AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 66261/17
Dengiz SÖNMEZ/Türkiye
Başkan
Pauliine Koskelo,
Hâkimler
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 12 Mart 2024 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1961 doğumlu, Ankara’da ikamet eden ve Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat M.N. Eldem tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Dengiz Sönmez (“başvuran”) tarafından 16 Haziran 2017 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 66261/17);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısımlarının kabul edilemez olduğuna dair kararı;
Tarafların beyanlarını dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, başvuranın tazminat talebinin süresi dışında yapılmış olduğu için reddedilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvuran, 5 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da “Eğitim-Sen” olarak da bilinen Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası adındaki bir sendika tarafından düzenlenen bir gösteriye katılmıştır. Başvuran polis müdahalesi sırasında, sağ gözünden yaralanmış ve bunun sonucunda görme yetisinin %80’ini kaybetmiştir (olayların detaylı anlatımı için, bk. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve Diğerleri/Türkiye, no. 2389/10, §§ 1-14, 20 Eylül 2022).
İlk yargılama süreci3. Başvuran 2010 yılında, polisin orantısız güç kullanmasından dolayı maruz kaldığı zararlara ilişkin tazminat istemiyle Ankara 14. İdare Mahkemesi önünde yargılamaları başlatmıştır. Başvuran, 250.000 Türk lirası (TL) maddi ve 100.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.
4. Yerel mahkeme, yargılamalar sırasında Sosyal Güvenlik Kurumuna (“SGK”) bir yazı göndermiş ve başvuranın gözündeki yaralanma nedeniyle malulen emekli olması kapsamında kendisine yapılan ödemelere ilişkin bilgi istemiştir. Yerel mahkeme ayrıca, başvuranın gelir kaybına karşılık gelen maddi zararın tam olarak belirlenmesi, yani başvuran emeklilik yaşına kadar çalışmaya devam etmiş olsaydı kazanmış olacağı miktarın belirlenmesi için bir bilirkişi raporu hazırlanmasına karar vermiştir. Bilirkişi, başvuranın uğramış olduğu maddi zararı 330.167 TL olarak hesaplamıştır. Bilirkişi ayrıca, başvuranın bir öğretmen olarak, ek dersler ve günlük ücret gibi diğer maddi menfaatler yoluyla 165.168 TL daha kazanabileceğini belirtmiştir. SGK tarafından gönderilen tüm bilgileri ve bilirkişi raporunun sonuçlarını değerlendiren yerel mahkeme, başvuranın maruz kaldığı maddi zararın tam miktarını 156.881 TL olarak hesaplamıştır. Yerel mahkeme ancak başvuranın kısmen kusurlu olmasından dolayı daha düşük bir maddi tazminat ödenmesinin meşru olduğunu not etmiş ve bu miktarı %50 oranında azaltmıştır.
5. Ankara 14. İdare Mahkemesi 31 Aralık 2012 tarihinde, başvuranın taleplerini kısmen kabul ederek 78.440 TL maddi tazminat ve 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
6. Başvuran 5 Haziran 2013 tarihinde, taleplerini yerel mahkemenin kısmen reddetmiş olması ve talep ettiğinden daha az bir tazminata hükmetmiş olması nedeniyle idare mahkemesi kararının bozulması istemiyle Danıştay nezdinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
7. Danıştay 20 Ocak 2016 tarihinde, 14. İdare Mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuş ve söz konusu zarara başvuranın kendi eylemlerinin sebep olduğunu belirtmiştir. Danıştay ayrıca, hizmet kusuru kavramı çerçevesinde Devlet makamına herhangi bir kusur atfedilemeyeceğini ve bu sebeple başvurana tazminat ödenmesi için herhangi bir gerekçe bulunmadığını belirtmiştir.
8. 14. İdare Mahkemesi 26 Ocak 2017 tarihinde, Danıştayın verdiği karar doğrultusunda bir karar vermiş ve başvuranın davasını reddetmiştir.
9. Danıştay 2 Mart 2022 tarihinde, 14. İdare Mahkemesinin kararını onamıştır.
10. Danıştay daha sonra 2 Mart 2022 tarihinde, karar düzeltme talebini reddetmiştir.
İkinci Yargılama Süreci11. Başvuran 1 Şubat 2013 tarihinde, 6. İdare Mahkemesine başvurmuş ve asıl yargılama (bk. yukarıdaki 4. paragraf) sürecinde 14. İdare Mahkemesine sunulan bilirkişi raporunda belirlenen miktarı göz önüne alarak 60.000 TL ek maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
12. 6. İdare Mahkemesi 7 Şubat 2013 tarihinde, başvuranın tazminat talebini çok geç sunduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İdare Mahkemesi, başvuranın ilk başta talep ettiği miktarı arttırma hakkının olmadığını ve idare mahkemeleri önündeki yargılamalar sırasında kalan miktar için haklarını saklı tutamayacağını belirtmiştir. İdare Mahkemesi, başvuranın aynı zarar için ek bir tazminat ödenmesine ilişkin ikinci girişiminin 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde düzenlenen zaman aşımı süresine uymadığı sonucuna varmıştır.
13. Danıştay 20 Ocak 2016 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
14. Anayasa Mahkemesi 15 Aralık 2016 tarihinde, davayı mahkemeye erişim hakkı açısından incelemiş ve başvuranın bireysel başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu süre sınırının mahkemeye erişim hakkının özünü bozacak bir biçimde veya kapsamda başvuranın mahkemeye erişimini kısıtlamadığı kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesinin kararı, 26 Aralık 2016 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
İlgili iç hukuk ve uygulama15. İlgili iç hukuk ve uygulama Eser/Türkiye ((k.k.), no. 78852/11, §§ 20 ve 28, 27 Eylül 2016) kararında bulunabilir.
16. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (2577 sayılı Kanun) 16. maddesinde değişiklik yapan 6459 sayılı Kanun’un, 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe girdiği not edilmelidir. Söz konusu değişiklikten bu yana taraflar, ilgili masrafların ödenmesi koşuluyla, zaman aşımı süresi veya diğer usulü gerekçelerle kısıtlanmaksızın tam yargı davalarında ilk taleplerini değiştirebilmektedirler. Buna ek olarak, 2577 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi, söz konusu değişikliğin 30 Nisan 2013 tarihi itibariyle temyiz davaları da dâhil olmak üzere derdest olan tüm davalara uygulanabileceğini öngörmektedir.
17. Hükümet bu kapsamda, 19 Haziran 2013 ve 10 Eylül 2019 tarihleri arasındaki çeşitli tarihlerde kabul edilen Danıştay 10. Dairesinin 12 farklı kararını sunmuştur. Söz konusu kararlar, 2577 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklere göre, taraflardan birinin idare mahkemesi kararlarını temyiz etmiş olması koşuluyla idare mahkemesi dava hakkında karar vermiş olsa bile davacı taraf/tarafların ilk taleplerini arttırma taleplerini idare mahkemelerine sunma hakkına sahip olduklarını teyit etmiştir. İlk talebin değiştirilmesi için idare mahkemesine bir dilekçe sunulmalı ve daha sonra bu dilekçe, görüşleri alınmak üzere davalı tarafa gönderilmelidir. Davacı taraf/taraflar aynı zamanda ilk taleplerini karar düzeltme yargılamaları sırasında da yükseltme hakkına sahiptir.
Şikâyet18. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, iç hukuktaki yargılamalar sırasında bilirkişi tarafından belirlenen tazminat miktarının tamamını talep edebilmesine olanak sağlayan bir hukuk yolunun bulunmaması sonucunu doğuran, ikinci yargılamalar sırasında talebinin reddedilmesinden şikâyetçi olmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
19. Hükümet görüşlerinde; başvuranın mağdur sıfatını kaybettiği, iç hukuk yollarını tüketmediği ve her hâlükârda başvurunun tamamıyla açıkça dayanaktan yoksun olduğu da dâhil olmak üzere çeşitli ilk itirazlarını dile getirmiştir. Başvuran özellikle, mağdur sıfatının bulunmaması ve iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin Hükümet görüşlerine itiraz etmiştir. Başvuran, 6. İdare Mahkemesi önünde dava açtığı tarihte (bk. yukarıdaki 11. paragraf), o dönem yürürlükte olan iç hukukun ilk talebini değiştirmesine olanak sağlamadığına vurgu yapmıştır. Başvuran ayrıca; kanunda yapılan değişiklik ile getirilen yeni kanun yoluna başvurmuş olsaydı bile, derdestlik (lis pendens) ve hukuki kesinlik (res judicata) kurallarının ilk talebini arttırmasına engel olacağını belirtmiştir.
20. Mahkeme, aşağıda belirtilen sebepler ile mevcut davanın her koşulda kabul edilemez olması nedeniyle Hükümetin ileri sürdüğü kabul edilebilirlik itirazlarını incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir.
21. Mevcut davada başvuran, zamanında yapılmadığı gerekçesiyle 6. İdare Mahkemesi önündeki yargılamalarda (“ikinci yargılama süreci”) ileri sürdüğü taleplerinin reddedilmesi sebebiyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle Mahkeme, incelemesini sadece bu yargılama süreci ile sınırlı tutacaktır. Ancak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin uygulanabilmesi için söz konusu ikinci yargılama sürecinde medeni haklara ilişkin “gerçek” ve “ciddi” bir uyuşmazlığın olup olmadığının açıkça belirlenebilmesi için (bk. aşağıdaki 25. paragrafta yer verilen atıflar), Mahkeme aynı zamanda ilk yargılama sürecini de dikkate almalıdır.
22. Mahkeme Türkiye aleyhine Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında açılan bir çok davada; başvuranlardan tazminat yargılamalarının başında, ilk yargılamalar sırasında ancak bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmeler ile ortaya konulan zararın tam boyutunu bilmelerinin beklenemeyeceğini göz önünde bulundurarak, idari yargılamalar sırasında davacıların tazminat taleplerini değiştirmelerini engelleyen ve ilgili zamanda yürürlükte olan usule ilişkin kuralın başvuranların mahkemeye erişim haklarına orantısız bir kısıtlama getirdiğine ilişkin vardığı sonucu hatırlatır (see Fatma Nur Erten ve Adnan Erten/Türkiye, no. 14674/11, §§ 24-33, 25 Kasım 2014; Mikail Tüzün/Türkiye, no. 42507/06, §§ 22‑24, 27 Kasım 2018; ve Tamer Tanrıkulu/Türkiye, no. 36488/08, 29 Kasım 2016). Başvuranların, yargılama kapsamında bilirkişi tarafından değerlendirilen ve yerel mahkemelerin değerlendirmelerinde de farklı bir sonuca varmadıkları tazminat miktarının tamamını talep etmelerinin engellenmesinin tek nedeni, idare hukuku yargılamalarında taleplerin değiştirilmesinin yasak olmasıdır. Ancak mevcut davanın koşulları farklıdır.
23. Mahkeme, ilk yargılama sürecinde Ankara 14. İdare Mahkemesinin sadece bilirkişi tarafından hesaplanan zarar miktarına kısmen dayanarak, zararı 156.881 TL olarak belirlediğini not eder. Bilirkişinin, başvuranın davayı açarken ilk başta talep ettiği miktardan daha fazla zararın olduğunu değerlendirmesine rağmen yerel mahkemenin bu değerlendirmeye tam olarak katılmadığı ve bilirkişinin yaptığı hesaplamayı kısmen reddettiği bir gerçektir (bk. yukarıdaki 4. paragraf). Bu nedenle Mahkeme, başvuranın bilirkişi tarafından belirlenen zararın hepsini talep edememe sebebinin söz konusu usul kuralından kaynakladığı şeklindeki argümanı destekleyecek bir gerekçe görememektedir. Mahkeme aksine, başvuranın ilk talebinden fazla olan miktarın ilk yargılama sürecinde esastan reddedildiğini gözlemlemektedir.
24. Başvuruya konu ikinci yargılama sürecine dönüldüğünde Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin medeni hukuk yönünden uygulanabilir olması için, Sözleşme kapsamında korunup korunmadığına bakılmaksızın, en azından savunulabilir gerekçelerle, iç hukuk kapsamında tanındığı söylenebilen bir “hak” ile ilgili bir “uyuşmazlığın” (Fransızca “contestation”) olması gerektiğini yineler. Söz konusu uyuşmazlık, gerçek ve ciddi nitelikte olmalıdır; bu, sadece bir hakkın fiili varlığıyla ilgili değil, aynı zamanda kullanım kapsamı ve şekliyle ilgili olabilir; sonuç olarak, yargılamaların sonucu, söz konusu hak için doğrudan belirleyici olmalıdır ve zayıf bağlantılar veya dolaylı sonuçlar, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin devreye sokulması için yeterli değildir (bk Denisov/Ukrayna [BD], no. 76639/11, § 44, 25 Eylül 2018 ile burada yapılan diğer atıflar, ve Grzęda/Polonya [BD], no. 43572/18, § 257, 15 Mart 2022 ile burada yapılan diğer atıflar).
25. Mahkeme, Okçu/Türkiye (no. 39515/03, 21 Temmuz 2009) davasında 2577 sayılı Kanun’da değişiklik yapılmadan önce, bilirkişi raporunun sunulmasından sonra ek bir dava açılmasının başarı şansı sunmadığını çünkü ek bir tazminat talebinin de esas dava ile aynı süre sınırı içinde yapılması gerektiğini hatırlatır (aynı yerde, § 66). Dolayısıyla, başvuranın ikinci davasının reddedilmesi her hâlükârda öngörülebilirdi ve başvuranın şikâyetçi olduğu durumu tersine çevirme ihtimali yoktu (bk. Astikos Oikodomikos Synetairismos Nea Konstantinoupolis/Yunanistan (k.k.), no. 37806/02, 20 Ocak 2005; Stavroulakis/Yunanistan (k.k.), no. 22326/10, § 9, 28 Ocak 2014; ve Arvanitakis ve Diğerleri/Yunanistan (k.k.), no. 21898/10, § 12, 26 Ağustos 2014).
26. Bu koşullar altında, başvuranın 6. İdare Mahkemesi önüne getirdiği “uyuşmazlık”, “gerçek” ve “ciddi” bir uyuşmazlık değildir. Bu da 6 § 1 maddesinin söz konusu ikinci yargılama süreci açısından uygulanabilir olmadığı anlamına gelir (benzer yönleri bakımından karşılaştırınız, bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Stavroulakis, yukarıda anılan, § 10, ve Arvanitakis ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 13).
27. Dolayısıyla, mevcut başvurunun Sözleşme’nin 35 §§ 3(a) ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 11 Nisan 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan