AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no: 56096/09
KOÇ VE HANCI ANONİM ŞİRKETİ / TÜRKİYE
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 16 Haziran 2020 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
8 Ekim 2010 tarihinde yapılan başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Koç ve Hancı Anonim Şirketi, merkezi Muğla’da bulunan, Türk hukukuna tabi bir şirkettir. Başvuran, Mahkeme önünde, Muğla Barosuna bağlı Avukat M.E. Koç tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, turizm sektöründe faaliyet gösteren bir anonim şirkettir. Başvuran, 1972 yılında inşa edilen, turizm faaliyetleri için gerekli izinlere sahip olan ve anılan tarihten bu yana faaliyet gösteren bir otel işletmesinin sahibidir.
5. İşletme, Fethiye’de deniz kenarında, aşağıda belirtilen imar planı ile tapu kaydında yapılan değişikliklerden önce 1735 m2 yüz ölçüme sahip, 143 ada, 18 no.lu parselde bulunmaktaydı.
6. 26 Ocak 1989 tarihli imar planı revizyonunda, parselin bir kısmı turistik tesis alanı olarak sınıflandırılırken, diğer kısmı yol olarak ayrılmıştır.
7. 28 Mayıs 1993 tarihinde, yeni bir revizyon planında, parsel aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır: “Kısmen günübirlik tesis alanı, kısmen yol ve park”.
8. Başvuran 1995 senesinde, otelin doğusunda, otel ile yol arasında bulunan 340 m2 yüz ölçümlü bitişik parseli satın almaya karar vermiştir. Söz konusu parsel Belediye’ye ait olup, yol fazlası vasfındaydı.
9. Başvuran, belediye yetkililerine sunduğu satın alma talebinde, söz konusu taşınmazın kendisine devredilmesi ve 13 ile 18 no.lu parsellerin birleştirilmesi isteminde bulunmuştur.
10. Başvuran şirketin yöneticileri (Başkan ve bir Yönetim Kurulu Üyesi) 11 Eylül 1995 tarihinde, sürecin takibi için iki harita mühendisine vekâlet vermiştir. Söz konusu vekâlet, “düzenleme şeklinde vekâletname” olarak düzenlenmiştir.
11. Vekâletnamede başkaca hususların yanı sıra, vekillerin, işbu taşınmazdan yola veya kamuya terki gereken kısımları bedelli veya bedelsiz olarak yola ve kamuya devretme yetkisine sahip oldukları belirtilmektedir.
12. Ayrıca, vekâlet verenlerin belgeyi okudukları ve vekaletnamede yazılı olanların isteklerine uygun olduğunu; herhangi bir hata ya da eksiklik bulunmadığını beyan ettikleri belirtilmektedir.
13. İmza sirküleri ile şirketin ana sözleşmesi, onaylanmış belgeye eklenmiştir.
14. Belediye Encümeni 30 Ocak 1996 tarihinde, 13 no.lu parseli 17 numaralı parsel olarak değiştirmiş ve söz konusu parselin başvurana satılmasına izin vermiştir.
15. Satış işlemi 10 Haziran günü gerçekleşmiştir.
16. 17 ve 18 no.lu parseller 27 Haziran 1996 tarihinde birleştirilmiştir. Bu vesileyle, imar planında yola ayrılan 18 no.lu parselin 520 m2.lik kısmı, vekiller tarafından, bedelsiz olarak belediyeye terk edilmiştir.(Yola terk)
Bu kısım güneyde bulunmakta ve denizi ana yola bağlamaktadır.
17. Söz konusu alanda işletmeye ait bir bar ve restoran bulunmasına rağmen, vekiller terk işlemi hususunda başvuranı bilgilendirmemişlerdir.
18. Uygulama imar planı 5 Ağustos 2008 tarihinde kabul edilmiştir. Eski 18 no.lu parsel “kısmen turistik tesis alanı”, kısmen “yaya yolu ve park” olarak tanımlanmıştır.
19. Başvuran 18 Ekim 2004 tarihinde, 1993 yılında revize edilen imar planının ve taşınmazın 520 m2.lik kısmının bedelsiz olarak terk işleminin iptali istemiyle Muğla İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
20. Mahkeme 25 Ekim 2005 tarihinde davayı reddetmiştir. Mahkeme, bedelsiz olarak terk işlemi ile ilgili olarak, , işlemin üzerinden yaklaşık sekiz yıl geçtiğini; davanın, altmış günlük dava açma süresi geçtikten sonra açıldığını tespit etmiştir. İmar planı ile ilgili talep hakkında ise, itiraz edilen planın 5 Ağustos 2003 tarihinde revize edilmiş ve ihtilaf konusu parsellerin tahsisinde değişiklik yapılmış olması nedeniyle davanın konusuz kaldığı kanaatine varmıştır.
21. Danıştay 22 Eylül 2008 tarihinde, başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.
22. Karar 15 Aralık 2008 tarihinde tebliğ edilmiş ve 3 Ocak 2009 tarihinde kesinleşmiştir.
23. Başvuran, bu davayla eş zamanlı olarak, 7 Temmuz 2005 tarihinde açtığı davayla, 520 m2.lik taşınmazın belediye adına tapusunun iptalini ve kendi adına tapuya tescilini talep etmiştir.
24. Başvuran bilhassa, şirketin yönetim kurulu üyelerinin değil genel kurulun şirketin mal varlığını devretme yetkisi bulunması sebebiyle terk işleminin geçerli olmadığını ileri sürmüştür.
25. Fethiye Asliye Hukuk Mahkemesi 27 Haziran 2006 tarihinde, davanın konusunun, bedelsiz olarak belediye yararına yola terk işleminin iptali olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Zira, İdare Mahkemesi bu konu hakkında daha önce karar vermiş ve davayı reddetmiştir. Dolayısıyla kesin hüküm nedeniyle, davanın reddine karar verilmelidir.
26. Yargıtay 20 Şubat 2008 tarihinde temyiz başvurusunu reddetmiştir.
27. Başvuran, İdare Mahkemesinin kararının henüz kesinleşmediği gerekçesiyle karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
28. Yüksek Mahkeme, kesinleşme şerhi belgesinin yer aldığı söz konusu kararın bir nüshası kendisine ulaştıktan sonra, 18 Mart 2009 tarihli kararla talebin reddine karar vermiştir.
29. Söz konusu kararın tebliğ tarihi bilinmemektedir.
30. Taşınmazın yola terk edilen kısmı 25 Ocak 2016 tarihinde, özel bir şirkete on iki yıllığına kiraya verilmiştir. Dosyadaki unsurlar, bu şirket ile başvuran arasında olabilecek bağlantıların niteliği hakkında bilgi sahibi olmaya imkân vermemektedir.
31. Bahse konu kira sözleşmesinin şerhi 2 Şubat 2016 tarihinde tapu kütüğüne işlenmiştir.İlgili İç Hukuk Kuralları ve UygulamasıNoterde vekâlet
32. Resmi belge ile verilen iki tür vekâletname mevcuttur: Düzenleme şeklinde vekâletname ve onaylama şeklinde vekâletname. İlki, noter tarafından yazılan ve ilgililer önünde okunan bir irade beyanıdır. Diğeri ise, taraflarca yazılan ve noterin rolünün, tarafların imzalarını doğrulamak ve belgelendirmekten ibaret olduğu bir belgedir.
33. Yalnızca düzenleme şeklinde vekâletname, vekilin, gayrimenkul tasarrufuna ve tapuda işlem yapmasına imkân verebilmektedir.Noterin Sorumluluğu
34. 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesi gereğince, noterler, görevlerini yerine getirirken yaptıkları hata ve ihmallerden sorumludurlar.Vekilin Sorumluluğu
35. Türk Borçlar Kanunu’nun 505. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“II. Vekilin borçları
1. Talimata uygun ifa
Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür.
Ancak, vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir.
Bunun dışındaki durumlarda vekil, talimattan ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile, vekâlet borcunu ifa etmiş olmaz. ”Yol yapımı için yetkililere terk edilen taşınmazın iade edilmemesi
36. Anayasa Mahkemesi 9 Mart 2017 tarihli Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras (No.2014/11994) kararında, yol yapımı için bedelsiz şekilde belediyeye taşınmaz terk eden başvuranlara, yol yapılmamış ve taşınmazın, imar planında konut inşasına tahsis edilmiş olması durumunda, belediyenin söz konusu taşınmazı iade etmemesinin mülkiyet hakkının ihlalini teşkil ettiği kanaatine varmıştır.
ŞİKÂYETLER
37. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi ve 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle bağdaşmayan koşullarda mülkiyetinden yoksun bırakıldığından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMETarafların İddiaları
38. Başvuran, rızası olmadan, malının mülkiyetinin belediyeye devredildiğini ileri sürmektedir. Başvuran, hiçbir şekilde mülkünün bir kısmını terk etmeleri için değil, bir parsel satın almaları için vekillerine yetki verdiğini iddia etmektedir. İlgili kişilerin, söz konusu terk işlemi öncesinde kendisine danışmadıklarını ifade etmektedir.
39. Öte yandan, noteri, belgeyi doğru şekilde yazmamakla ve kendi isteği olmadığı halde taşınmazın terki hususunda yetki veren bir madde eklemekle suçlamaktadır. Malın terki konusundaki yetkinin yönetim kuruluna değil de genel kurula ait olduğunun farkına varmak için, yetkililerin ve noterin, belgenin ekinde yer alan şirket ana sözleşmesini incelemiş olmaları gerektiğini savunmaktadır.
40. Dolayısıyla başvurana göre, vekillere terk yetkisi veren madde yasaya aykırıydı ve dayanak olarak kullanıldığı terk işlemini hükümsüz kılmaktaydı.
41. Başvuran ayrıca, terk edilen taşınmaza yetkililerin halen yol yapmamış olmaları nedeniyle terk işleminin kamu yararını karşılamadığını ileri sürmektedir.
42. Son olarak, hukuk mahkemelerini, dayanaksız olduğunu düşündüğü bir gerekçeden ötürü davasını reddetmekle suçlamaktadır. Başvurana göre, iki davanın konusu aynı değildi; idare mahkemeleri önündeki dava, imar planının iptaline yönelikken, hukuk mahkemeleri önünde açılan dava, terk işleminin iptali amacını taşımaktaydı.
43. Hükümet bu iddialara karşı çıkmakta ve bazı kabul edilemezlik itirazları ileri sürmektedir.
44. Hükümet, başvurunun, iki gerekçeden ötürü altı aylık süre kuralı ile bağdaşmadığını ileri sürmektedir.
45. Hükümet öncelikle, adli mahkemeler önündeki davanın , idare mahkemeleri önünde açılan dava ile aynı konuda olması nedeniyle uygun bir dava olarak kabul edilemeyeceği; bu nedenle Danıştayın 15 Aralık 2008 tarihli kararından sonra başlaması gereken altı aylık sürenin hesaplanmasında dikkate alınmaması gerektiğikanaatindedir. Nitekim başvuru, bu tarih üzerinden altı aydan fazla zaman geçtikten sonra yapılmıştır.
46. Öte yandan Hükümet, tebligatın iç hukukta öngörülmesine rağmen kararın tebliğ edilmediğini hatırlatmakta ve Mahkemeyi, Yargıtay kararının, ilk derece mahkemesi kalemine geldiği tarihi, altı aylık sürenin başlama tarihi olarak kabul ederek cezai alandaki uygulamasından ilham almaya davet etmektedir.
47. Hükümet aynı zamanda, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı bağlamında üç kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır.
Bu bağlamda, başvuranın idare mahkemeleri önünde açtığı dava hak düşürücü süre nedeniyle reddedildiğinden, ilgilinin söz konusu yolları tüketmediği kanaatindedir. Ancak, şekli kurallara uyulmaması nedeniyle reddedilen bir dava, söz konusu hukuk yolunu tüketmiş olarak değerlendirilemez.
Ayrıca, başvuranın, ne vekilleri ne de noteri sorumlu tutmaya çalışmadığını iddia etmektedir.
48. Hükümet ayrıca, başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığını ve ihtilaf konusu taşınmazın artık kendi mülkiyetinde bulunmaması nedeniyle bir mülke sahip olmadığını ileri sürmektedir.
49. Hükümet, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanısındadır.Mahkemenin Değerlendirmesi
50. Mahkeme, hâkim hukuku kendiliğinden uygular (jura novit curia) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokollerine dayanılarak başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
51. Mahkeme, başvuran tarafından sunulan şikâyetlerin tamamının, mülkiyete saygı hakkını güvence altına alan 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır.
52. Mahkeme, şikâyetin, mülkün terk edilme koşulları ve terk işleminin geçersiz olduğunun kabul edilmemesi ile yol yapımı amacıyla terk edilmiş olmasına rağmen yolun yapılmaması ile ilgili bölümü arasında bir ayrım yapılması gerektiği kanaatindedir.
53. Mahkeme, taraflara özel bir soru konusu yapılmayan, şikâyetin bu ikinci kısmı ile ilgili olarak, başvuranın belediyenin imar planını henüz uygulamadığından ve mülkün terk edilme nedeni olan yol yapımının halen gerçekleştirilmediğinden de şikâyet ettiğini kaydetmektedir.
54. Mahkeme, ulusal hukukun, başvurana, bedelsiz olarak belediyeye terk edilen mülkün kamu yararı sebebinin epeyce uzun bir zaman geçmesine rağmen gerçekleştirilmediği gerekçesiyle mülkün iade edilmesi talebinde bulunabileceği etkili bir hukuk yolu sunduğunu ve hala da sunmakta olduğunu gözlemlemektedir. Başvuranın, mülkünün geri verilmesi amacıyla başvurularda bulunduğu doğru olsa da, ilgili tarafından yapılan başvuruların konusunun, terk nedeninin yerine getirilmemesi sebebiyle mülkün iade edilmesi değil, mülkiyet devrinin geçersizliğinin kabul edilmesi olduğu tespitinde bulunmak uygun olacaktır.
55. Sonuç olarak, şikâyetin bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
56. Mahkeme, esas kısım ile ilgili olarak, başvuranın, mülkünün 520 m2.lik kısmının vekilleri tarafından bedelsiz olarak belediyeye terk edilmesinden şikâyetçi olduğunu gözlemlemektedir. İmar planında değişikliler yapıldığında yol ihtiyacından dolayı bu tür bir terk işlemi olağan dışı olmasa da, başvuran, böyle bir terk işlemi için asla onay vermediğini ifade etmekte ve bu nedenle, noteri, resmi belgeyi doğru şekilde yazmamakla ve kendisine haber vermeden terk işlemine izin veren bir madde eklemekle, ilgilileri ise yetkilerini aşmakla suçlamaktadır. Başvuran aynı zamanda, noterin, yönetim kurulu başkanı ile bir yönetim kurulu üyesinin gerçekten böyle bir yetki verme hakkına sahip olup olmadıklarını belirlemek amacıyla şirketin ana sözleşmesine gerektiği şekilde başvurmadığını da ileri sürmektedir.
57. Mahkeme, ulusal hukukun, başvurana, hem vekillere hem de notere, özen göstermemiş olmaları nedeniyle sorumluluk yükleme ve maruz kaldığı zararın tazmin edilmesine yönelik davalar kapsamında bu şikâyetleri ileri sürme imkânı sunduğunu tespit etmektedir.
58. Noter ile ilgili olarak, Mahkeme, Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde, ilgili kişinin görevini yerine getirirken yaptığı hata ya da ihmalkârlık durumunda sorumluluğunun öngörüldüğünü gözlemlemektedir (yukarıda 34. paragraf). Vekiller ile ilgili olarak, ilgili kişilerin başvurana danışmadığı iddia edildiğinde Borçlar Kanunu’nun 505. maddesi kullanılabilir (bk. yukarıda 35. paragraf).
59. Bu hukuk yolları, başvuranın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine sunduğu iddiaların mahkemeler tarafından incelenmesine ve gerektiği takdirde uygun bir tazminat almasına imkân sağlayabilirdi.
60. Nitekim hiçbir unsur Mahkemenin, söz konusu hukuk yollarının etkisiz olduğunu ve başvurana tazminat alma olanağı sağlamayacağını ifade etmesine imkân vermemektedir.
61. Ancak, ilgili bu hukuk yollarından hiçbirini kullanmamıştır.
62. Sonuç olarak, şikâyetin bu kısmı da, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 9 Temmuz 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy