© Çeviren, Okan TAŞDELEN, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski B Hukukçusu, @O_TSDLN, 2021. [Daha önce Patreon sayfamda “https://www.patreon.com/posts/58927134” yayımlanmıştır] Bu özet çeviriyi yayımlama izni, yalnızca HUDOC’a konulması için verilmiştir. Çevirmene atıfta bulunmak kaydıyla alıntılanabilir.
© Translated by Okan TAŞDELEN, Human Rights Legal Expert and Former B Lawyer of the AİHM, @O_TSDLN, 2021. [Already published on my Patreon page “https://www.patreon.com/posts/58927134”] Permission to re-publish this summary translation has been granted for the sole purpose of its inclusion in HUDOC. It may be reproduced with a reference to the translator.
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BEŞİNCİ BÖLÜM
SHORTALL VE DİĞERLERİ/İRLANDA
(Başvuru No. 50272/18, 19/10/2021)
OLAYLAR
İrlanda Anayasası’nın (Bunreacht na hÉireann) 12.8 ve 31.4 maddeleri uyarınca, İrlanda Cumhurbaşkanı veya cumhurbaşkanına yetkilerinin kullanımında tavsiyede bulunan bir organ olan Danışma Konseyi üyeleri olarak görev üstlenecek kişiler, “yüce Tanrının huzurunda” beyanını yapmak zorundadırlar.
Başvuranların herbiri, İrlanda Cumhurbaşkanlığına veya Danışma Konseyi üyeliğine talip olmaya hak sahibi bulunduğuna inanmıştır fakat Anayasa tarafından gerekli kılınan beyanlardaki dini unsurların ya bu görevleri üstlenmelerine engel olacağını ya da onu inancına aykırı şekilde dini bir beyanda bulunmasını gerektireceğini iddia etmiştir.
Birinci başvuran Bayan Shortall, yirmi sekiz yıldır Dáil Éireann’ın (İrlanda Parlamentosunun alt meclisi) seçilmiş bir üyesidir. Hâlihazırda Sosyal Demokratların eş başkanı olarak faaliyet göstermektedir. Kendini, bilinemezci (agnostik) olarak ilan etmektedir.
İkinci başvuran Bay Brady, Sinn Féin üyesidir. Yerel bir politikacıdır; 2016 ve 2020 yılında Dáil Éireann’a seçilmiştir. Hâlihazırda Dáil Éireann’daki partisinin kıdemli sözcüsü olarak faaliyet göstermektedir.
Üçüncü başvuran Bay Finlay, İşçi Partisinin üyesidir ve birkaç cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve referandum kampanyalarında üst düzey rol oynamıştır. Hiçbir dinsel irtibatı olmayan “yaşamboyu hümanisttir”. 2011 yılında cumhurbaşkanlığına yarışmak için partisinin namzetliğine talip olmuş fakat partideki başka bir meslektaşı bu namzetliği elde etmiş ve cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Üçüncü başvuran, 2018 yılında ise partisinin namzetliğine talep olmamıştır.
Dördüncü başvuran Bay McConnell’in beyan edilen hiçbir parti bağı yoktur. İrlanda Hümanist Topluluğu’nun bir üyesidir ve 2009 yılında topluluğun onursal başkanı olarak görev yapmıştır. Ayrıca bir hastanenin yönetim kurulu başkanı ve önde gelen ulusal bir gazetenin mütevelli heyetinin başkanı olarak da görev yapmıştır. Hâlihazırda Trinity College Dublin Üniversitesi’nde genetik profesörü ve kıdemli yönetici olarak görev yapmaktadır.
Beşinci başvuran Bay Norris, 1987’den beri Seanad Éireann’da (İrlanda Parlamentosunun üst meclisi) bağımsız milletvekili olarak görev yapmaktadır. 2011 yılında, dört yerel makamın desteğini elde etmiş ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde başarısız şekilde yarışmıştır.
İLGİLİ HUKUKSAL ÇERÇEVE
İrlanda Anayasası’nın 12.1 maddesi, İrlanda Cumhurbaşkanının devletin başı olarak bütün diğer kişilerden önce geldiğini öngörmektedir. Cumhurbaşkanı, genel oyla seçilmektedir. 35 yaşından büyük herhangi bir İrlanda vatandaşının seçilme hakkı vardır fakat 12.4.2 madde uyarınca seçime katılmak için bir adayın ya yirmi milletvekili ya da dört yerel makam tarafından aday gösterilmesi gerekir.
Anayasa’nın 12.8 maddesi, cumhurbaşkanının şu ifadeleri içeren bir beyanda bulunarak göreve başlamasını gerekli kılmaktadır: “İrlanda Anayasası’nı muhafaza edeceğime ve onun yasalarını savunacağıma, görevlerimi Anayasaya uygun şekilde içtenlikle ve özenle yerine getireceğime ve kabiliyetlerimi İrlanda halkının hizmetine ve refahına adayacağıma yüce Tanrının huzurunda ciddiyetle ve samimiyetle söz veriyor ve beyan ediyorum. Tanrı, beni yönlendirsin ve desteklesin”.
Cumhurbaşkanının “mutlak takdiriyle” atanan yedi üyenin yanı sıra bazı siyasal ve adli görev sahiplerinden oluşan Danışma Konseyi tarafından cumhurbaşkanına tavsiyede bulunulmaktadır.
Anayasa’nın 31.4 maddesi, Danışma Konseyinin bütün üyelerinin şu ifadeleri içeren bir beyanda bulunmasını gerekli kılmaktadır: “Danışma Konseyi üyesi olarak görevlerimi Anayasaya uygun şekilde içtenlikle ve özenle yerine getireceğime yüce Tanrının huzurunda ciddiyetle ve samimiyetle söz veriyor ve beyan ediyorum”.
Parlamento komiteleri ve Anayasa Kongresi de dahil olmak üzere anayasa reformunu incelemekle görevlendirilen birkaç ulusal kurum, bu dili eleştirmiş; kaldırılmasını veya bunun dini olmayan bir alternatif oluşturulmasını önermişlerdir.
Dini bir yemin şartı, taraf devletlerce Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin (Madde 18 - Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü) uygulanmasını denetleyen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi tarafından da eleştirilmiştir.
Konsey üyesi 47 devletin ekseriyeti, cumhurbaşkanı, başbakan veya milletvekilleri gibi önde gelen kamu makamlarında bulunanların yeminlerinde veya yemin beyanlarında dini dile yer vermemektedir. Böyle bir dilin kullanıldığı Avrupa Konseyi ülkelernin çoğunda, bu ifadelerin dahil edilmesi ya seçimliktir ya da dini olmayan yemin veya yemin beyanları için bir hüküm getirilmiştir. Bunun yegâne istisnası Romanya, Gürcistan, Lihteştayn ve San Marino anayasalarıdır.
ŞİKAYETLER
30. Başvuranlar, hem seçilmesi ve görev başlaması üzerine İrlanda Cumhurbaşkanı tarafından yapılacak beyan hem de Danışma Konseyi üyesi olarak atanan kişilerce yapılacak beyan içinde yer verilen dini dilin ve seküler herhangi bir alternatif yemin beyanının yokluğunun Sözleşme’nin 9. maddesi altındaki haklarını ihlal ettiğinden şikâyet etmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
AİHM’in Değerlendirmesi
Genel İlkeler46. Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca başvuruda bulunabilmek için bir kimsenin “Sözleşme’de ... tanınan hakların ... ihlalinin mağduru” olduğunu ileri sürebiliyor olması gerekir. Bir ihlalden dolayı mağdur olduğunu ileri sürebilmek için bir kimse şikâyet konusu tedbirden doğrudan etkilenmiş olmalıdır: Sözleşme, içerdiği hakların yorumlanması için toplum yararına dava (actio popularis) açılabilmesini öngörmemekte veya bireylerin doğrudan etkilenmedikleri halde, sırf Sözleşme’ye aykırı olabileceğini düşündükleri için ulusal hukukun bir hükmünden şikâyet etmelerine izin vermemektedir. Ancak, uygulanacak bireysel bir tedbirin yokluğunda; eğer bir kimse davranışını değiştirmek zorunda bırakılıyorsa veya kovuşturma riski altına giriyorsa ya da mevzuat tarafından doğrudan etkilenme riski altında bulunan bir grubun üyesi ise bu kişi, bir kanunun haklarını ihlal ettiğini ileri sürebilir (bkz. Albert ve Diğerleri/Macaristan [BD], No. 5294/14, §§ 120 ve 121, 07 Temmuz 2020; Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu/Romanya [BD], No. 47848/08, §§ 96 ve 101, AİHM 2014; Tănase/Moldova [BD], No. 7/08, § 104, AİHM 2010; Burden/Birleşik Krallık [BD], No. 13378/05, §§ 33 ve 34, AİHM 2008).
47. AİHM, bir başvuranın potansiyel mağdur olabileceğini çok çeşitli durumlarda kabul etmiştir. Örneğin, izin verdiği tedbirlerin gizli niteliğinden dolayı, şikâyet ettiği mevzuatın gerçekten ona uygulandığını ispat edemiyorsa (bkz. Klass ve Diğerleri/Almanya, 06 Eylül 1978, s. 17 ve 18, § 33, A Serisi No. 28); eşcinsel eylemleri yasaklayan bir yasa, toplumun başvuranı da kapsayan belirli bir sınıfına uygulanabilecekse (bkz. Norris/Ireland, 26 Ekim 1988, §§ 31-33, A Serisi No. 142) ya da bir yabancının sınırdışı edilmesine hükmedilmiş fakat henüz uygulanmamışsa ve kararın uygulanması, onu kabul ülkesinde 3. maddeye aykırı bir mumameleye maruz bırakacaksa (bkz. Soering/Birleşik Krallık, 07 Temmuz 1989, A Serisi No. 161) veya bu, onun aile hayatına saygı hakkını ihlal edecekse (bkz. Beldjoudi/Fransa, 26 Mart 1992, A Serisi No. 234‑A), bir başvuranın mağdur statüsünden yararlandığını kabul etmiştir
48. Ancak bir başvuranın bu koşullar altında mağdur olduğunu iddia edebilmesi için onu şahsen etkileyen bir ihlalin meydana geleceği ihtimalinin makul ve inandırıcı delillerini sunmalıdır; basit bir şüphe veya zan bu açıdan yetersizdir (bkz. Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu/Romanya, yukarıda anılan, § 101; Tauira ve Diğer 18 Kişi/Fransa, No. 28204/95, 04 Aralık 1995 tarihli Komisyon kararı, DR 83-B, s. 131).
2. İlkelerin Eldeki Davanın Olgularına Uygulanması
(a) Danışma Konseyine Atananlar İçin Beyan Bakımından
50. AİHM, Anayasa’nın 31.3 maddesi uyarınca cumhurbaşkanının Danışma Konseyinin yedi üyesini “mutlak takdiriyle” atayabileceğini kaydetmektedir. AİHM, Danışma Konseyi üyeleri için 31.4 madde uyarınca zorunlu kılınan beyanı yapma yükümlülüğününün başvuranlardan herhangi birini AİHM içtihatları anlamında doğrudan etkileyip etkilenmediği meselesinin ancak başvuranlardan biri, buraya atanmasının gerçekçi bir olasılık olduğunu gösterirse ve gösterdiğinde ortaya çıkacağını değerlendirmektedir. Bununla birlikte başvuranların hiçbiri, şu ana kadar Danışma Konseyinde görev yapmaya davet edilmemişti ve hiçbiri böyle bir atamanın değerlendirilmekte olduğunu ileri sürmemişti. Birinci (Bayan Shortall), ikinci (Bay Bardy) ve dördüncü (Bay McConnell) başvuranlar, mevcut veya gelecekteki tecrübelerinin Konseyde görev yapmaya onları ehil hale getirdiğini veya getireceğini öne sürmekle birlikte; bu kuruma atanmanın tamamen takdiri niteliği itibariyle bu, yalnızca bir spekülasyon konusu olabilir. Üçüncü başvuran (Bay Finlay), Konseye ilişkin hiçbir beyanda bulunmamış ve beşincisi (Bay Norris), böyle bir davet ihtimalini ele almamıştır. Başvuranların hiçbirinin, onlardan herhangi birini şahsen etkileyen bir ihlal ihtimalinin makul ve inandırıcı delillerini ortaya koyamadığı anlaşılmaktadır; basit bir zan, onların mağdur statüsünü kanıtlamak için yetersizdir (bkz. Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu/Romanya, yukarıda anılan, § 101).
51. Bu itibarla, başvuranların hiçbiri iddia edilen ihlalin mağduru olduğunu ileri süremez ve dolayısıyla şikâyetlerinin bu yönü, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca kabul edilemezdir.
(b) Cumhurbaşkanlığı Beyanı Bakımından
53. Bazı hallerde, şikâyet konusu bir tedbirden doğrudan etkilenmenin hakiki tehlikesi altındaki kişi sınıfı gerçekten çok geniş olabilir (bkz. Open Door ve Dublin Well Woman/İrlanda, 29 Ekim 1992, §§ 43-44, A Serisi No. 246‑A). Gerçeten AİHM, başvuranların Roman ve Yahudi kökenleri dolayısıyla seçimlerde aday olamalarından şikâyet ettikleri Sejdić and Finci/Bosna Hersek ([BD], No. 27996/06 ve 34836/06, §§ 28 ve 29, AİHM 2009) davasında, “kamusal hayata aktif katılımları” nedeniyle başvuranların iddia edilen ihlallerin mağduru olduklarını ileri sürebileceklerine ikna olmuştu. Ancak mevcut davadaki başvuranlar, seçimlerde aday olamadıklarını ileri sürmemekte fakat İrlanda devletindeki en üst makama seçim üzerine uygulanabilecek bir yükümlülükten şikâyet etmektedirler. AİHM’e göre, böyle bir ihlalin mağduru olduğunu ileri sürebilecek kişi sınıfı, mecburen daha dar olmalıdır. Birçok İrlanda vatandaşı ilke olarak, göreve başlayacak seçilmiş cumhurbaşkanından beklenen dini beyana karşı çıkabilir fakat çok azı göreve aday olma niyetine sahiptir ve daha da azının herhangi bir seçilme ihtimali vardır. Bu itibarla, mevcut başvuranların mağdur olabilmeleri için AİHM’e hakiki bir cumhurbaşkanlığı görevine talip olma niyeti taşıdıklarını ve bu bakımından gerçekçi bir miktar ihtimale sahip bulunduklarına dair makul ve inandırıcı delil sunmak zorundaydılar.
54. Ne dördüncü (Bay McConnell) ne de beşinci (Bay Norris) başvuran, cumhurbaşkanlığına aday olmak için açık bir alaka açıklamıştır. Bu itibarla, başarılı bir namzetin yapması gereken dini beyandan şikâyetçi oldukları kadarıyla, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamından mağdur olduklarını iddia bile edemezler.
55. Birinci (Bayan Shortall) ve ikinci (Bay Bardy) başvuranlar bakımından ise ilgilerini çok genel ifadelerle tanımlamışlardır. Özellikle ikinci başvuran, cumhurbaşkanlığına hazırda bir ilgisini olduğunu veya hâlihazırda bunu talep edecek durumda bulunduğunu ileri sürmemişti. Üçünü başvuran (Bay Finlay) ise gelecek seçimlerde yarışmaya güçlü bir ilgi duyduğunu ve uygun bir aday olacağını belirtmiştir.
57. Başvuranların hiçbiri, kendilerinin kişisel siyasi koşullarına ve Anayasa’nın şartlarına atıfta bulunarak bu göreve başarılı şekilde talip olmalarının gerçekçi bir ihtimalinin bulunduğunu ortaya koymaya çabalamamıştı.
58. Başvuranlar, bu görevi üstlenmek için gerekli kılınan beyanı yapmaya hazır olmadıkça, göreve aday olmanın bir manasının bulunmadığını öne sürmüşlerdir. AİHM, bu görüşü biraz anlayışla karşılamakla birlikte; başvuranların cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmak için gerekli kılınan aday gösterilmeyi elde edebileceklerine dair herhangi bir delil sunamadıkları – hatta bunu iddia etmeye çabalamadığı – gerçeği ortada durmaktadır. AİHM için bu, mevcut davadaki başvuranların, şikâyet konusu tedbir tarafından olumsuz etkilenmenin gerçek bir tehdidi altında bulunduklarına dair makul ve inandırıcı delil getirmelerine izin verecek açık, yakın ve zorlayıcı bir olgusal temel bağlamında değil fakat daha ziyade, bu makamı elde etmek için potansiyel olarak aşmaları gereken birçok zorluğu ele almaksızın varsayımsal bir sonuç olarak mağdur statülerini kabul ettirmeye çabaladıklarının altını çizmektedir. Başvuranlar tarafından tanımlanan inanç açmazı böylelikle, ne yakındır ne de kaçınılmazdır. Dolayısıyla onların durumu, örneğin başvuranların ya şikâyet konusu yasal hükme uyma ya da sırasıyla dini inançlarından veya mesleki etik anlayışlarından dolayı böyle yapmayı reddetme ve bu şekilde yaparak kendilerini müeyyideye maruz bırakma açmazıyla karşılaştığı S.A.S./Fransa ([BD], No. 43835/11, § 57, AİHM 2014 (alıntılar)) veya Michaud/Fransa’dakinden (No. 12323/11, § 92, AİHM 2012) ayrı tutulmalıdır.
59. Bu nedenle AİHM, birinci, ikinci ve üçüncü başvuranların Anayasa’nın 12.8 maddesinin gereklilikleri tarafından doğrudan etkilenmenin gerçek bir tehlikesi altında olduklarına dair makul ve inandırıcı delil de sunmadıklarını değerlendirmektedir. Böyle bir delilin yokluğunda, iddia edilen ihlallerin mağduru olduklarını ileri süremezler.
60. AHM son olarak, Avrupa’nın bilhassa kültürel ve tarihsel gelişmeler alanında devletler arasındaki büyük çeşitlilikle işaretlendiğinin dikkate değer olduğunu değerlendirmektedir. İlave olarak devletler, devletler ile din arasındaki ilişkiye dair meselelerde geniş bir takdir payından istifade etmektedir (bkz. İzzettin Doğan ve Diğerleri/Türkiye [BD], No. 62649/10, § 112, 26 Nisan 2016). Ancak bu takdir payı, hem hukuku hem de onu uygulayan kararları kapsayan Avrupa gözetimiyle yan yana gitmektedir. Ek olarak AİHM, bir Sözleşmeci Devlet tarafından bir geleneğe yapılan atfın, Sözleşme ve protokollerde belirtilen hak ve özgürlüklere saygı gösterme yükümlülüğünden onu kurtaramayacağını vurgulamıştır (bkz. Lautsi ve Diğerleri/İtalya [BD], No. 30814/06, § 68, AİHM 2011 (alıntılar)).
61. Bununla birlikte, yukarıdaki mülahazaların ışığında ve başvuranların Anayasa’nın 12.8 maddesindeki şikâyet konusu şarttan doğrudan etkilenmenin gerçek tehlikesi altında olduklarına dair makul ve inandırıcı delillerin yokluğunda, beş başvuranın bütünün şikâyetlerinin Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca reddedilebileceği anlaşılmaktadır.
Bu gerekçelerle, AİHM, oy birliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.