Sokolov ve Diğerleri / Sırbistan – 30859/10 ve diğerleri - 14.1.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar – Başvuranlar 2003 ve 2005 yılları arasında, eski işverenleri olan bir “sosyal/Devlet teşekkülü” hakkında nihai mahkeme kararları elde etmişlerdir. Bu kararlara göre, söz konusu Devlet teşekkülünün başvuranlara ödenmesi gecikmiş maaşlarını ve sosyal sigorta tazminatlarını ödemesi gerekmektedir. 2005 yılında, söz konusu şirket hakkında aciz davası açılmıştır.
Başvuranlar, tasfiye süreci sırasında taleplerini bildirmişler, fakat şirketin varlıkları başvuranlara tam ödeme yapılması için yetersiz kalmıştır. Ticaret mahkemesi 2008 yılında, tasfiye sürecini sona erdirmiş ve şirketin tasfiye edilmesi işlemlerinin başlatılmasına karar vermiştir. Ticaret mahkemesinin kararı Resmi Gazetede yayınlanmış ve ilgili kamu sicillerine işlenmiştir. Başvuranların avukatı 2010 yılında kararın kendisine tebliğ edilmesini talep etmiştir. Aynı yıl içerisinde, başvuranlar Anayasa Mahkemesi’ne bir şikayet davası açmışlar ve bu başvuru 2012 yılında reddedilmiştir. Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki yargılamalarda, altı aylık süre kuralının ticaret mahkemesinin tasfiye sürecini sona erdiren kararının Resmi Gazetede yayınlandığı ve/veya kararın kesinleştiği tarihte işlemeye başladığını ileri sürerek, başvuranların başvuru yapma konusunda altı aylık süre kuralına uymamış olduklarına ilişkin ön bir itirazda bulunmuştur.
Hukuki Değerlendirme – 35 § 1 Madde: Devlet, nihai mahkeme kararlarının icrasına ilişkin davalarda, burada olduğu gibi, “kurumsal ve işleyiş olarak Devletten yeterli düzeyde bağımsız” olmayan teşekküllerin borçları konusunda doğrudan yükümlülük altındadır. Başvuranlar lehine verilmiş olan karar kısmen icra edilmemiş olarak kaldığı için, şikayetçi olunan durumun aşağıdaki şekilde değerlendirilmesi gerekmiştir.
Ancak, devam etmekte olan bir durum altı aylık süre kuralının işleyişini süresiz olarak erteleyemez. Başvuranlar, yerel mahkemelerde kendi lehlerinde bir sonuca veya gelişmeye ilişkin gerçekçi beklentilerin bulunmadığının anlaşılması üzerine şikayetlerini “gereksiz bir erteleme olmaksızın” sunmak durumunda kalmışlardır. Somut davada, başvuranların tasfiye sürecinin sona erdirilmesine ve/veya borçlu şirketin yasal bir halefi veya kalan varlıkları olmaksızın tasfiye edilmesine ilişkin olarak bilgi sahibi oldukları ya da olmaları gereken tarihte, iç hukuk kapsamında, şirket veya Devlet aleyhinde olup kendi lehlerinde verilmiş kararların icrasını sağlamak için kullanılabilir bir hukuki yaklaşımın mevcut olmadığının başvuranlar tarafından anlaşılmış olması gerekmektedir. Bu nedenle, başvuranların, ticaret mahkemesinin tasfiye sürecini sona erdiren kararının Resmi Gazetede yayınlandığı tarihten, ya da en geç söz konusu kararın kesinleştiği tarihten itibaren altı ay içerisinde Mahkeme’ye başvurularını yapmış olmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, iç hukukun ticaret mahkemesine kararını başvuranlara tebliğ etmesi yönünde bir yükümlülük getirmediğini, dolayısıyla, başvuranların bu türden bir talebi zamanında yapmış olmalarının gerektiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuruların altı aylık süre kuralını aşacak şekilde yapılmış olduklarına ve bu nedenle reddedilmeleri gerektiğine karar vermiştir. Ancak, Mahkeme, başvuranların altı aylık süre kuralına uymamalarının, Devletin söz konusu şirketin borçlarına ilişkin genel yükümlülüğünün ortadan kalkması anlamına gelmediğine işaret etmiştir.
Sonuç : kabul edilemez (süre aşıldığı gerekçesiyle).
Full & Egal Universal Law Academy