçekleştiğinin de
değerlendirilmesi gerekmektedir. Daha önce belirtildiği üzere, servislerin ürün
seçimi konusundaki serbestileri büyük oranda ürünlerin teknik özelliklerine, araç
sağlayıcılarının tercihlerine ve yağ sağlayıcıları ile araç sağlayıcıları arasındaki
işbirliklerine bağlı olmaktadır. Bununla birlikte, anlaşmanın yapılma aşamasında
servisler, birden fazla sağlayıcı tarafından sunulan kredi, ekipman ve destek
seçenekleri arasında seçim yapma şansını elde etmek suretiyle daha güçlü 430
konuma gelmektedirler. Karşılıklı menfaatlerin dengelenmesi olarak ifade
edilebilecek bu süreçte, yağ sağlayıcıları yapılan yatırım miktarını azaltmak ve
alınan taahhütleri arttırmaya çalışmak yolunu seçerken, servisler de kendilerine
sağlanan avantajları arttırmak ve altına girdikleri taahhütleri azaltmaya
çalışmaktadırlar. Bu nedenle pazarda ileyebilir bir rekabetin var olduğu
anlaşılmaktadır. Ancak bir kez anlaşma yapıldıktan sonra, genellikle servisler
uzun süreli olarak bağlanmaktadır. Zira yapılan anlaşmalarda servislere
anlaşmalardan kaynaklanan taahhütlere denk miktarlara varabilen cezai şartlar
getirilmekte ve bu suretle sağlayıcı değiştirme maliyetleri arttırılmaktadır.
Dolayısıyla, bildirime konu anlaşmaların rekabeti kısıtlayıcı etkisi, anlaşmaların 440
süresi ve cezai şartların varlığı ile ortaya çıkmaktadır. Anlaşmaların beş yıllık
süreler için yapılması ve cezai şartlarla sağlayıcı değiştirme maliyetinin
ağırlaştırılması, gerek pazara girmek isteyen yağ sağlayıcılarının gerekse farklı
bir sağlayıcı ile çalışmak isteyen servislerin serbestisini kısıtlamakta ve
pazardaki işleyebilir rekabeti olumsuz olarak etkilemektedir. Bu koşul esas olarak
bir sonraki başlık altında değerlendirilecektir.
H.2.3.4. Rekabetin (a) ve (b) Bentlerindeki Amaçların Elde Edilmesi İçin
Zorunlu Olandan Fazla Sınırlanmaması
Kanun’un 5. maddesinde öngörülen bu son koşula aykırılık ya izlenen amacın 450
elde edilmesi için rekabetin gereğinden fazla sınırlanmaması ya da rekabetin
sınırlanmasının gereğinin dahi bulunmaması halinde olabilir. Teşebbüsler
prensip olarak anlaşma ile amaçladıkları ekonomik yararların
gerçekleştirilmesinde rekabeti en az sınırlayıcı yöntemi tercih etmekle
yükümlüdürler.
Yukarıda da belirtildiği üzere, tek marka anlaşmalarının rekabeti kısıtlayıcı
etkileri, anlaşmaya taraf olan sağlayıcıların yüksek pazar payından veya
anlaşmanın süresi ve anlaşmayla birlikte düzenlenen cezai şartlardan
kaynaklanabilir. Burada önemli olan husus anlaşma sürelerinin ve düzenlenen
cezai şartların bayilerin başka bir sağlayıcı ile çalışmasını ne ölçüde zorlaştırdığı 460
dolayısıyla geçiş maliyeti yaratıp yaratmadığıdır. Geçiş maliyetlerinin yüksek
olması diğer faktörlerle birlikte alıcıların başka sağlayıcılarla çalışmasını
engellemekte ve piyasanın kapanma riskini beraberinde getirmektedir. Genel
olarak ölçek ekonomilerine ulaşılması, etkinliğin sağlanması gibi amaçlarla tesis
edilen dikey anlaşmalarda sağlayıcılar tarafından alıcıya belli oranlarda yatırım
yapılması ve bunun karşılığında münhasırlık hükümleri getirilmesi rekabet
otoritelerince kabul edilen uygulamalar olmakla birlikte, yatırımların geri
dönüşünü sağlamaktan öteye geçen cezai şartların varlığı, alıcıyı anlaşmanın
feshi halinde ağır sorumluluklarla karşı karşıya bırakmakta ve anlaşmalardan
beklenen faydaların ötesinde rekabet üzerinde olumsuz etkiler doğurmaktadır. 470
Yukarıda değinilen husus, AB Komisyonu tarafından kabul edilen Dikey
Anlaşmalara İlişkin Rehberde de teyit edilmektedir. Rehberde, belirli sektörlerde
birden fazla markanın satılmasının zor olabileceği, böyle durumlarda piyasayı
kapama sorununun anlaşmaların daha kısa süreler için tesis edilmesiyle
çözümlenebileceği belirtilmiştir. Rehberde ilişkiye özgü olan ve olmayan
yatırımlar arasında ayrım yapılmak suretiyle ilişkiye özgü yatırımların
gerçekleşmesi için öngörülecek rekabet etmeme yükümlülüklerinin genellikle
bireysel muafiyet koşullarını sağlayacağı ifade edilmiştir. Sağlayıcı tarafından
alıcıya, ilişkiye özgü olmayan bir kredi veya ekipman sağlanması halinde, bu
durumun tek başına muafiyet koşullarını sağlamak için yeterli olmayacağı 480
öngörülmüştür. Bununla birlikte, finansal piyasaların etkin çalışmamasından
kaynaklanan sorunlar olduğunda sağlayıcıdan kredi temin edilmesinin daha etkin
olması durumu ise daha farklı değerlendirilmektedir. Böyle bir durumda dahi
muafiyetten yararlanılabilmesi için alıcının rekabet etmeme yükümlülüğüne son
verme ve herhangi bir zamanda anlaşmadan doğan borçlarını geri ödeme ve
bundan başka bir cezai şart ödememe imkanı bulunması gerektiği kabul
edilmektedir. Bu durum, kredinin eşit veya azalan taksitlerle geri ödenmesi,
zaman içerisinde yükselmemesi ve anlaşmanın sonunda alıcının sağlayıcı
tarafından sağlanan ekipmanı piyasa değeri üzerinden temin edebilmesi
anlamına gelmektedir. 490
Kurul tarafından kabul edilen Dikey Anlaşmaların Açıklanmasına Dair Kılavuz’da
da, sağlayıcının alıcıya kredi temin etmiş olması halinde bu kredinin geri
ödemesinin alıcının beş yıl sonunda rekabet etmeme yükümlülüğünden
kurtulmasını engelleyecek şekilde düzenlenmemesi gerektiği yer almıştır. Alıcı,
beş yıllık rekabet etmeme şartının süresi dolmasından sonra varsa kalan borçları
geri ödeme imkanına sahip olmalıdır. Benzer şekilde, sağlayıcının alıcıya bazı
ekipmanları sağladığı hallerde, alıcının beş yıllık rekabet etmeme süresinin
sonunda bu ekipmanları piyasa değeri üzerinden devralabilme imkanına sahip
olması gerekmektedir.
Bildirime konu anlaşmalar bu kapsamda değerlendirildiğinde, sözleşmeden 500
doğan yükümlülükleri ağırlaştıran cezai şartlara yer verildiği anlaşılmıştır.
Böylelikle alıcının rakip sağlayıcılara geçmesi ve sağlayıcının sağladığı ürünler
dışındaki ürünleri satın alması engellenmiştir. Yapılan anlaşmalarla bayilere nakit
desteği, ekipman tedariki ve ekipmanların kiralanması sağlanmış, değişen
oranlarda iskontolar verilmiştir. Bu yatırımlara karşılık olarak alım taahhütlerinin
yanı sıra, anlaşmalara ekli olarak taahhütnameler düzenlenmiştir. Cezai şartlar,
…..-..... ABD Doları arasında değişebilmekle birlikte, örnek anlaşmaların birinde,
anlaşmanın süresinden önce feshedilmesi halinde ödenmek üzere ayrıca ……….
Dolar tutarında cezai şart getirilmiştir. Bu hükümler ışığında, yatırımlardan doğan
etkinliğin rekabet sınırlamalarını dengeleyecek düzeyde olduğu ve getirilen cezai 510
şartların da sözleşme süresinin sona ermesinden sonraya ilişkin olmaması
nedeniyle, rekabeti bu etkinliğin tesisi için gerekli olandan daha fazla
kısıtlamadığı anlaşılmıştır.
H.2.4. Genel Değerlendirme
Madeni yağ pazarı genel olarak rekabetçi bir yapı arz etmektedir. Üretici
seviyesinde giriş engellerinin yüksek olmadığı, ithalatın önünde yasal engellerin
bulunmadığı, çok sayıda teşebbüsün faaliyet gösterdiği ve teşebbüslerden
hiçbirinin hakim durumda olmadığı bir pazar olan madeni yağ pazarında, dağıtım
aşamasında da ürünlerin tüketiciye ulaşmasında kanalların çok olması 520
dolayısıyla tüketiciler farklı alternatifler arasında tercih yapabilme olanağına
sahiptirler.
Madeni yağın dağıtım aşamasında en önemli kanallardan olan servisler
düzeyinde, başlıca dört teşebbüs ile anlaşma yapılması nedeniyle bir yoğunluk
gözlenmesine karşın, burada da işleyebilir bir rekabetin varlığından söz etmek
mümkündür. Zira büyük oranda münhasır anlaşmalar yoluyla ürün tedarik eden
servisler, anlaşma yapmadan önce pazarlık gücüne sahip olmaları nedeniyle,
farklı sağlayıcılar tarafından kendilerine sunulan teklifler arasında seçim
yapabilmektedirler. Bu nedenle anlaşma yapılması aşamasında yoğun bir
rekabete tanık olunmakta, ancak bir kez anlaşma yapılınca servis taahhütlerini 530
yerine getirene kadar, koşullar ne kadar uygun olursa olsun başka bir
sağlayıcıdan ürün tedarik edememektedir. Bu nedenle anlaşmanın
imzalanmasından önce servislerin birden fazla sağlayıcı arasında seçim
yapabilmeleri ve bu aşamada yaşanan rekabetin yoğunluğu, pazarda işleyebilir
rekabetin varlığını gösteren en önemli etken olarak görülmektedir.
Diğer taraftan, servisler düzeyinde anlaşmaların ilk tesisi aşamasında gözlenen
bu rekabet, 2005/4 sayılı Tebliğ uyarınca yedek parça olarak kabul edilen
madeni yağların özelliklerini de yansıtmakta, diğer yedek parçalardan farklı kabul
edilebilecek özelliklerini de ortaya koymaktadır. Zira, diğer parçaların temini
aşamasında servislerin seçim şansları sınırlanmakta, servisler araç 540
sağlayıcısından veya gösterdiği kaynaklardan parça temin etme yükümlülüğü ile
karşı karşıya kalmaktadır. Diğer parçalar bakımından araç sağlayıcısının
belirleyiciliği, madeni yağlara oranla daha yüksek seviyelerde bulunmakta, parça
sağlayıcılarının pazara girişinde engeller ortaya çıkmaktadır. Mülga 1998/3 sayılı
Tebliğ düzenlemeleri çerçevesinde dahi, servislerin diğer kaynaklardan parça
temininde herhangi bir engel bulunmamakla birlikte, kullanılan yedek parçaların
nerdeyse tamamına yakınını araç sağlayıcısından tedarik edilenlerin oluşturduğu
belirlenmiş, dolayısıyla Tebliğ ile gözetilen hedeflere ulaşılamamıştır. 2005/4
sayılı Tebliğ ile getirilen %30 oranındaki alım yükümlülüğü esasen bu düzeyde
pazara girişleri kolaylaştırmayı ve eksikliği hissedilen rekabeti çok markalılıkla 550
sağlamayı amaçlamaktadır. Madeni yağlar bakımından ise anlaşmaların yapılma
aşamasında yoğun bir rekabet gözlenmekte, servisler, kendilerine sunulan
seçenekler arasında tercih yapmak suretiyle istedikleri sağlayıcı ile çalışma
olanağına kavuşmaktadır. Dolayısıyla, Tebliğin sağlamaya çalıştığı rekabetçi
ortam halihazırda madeni yağ sektörü için mevcuttur.
Madeni yağ sektörünün 2005/4 sayılı Tebliğ’in yürürlüğe girmesinden önceki
dönemde 2002/2 sayılı Tebliğ’e tabi olması nedeniyle sektörde anlaşmaların
genel olarak beş yıllık süreler için yapıldığı gözlenmektedir. Sektörde örnekleri
görülen türde rekabet etmeme yükümlülüğü içeren anlaşmalar söz konusu
olduğunda, -genel olarak- süresi beş yıla kadar olan anlaşmaların rekabetçi 560
etkileri ile rekabeti kısıtlayıcı etkileri arasında bir denge bulunması halinde
rekabeti kısıtlayıcı nitelikte olmayacağı, buna karşın süresi beş yılı aşan rekabet
etmeme yükümlülüklerinin söz konusu anlaşmalar ile güdülen ekonomik etkinliğe
ulaşmayı engelleyebileceği ve pazar kapatma etkisinin daha yüksek olacağı
neticesine varılmıştır.
Bildirime konu anlaşmalar bakımından da, serviste sunulacak hizmetlerin
iyileştirilmesi koşuluyla, anlaşma süresi boyunca kazanılacak primlerin peşin
olarak ödenmesi suretiyle servislere önemli bir finansal destek sağlanması ve bu
suretle tüketicilerin daha kaliteli hizmet almalarının sağlanması nedeniyle
rekabetçi etkilerin ortaya çıktığı ve anlaşmaların sürelerinin de beş yılı aşmaması 570
halinde bu rekabetçi yararların doğduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla rekabetçi
sonuçların korunması açısından, rekabet etmeme yükümlülüğü içeren
anlaşmaların beş yılı aşacak şekilde düzenlenmemesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, yukarıda değinildiği üzere, rekabet etmeme yükümlülüğü içeren
tek marka anlaşmalarının, rekabet üzerindeki olumsuz etkileri, sağlayıcı
değiştirme maliyetlerini yükseltmesi noktasında ortaya çıkar. Ayrıca, bildirime
konu anlaşmalar bakımından ve genelde de madeni yağ sektöründeki diğer
anlaşmalar açısından cezai şartların mevcudiyeti, rekabeti zorunlu olandan fazla
kısıtlar. Bildirime konu anlaşmalar ve benzer nitelikteki anlaşmalar dolayısıyla
yapılan yatırımların geri dönüşünü sağlamak için belirli bir süre alıcının rakip 580
ürünleri alımının yasaklanması makul görülebilecektir. Madeni yağ sektörü
özelinde yatırımların geri dönüşünün ortalama olarak üç yıllık bir sürede mümkün
olduğu, sözleşmenin geri kalan iki yıllık süresinde de yağ üreticilerinin kar elde
ettikleri belirtilmektedir. Bu nedenle madeni yağ üreticilerinin yatırımlarının geri
dönüşünü sağlamaları ile rekabet etmeme yükümlülüğünden kaynaklanan
rekabetin zorunlu olandan fazla kısıtlanması arasında bir denge kurulması
gerektiği kanaatine varılmıştır.
Genel hukuk prensipleri uyarınca tarafların anlaşmaların feshi halinde
anlaşmanın sona ermesinden kaynaklanan zararların karşılanmasını talep
edebilme hakları saklı tutulmakla birlikte, bu durumun ötesine geçecek cezai 590
şartların varlığı rekabet hukuku açısından olumsuz sonuçlar yaratmaktadır.
Bildirime konu olan Shell tarafından yapılan anlaşmalar bakımından bu durum
değerlendirildiğinde, anlaşmayla sağlanan yatırım miktarına karşılık olarak
getirilen alım taahhütlerinin yerine getirilememesi halinde alıcıya yüklenen cezai
şart, aradaki dengenin korunması amacına hizmet edecek ölçünün ötesine
geçmemektedir. Bu nedenle söz konusu anlaşmaların bireysel muafiyet
koşullarını karşıladığı neticesine varılmıştır.
Yukarıda değinilen tespit ve değerlendirmeler dikkate alındığında, bundan sonra
yapılacak anlaşmaları bakımından da yatırımın geri dönüşümünün sağlanması
ile rekabetin korunması arasında bir denge sağlanması gerektiği kabul edilmelidir 600
Bu dengeyi sağlayacak temel husus ise sözleşmenin süresinin dolmasından
sonra, halen yerine getirilmemiş olan taahhütler bakımından, alıcıya varsa kalan
borçlarını ödemek suretiyle sözleşmeye son verme olanağının tanınması halinde
bu dengenin sağlanabilecek olmasıdır. Ancak bu halde alıcıya, fesih nedeniyle
sağlayıcının maruz kaldığı fiili zararın ötesine geçecek şekilde doğrudan veya
dolaylı şekilde cezai şart ödeme yükümlülüğü getirilmemesi gerekmektedir. Her
iki koşulun birlikte sağlanması halinde sağlayıcılar tarafından yatırım yapılması
modeli üzerine dayanan pazardaki rekabet devam ederken, getirilen
sınırlamaların rekabeti kısıtlayıcı etkisi de sözleşmenin süresi ile sınırlandırılmış
olacak ve bu haliyle söz konusu anlaşmalar, Kanun’un 4. maddesi ile getirilen 610
yasaklamadan muaf olacaklardır.
I. SONUÇ
Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre,
1. Shell&Turcas Petrol A.Ş.’nin bayileri ile yapmış olduğu Madeni Yağ
Sözleşmeleri ile diğer bayilerle de imzalanacak aynı hükümleri içeren tip
sözleşmelerin içermiş olduğu rekabet etmeme yükümlülüklerinin 2005/4 sayılı
Tebliğ ile öngörülen muafiyetten yararlanamayacağına,
2. 4054 sayılı Kanun'un 5. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde yapılan
değerlendirme sonucunda; bildirilen sözleşmelere bu haliyle muafiyet 620
verilmesine,
3. Buna karşılık diğer bayilerle imzalanan veya yeni imzalanacak sözleşmeler
bakımınadan; 2. maddede bildirilen sözleşmelerden farklı olarak sözleşmenin
sona ermesinden sonra cezai şart içermeleri halinde alıcıya, sözleşmenin
süresinin sonunda doğrudan ya da dolaylı cezai şarta maruz kalmaksızın varsa
kalan borçlarını ve sağlayıcının fesihten kaynaklanan fiili zararını ödemek
suretiyle sözleşmeye son verme hakkı tanınacak şekilde tadil edilmesi veya
düzenlenmesi ve sözleşme süresinin 5 yılı aşmaması koşuluyla talep edilen
bireysel muafiyetin verilmesine, 630
OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy