AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 29071/09
İsmail ŞİŞLİ / TÜRKİYE
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 26 Ocak 2016 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi heyeti (İkinci Bölüm), 14 Mayıs 2009 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile bu görüşlere cevaben başvuran tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak, yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran İsmail Şişli, T.C. vatandaşıdır, 1952 doğumludur ve Kütahya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme huzurunda Kütahya Barosuna bağlı Avukat E. Yaman, tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), Mahkeme huzurunda kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuranın oğlu Türker Şişli, olayların meydana geldiği tarihte kadrolu askeri personel olup rütbesi kıdemli başçavuştur ve Menemen (İzmir) Garnizonunda Tahakkuk Astsubayı olarak görevlidir.
5. Türker Şişli’nin, 25 Aralık 2007 tarihinde, izin dönüşünde, 9.392 Türk lirasının (TRY) zimmete geçirildiği gerekçesiyle açılan idari bir soruşturma kapsamında ifadesi alınmıştır. Bu vesileyle düzenlenen tutanaklarda, Türker Şişli, soruşturma heyetine bir hatanın söz konusu olduğunu ve belirtilen miktarın kasasında olduğunu söylediği belirtilmiştir.
Başvuranın oğlu, ifadesi alındıktan sonra, kasanın anahtarını alması için soruşturmacı heyetiyle birlikte evine getirilmiştir.
6. Türker Şişli, evinin banyosunda ateşli bir silahla ağır bir şekilde yaralanmış, ardından hastaneye kaldırılmıştır ancak birkaç saat sonra hastanede hayatını kaybetmiştir.
7. Menemen Cumhuriyet Savcılığı, olayın ardından derhal bilgilendirilmiştir.
8. Bir jandarma ekibi, inceleme yapmak ve maddi delil unsurlarını toplamak amacıyla, olay yerine gelmiştir. Jandarmalar, olay yerinde Menemen savcısı ile görüşmüşlerdir.
9. Aynı tarihte düzenlenen olay yeri inceleme raporunda, ilgilinin evinde herhangi bir boğuşma izi bulunmadığı, banyo kapısında ayak izlerinin tespit edildiği, kapının zorla kırıldığı, kapının kilidinin bir tur döndürülerek kilit dilinin dışarıda bulunduğu, anahtarın, kapının kilidinin banyo tarafında olduğu ve kilit köprüsüne ait parçaların yere düşmüş olduğu belirtilmiştir.
10. Yine aynı rapora göre, yerde dolu olan bir silah, yanında önemli miktarda kan lekesi gözlemlenmiştir. Bu silahın emniyet mandalı, kapalı konumda değildir ve silah üzerinden herhangi bir dijital parmak izi alınamamıştır.
11. Raporda ayrıca, yerde bir mermi kovanının ve mermi başının bulunduğu ve tavandan bir mermi çekirdeği çıkarıldığı belirtilmiştir. Bu unsurlar, balistik inceleme yapılması için laboratuvara gönderilmiş ve olay yerinde bulunan silahtan çıkan bir mermiye ait oldukları tespit edilmiştir.
12. Son olarak raporda, olay yerinin ölçümlerinin yapıldığı, krokilerin çizildiği ve jandarmaların olay yerinin fotoğraflarını çektikleri ve video kaydını aldıkları belirtilmiştir.
13. Olay yeri incelemesinin ardından, savcı, başvuranın oğlu hakkında açılan idari soruşturmada görevli olan kişilerin ifadelerini almıştır. Bu ifadeler şu şekilde özetlenebilir: Türker Şişli’nin zimmete para geçirme iddiaları sebebiyle ifadesi alınmış, belgelerle ilgili olarak yapılan bir incelemede, bazı ödemelerin (garnizondan ayrılan askerlerin maaşları) nedensiz olarak tekrar yapıldığı tespit edilmiş, sorgusu boyunca ilgili, kendisinden çok emin olduğunu gösteren bir tavır sergilemiş, ödemelerde yapılan tekrarın bir hata sonucunda olduğunu, sehven ödenen miktarlara eşdeğer bir miktarı vezneye geri ödemek amacıyla nakit olarak çektiğini ve geri ödeme işlemlerinin yapılacağı zamanı beklediği süre zarfında parayı maaş mutemetliğine kasaya bıraktığını belirtmiştir. Türker Şişli’nin kasanın anahtarını evde unuttuğunu beyan etmesinin ardından, anahtarın alınması için soruşturma heyetiyle birlikte ilgilinin evine gidilmesine karar verilmiştir, bu unsurların hepsi, ifade tutanağına kaydedilmiştir.
14. Yukarıda belirtilen ifadelerde, ayrıca şu hususlar belirtilmiştir: başvuranın oğlunun soruşturma heyetiyle evine geldiğinde, sadece bir kişiyle eve girmesi gerekmiş, Astsubay Üstçavuş B.A. ilgiliyle birlikte eve girmiş, Türker Şişli, B.A.dan, kendisini her yerde takip etmemesini ve kendisine hırsız gibi muamele etmemesini istemiş, B.A., Başçavuş Şişli’nin anahtarı almasını beklediği sırada bir koltuğun üzerine oturmuş,ardından B.A., Şişli’nin banyoya girdiğini ve kapıyı kilitlediğini duymuş, üstlerine durumu haber vermek için koridorun kapısına doğru yönelmiş olup, dairenin kapısına geldiğinde, başvuranın oğlunun silahını doldurduğunu duymuş ve hemen diğerlerinin içeri girmesini sağlamış, yarbay H.K., Türker Şişli’ye sakin olmasını ve ‘‘aptallık’’ yapmamasını söylemiştir.Soruşturma ekibi bunun ardından silahın patlama sesini duymuş ve banyo kapısını tekme ve omuz darbeleriyle açmıştır. Türker Şişli’nin yere yığılan bedeni, ekibin banyoya girmesine engel olmuş,dolayısıyla içeri girmek için kapıyı zorlamışlardır.Banyodan çıkarıldıktan sonra Şişli, bir halı üzerine yatırılmış ve bu arada yardım çağırılmış, ambulansın gelişine kadar binadan dışarı çıkarılmış, daha sonra yaralı ambulansla hastaneye götürülmüştür.
15. Olay yerinin incelenmesinin ve ilk ifadelerin alınmasının ardından, savcı, kasanın müteveffanın evinde bulunan anahtarla açılması için garnizon binasına gitmiştir. Kasanın içerisinde çeşitli eşyalar ve 70 TRY bulunmuştur.
16. Eş zamanlı olarak, başka bir sivil savcı, hastanede otopsi incelemesini gerçekleştirmiştir. Müteveffanın hastane personeli tarafından kıyafetleri çıkarılmış ve müteveffanın bedeninin video film kaydı yapılmıştır.
17. Ardından, savcı, ateş etmeye ilişkin kalıntıların bulunup bulunmadığını araştırmak amacıyla, genç adamın olay yerinde hala hayatta olduğu için acilen hastaneye kaldırılmış olması dolayısıyla, olay yerinde numune alınmasının pek mümkün olmadığı kanısına vararak, başvuranın oğlunun ellerinden numune almıştır.
18. İncelemelerin ardından, eksiksiz bir otopsiyle birlikte daha detaylı incelemelerin yapılması için cenaze Adli Tıp Kurumuna götürülmüştür.
19. Olaydan bir gün sonra, 26 Aralık 2007 tarihinde, davaya bakan sivil savcı, müteveffanın iş arkadaşlarının ifadelerini almıştır.
20. Başvuranın oğluyla aynı birimde çalışan iki asker A.K. ve A.Ç., ilgiliyi, çok konuşmayan, gergin ve sinirli bir yapıya sahip olan ve bazen düşüncelere dalan biri olarak betimlemişlerdir. Bu kişiler ayrıca, ilgilinin Menemen’e alışamadığından şikâyetçi olduğunu belirtmişlerdir.
21. Türker Şişli’nin hiyerarşik olarak üstü olan Yüzbaşı B.I., Şişli’nin düzensiz biri olduğunu, sıklıkla işe geç geldiğini ve iş arkadaşlarıyla anlaşamadığını belirtmiştir. Öte yandan B.I., ilgilinin Menemen’e tayin olmadan önce Ardahan’da görev yaptığını ve orada genç bir kızla duygusal sıkıntılar yaşadığını beyan etmiştir.
22. Başka bir birimde çalışan Astsubay Üstçavuş M.Ş., ilgilinin bölgeye alışamadığını ve Ardahan’da bulunan kız arkadaşıyla ayrıldığından kendisine bahsettiğini belirtmiştir.
23. Savcı, 28 Aralık 2007 tarihinde, başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, 26 Aralık 2007 tarihinde, saat 14.18 ile 14.25 arasında ismini vermeyen bir kişinin evini aradığını ve telefonda kendisini oğlunun bir arkadaşı olarak tanıtan bu kişinin, oğlunun iş yerinde maruz kaldığı baskı sebebiyle intihar ettiğini söylediğini beyan etmiştir.
24. Diğer taraftan başvuran, oğlunun iznini, Ardahan’da tanıştığı bir kadınla birlikte İstanbul’da geçirdiğini belirtmiştir.
25. Başvuran ifadesini, oğlunun ölümünden sorumlu olabilecek kişilerin kovuşturulmasını talep ettiğini belirterek sonlandırmıştır.
26. Savcılık, telekomünikasyon birimlerinden, başvuran tarafından verilen telefon numarasının kime ait olduğunun tespit edilmesini talep etmiştir. Ayrıca savcılık, başvuranın söylemlerini doğrulamak amacıyla, bu birimlerden, 25 ile 29 Aralık 2007 tarihleri arasında başvuranın evine gelen aramaların bir listesini hazırlamasını talep etmiştir.
27. Söz konusu birimler tarafından gerçekleştirilen araştırmalar, başvuran tarafından verilen numaranın, Menemen’de bulunan halka açık bir telefon kulübesine ait olduğunun tespit edilmesine imkân vermiştir.
28. Adli Tıp Kurumu, 2 Ocak 2008 tarihinde, otopsi raporunu sunmuştur.
29. Doktorlara göre, ilgili, bitişik atışla kafatasını delen mermiyle yaralanması sonucunda hayatını kaybetmiştir. Raporda, müteveffanın bedeninde, yeniden canlandırma girişimleri sırasında kullanılan defibratörden kaynaklanan lezyonlardan başka herhangi bir darp veya yaralanma izi bulunmadığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca, müteveffanın kollarında enjeksiyon izleri bulunduğu, anüs ve genital organların normal bir görünümde olduğu ve son olarak kan testlerinde herhangi bir alkol veya uyuşturucu madde unsurunun tespit edilmediği belirtilmiştir.
30. Başvuran, 4 Ocak 2008 tarihinde, kendisine gelen anonim aramadan idareyi haberdar etmek amacıyla, Milli Savunma Bakanlığına bir mektup göndermiştir. Başvuran, mektubunda, 26 Aralık 2007 tarihinde gerçekleştiğini iddia ettiği telefon görüşmesi sırasında, telefonun diğer ucundaki kişinin, kendisine, Türker Şişli’nin intihar etmediğini, cinayete kurban gittiğini ve üstlerinin bir cemaate üye olduklarını, birçok defa Şişli’den kendilerine katılmasını talep etmelerine rağmen ilgilinin bunu reddettiğini ve savcının da söz konusu üstlerle suç ortağı olabileceğini belirtmiştir.
31. Başvuran, 8 Ocak 2008 tarihinde, soruşturma dosyasının bir kopyasının kendisine verilmesini talep etmiştir.
32. Kriminal laboratuvar, 17 Ocak 2008 tarihinde, müteveffanın ellerinden alınan numunelerin analizine ilişkin raporunu sunmuştur. Bu raporda, ateşli silah kullanımından kaynaklı herhangi bir kalıntı bulunmadığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca, ateş etmenin, silahın namlusunun uzunluğuna ve silahın tutulduğu şekle bağlı bazı koşullarda eller üzerinde herhangi bir iz bırakmamasının mümkün olduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan raporda, ellerin silinmiş veya yıkanmış olması halinde, hiçbir izin tespit edilemeyeceği eklenmiştir.
33. Menemen Savcılığı (sivil), 3 Nisan 2008 tarihinde, davaya konu olay ve olguların kendi yetki alanına girmediği gerekçesiyle, dava dosyasını İzmir Askeri Savcılığına göndermiştir.
34. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, askeri savcılığa 4 Ocak 2008 tarihli mektubun içeriğine benzer içerikli bir mektup göndermiştir.
35. Başvuran, 24 Nisan 2008 tarihinde, kendisine anonim bir arama geldiğini, bu defa başka bir numaradan arandığını beyan etmiş ve söz konusu numarayı askeri savcıya vermiştir. Bu mektupta başvuran, kendisine verilen bilgilere göre, oğlunun komutanlarının bir cemaate mensup olduğunu ve ayrıca telefondaki kişinin, kendisine, oğlunun hangi sebeple soruşturma heyeti tarafından ifadesi alınmadan önce intihar etmediğini sorduğunu belirtmiştir. Son olarak başvuran, tanıklar bulunduğunu ve bu tanıklara göre, oğlunun, yaralandıktan sonra kendisini daireden ambulansa taşımak için kullanılan halıdan yere düşürüldüğünü belirtmiştir.
36. Yapılan araştırmalar, başvuranın ev telefonunun, 15 Nisan 2008 tarihinde, saat 19.24’te ilgilinin bildirdiği numara tarafından arandığının, telefon görüşmesinin 183 saniye sürdüğünün ve aramanın İzmir’de bulunan halka açık bir telefon kulübesinden yapıldığının, dolaysıyla arayanı tespit etmenin mümkün olmadığının tespit edilmesine imkân vermiştir.
37. Diğer taraftan, başvuranın isteği üzerine, askeri savcı, Türker Şişli’nin öldüğü tarihe kadar son beş ay boyunca cep telefonuna gelen ve cep telefonundan giden aramaları listeleyen bir rapor talep etmiştir. Savcı, bu raporun, arayan ve aranan telefon numaralarını, arayan veya aranan kişilerin adreslerini ve aramalar sırasında kullanılan baz istasyonlarını içermesini talep etmiştir.
38. Savcı, 10 Ekim 2008 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı, soruşturma sırasında toplanan maddi delil unsurlarını dikkate alarak, bir intihar olayının söz konusu olduğu kanaatine varmıştır. Diğer taraftan, savcı kararında, üçüncü şahıslara cezai sorumluluk yüklemeye imkân sunabilecek herhangi bir kusur ya da ihmalin bulunmadığını dikkate almıştır.
39. Telefon aramalarına istinaden başvuran tarafından ileri sürülen cinayet iddiasıyla ilgili olarak, savcı, başvuranın 26 Aralık 2007 tarihinde, saat 14.18 ile 14.25 arasında kendisini aradığını söylediği telefon numarasının, Menemen’de bulunan bir telefon kulübesiyle eşleştiğinin ve belirtilen tarih ve saatlerde başvuranın evine herhangi bir arama gelmediğinin tespit edildiğinin altını çizmiştir.
40. Söz konusu beyanların içeriğine ilişkin olarak, savcı, Türker Şişli’nin intihar ettiği sonucunu ortadan kaldıracak nitelikte olmadıkları kanaatine vararak, bu iddialara güvenemeyeceği ve dolayısıyla ek soruşma işlemi gerektirmediği kanaatine varmıştır.
41. Başvuran, bu karara karşı itirazda bulunmuştur. Başvuran, savcılığı, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli olan tüm adımları atmamakla suçlamaktadır. Bu bağlamda başvuran, özellikle oğlunun ellerinde ateş etmeye ilişkin herhangi bir kalıntı bulunmadığı hususu hakkında tatmin edici hiçbir açıklama yapılmadığını iddia etmektedir.
42. Güzelyalı Hava Eğitim Komutanlığı Askeri Mahkemesi, soruşturmanın işleyişine ve sonuçlarına itiraz edilmesine imkân veren hiçbir unsurun bulunmadığı kanaatine vararak, 14 Kasım 2008 tarihli gerekçeli bir kararla, itiraz edilen kararı onaylamıştır. Diğerleri arasında özellikle merminin girdiği nokta, atış mesafesi veya herhangi bir şiddet izi bulunmaması gibi teknik veriler bakımından, mahkeme, başvuranın intihar ettiği kanısındadır. Mahkeme, müteveffanın elleri üzerinde barut tozu kalıntısının bulunmamasıyla ilgili olarak, kriminal laboratuvarının inceleme raporuna göre, bu türden bir durumun mutlaka anormal sayılması gerekmediğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, ardından müteveffanın, kazanın hemen ardından, ambulansa kadar taşınabilmesi için bir halı üzerine yerleştirildiğini ve muhtemel kalıntıların bu esnada silinmiş olabileceğini belirtmiştir.
B. İlgili İç Hukuk
43. Askeri mahkemelerin bağımsızlığına ilişkin olarak somut olayla ilgili iç hukuk, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ([BD], No. 24014/05, §§ 85 ve ardından gelen maddeler, 14 Nisan 2015) Kararında açıklanmıştır. Bu husus aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
Savcı ve hâkimlerin bağımsızlığı ilkesi, Anayasa’nın, hâkim ve savcıların azledilmezliği ve resen emekliye sevk edilmelerinin yasaklanmasını öngören 9, 138 ve 139. maddelerinde açıklanmıştır. Bu hükümler, 357 sayılı Askeri Hâkimler ve Askeri Savcılar Kanununda da ele alınmıştır, söz konusu kanunla, ayrıca askeri savcı ve hâkimlerin üçlü kararnameyle tayin edilmelerini öngörmekte ve tayin koşullarını çerçevelemektedir. Diğer taraftan, Türk Ceza Kanunu, ‘‘adli bir görevde çalışan kişileri etki altına almaya çalışmanın’’ suç olduğunu belirtmektedir.
Olayların meydana geldiği tarihte, askeri mahkemeler, iki askeri hâkimden ve bir subaydan oluşmaktaydı. Mahkeme heyetinde bir subayın bulunması koşulu, Anayasa Mahkemesi’nin 7 Mayıs 2009 tarihli kararıyla kaldırılmıştır, söz konusu tarihten itibaren bu mahkemeler üç askeri hâkimden oluşmaktadır.
Anayasa Mahkemesi de, 8 Ekim 2009 tarihli kararında, askeri mahkemenin bulunduğu askeri birliğin komutanının yargıya müdahalesini içeren, askeri hâkimlerin idari değerlendirmeye tabi tutulmalarına ilişkin sistemin bir kısmını ortadan kaldırmıştır.
ŞİKÂYETLER
44. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürerek, oğlunun intihar etmediğini, öldürüldüğünü iddia etmektedir.
45. Diğer taraftan, başvuran, oğlunun ölümüyle ilgili olarak yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, soruşturmanın sivil makamlar tarafından değil de, askeri makamlar tarafından yürütülmüş olmasından şikâyetçidir. Bu bağlamda Sözleşme’nin 6. ve 14. maddelerini dayanak göstermektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
46. Mahkeme, bir başvuranın şikâyetçi olduğu koşulları, Sözleşme gerekliliklerinin tümü bakımından değerlendirme yetkisinin bulunduğunu hatırlatmaktadır. Bu görevin yerine getirilmesinde, Mahkeme’nin, kendisine sunulan çeşitli unsurlar bakımından tespit edildiklerini değerlendirdiği şekliyle, davaya konu olaylara, ilgilinin atfettiğinden farklı bir hukuki nitelendirme vermesine veya ihtiyaç duyulması halinde, ihtilaf konu olayları başka bir açıdan ele almasına izin verilmektedir (Rehbock/Slovenya, No. 29462/95, § 63, AİHM 2000-XII ve Remzi Aydın/Türkiye, No. 30911/04, § 44, 20 Şubat 2007). Bu durumda Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin tümünün, Sözleşme’nin 2. maddesinin mutena alanında incelenmesi gerektiği kanısındadır, bu maddenin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
‘‘ 1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. ’’
A. Sözleşme’nin 2. Maddesinin Usul Yönüne İlişkin Şikâyetle İlgili Olarak
1. Tarafların İddiaları
47. Başvuran, somut olayda açılan soruşturmanın, oğlunun ölümüne ilişkin kesin koşulların aydınlatılmasına imkân vermemiş olması sebebiyle, yeterince etkin olmadığı kanısındadır. Bu bağlamda başvuran, diğerleri arasında, müteveffanın elleri üzerinde atış kalıntısı bulunamamış olmasına atıfta bulunmaktadır. Başvuran, toplanan delil unsurlarının, olay yeri fotoğraflarına, özellikle silahın yerini gösteren fotoğraflara uygun olmadığı kanısındadır.
48. Başvuran, savcılığı, kendisini arayan anonim kişinin beyanlarına güvenmemekle ve inanmamakla suçlamaktadır. Ayrıca başvuran, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, evine gelen telefon aramasıyla ilgili olarak savcılığa bildirdiği tarih ve saatler ile arayan numarayla ilgili herhangi bir ibarenin yer almaması sebebiyle, savcıdan şikâyetçidir. Son olarak başvuran, soruşturmanın sivil makamlar tarafından değil askeri makamlar tarafından yürütülmüş olmasından şikâyet etmektedir. Başvurana göre, askeri makamlar, oğlunun bir cemaate üye oldukları ileri sürülen eski komutanlarının saygınlığını lekeleyebilecek büyük çaplı bir yolsuzluk davasının gerçeklerini saklamaya çalışmışlardır.
49. Başvuran, askeri savcının, hiyerarşik olarak üstlerinden gelen emirle soruşturmanın kapanmasına karar verdiğini ileri sürmektedir.
50. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmekte ve somut olayda yürütülen soruşturmanın Sözleşme gerekliliklerine tamamen uygun olduğunu belirtmektedir. Hükümet ayrıca, soruşturmanın re’sen açıldığını ve delil unsurlarının, gerekli ivedilikle derhal toplandıklarını ve bilimsel incelemeye tabi tutulduklarını belirtmektedir. Hükümet, başvuranın yeterli ölçüde soruşturmaya dâhil edildiğini ve savcılığın sadece başvuranın iddialarını dinlemekle kalmayıp aynı zamanda bu iddialar hakkında araştırmalar yapmış olduğunu eklemektedir.
51. Sonuç olarak Hükümet, şikâyetin kabul edilemez olduğu kanısındadır.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
52. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin içerdiği yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün, bir kişinin şüpheli koşullarda hayatını kaybetmesi durumunda, etkin bir soruşturmanın yürütülmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Šilih/Slovenya [BD], No. 71463/01, § 157, 9 Nisan 2009 ve Yotova/Bulgaristan, No.43606/04, § 68, 23 Ekim 2012).
53. Mahkeme ayrıca, soruşturmanın etkinliğinin birçok önemli parametre temelinde değerlendirildiğini hatırlatmaktadır: soruşturma tedbirlerinin uygunluğu, soruşturmanın hızlılığı, müteveffanın yakınlarının soruşturmaya katılımı ve soruşturmanın bağımsızlığı. Bu parametreler, kendi aralarında birbirlerine bağlıdırlar ve tek başına değerlendirildiklerinde kendi içerisinde bir sonuç teşkil etmemektedirler. Bu kriterlerle ilgili daha fazla detay için, Mahkeme, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç Kararına atıfta bulunmaktadır (daha önce anılan, §§ 169 - 182 ve 217 - 234).
54. Somut olayda Mahkeme, sivil savcılığın, olayın hemen ardından haberdar edildiğini ve durumun gerektirdiği soruşturma işlemlerini ivedilikle yürütmüş olduğunu gözlemlemektedir.
55. Diğer taraftan Mahkeme, makamların söz konusu olay ve olgulara ilişkin delil unsurlarının toplanması ve korunması için uygun tedbirleri aldıklarını dikkate almaktadır. Mahkeme ardından aşağıdaki tespitlerde bulunmaktadır.
56. Her şeyden önce eksiksiz bir otopsi gerçekleştirilmiştir. Bu otopsi, başvuranın oğlunun bedeninde var olan yaraların hepsinin tespit edilmesine, ayrıca ölüm sebebi ve atış mesafesi ile ilgili klinik tespitlerin tarafsız bir incelemesinin yapılmasına olanak sağlamıştır.
57. Bunun üzerine, atış kalıntısının bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla müteveffanın ellerinden numuneler alınmıştır. Şayet inceleme sonuçlarının negatif olduğu doğru ise -ki bu durum, sonradan intihar iddiasının ortaya çıkmış olması sebebiyle şaşırtıcı görünebilir-, Mahkeme’nin daha önce benzer bir durumla ilgili karar vermiş olduğunun hatırlatılması ve böyle bir koşulun, özellikle makamların, söz konusu numunelerin alınması ve incelemelerin yapılması konusunda herhangi bir tereddüt veya gecikme göstermediği durumlarda, mutlaka bir sorun olarak görülmesi gerekmediğinin belirtilmesi uygundur (bk. Nurten Deniz Bülbül/Türkiye, No. 4649/05, § 43, 23 Şubat 2010).
58. Somut olayda incelemeleri yapan laboratuvar, düzenlediği raporda, müteveffanın ellerinde atış kalıntısının bulunmamasının, silahı tutuş şekliyle açıklanabileceğini belirtmiştir. Ayrıca söz konusu kalıntıların, ellerin yıkanması veya silinmesi durumunda kaybolabileceğini belirtmiştir. Bu hususla ilgili olarak, makamların, incelemeleri gerçekleştirmek amacıyla gerekli girişimlerde bulunmuş olmaları ve ayrıca bu eksikliğin olası nedenleri hakkında açıklamalar yapmış olmaları sebebiyle, kalıntı bulunmadığına dair tespitin, kendi içerisinde soruşturmanın etkinliğiyle ilgili şüphe doğuracak nitelikte olmadığı sonucunu çıkarmak uygundur. Ayrıca ulusal mahkemeler, başvuranın oğlunun ellerinin, taşıma esnasında silinmiş olabileceğini belirtmiştir. Olayın ardından başvuranın oğlu, bir halının üzerine yerleştirilmesi için yerinden kımıldatılmış ve hastaneye götürülmüştür. Ayrıca numuneler, olaydan saatler sonra, başvuranın oğlunun klinik olarak ölmüş olduğu beyan edildikten sonra alınmıştır. Etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün, normal olarak delil unsurlarının korunması için gerekli tedbirleri alma zorunluluğunu da kapsadığı ve eller üzerinden numune alma işleminin, olaydan hemen sonra ve şahsın yerinden kımıldatılmasından önce gerçekleştirilmesinin, bu yükümlülük bakımından teorik olarak en etkili çözüm olacağı doğrudur. Bu sebeple, numune alınması için uzmanların gelmesini beklemek yerine, olay yerinde bulunan, başvuranın oğlunun hayatını kurtarmaya çalışmış ve onu hastaneye götürmüş olan kişiler, suçlanamazlar.
59. Mahkeme, bu noktada makamlar tarafından atılabilecek ek adımların yerine getirilmediği kanısındadır.
60. Mahkeme, olay yeriyle ilgili olarak, bilirkişilerin derhal olay yerine gelerek, müteveffanın evi ile trajedik olayın meydana geldiği banyoyu incelediklerini, maddi delil unsurlarını topladıklarını, krokileri çizdiklerini, olay yerinin fotoğraflarını çektiklerini ve olay yerinin video kaydını gerçekleştirdiklerini gözlemlemektedir (yukarıdaki 8. - 12. paragraflar). Hiçbir unsur, bu olay yerini incelmeye ilişkin işlemlerin eksiksiz niteliğini sorgulamaya imkân vermemektedir.
61. Mahkeme, toplanan delil unsurlarının ve özellikle olay yerinde bulunan silahın, incelemelere tabi tutulması için kriminal laboratuvara gönderildiğini dikkate almaktadır.
62. Ayrıca Mahkeme, başvuranın yeterli şekilde soruşturmanın içinde yer aldığını gözlemlemektedir: başvuranın ifadesi alınmış ve kendisini telefonla aradığını iddia ettiği anonim kişinin veya kişilerin kimliklerinin tespiti için savcılık tarafından araştırmalar yapılmış, dolayısıyla başvuranın beyanları, makamlar tarafından ciddiye alınmıştır.
63. Mahkeme, bu araştırmaların, başvuran tarafından verilen telefon numaralarının, kamuya açık telefon kulübelerine ait olduğunun belirlenmesine imkân verdiğini tespit etmektedir ve bu durum, başvuranın kendisini aradığını iddia ettiği kişinin kimliğinin belirlenmesini, imkânsız kılmasa da, zorlaştırmaktadır
64. Dolayısıyla, savcılık, başvuran tarafından, kendisine geldiğini iddia ettiği aramalara dayanarak önerilen soruşturma alanını araştırmamış olmakla ciddi olarak suçlanamaz.
65. Bu bağlamda, başvuranın birinci telefon aramasının kendisine geldiğini iddia etmesinin ardından yapılan araştırmaların, telefon numarasının tespit edilmesine imkân verdiğini, ancak dosyaya ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karara göre, bu araştırmaların aramanın gerçekten yapılıp yapılmadığını teyit etmediğinin tespit edilmesi uygundur. Ayrıca başvuranın yeniden anonim bir kişi tarafından arandığını belirtmesinin ardından, savcının başvurana inanmaktan vazgeçmediğinin ve bu iddiaya ilişkin olarak da araştırma yapılmasına karar verdiğinin dikkate alınması gerekmektedir.
66. Mahkeme, askeri savcı ve hâkimlerin soruşturmaya dâhil olmasına ilişkin olarak, daha önce Mustafa Tunç ve Fecire Tunç (daha önce anılan) Davasında, bir soruşturmanın, askeri savcılar ve hâkimler tarafından yürütülmesi ve ardından denetlenmesi koşulunun, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan mevzuatın, askeri hâkim ve savcılara tam yasal bir bağımsızlık vermemesi nedeniyle, kendi içerisinde söz konusu soruşturmanın etkinliğini tehlikeye atacak nitelikte olmadığına karar verdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme ayrıca, soruşturmanın bağımsızlığı gerekliliğinin, Sözleşme’nin 6. maddesi tarafından öngörülen gereklilikten farklı olduğunu daha önce belirtmiş olduğunu hatırlatmaktadır; bir soruşturmanın bağımsızlığını değerlendirmek için sadece yasal hükümlerle kısıtlanmayan somut (in concreto) bir incelemenin yapılması ve soruşturmadan sorumlu kişiler ile sorgulanması muhtemel olan kişiler arasında bağlantı bulunup bulunmadığının ve bu kişilerin hareketlerinde taraflardan birini kayırdıklarına dair somut unsurların bulunup bulunmadığının doğrulanması gerekmektedir.
67. Bu durumda Mahkeme, her şeyden önce soruşturmanın en önemli kısmı olan şüpheli maddi delil unsurlarının toplanmasını ve korunmasını içeren ilk aşamasının, sivil bir savcı tarafından yürütüldüğünü ve askeri savcılığın davayı daha sonra ele aldığını gözlemlemektedir. Mahkeme, soruşturmayı yürütmekle görevli askeri savcı ile askeri hâkimler ve soruşturulması muhtemel kişiler, yani eve giderken başvuranın oğluna refakat eden askerler arasında herhangi bir kişisel bağlantı bulunmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, diğer taraftan soruşturma makamlarının somut duruşunda, bağımsızlıktan yoksun olduklarını gösterecek hiçbir unsur tespit etmemektedir.
68. Başvuranın, savcının soruşturmayı sonlandırması yönünde talimat aldığına dair iddiasına ilişkin olarak, Mahkeme, bu iddianın herhangi somut bir unsura dayanmadığını ve burada dayanaksız bir suçlamanın söz konusu olduğunu dikkate almaktadır.
69. Bu koşullar altında, hiçbir unsur, soruşturmanın yeterince bağımsız olmadığının ileri sürülmesine imkân vermemektedir.
70. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, başvuranın oğlunun ölümüyle ilgili olarak yürütülen soruşturmanın, yeterince hızlı, eksiksiz ve bağımsız ilerletildiği ve başvuranın, haklarının korunması açısından, yeterli derecede soruşturmaya dâhil edildiği kanısındadır. Başka bir ifadeyle, söz konusu soruşturma, Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında etkin bir şekilde yürütülmüştür.
71. Sonuç olarak başvuranın şikâyeti açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. maddesi uyarınca, reddedilmesi gerekmektedir.
B. Sözleşme’nin 2. Maddesinin Esas Yönüyle İlgili Olarak
1. Tarafların İddiaları
72. Başvuran, makamlar tarafından kabul edilen intihar iddiasına itiraz etmekte ve oğlunun bir cinayete kurban gittiğini ileri sürmektedir.
73. Hükümet, hiçbir unsurun adli makamların vardığı sonucu değiştirmeye imkân vermediği kanaatindedir.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
74. Mahkeme, yerleşik içtihadına uygun olarak, söz konusu olayların tümü veya büyük bir kısmı, -gözaltına alınan kişilerin makamların denetimine tabi olduğu durumda olduğu gibi- makamlar tarafından açıkça kabul edildiğinde, Devletin, kendi görevlilerinin sorumluluğunda geçen süreç boyunca meydana gelen her türlü yaralanma ve ölümün sebebine ilişkin olarak makul bir açıklama yapmakla yükümlü olduğunu hatırlatmaktadır (Selmouni/Fransa [BD], No.25803/94, § 87, AİHM 1999-V, Salman/Türkiye [BD], No. 21986/93, § 99, AİHM 2000‑VII, Ghedir ve diğerleri/Fransa, No. 20579/12, § 112, 16 Temmuz 2015).
75. Mahkeme ayrıca bu yükümlülüğün bazen, askeri birlikler gibi sadece Devlet makamlarının denetimi altında tutulan bölgelerde meydana gelen ölümleri içerebileceğini hatırlatmaktadır (Beker/Türkiye, No. 27866/03, §§ 42-43, 24 Mart 2009, ayrıca kıyaslamak için bk. Pankov/Bulgaristan, No. 12773/03, § 59, 7 Ekim 2010; bu kararla ilgili olarak Mahkeme, özellikle soruşturmanın mahiyeti ve makamlar tarafından yapılan açıklamaların makul niteliğini dikkate alarak, ispat yükünü davalı Devlete yüklememiştir).
76. Öte yandan, Mahkeme, görevinin ikincil niteliğinin farkında olarak, incelediği davanın koşulları kaçınılmaz kılmadığı takdirde, haklı sebepler bulunmaksızın ilk derece mahkemesi hâkiminin görevini üstlenemeyeceğini hatırlatmanın yararlı olacağı kanaatindedir. Yerel yargılamalar yürütülürken, Mahkeme, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesini, kendilerinin topladığı delillere dayanarak olayları tespit etmesi gereken ulusal mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymakla görevli değildir. Her ne kadar ulusal mahkemelerin bulguları, elindeki tüm belge ve deliller ışığında kendi değerlendirmesini yapmakta özgür olan Mahkeme’yi bağlamasa da, Mahkeme’nin, genel kural olarak, ulusal hâkimler tarafından varılan olgusal tespitlerden uzaklaşması için bu yönde ikna edici verilere sahip olması gerekmektedir (bk. yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç Kararı, § 182 ve bu kararda yapılan atıflar).
77. Mevcut davada, Mahkeme, yetkililerin intihar iddiası üzerinde durduklarını ve eksiksiz olarak yürütülen soruşturma sonrasında bu sonuca vardıklarını; bu karara varırken de bilhassa tanık ifade tutanaklarına, otopsi raporuna, bilimsel bilirkişi raporlarına ve olay yeri inceleme tutanağına dayandıklarını gözlemlemektedir.
78. Mahkeme, yetkililer tarafından kabul edilen iddianın inandırıcılıktan uzak olmayıp, nesnel unsurlara dayandığı kanaatindedir.
79. Müteveffanın ellerinde herhangi bir atış kalıntısına rastlanmamış olması doğru olsa da, Mahkeme, bilirkişilerin, bu durumun, silahı tutma şekline bağlı olabileceği ve barut artığı bulunmamasının, müteveffanın ölümcül atışın faili olmadığını ispat etmek için tek başına yeterli olmadığı kanaatinde olduklarını yinelemektedir (bk. yukarıdaki 58. paragraf)
80. Mahkeme, intihar iddiasını tutarsız ya da mantığa aykırı kılabilecek (Abdurashidova/Rusya, No. 32968/05, § 69, 8 Nisan 2010 ve tersi anlamda (a contrario), bk. yukarıda anılan Beker kararı, §§ 51-52) ya da bu iddianın inandırıcılığına ciddi şekilde zarar verecek unsurlar bulunmadığını dikkate alarak, ulusal makamların vardıkları sonuçlardan sapacak herhangi bir ikna edici ve yeterli gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (Suprun/Ukrayna (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 7529/07, 27 Nisan 2010). Mahkeme, başvuranın oğlunun ölümüyle ilgili olarak ulusal makamlar tarafından yapılan açıklamaların tamamen kabul edilebilir ve inandırıcı olduğu kanaatindedir.
81. Sonuç olarak bu şikâyet, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oy çokluğuyla,
başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 18 Şubat 2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy