AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 58186/12
Nursel SOYTOPRAK / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Yargıçlar
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 7 Şubat 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 16 Temmuz 2012 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak, yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Nursel Soytoprak 1980 doğumlu Türk vatandaşı olup, Adana’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Adana Barosuna bağlı Avukat A. Alev tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Bir akaryakıt istasyonunun, görünüşe göre yaz saati uygulamasına uygun olarak ayarlanmamış olan güvenlik kamerası kayıtlarına bakıldığında, başvuranın kalp krizi geçiren eşi Orhan Kemal Soytoprak, saat 7:06:20’yi gösterirken olay yerinde bulunan polis memuru M.B.ye yaklaşarak ilgiliyi durumundan haberdar etmiştir. Bunun üzerine polis memuru M.B. derhal acili aramıştır.
4. Saat 7:09:41 iken M.G. isimli bir başka polis memuru akaryakıt istasyona gelerek görevi devralmıştır. Polis memuru M.B. amiri tarafından çağrılınca olay yerinden ayrılmıştır.
5. Saat 7:11:24’te M.G. yeniden acili arayarak müdahale talebini yinelemiştir.
6. Saat 07:18:46’da bir ambulans olay yerine gelmiştir. Bir kurtarma görevlisi, başvuranın eşi Orhan Kemal Soytoprak’ın yanına gelerek onunla ilgilenmiş ve ilgiliyi ambulansa yerleştirmiştir. Ambulans saat 7:21:51’de akaryakıt istasyonundan ayrılmıştır. Hastanenin yaz saati uygulamasına uygun olarak ayarlanmış olan güvenlik kamerası kayıtlarına göre, ambulans Seyhan Kardioloji Hastanesine (Adana) saat 8:22’de ulaşmıştır. Orhan Kemal Soytoprak, gelişen kardiyak arrest sırasında hayatını kaybetmiştir.
7. Başvuran belirtilmeyen bir tarihte, eşinin durumu acil müdahale gerektirdiği halde, yavaş müdahalede bulunmalarından ötürü görevi ihmal suretiyle adam öldürme sebebiyle ambulans ekibi hakkında Adana savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
Başvuran, eşinin, olay yerinin kurtarma görevlileri tarafından yanlış anlaşılmasına bağlı olarak yaşanan yaklaşık 12 dakikalık gecikme nedeniyle hayatını kaybettiği iddiasında bulunmuştur; ambulans personeli, 50 metre mesafede bulunan akaryakıt istasyonuna gelmeden ve başvuranın eşine yardımda bulunmadan evvel öncelikle Kurttepe metro istasyonuna gitmiştir.
8. Bir polis memuru 1 Şubat 2011 tarihinde bilirkişi raporunu sunmuştur; polis memuru, başvuranın eşinin hastaneye yatırılmasını çevreleyen olayları tespit etmek amacıyla beş adet güvenlik kamerasının kayıtlarını incelemiştir. Söz konusu rapora göre, saat yaklaşık 7:06’da acil aranmış; olay yerine saat 7:18’de bir ekip gelmiş; bir kurtarma görevlisi, Orhan Kemal Soytoprak’ı muayene ederek onu ambulansa yerleştirmiştir. Yine rapora göre, ambulans saat 7:21’de hareket etmiş ve bir buçuk kilometre mesafede bulunan hastaneye yaklaşık iki dakika sonra varmıştır.
9. Adana savcılığı 19 Şubat 2011 tarihinde konuyla ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
10. Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi 2 Mayıs 2011 tarihinde söz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı bozmuş ve yeniden inceleme için dosyayı savcılığa geri göndermiştir.
11. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu 10 Ağustos ve 8 Aralık 2011 tarihlerinde iki rapor sunmuştur. Söz konusu raporların sonuç bölümleri aşağıdaki şekildedir:
"1- Tıbbi kayıtlar [dikkate alındığında], iç organlar üzerinde inceleme yapmak amacıyla zamanında otopsi yapılmasa da ve tromboembolik bir hastalık ya da bir anevrizmanın nedenleri göz ardı edilemese dâhi, kişinin ölümünün kardiyovasküler bir hastalığa [bağlı olduğunun] kabul edilmesi uygundur.
(...)
3- Kişinin hastalığı ve olayın hızlı seyri [dikkate alındığında], daha önce hastaneye götürülmesi halinde dâhi kurtarılmasının kesin olmadığı ve acilin kayıt formlarında belirtilen süreler ile bilirkişi raporunda kamera ve ses kayıtlarına göre tespit edilen süreler göz önüne alındığında, kişinin [hastaneye] sevkinde bir gecikme bulunmadığı oybirliğiyle [tespit edilmiştir]."
12. Savcılık 27 Aralık 2011 tarihinde, söz konusu bilirkişi raporlarına dayanarak yeniden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
13. Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi 10 Nisan 2012 tarihinde, başvuran tarafından bu karara karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
14. Başvuran, Sözleşme’nin 1. maddesine dayanarak, Adli Tıp Kurumu tarafından, en kısa sürede hastaneye götürülmesi halinde dâhi eşinin kurtarılmasının kesin olmadığı yönünde yapılan açıklamaların, Devletin, insan haklarına ve bilhassa insan hayatına saygı yükümlülüğünün ihlalini teşkil ettiğinden yakınmaktadır.
15. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, acil servisin eşini hastaneye götürmekte geç kaldığından yakınmakta ve bu durumun, eşinin yaşam hakkının ihlalini teşkil ettiğini ileri sürmektedir.
16. Başvuran son olarak, yetkililerin, eşinin ölümünden sorumlu olduğunu iddia ettiği kişiler hakkında soruşturma açmayı reddetmelerinin, Sözleşme’nin 6. maddesiyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaline yol açtığını iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
17. Başvuran, eşinin, ambulans ekibinin olay yerine geç gelmesi nedeniyle ve bu ekip tarafından yapılan tıbbi müdahalenin ivedilikten ve nitelikten yoksun olmasından ötürü hayatını kaybettiğini iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürmektedir. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
"1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez. (...)"
18. Başvuran ayrıca, suçlanan şahısların mahkemelerce cezasız bırakılmasından ve bu amaçla kullanılan bilirkişi raporunun şüpheli sonuçlarından yakınmaktadır. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 1 ve 6. maddelerini ileri sürmektedir.
19. Mahkeme, somut olayın koşullarını dikkate alarak, söz konusu şikâyetleri Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden inceleyecektir (Bone/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 69869/01, 1 Mart 2005).
20. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin birinci cümlesinin, Devlete sadece “kasten” öldürmekten kaçınma yükümlülüğü değil, ancak aynı zamanda kendi yargı yetkisi altında bulunan kişilerin yaşamını korumak için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de yüklediğini hatırlatmaktadır (L.C.B/Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-III).
21. Bu ilkeler, kamu sağlığı alanında da uygulanmaktadır. Pozitif yükümlülükler, Devletin, özel veya devlet hastanelerinde, hastaların yaşamlarını korumaya yönelik uygun tedbirlerin alınmasını zorunlu kılan düzenleyici bir çerçeve oluşturmasını gerektirmektedir. Bu pozitif yükümlülükler ayrıca, gerek özel gerekse kamu sektöründe görev yapan sağlık çalışanlarının sorumluluğu altında bulunduğu sırada yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine imkân veren ve gerektiği takdirde, söz konusu sağlık çalışanlarının, kendi eylemleriyle ilgili olarak hesap vermelerini zorunlu kılan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurulmasını da gerektirmektedir (Powell/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 45305/99, AİHM 2000-V ve yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio kararı, § 49).
22. Başvuranın şikâyetleri göz önüne alındığında, somut olayda, Orhan Kemal Soytoprak’ın ambulansla hastaneye götürülmesinden sorumlu olan paramedikal personele atfedilen "tıbbi ihmalkârlıklardan" kaynaklandığı ileri sürülen olayın niteliğinin belirlenmesi uygun olacaktır. Mahkeme, mevcut davada, ambulans ekibinin, başvuranın eşine yardım etmek için gitmesi gereken yeri görünüşe göre yanlış anlamış olması nedeniyle yaşanan yaklaşık on iki dakikalık bir gecikmenin, davanın en önemli noktası olduğu kaydetmektedir (yukarıda 7. paragraf in fine).
23. Benzer durum, örneğin, belli bir hastanın tedavisiyle ilgili olarak sağlık çalışanlarının yaptığı bir "değerlendirme hatası" ya da sağlık çalışanları arasında "koordinasyon eksikliği" gibi sorunlar kapsamına girmektedir (yukarıda anılan Powell kararı, yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio kararı, § 49, Csiki/Romanya, No. 11273/05, § 72, 5 Temmuz 2011 ve Asiye Genç/Türkiye, No. 24109/07, § 67 in fine, 27 Ocak 2015). Mahkeme bu konuyla ilgili olarak, suçlamaya konu edilen sağlık hizmetinin kamu sektörüne veya özel sektöre bağlı olmasına göre, Türk hukukunda, başvuranlar tarafından tüketilmesi gereken yolun, ilke olarak, hukuki ya da idari nitelikte olduğunu daha önce ifade etmiştir (Karakoca/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 46156/11, 21 Mayıs 2013 ve Bilsen Tamer ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 60108/10, 26 Ağustos 2014).
24. Türk hukukunda, ceza yargılamasının sonucunun "medeni bir hak" için belirleyici olmaması (Yaşaroğlu/Türkiye, No. 45900/99, §§ 17, 29, 30-32 ve 33-38, 20 Haziran 2006 ve Beyazgül/Türkiye, No. 27849/03, § 40, 22 Eylül 2009) ve ambulans hizmetinin kamu hizmetine bağlı olması sebebiyle, idari yargı yolunun, tek başına veya ceza mahkemeleri önünde kullanılan başvuru yolu ile birlikte değerlendirilmesi gerekmekteydi (yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio kararı, § 51 ve yukarıda anılan Karakoca kararı). Bununla birlikte, cezai alanda olay ve olgulara ilişkin yapılan tespitler ve mahkûmiyet kararı idari hâkim için bağlayıcıdır.
25. Mevcut davada, başvuranın, idare mahkemelerinde tam yargı davası açması halinde, idare mahkemeleri, ceza hukuku kapsamına giren unsurlara değil, somut olayda suçlanan paramedikal personelin de aralarında bulunduğu görevliler tarafından işlenen kusurlar nedeniyle idarenin sorumluluğunu düzenleyen idare hukuku ilkelerine dayanabilecektir.
26. Ancak başvuran, söz konusu personelin olası sorumluluğunun tespit edilmesini ve gerektiği takdirde, tazminat elde edilmesini sağlayabilecek bu tür bir dava açma imkânından yararlanmamıştır. Bu bağlamda, Mahkeme, dosyada, bu tür bir davanın başarı sağlayacak makul bir bakış açısı sunmayacağı veya sonuçsuz kalacağı kanaatine varılmasına imkân veren herhangi bir unsurun bulunmadığı kanısındadır.
27. Bu nedenle başvuru, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek 2 Mart 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy