AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 36889/20
Remzi SOLMAZ / TÜRKİYE
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 26 Mart 2024 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 1975 doğumlu bir Türk vatandaşı olan, Van’da ikamet eden ve Van Barosunda görev yapan Avukat M. Kaçan tarafından temsil edilen Remzi Solmaz’ın (“başvuran”) 4 Ağustos 2020 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 36889/20 no.lu başvuruyu,
Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası ve 10. maddesi ile ilgili şikâyetlerin, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olarak beyan edilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan başvuran aleyhinde başlatılan ceza yargılaması ile ilgilidir.
2. Olayların meydana geldiği dönemde bir basın ajansında gazeteci olan başvuran hakkında, sosyal ağlarda yaptığı paylaşımlar nedeniyle 23 Şubat 2016 tarihinde eş zamanlı olarak iki ceza soruşturması başlatılmıştır. İlk soruşturma terör örgütü propagandası suçuyla, ikincisi ise Cumhurbaşkanına hakaret suçuyla ilgiliydi.
Terör Örgütü Propagandası Suçundan Başlatılan Ceza Yargılaması3. Muradiye Sulh Ceza Hâkimliği 29 Şubat 2016 tarihinde, Muradiye Cumhuriyet savcısının (“Cumhuriyet Savcısı”) talebi üzerine, terör örgütü propagandası suçundan açılan soruşturma kapsamında başvuranın evinin aranmasına karar vermiştir.
4. Polis 1 Mart 2016 tarihinde, başvuranın evinde arama yapmıştır. Aynı gün, arama sırasında polis tarafından yakalanan başvuran, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, terör örgütü propagandası suçuyla ilgili olarak açılan ceza soruşturması kapsamında polis ve Cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmak üzere gözaltına alınmıştır. Yine aynı gün, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza hâkimliği, başvuranın terör örgütü propagandası suçunu işlediğine dair kuvvetli şüpheler bulunduğu kanaatine vararak, ilgilinin serbest bırakılmasına ve bu soruşturma kapsamında iki ay süreyle adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.
5. Akabinde, aynı soruşturma kapsamında başvuran hakkında terör örgütü propagandası suçundan ceza davası açılmıştır.
Cumhurbaşkanına Hakaret Suçundan Başlatılan Ceza Yargılaması6. Gözaltına alınmasının ardından başvuran, Cumhurbaşkanına hakaret suçuyla ilgili olarak da polis tarafından sorguya çekilmiştir. Başvuranın gözaltına alınmasının ardından polis tarafından düzenlenen belgeler, yani arama ve yakalama tutanağı ile Cumhuriyet savcısının dikkatine sunulan bilgi notlarında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan da bahsedilmekteydi.
7. Öte yandan, Muradiye Cumhuriyet savcısı 2 Mart 2016 tarihinde, başvuranın söz konusu suçu oluşturacak nitelikte paylaşımlar yaptığı ve sorgusunda ihtilaf konusu paylaşımları yaptığını kabul ettiği gerekçesiyle, Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle ilgili hakkında Adalet Bakanlığından kovuşturma izni istemiştir.
8. Muradiye Cumhuriyet savcısı, 24 Mayıs 2016 tarihli bir iddianameyle, ikinci ceza soruşturması kapsamında başvuranı Cumhurbaşkanına hakaret suçuyla suçlamıştır.
9. Muradiye Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”) 7 Aralık 2016 tarihinde, esasa ilişkin kararını vermiş ve başvuranın bu suçtan beraatine hükmetmiştir. Bu karar, Erzurum Adliye Bölge Mahkemesinin 21 Eylül 2017 tarihli nihai kararıyla onanmıştır.
10. Anayasa Mahkemesi 29 Mayıs 2020 tarihinde, başvuranın, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan açılan ceza davası nedeniyle yaptığı bireysel başvuruda söz konusu ceza yargılaması nedeniyle ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasıyla sunduğu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Şikâyetler11. Başvuran, Cumhurbaşkanına hakaret suçuyla ilgili soruşturma aşamasında hakkında alınan tedbirlerin, yani gözaltına alınmasının, evinin aranmasının ve adli kontrol tedbiri uygulanmasının, bu suçla ilgili olarak kendisine yöneltilen suçlamayla orantısız olduğunu iddia etmektedir. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir.
12. Başvuran ayrıca, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan hakkında başlatılan ceza kovuşturmalarından da şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Sözleşme’nin 5. Maddesinin 1. Fıkrası Bağlamındaki Şikâyet Hakkında13. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, ceza soruşturması aşamasında hakkında alınan tedbirlerden, yani gözaltına alınmasından, evinin aranmasından ve iki ay süreyle adli kontrol tedbiri uygulanmasından şikâyet etmektedir. Başvuranın nazarında, bu tedbirler, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan başlatılan ceza yargılaması kapsamında alınmıştı.
14. Hükümet, başvuranın mağdur sıfatı taşımadığı yönünde kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Bu bağlamda, gözaltı ve adli kontrolün, mevcut başvurunun konusu olan Cumhurbaşkanına hakaret suçuyla değil, terör örgütü propagandası suçuyla ilgili başlatılan yargılama kapsamında verildiğini ifade etmektedir.
15. Başvuran, bu itirazı kabul etmemektedir.
16. Dava dosyasındaki belgelerden, ihtilaf konusu tedbirlerin, başvuranın şikâyetinde iddia edildiği gibi Cumhurbaşkanına hakaret suçuyla ilgili ceza yargılaması kapsamında değil, terör örgütü propagandası suçu nedeniyle başlatılan yargılama kapsamında alındığı anlaşılmaktadır (yukarıda 3 ve 4. paragraflar). Özellikle, başvuran, Cumhurbaşkanına hakaret suçuyla ilgili yargılama nedeniyle özgürlükten yoksun bırakan herhangi bir tedbire konu olmamıştır. Esasen, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine terör örgütü propagandası suçuyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındıktan sonra, başvuranın gözaltına alınması ve sorgulanmasına ilişkin belgelere polis tarafından dâhil edilmiş gibi görünmektedir (yukarıda 6. paragraf). Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul etmekte ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkraları uyarınca, Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından bağdaşmazlık (ratione personae) nedeniyle bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Sözleşme’nin 10. Maddesi Bağlamındaki Şikâyet Hakkında17. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle hakkında başlatılan ihtilaf konusu ceza yargılamasının, kendisini kayda değer bir süre boyunca mahkûm edilme tehdidi altında bırakarak, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
18. Hükümet, başvuran aleyhindeki ceza yargılamasının, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale teşkil etmediğini ileri sürerek, mağdur sıfatı bulunmadığı bağlamında bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
19. Başvuran, Hükümetin itirazına karşı çıkmaktadır.
20. Mahkeme, özellikle Dilipak/Türkiye (no. 29680/05, §§ 44-47, 15 Eylül 2015) kararında ifade edilen, ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkisi olan bazı koşulların, -haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan- ilgili kişilerde, söz konusu özgürlüğü kullanma haklarına müdahale nedeniyle mağdur sıfatına yol açabileceği yönündeki içtihadını hatırlatmaktadır.
21. Mahkeme, Döner ve diğerleri/Türkiye (no. 29994/02, §§ 85-88, 7 Mart 2017) davasında, başvuranlar aleyhinde başlatılan ve yaklaşık bir yıl dört ay süren ve sonunda beraat ettikleri ancak arama, gözaltı ve tutuklama gibi tedbirlerin eşlik ettiği ceza yargılamalarının, ilgililerin ifade özgürlüğü haklarına bir müdahale teşkil ettiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır.
22. Mahkeme ayrıca, Ali Gürbüz/Türkiye (no. 52497/08 ve diğer 6 başvuru, §§ 59-69, 12 Mart 2019) davasında, sahibi olduğu gazetede yasa dışı örgütlerin liderlerinin açıklamalarını içeren haberlerin yayımlanması nedeniyle başvuran aleyhine açılan yedi ceza davasının kayda değer süreler boyunca (beş yıl beş ay dokuz gün ile yedi yıl, dört ay on gün arasında) derdest kaldığını; bu yargılamalar kapsamında ilgili hakkında kısıtlayıcı tedbirler alınmamış ve bu yargılamalar sonucunda beraat kararları verilmiş olmasına rağmen, bunların caydırıcı etkisi göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir “müdahaleye” neden olabileceği değerlendirmesinde bulunduğunu hatırlatmaktadır.
23. Benzer şekilde, Kaboğlu ve Oran/Türkiye (no. 2) (no. 36944/07, §§ 105-116, 20 Ekim 2020) davasında, başvuranlar aleyhinde başlatılan ve üç yıl dört ay on altı gün boyunca derdest olan ve davalardan birinin sonunda ilgililerin beraat etmesi ve diğer davanın ise kayıttan düşmesiyle sonuçlanan ceza kovuşturmalarının caydırıcı etkisi göz önüne alındığında, bu yargılamaların başvuranlar için bütünüyle varsayımsal riskler içerdiği ve bizzat, başvuranların ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarına yönelik bir “müdahale” teşkil edecek şekilde gerçek ve etkili kısıtlamalar oluşturduğu şeklinde değerlendirilemeyeceği kanaatine varmıştır.
24. Buna karşın Mahkeme, Metis Yayıncılık Limited Şirketi ve Sökmen/Türkiye ((k.k.), no. 4751/07, §§ 29-36, 20 Haziran 2017) kararında, oldukça kısa bir süre içerisinde (üç ve beş ay), ya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla ya da beraat kararıyla sonuçlanan ceza kovuşturmalarının, başkaca işlemler olmaksızın, caydırıcı bir etkiye sahip olamayacağı veya başvuranların Sözleşme’nin 10. maddesi anlamında ifade özgürlüğü haklarıyla korunan faaliyetleri üzerinde gerçek ve etkili baskılar oluşturamayacağı kanaatine varmıştır.
25. Mahkeme, mevcut davada, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 23 Şubat 2016 tarihinde başvuran hakkında bir ceza soruşturması başlatıldığını (yukarıda 2. paragraf), bu ceza soruşturmasının 24 Mayıs 2016 tarihli iddianame ile ilgili hakkında ceza davası açılmasıyla sonuçlandığını (yukarıda 8. paragraf) ve bu ceza davasının 7 Aralık 2016 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ile sonuçlandığını (yukarıda 9. paragraf) ve bu kararın 21 Eylül 2017 tarihinde kesinleştiğini kaydetmektedir (ibid.).
26. Mahkeme, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan başvuran aleyhinde başlatılan ve yaklaşık bir yıl yedi ay süren ceza soruşturması ve yargılaması boyunca, ilgili hakkında yakalama veya özgürlüğün kısıtlanması şeklinde veyahut başkaca herhangi bir nitelikte baskıcı bir tedbir alınmadığını gözlemlemektedir. Başvuran, yukarıdaki paragraflarda seyri anlatılan bu ceza kovuşturmalarının kendisine nasıl bir rahatsızlık verdiğini veya mesleki hayatı üzerinde nasıl bir caydırıcı etkisi olduğunu ifade etmemektedir. Öte yandan başvuran, gazetecilik faaliyetlerinde veya ifade özgürlüğü hakkını başkaca bir şekilde kullanırken yaşamış olabileceği muhtemel bir stres veya cesaret kırılmasına ilişkin somut herhangi bir kanıt da sunmamıştır.
27. Bu koşullar altında Mahkeme, oldukça kısa bir süre sonra beraat kararı verilmiş ve bu karar temyizde onanmış olan mevcut davada başlatılan ceza kovuşturmalarının caydırıcı bir etkiye sahip olduğu veya başvuranın, Sözleşme’nin 10. maddesiyle tanınan ifade özgürlüğü hakkıyla korunan faaliyetleri üzerinde gerçek ve etkili kısıtlamalar oluşturduğunun söylenemeyeceği kanaatindedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Metis Yayıncılık Limited Şirketi ve Sökmen, yukarıda anılan, § 35, ve Erkem/Türkiye [komite] (k.k.), no. 38193/08, §§ 27-30, 2 Ekim 2018).
28. Mevcut davada söz konusu olan ceza kovuşturmalarının, başvuranın, Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir “müdahale” teşkil etmediği sonucuna varılmaktadır.
Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul ederek, başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından bağdaşmazlık (ratione personae) nedeniyle reddedilmesi gerektiğine karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 25 Nisan 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan