AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 3839/13
Selvi ŞİMŞEK / Türkiye
Görevde olan Başkan
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 18 Ekim 2016 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda anılan 14 Kasım 2012 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Selvi Şimşek, Türk vatandaşı olup 1963 doğumludur ve Elazığ’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, Elazığ Barosuna bağlı Avukat E.Yıldırım tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran Selvi Şimşek’in eşi Ali Şimşek 28 Mayıs 2007 tarihinde Tunceli-Akdüven köyünde terör örgütü üyelerince yerleştirilen bir antipersonel mayının patlaması sonucu hayatını kaybetmiştir.
4. Olay sonrasında, Mazgirt Cumhuriyet savcısı tarafından ceza soruşturması başlatılmıştır. Mazgirt Cumhuriyet savcısı bilinmeyen bir tarihte, yetkisizlik kararı vererek dosyayı Malatya Cumhuriyet savcısına iletmiştir.
Başvuran, somut olayda yürütülen ceza soruşturmasıyla ilgili herhangi bir belge ibraz etmemiştir.
5. Başvuran 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’a (“5233 sayılı Kanun”) dayanarak 31 Ağustos 2007 tarihinde Tunceli Tazminat Komisyonuna (“Tazminat Komisyonu”) başvurarak maruz kaldığını iddia ettiği maddi ve manevi zararlar nedeniyle tazminat talebinde bulunmuştur.
6. Tazminat Komisyonu 4 Temmuz 2008 tarihli kararla, başvuranın talebini kısmen kabul etmiş ve maddi tazminat olarak başvurana 18.006,80 Türk lirası (yaklaşık 9.350 avro) ödenmesine karar vermiştir.
7. Başvuran 8 Eylül 2008 tarihinde, Tazminat Komisyonu tarafından ödenmesine karar verilen meblağı reddetmiştir.
8. Başvuran daha sonra, Tazminat Komisyonu tarafından verilen kararın iptali için Elazığ İdare Mahkemesinde dava açmış ve maddi tazminat olarak 150.000 Türk lirası; manevi tazminat olarak ise 20.000 Türk lirası talep etmiştir.
9. Elazığ İdare Mahkemesi 20 Kasım 2008 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Malatya İdare Mahkemesine iletmiştir.
10. Malatya İdare Mahkemesi 3 Şubat 2010 tarihli kararla başvuranın talebini reddetmiştir. İdare Mahkemesi, Tazminat Komisyonu tarafından belirlenen maddi tazminat tutarının hesaplanmasında hata bulunmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Ayrıca 5233 sayılı Kanun’un manevi zararların tazmin edilmesini talep etme imkânı öngörmediğini hatırlatarak, bu bağlamda ödeme yapılmasına gerek olmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur.
11. Başvuran 12 Nisan 2010 tarihinde Danıştay önünde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
12. Yüksek Mahkeme 25 Ekim 2011 tarihli kararla, itiraz edilen kararı onamıştır.
13. Danıştay 22 Mayıs 2012 tarihinde, başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
14. Anayasa’nın 125. maddesinin 1 ve 7. fıkralarının somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“ İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
(...)
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
15. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca, ilgililer, idare ve vergi mahkemelerine iptal davası veya tam yargı davası açabilirler.
16. Aynı Kanun’un 13. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.”
17. Danıştay, müştekilerin benzer durumlarda, objektif sorumluluğun ve sosyal riskin anayasal ilkesi gereğince tazminat aldıkları bir içtihat geliştirmiştir. Mahkeme, Akdemir ve Evin/Türkiye (No. 58255/08 ve 29725/09, §§ 41-42, 17 Mart 2015) davasında bu içtihadı ayrıntılı olarak incelediğini hatırlatmaktadır.
18. 5233 sayılı Kanun’a ilişkin bir değerlendirme için Akbayır ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 30415/08, §§ 9-25, 28 Haziran 2011) davasında Mahkeme tarafından verilen karara başvurmak uygun olacaktır.
19. 9 Ocak 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen ve 19 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’un (“6384 sayılı Kanun”) somut olayla ilgili hükümleri Turgut ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) kararında yer almaktadır.
ŞİKÂYETLER
20. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, Devletin, eşinin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürmektedir. Yine aynı madde açısından, İdare tarafından ödenen tazminat tutarının yetersiz oluşundan yakınmaktadır.
21. Öte yandan, Sözleşme’nin herhangi bir maddesini ileri sürmeden, idari yargı organları önünde görülen yargılamanın süresinden yakınmaktadır.
22. Başvuran son olarak, eşinin dolaşım özgürlüğünün ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Yaşam hakkı hakkında
23. Başvuran, Devleti, eşinin yaşam hakkını korumaya imkân veren uygun tüm tedbirleri almamakla suçlamakta ve idare tarafından ödenen tazminat miktarının yetersiz olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğinden yakınmaktadır. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“ 1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...).”
24. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesinin, Devlet’e yalnızca kasten ve yasaya aykırı şekilde ölüme sebebiyet verilmesini engelleme zorunluluğu getirmekle kalmayıp, aynı zamanda kendi yargı yetkisi altında bulunan kişilerin yaşamını korumaya yönelik gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de yüklediğini gözlemlemektedir (Osman/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998, § 115, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII ve Akdemir ve Evin/Türkiye, No. 58255/08 ve 29725/09, § 50, 17 Mart 2015).
25. Mahkeme, başvuran tarafın, Devletin söz konusu olayın yaşanmasına engel olmak için gerekli tedbirleri almayı ihmal ettiğine ilişkin iddiasıyla ilgili olarak, başvuranın eşinin, terör örgütü üyelerince yerleştirilen bir antipersonel mayının patlaması sonucu hayatını kaybettiğini kaydetmektedir. Mahkeme, söz konusu yerin, Devletin özel güvenlik tedbirleri almasını gerektiren bir bölge olmadığını tespit etmektedir.
26. İhtilaf konusu olay ne kadar üzücü olursa olsun, Mahkeme, dosyada hiçbir unsurun, başvuranın eşinin ölümünün, idarenin bir eksikliğine bağlı olduğu sonucuna varmaya imkân vermediğini tespit etmektedir. Bu koşullarda, başvuran, Devletin gerekli önleyici tedbirler alma yükümlülüğünü yerine getirmediği ispat etmemiştir.
Bu nedenle, yukarı belirtilen pozitif yükümlülük (24. paragraf), bir yandan ölümün meydana geldiği koşulları aydınlatmak, diğer yandan gerektiğinde sorumluların kimliğini tespit etmeye imkân veren etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurma yükümlülüğü de yüklemektedir (yukarıda anılan Akdemir ve Evin/Türkiye kararı, § 51).
27. Mahkeme, ölüme kasten neden olunmadığında ve bilhassa patlamamış askeri mühimmatların imhasına ilişkin yönetmeliğin uygulanması hususunda Devlet görevlilerinin ihmali söz konusu olduğunda, tazminat yolunun, uygun ve yeterli olarak ve “etkin yargı sistemi” kriterini karşılıyor olarak kabul edilebileceğini hatırlatmaktadır (Hayri Aslan ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 18751/05, 30 Kasım 2010). Bu konuda, Mahkeme, idari yargıdaki tazmin yolunun, mevcut davadakine benzer koşullarda hayatını kaybeden kurbanların yakınları için etkin bir hukuk yolu olduğu sonucuna vardığını da hatırlatmaktadır (Ercan Bozkurt/Türkiye, No. 20620/10, § 57, 23 Haziran 2015).
28. Başvuranın maruz kaldığı zararlar bağlamında ödenen meblağın yetersiz olduğu iddiasıyla ilgili olarak, Mahkeme, somut olayda, Tazminat Komisyonunun ilgiliye maddi tazminat olarak 18.006,80 Türk lirası ödediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, hiçbir unsurun, adli makamların, dosyadaki unsurları üzerinde keyfi şekilde bir değerlendirme yaptıklarını düşünmeye sevk etmediği kanaatindedir.
29. Mahkeme, 5233 sayılı Kanun’un, terör ya da terörle mücadele amacıyla makamlar tarafından alınan tedbirler nedeniyle gerçek kişiler ya da tüzel kişiler tarafından maruz kalınan maddi zararların tazmin edilmesine imkân verme amacı taşıdığını gözlemlemektedir. Bu Kanun’a göre, bu tür zararlara maruz kalan kişiler, yetkili tazminat komisyonundan zararın tazmin edilmesini talep edebilirler (İçyer/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 18888/02, § 48, AİHM 2006‑I). Dolayısıyla, burada manevi zararın telafi edilme imkânı öngörmeyen spesifik bir hukuk yolu söz konusudur.
30. Bunun yanı sıra, Mahkeme, Türk hukukunun, ilgililerin maruz kaldıklarını düşündükleri maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini talep etmek için yetkili idare aleyhine tam yargı davası açmak üzere idare mahkemelerine başvurma imkânı öngördüğünü kaydetmektedir.
31. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın, 2577 sayılı Kanun’un 12 ve 13. maddelerine dayanarak, her türlü zararın tazmin edilmesi talebinde bulunmak üzere, idare mahkemesine bu tür bir başvuruda bulunma imkânına sahip olduğunu; ancak ilgilinin bu tür bir dava açmadığını gözlemlemektedir.
32. Netice itibarıyla, Mahkeme, Türk hukukunun, Devletin, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan, yakınının ölümüyle ilgili olarak uygun hukuki bir yanıt verebilecek etkin bir yargı sistemi kurma yükümlülüğünü yerine getirecek idari hukuk yollarını başvurana sunduğu kanaatine varmaktadır. Mahkeme, ilgilinin bu imkânı değerlendirmediğini kaydetmektedir.
33. Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamındaki şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Yargılamanın süresi hakkında
34. Başvuran, idari yargı organları önündeki davasının makul süre içinde görülmediğini iddia etmektedir.
Mahkeme, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş (...) bir mahkeme tarafından (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
35. Mahkeme, başvuranın şikâyetine benzer şikâyetlerle ilgili olarak daha önce Turgut ve diğerleri (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında karar verme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme söz konusu kararda, yargılama süresi nedeniyle “makul sürede” yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri süren ve Türkiye’de yargılamanın aşırı uzun süresiyle ilgili şikâyetlerini sunmaya elverişli yargı organı bulunmadığından şikâyet eden başvuranların, bundan böyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ilk bakışta (a priori) erişilebilir ve kendilerine şikâyette bulundukları konu ile ilgili tazmin sağlamaya elverişli makul imkânlar sunan 6384 sayılı Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonuna başvurmaları gerektiği sonucuna varmıştır (yukarıda anılan Turgut ve diğerleri kararı, § 56).
36. Mahkeme somut olayda, başvuranın, Mahkeme’ye başvuruda bulunduğu tarihten sonra kurulan bu hukuk yolunu kullandığını belirtmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, mevcut davada, yukarıda anılan davada vardığı sonuçtan farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir olay ve olgu ya da argüman tespit etmemektedir.
37. İdari yargı organları önündeki yargılamanın süresi bağlamındaki şikâyet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
C. Dolaşım Özgürlüğü Hakkında
38. Başvuran, Sözleşme’nin bir maddesini ileri sürmeden ve genel bir şekilde, dolaşım özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
39. Mahkeme, söz konusu şikâyetin 4 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamına girdiği kanaatine varmaktadır. Ancak Türkiye, bu Protokol’ü onaylamamıştır.
40. İşbu şikâyet, 35. maddenin 3. fıkrası anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmamakta olup, 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 17 Kasım 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithNebojša Vučinić
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy