T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/26 Esas
KARAR NO : 2025/759
DAVA :Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ :10/01/2020
KARAR TARİHİ :21/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA/
Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle ; Dava dışı grup şirketi ... A.Ş. ile davalı arasında 17.03.2014 tarihinde Bayilik Sözleşmesi imzalandığını, akabinde sözleşmenin ayrılmaz parçaları olan Ürün Alım Taahhütnamesi, Çerçeve Protokolü ve Ticari Koşullar bir Devir Mutabakatı ile 19.06.2018 tarihinde müvekkiline devir olduğunu, davalı tarafından sözleşmenin bir parçası olan Ürün Alım Taahhütnamesine göre müvekkilinden yılda en az 1.100 Ton akaryakıt ürünü almayı ve eksik aldığı ton başına ise 130 USD cezai şart ödemeyi kabul ettiğini, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 12.12.2018 tarihinde sona erdiğini, ancak davalının bayilik sözleşmesinin süresi boyunca eksik ürün alarak cezai şartı muaccel hale getirdiğini,yapılan hesaplama neticesinde davalının 1.799.197,64.-TL değerinde eksik ürün aldığını, bu tutardan banka teminat mektubunun tahsili ile davalının müvekkiline 1.226.563,40.-TL cezai şart borcu kaldığını, müvekkili tarafından sözleşme devam ederken davalıya Beyoğlu ... Noterliğinin 14.01.2015, 11.09.2015 ve 11.07.2016 tarihli ihtarnameleri ile cezai şart borcunun ödenmesi talep edilmiş olduğunu, ancak davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, böylelikle davalının temerrüde düştüğünü, davalı tarafından Çerçeve Protokolünün 8.9 maddesine göre aldığı aylık servis ve otomasyon iletişim hizmet bedelini de ödemediğini, açıklanan nedenlerle; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik Otogaz Ürün Alım Taahhüdüne aykırılıktan doğan 5.000.-TL cezai şart alacağının, sözleşmesel ticari temerrüt faiziyle beraber davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı yana bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA/
Davacı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davanın usulden reddi gerektiğini, dava dilekçesinde yer alan Devir Mutabakatının tarih kısımlarının boş olduğunu, sözleşmenin başta tarih olmak üzere belirleyici özelliklerinin eksik olduğundan geçerli bir sözleşme devrinden bahsedilemeyeceğini, ürün alım taahhütnamesi gerçekleşmiş bile olsa, davacının sözleşmenin devamında ve en geç her bilanço yılı sonunda ihtarda bulunması sözleşmeyi fesih etmesi ve ürün vermeyi kesmesi gerektiğini, davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının yabancı para cinsinden talepte bulunma hakkının olmadığını, davalı tarafın kesin konkordato mühleti içerisinde olduğunu, açıklanan nedenlerle; davanın usulden ve esastan reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
DELİLLER VE GEREKÇE/
Dava Alacak davasıdır.
Dava konusu uyuşmazlığın, davacının davalıdan bayilik sözleşmesi ve delil mutabakatı kapsamında eksik ürün almak suretiyle cezai şart talebinin yerinde olup olmadığı ile miktarı ve de davacının davalıdan 750,00 TL cari hesaptan kaynaklı fatura alacağı olup olmadığı ve var ise miktarı ile devir sözleşmesinin geçerli olup olmadığı hususlarından kaynaklandığı görülmüştür.
Mahkememizin 14/12/2021 tarihli duruşmasının 1 nolu ara kararı ile Mali Müşavir bilirkişi ..., Petrol Bayiliği sektöründe uzman bilirkişi (resen seçilecek), sözleşme hukuku konusunda uzman bilirkişi ... seçilerek davacının ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak, yine davalı ticari defterleri hakkında talimatla alınan ...'in raporu ve bu rapora karşı tarafların sundukları itiraz dilekçeleri de değerlendirilerek taraflar ve üçüncü kişi... arasında yapılan devrin değerlendirilmeye tabi tutularak önceki sözleşmenin davalıyı bağlayıp bağlamadığı, eksik ürün alımı olup olmadığı, yapılan ödemeler, cezai şartın davalının mahvına yol açacak nitelikte olup olmadığı, davalının bakiye borcu bulunup bulunmadığı, dava dilekçesinde davacının bir kısmını vermiş olduğu banka teminat mektubundan tahsil edilmiş şeklindeki beyanı da dikkate alınarak ve değerlendirilmeye tabi tutularak davacının alacağı olup olmadığı konusunda rapor istenilmesine karar verilmiş, mahkememiz dosyası bilirkişilere tevdi edilmiş ve bilirkişiler ..., ...ve ... tarafından sunulan 03/08/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle: "Dosyada bir nüshası mübrez “Devir Mutabakatıdır” başlıklı belgenin, ..., ...A.Ş ve Bayi ...Ltd. Şti arasında akdedildiğinin görüldüğü, Sözleşmeye/Mutabakata göre, “Bu kapsamda bayi ... ile ... A.Ş. Arasında akdedilmiş tüm sözleşmeler (Standart Bayilik Sözleşmesi, Çerçeve Protokol, Ticari Koşullar, Ürün Alım Taahhütnamesi, Ariyet Demirbaş Belgesi, Kurumsal Satışlar ve Sadakat Kart Kulübü Bayilik Sözleşmesi, Spor Klüpleri Sadakat Kart Projesi Uygulama Projesi), taahhütnameler ve sair dokümanlar ve tüm ekleri ... A.Ş.'ye devredildiği”, taraflar arasında sözleşmelerin kurulmasına ilişkin temel prensipler çerçevesinde sözleşmenin bütünüyle belirtilen ekleriyle devredildiğinin anlaşıldığı, TBK md. 205'de “Sözleşmenin Devri”nin “Sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşmadır. Sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tabidir. Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır. Kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümler saklıdır.” şeklinde düzenlenmiş olduğu, Sözleşmenin bir bütün olarak dolayısıyla tüm ekleriyle ve bu eklerde bulunan doğmuş hak ve yükümlülükler de dahil olmak üzere devredilmiş olduğu, bu meyanda örneğin davalının ürün alım taahhütnamesinden doğan yükümlülükleri ve borçları da devralmış olduğu, ürün alım taahhütnamesinde, “Yukarıda beyan ettiğimiz satın alma taahhüdümüzü her bir yıllık sözleşme dönemine ilişkin olarak yerine getiremediğimiz takdirde, a) sözleşme süresinin hitamında ve/veya bir yıllık sözleşme süresinin sonunda hesaplanacak....c)söz kosnu kar mahrumiyeti miktarının, ...tarafından her bir yıllık sözleşme döneminin hitamında veya bizzat belirleyeceği dönemlerde sözleşmenin ifasıyla birlikte talep edilebileceğini, ” şeklindeki düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, herhangi bir dönemde talep etmemenin ilgili haktan vazgeçildiği şeklinde yorumlanamayacağı sonucuna varılabileceği, Davacının davalıdan talep edebileceği cezai şart tutarının 277.035,20 USD olup, bu tutarın dava tarihi itibarıyla TL karşılığı (277.035,20 USD x 5,8916=) 1.632.180,58 TL hesaplandığı (10.01.2020 tarihinde geçerli olan TCMB döviz satış kuru), davacı yanın ticari defterlerine bakıldığında davalı tarafından verilen 1.050.000.- TL teminat mektubu 11.12.2018 tarihinde nakde çevrilerek, 12.12.2018 tarihinde davalının cari hesap borcuna istinaden 426.300,67 TL ve 51.065,09 TL ile kısmi Cezai Şart bedeli olarak 572.634,24TL olmak üzere toplam 1.050.000. TL mahsup işlemi yapılmış olduğunun görüldüğü, buna göre yukarıda yapılan hesaplama neticesinde (1.632.180,588 TL - 572.634,24TL = ) 1.059.546,344 TL daha davacının davalıdan cezai şart tutarı talep edebileceğinin hesaplandığı, ancak davacı talebi şimdilik 3.250.- TL olduğundan taleple bağlılık ilkesi gereği bu tutarın dikkate alınmasının gerekeceği, Davalı ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak, İskenderun ...Ticaret Mahkemesi ...TAL sayılı dosyası ile sunulan bilirkişi raporunun sonuç kısmına göre; *...davalının 4 yıl için toplam net karının en yüksek kar oranına göre 268.054,80TL olabileceği, 2018 yılı öz sermayesinin 332.009,32TL olduğu, davacının eksik ürün alımından kaynaklanan cezai şart miktarının 762.244,43.-TL olduğu, dolayısıyla ceza miktarının davalının öz sermayesinden yaklaşık 2,5 kat fazla olduğu, toplam 4 yıllık net karından ise 2,84 katı kadar fazla olduğu, davalı firmanın bu sürede 30.11.2018 tarihli müracaatıyla Adi Konkordato talebinin kabul edildiği, dolayısıyla cezai şartın firmanın mahvına sebebiyet vereceği tespit edilmiş olduğu...” şeklinde kanaat bildirilmiş olduğunun görüldüğü, bu hususta nihai takdirin sayın Mahkemede olduğu " şeklinde rapor düzenlendiği görülmüş.
Mahkememizin 27/09/2022 tarihli duruşmasının 2 nolu ara kararı ile Tüm takdir ve değerlendirme mahkememize ait olmak üzere tarafların itirazlarının değerlendirilmesi ve cezai şarta hükmedilmesi ihtimalinde günümüz tarihi ile davalı tarafın ekonomik olarak mahvına sebep olup olmayacağı hakkında değerlendirilme yapılması için dosyamızın önceki bilirkişiye tevdine; raporun çelişkiye yer verilmeksizin ve de önceki raporda farklı görüş bildirilmesi halinde gerekçesinin de belirtilmek suretiyle rapor düzenlenilmesinin istenilmesine karar verilmiş, mahkememiz dosyası yeniden bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve bilirkişiler tarafından düzenlenen 30/12/2022 tarihli ek raporunda özetle: "Kök raporda da belirtildiği üzere, Sözleşmenin bir bütün olarak dolayısıyla tüm ekleriyle ve bu eklerde bulunan doğmuş hak ve yükümlülükler de dahil olmak üzere devredilmiş olduğu, bu meyanda örneğin davalının ürün alım taahhütnamesinden doğan yül ikleri ve borçları da devralmış olduğu, ürün alım taahhütnamesinde, “Yukarıda beyan ettiğimiz satın alma taahhüdümüzü her bir yıllık sözleşme dönemine ilişkin olarak yerine getiremediğimiz takdirde, a) sözleşme süresinin hitamında ve/veya bir yıllık sözleşme süresinin sonunda hesaplanacak....c)söz konusu kar mahrumiyeti miktarının, Lukoil tarafından her bir yıllık sözleşme döneminin hitamında veya bizzat belirleyeceği dönemlerde sözleşmenin ifasıyla birlikte talep edilebileceğini, “şeklindeki düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, herhangi bir dönemde talep etmemenin ilgili haktan vazgeçildiği şeklinde yorumlanamayacağı sonucuna varılabilecek olmakla birlikte bu hususta nihai takdirin sayın Mahkemede olduğu" şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür.
Mahkememizin 08/03/2023 tarihli duruşmasının 2 nolu ara kararı ile Devir nedeniyle davacı ile davalı arasında 22/10/2015 -12/12/2018 tarihleri arasında geçerlililik kazanan bayilik sözleşmesi ile eki niteliğindeki sözleşmelere konu ve davalının ihlal ettiği iddia olunan edim borcunun ihlali nedeniyle davacı şirket nezdinde oluşan muzam zarar (fiili zarar ve kar yoksunluğundan oluşan zarar) tespit edildikten sonra bu zararın sözleşmeye konu ve davacının davalıdan talebi mümkün cezai şart miktarı ile oranlanması neticesinde zarar ile cezai şart arasında ki oranı ortaya konmasından sonra cezai şartın davalıdan aynen tahsili halinde davalının esas sermayesi ile TTK 519/1 'de öngörülmüş olup 519/3 kapsamında belirli amaçlara özgülenmiş bağlı mal varlığının eksilmesine neden olmayacak şekilde hangi oranda indirilmesi gerektiği konusunda bilirkişilerden ek rapor alınmasına karar verilmiş, mahkememiz dosyası bilirkişiler ...,... ve ...'a tevdi edilmiş ve bilirkişiler tarafından müştereken düzenlenen 12/09/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle: "Taraflar arasında akdedilmiş olan 17.03.2014 tarihli ve 12.12.2018 tarihine kadar geçerli bulunan Standart Bayilik Sözleşmesi aynı tarihli çerçeve protokol ile ürün alım taahhütnamesi bulunmaktadır. Taraflar arasında gerçekleşen ticari faaliyet çerçevesinde davalı yanın eksik ürün alımı sebebiyle davacı şirket nezdinde yıllara göre oluşan gelir kaybı miktarı tabloda gösterilmiştir. Davalı şirketin davacıdan almış olduğu ürün miktarlarına istinaden tespit edilen satış gelirleri üzerinden hesaplanan ortalama birim fiyat ile davalının eksik ürün alımı yaptığı miktarlara göre, davacı şirket nezdinde toplam 10.031.265,81 TL gelir kaybı oluştuğu hesaplanmaktadır.Davacı şirketin gelir tablosunda tespit edilen verilere göre yılsonu itibarıyla zarar oluştuğu görülmekte olup, buna göre faaliyet karına ulaşmak mümkün olmamaktadır. Davacı şirket benzeri ticari faaliyet gösteren şirketlerin sektör ortalamasına göre gelir tablolarından net kar oranlarının ortalama % 1,5 - % 3,5 olduğu bilinmektedir. Davacı şirket nezdinde oluşan gelir kaybı miktarına 962 oranı ile net kar olarak hesaplanan miktarın hakkaniyetli olacağı düşünülmekte olup, davacı şirket nezdinde oluşan zarar miktarı tabloda gösterilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere Davacı şirketin gelir tablosunda tespit edilen verilere göre yılsonu itibarıyla zarar oluştuğu görülmekte olup, buna göre faaliyet karına ulaşmak mümkün olmadığından ve Kâr kaybı hesabı varsayımsal esaslara dayalı olduğundan, davalının eksik ürün alımı sebebiyle davacı şirket nezdinde yıllara göre oluşan kar kaybı toplam 200.625,32 TL olarak hesaplanmıştır.Davalı ...: kaynaklar hesabına yıllar yla bakıldığında, yıllık dönem kârının %5'i oranında genel kanuni yedek akçe ayrılmamış olduğu görülmektedir.TTK 519/1 madde hükmü uyarınca yıllık karın 965 i oranında kanuni yedek akçe ayrılmış olması durumunda, davalı şirket tarafından yıllar itibarıyla toplam 10.759,85 TL tutarında kanuni yedek akçe ayrılabileceği hesaplanmakta olup, davacı talebi olan cezai şart miktarının davalının mal varlığının eksilmesine neden olmayacak şekilde hangi oranda indirilmesi gerektiği hususunda nihai takdir sayın Mahkemenindir. " şeklinde rapor düzenlendiği görülmüştür.
Mahkememizin 12/03/2024 tarihli duruşmasının 1 nolu ara kararı ile Alınan kök ve ek raporların hüküm kurmaya elverişli olmadığı, kök ve ek rapolarda farklı değerlendirmeler yapıldığı görülmekle dosyanın sözleşme hukuku konusunda uzman Doç.Dr. ..., mali müşavir ..., petrol mühendisi ...'tan oluşan bilirkişi heyetine tevdi ile tüm dosya kapsamındaki iddia ve savunmalar, taraflara ait ticari defter ve kayıtlar ile daha önce hazırlanan bilirkişi raporları ve itirazların da incelenmesi suretiyle var ise davacının davalıdan talep edebileceği cezai şart tutarının ne olabileceği, bunun davalı şirketin iktisadi mahvına neden olup olmayacağı, olması halinde tenkis oranının da belirtilmesi suretiyle cezai şart azami tutarın belirlenmesi ve davalının tüm itirazlarının da incelenmesi suretiyle yeni bir rapor alınmasına karar verilmiş, mahkememiz dosyası bilirkişiler ...,...,... ve...'a tevdi edilmiş, bilirkişiler tarafından müştereken düzenlenen 24/04/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle: " Her ne kadar davalı taraf ek rapora karşı itiraz dilekçesinde “yıllık olarak kararlaştırılan tonaj taahhüdü cezai şart talep edilen yıla kadar hiçbir zaman yerine getirilmemesine karşın yıla tarafça ödemeler ihtirazı kayıt konulmaksızın kabul edilmiş ve cezai şart uygulanmamış ve en nemlisi bayilik ilişkisine devam edilmiştir. Bu husus cezai şart maddesinden zımnen vazgeçildiğinin göstergesidir.” şeklinde beyanda bulunmuşsa da sözleşmenin (d) bendinde sözleşmenin hitamında veya sözleşmenin her ne sebeple olursa olsun sona ermesini müteakip bu bedelin tarafından aynı ticari bölgede yeni bir bayilik tesis edilip edilmeyeceğine bakılmaksızın talep edilebileceği kararlaştırılmış durumda olduğu, somut ihtilafta heyetimiz teknik üyelerince yapılan incelemeler neticesinde davalı şirketin sözleşme süresince 5.213,70 ton ürün alması gerekmekte iken; yalnızca 3.296,25 ton ürün aldığı ve bu durumunda 1.917,45 ton eksik ürün alınması sonucunu beraberinde getirdiğinin anlaşıldığı, esasında bu tutar davacının mahrum kaldığı kar karşılığı olduğu, zira izleşme akdedildiğinde davalı bu miktarda ürün alacağını taahhüt ederek; aynı zamanda davacının elde edeceği karı da taahhüt ettiği, dolayısıyla davalının taahhüde aykırı her eksik alımı davacının kar mahrumiyeti yaşamasına sebebiyet verir nitelikte olduğu, davacı taraf dosyaya sunduğu beyanda davalının verdiği banka teminat mektuplarının mahsubu neticesinde geriye 1.226.563,40 TL alacağın kaldığının ifade edildiği, Davalının eksik ürün alımı karşılığında sözleşmede kararlaştırılan 130,00-USD'lik değer karşılığı 249.268,84-USD olduğu, anılan tutarın dava tarihi itibarıyla TL karşılığı (249.268,84-USD x 5,8916 =) 1.468.592,29-TL hesaplandığı, (10.01.2020 tarihinde geçerli olan TCMB döviz satış kuru) davacı şirketin ticari defterleri incelendiğinde davalı tarafından verilen 1.050.000.- TL teminat mektubu 11.12.2018 tarihinde nakde çevrilerek, 12.12.2018 tarihinde davalının cari hesap borcuna istinaden 426.300,67-TL ve 51.065,09-TL ile kısmi cezai şart bedeli olarak 572.634,24-TL olmak üzere toplam 1.050.000.- TL mahsup işlemi yapılmış olduğu görülmektedir. Buna göre yukarıda yapılan hesaplama neticesinde (1.468.592,29-TL -572.634,24TL=) 895.958,05-TL daha davacının davalıdan cezai şart tutarı talep edebileceğinin hesaplandığı, ancak davacı talebi 3.250,00-TL olduğundan HMK uyarınca taleple bağlılık ilkesi gereği bu tutarın dikkate alınması gerektiğinin düşünüldüğü, Tenkis Yönünden: Davaya konu sözleşmede kararlaştırılan hüküm, cezai şarta ilişkin değil mahrumiyetine ilişkin olsa da Muhterem Mahkemenin görevlendirmesi neticesinde açıklamalarımıza TBK m. 182/f.2 hükmünde düzenlenen “cezai şartın tenkisi” hükümlerinin irdelenmesi suretiyle devam edildiğinde kararlaştırılan cezai şartın aynen ifasının tacirin mahvına sebep olacağı ve hakkaniyete aykırı olduğu hallerde cezai şartın tamamen veya kısmen, borçlu tacir olsa dahi indirilebilmesinin mümkün olduğu, Davalı şirketin 2018 Yılı Özkaynaklar tablosu üzerinde yapılan incelemelere göre 31.12.2018 Tarihinde Özkaynaklar toplamının 332.009,92.-TL olduğunun tespit edildiği, hesaplanan bedelin 895.958,05-TL olduğu hususu nazara alındığında özkaynak bedelinin 3 katı olduğunun anlaşıldığı, Tüm bu değerlendirmeler ve dosyaya sunulu bilgi ve belgeler ışığında, Mahkemece hesaplanan bedelin aşırı olduğunun kabulü halinde bu bedelin tamamen kaldırılabileceği veya kısmen indirime tâbi tutabileceğinin ifade edilebileceği, mahkemece cezai koşulun indirilmesi yolunun tercih edilmesi durumunda ise indirimin miktarı konusunda nihai takdir ve kanaatin tamamen ve münhasıran Muhterem Mahkemeye ait olduğu, Cari Hesap Alacağı Yönünden: Davacı şirketin ticari defterlerini e-defter uygulaması ile tuttuğu, envanter defterleri açılış - onaylarının zamanında yaptırıldığı, defterlerin usulüne uygun tutulduğu ve birbirini doğruladığı davacı şirket ait 2015-2016-2017-2018 Yılı ticari defterlerin HMK 222/2 hükümlerine göre delil teşkil ettiği, Davacı şirket ticari defterleri ile dava konusu muhasebe hesap ve kayıtlarına göre; dava tarihinde davacı şirketin davalı şirketten 1.227,01.-TL alacağının olduğu, ancak davacının dava dilekçesindeki talebinin sözleşmeye binaen düzenlenen 31.12.2018 tarihli 743,40.-TL bedelli, aylık servis ve otomasyon bedeli içerikli faturadan ibaret olduğu, Yüce Mahkemenizce davalı şirket mahallinde aldırılan 16.09.2021 tarihli bilirkişi raporuna öre; davalı şirketin 2015-2016-2017-2018 yılı ticari defterlerin HMK 222/2 hükümlerine göre delil teşkil ettiği, Davalı şirket ticari defter ve kayıtlarına göre; son işlem kaydının 20.12.2018 tarihinde gerçekleştiği, 20.12.2018 tarihinde davacı şirketin davalı şirketten herhangi bir alacağının olmadığı, davacı şirket tarafından sözleşmenin 8.9 maddesine göre aylık olarak düzenlenmesi gereken 31.12.2018 tarihli 743,40.-TL bedelli, aylık servis ve otomasyon bedeli içerikli faturanın yer almadığı, ancak bu tutardan sorumlu olması gerektiği, sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır." şeklinde rapor düzenlendiği görülmüştür.
Mahkememizin 17/09/2024 tarihli duruşmasının 1 nolu ara kararı ile taraf vekillerinin itirazlarınnı tek tek değerlendirilmesi için dosyamızın önceki bilirkişi heyetine tevdi ile ek rapor alınmasına karar verilmiş, mahkememiz dosyası bilirkişilere tevdi edilmiş ve bilirkişiler tarafından müştereken düzenlenen 01/11/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle: "Arz edilen tespitler ve değerlendirmeler ışığında, taraflar esasında kök rapora karşı itirazlarında evvelce sundukları ve heyetimizce kök raporda detaylı ve de ihtimalli şekilde değerlendirilen hususları yinelediklerinden detaylıca incelemelerimiz ve itirazlara yönelik açıklamalarımız kapsamında kök raporda yer alan ve gerek çeşitli ihtimallere dayanan gerekse de takdirin tamamen Mahkemeye ait olduğuna dair görüşümüzü aynen muhafaza etmekteyiz. Bununla birlikte davalı şirketin, itiraz dilekçesinde “yıllık olarak kararlaştırılan tonaj taahhüdü cezai şart talep edilen yıla kadar hiçbir zaman yerine getirilmemesine karşın yıla tarafça ödemeler ihtirazı kayıt konulmaksızın kabul edilmiş ve cezai şart uygulanmamış ve en önemlisi bayilik ilişkisine devam edilmiştir. Bu husus cezai şart maddesinden zımnen vazgeçildiğinin göstergesidir.” şeklinde beyanda bulunmuştur. Esasında davalı bu noktada davacının çelişkili davranış yasağına aykırı hareket ettiğini, zira sözleşme ilişkisi içerisinde iken; bu duruma uygun güven yaratıp ardından talepte bulunduğu iddiası kapsamında: Sayın Mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin kurulması ve sonrasında davacının, asgari alım taahhüdüne aykırılık talebiyle davalıdan talepte bulunmamasına rağmen sözleşme ilişkisinin sona ermesinin ardından talepte bulunmasının çelişkili davranış yasağına aykırılık teşkil ettiği kanaatinde olunması durumunda davacının bu yönde talepte bulunmasının mümkün olmadığı ifade edilebilecektir. Buna karşın Muhterem Mahkemece aksi kanaatte olunması bir başka ifade ile bu itiraza önceki raporda da ifade edildiği üzere: “(..) sözleşmenin (d) bendinde sözleşmenin hitamında veya sözleşmenin her ne sebeple olursa olsun sona ermesini müteakip bu bedelin tarafından aynı ticari bölgede yeni bir bayilik tesis edilip edilmeyeceğine bakılmaksızın talep edilebileceği kararlaştırılmış durumdadır. Takdir Sayın Mahkemeye aittir.” şeklinde kanaat getirilmesi durumunda ise davacının bu yönde talepte bulunmasının mümkün olacağı ifade edilebilecektir ancak, Muhterem Mahkemeyi bilirkişi görüşü takyit etmediğinden, sayın yargı makamının tamamen davacı savları veya tamamen davalı savunmaları yönünde hüküm kurmakta bütünüyle muhtar olduğu, meselenin asli ve nihai hukuki tavsifinin sadece Sayın Mahkemeye ait bulunduğu tartışma dışıdır. Değerlendirmelerimiz, asli ve nihai hukuki takdiri ile tavsifi HMK m. 266/c.2 ve m. 279/4 hükmü ile 6754 sayılı Kanun m. 3/f.3 hükmü icabı tamamen ve münhasıran Mahkemeye ait olmak üzere Sayın Mahkemenin takdirine saygıyla arz olunur. " şeklinde rapor düzenlendiği görülmüştür.
Mahkememizin 11/02/2025 tarihli duruşmasının 1 nolu ara kararı ile davalı şirketin cezai şartın azami ne kadar olduğunun davalının ekonomik mahvına neden olmayacağı miktarının ne olabileceği konusundaki itirazları ve davalı vekilinin 03/12/2024 tarihli itiraz dilekçesindeki hususların değerlendirilmesi için dosyanın önceki bilirkişi heyetine tevdine karar verilmiş, mahkememiz dosyası bilirkişilere yeniden tevdi edilmiş ve bilirkişiler tarafından müştereken düzenlenen 05/03/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle: "Önceki raporda da belirtildiği üzere Sayın Mahkemece davacının cezai şart talebinin çelişkili davranış yasağına aykırılık teşkil ettiği kanaatinde olunması durumunda davacının bu yönde talepte bulunmasının mümkün olmayacağı, kök raporda da belirtildiği üzere sözleşmenin (d) bendinde sözleşmenin hitamında veya sözleşmenin her ne sebeple olursa olsun sona ermesini müteakip bu bedelin tarafından aynı ticari bölgede yeni bir bayilik tesis edilip edilmeyeceğine bakılmaksızın talep edilebileceği kararlaştırılmış olup takdiri Sayın Mahkemeye ait olmak üzere davacının bu yönde talepte bulunmasının mümkün olacağı ifade edilebileceği, TTK m. 376 uyarınca sermaye kayıplarında yalnızca sermayeyi değil, sermaye ile birlikte kanuni yedek akçeleri de hesaba kattığı, sermaye kaybının tespitinde dikkate alınacak kanuni yedek akçeler TTK'nın 519. maddesinde düzenlenen genel kanuni yedek akçelerin oluşturduğu, gerek sermaye gerekse kanuni yedek akçe miktarı yönünden, sermaye kaybının tespit edildiği son yıllık bilanço tarihi itibariyle ulaşılan rakamlar esas alındığı, Davalının sözleşme tarihindeki öz kaynaklar toplamının 332.009,92.-TL olduğu göz önüne alındığında ödeyebileceği azami cezai şart miktarının öz kaynaklar toplamının 1/3 oranında yani 110.669,97.-TL tutarın kadri maruf bir tutar olacağı, Değerlendirmelerimiz, asli ve nihai hukuki takdiri ile tavsifi HMK m. 266/c.2 ve m. 279/f.4 hükmü ile 6754 sayılı Kanun m.3/f.3 hükmü icabı tamamen ve münhasıran Mahkemeye ait olmak üzere Sayın Mahkemenin takdirine saygıyla arz olunur. " şeklinde rapor düzenlendiği görülmüştür.
Dava konusu uyuşmazlık, davacı tarafından “Davalı şirketin ürün alma taahhüdüne aykırı hareket ettiği ve davalıdan cari hesap kapsamında alacaklı olduğu” ileri sürülerek bu kapsamda sözleşmede kararlaştırılan cezai şart tutarının ve cari hesap alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı tarafından “...Dava dışı grup şirketi ... A.Ş. ile davalı arasında 17.03.2014 tarihinde Bayilik Sözleşmesi imzalandığını, akabinde sözleşmenin ayrılmaz parçaları olan Ürün Alım Taahhütnamesi, Çerçeve Protokolü ve Ticari Koşullar üçlü bir Devir Mutabakatı ile 19.06.2018 tarihinde müvekkiline devir olduğunu, davalı tarafından sözleşmenin bir parçası olan Ürün Alım Taahhütnamesine göre müvekkilinden yılda en az 1.100 Ton akaryakıt ürünü almayı ve eksik aldığı ton başına ise 130 USD cezai şart ödemeyi kabul ettiğini, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 12.12.2018 tarihinde sona erdiğini, ancak davalının bayilik ürün alarak cezai şartı muaccel hale getirdiğini, sözleşmesinin süresi boyunca eksik ürün alarak yapılan hesaplama neticesinde davalının 1.799.197,64.-TL değerinde eksik ürün aldığını, bu tutardan banka teminat mektubunun tahsili ile davalının müvekkiline 1.226.563,40.-TL cezai şart borcu kaldığını, müvekkili tarafından sözleşme devam ederken davalıya Beyoğlu ... Noterliğinin 14.01.2015, 11.09.2015 ve 11.07.2016 tarihli ihtarnameleri ile cezai şart borcunun ödenmesi talep edilmiş olduğunu, ancak davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, böylelikle davalının temerrüde düştüğünü, davalı tarafından Çerçeve Protokolünün 8.9 maddesine göre aldığı aylık servis ve otomasyon iletişim hizmet bedelini de ödemediğini, açıklanan nedenlerle; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik Otogaz Ürün Alım Taahhüdüne aykırılıktan doğan 5.000.-TL cezai şart alacağının, sözleşmesel ticari temerrüt faiziyle beraber davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı yana bırakılmasına karar verilmesi..” talebinde bulunulduğu görülmektedir.
Davalı tarafça sunulan cevap dilekçesinde “...Davanın usulden reddi gerektiğini, dava dilekçesinde yer alan Devir Mutabakatının tarih kısımlarının boş olduğunu, sözleşmenin başta tarih olmak üzere belirleyici özelliklerinin eksik olduğundan geçerli bir sözleşme devrinden bahsedilemeyeceğini, ürün alım taahhütnamesi gerçekleşmiş bile olsa, davacının sözleşmenin devamında ve en geç her bilanço yılı sonunda ihtarda bulunması sözleşmeyi fesih etmesi ve ürün vermeyi kesmesi gerektiğini, davacı taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının yabancı para cinsinden talepte bulunma hakkının olmadığını, davalı tarafın kesin konkordato mühleti içerisinde olduğunu, açıklanan nedenlerle; davanın usulden ve esastan reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesi...” talebinde bulunulduğu görülmektedir.
Dosyada dava dışı ... A.Ş. ile davalı ... Ltd. Şti, arasında akdedilmiş, 17.03.2014 tarihli bir STANDART BAYİLİK SÖZLEŞMESİ' nin ve aynı tarihli bir ÇERÇEVE PROTOKOLÜ ile ÜRÜN ALIM TAAHHÜTNAMESİ” nin mevcut olduğu, sözleşmenin altında davalının kaşe ve imzasının mevcut olduğu görülmektedir. Sözleşmenin konusu "..bayi, mülkiyeti ve/veya münhasır kullanım hakkını haiz bulunduğu gayrimenkul üzerinde kurulu akaryakıt satış ve servis istasyonunda, münhasıran...' den veya ...n yazılı olarak belirleyeceği yerden satın alacağı akaryakıt, oto LPG, madeni yağlar ve... tarafından belirlenecek diğer malları, kendi nam ve hesabına olmak üzere satmayı, bulundurmayı kabul ve taahhüt eder. Bayi, ...haricinde başkaca gerçek veya tüzel kişinin mallarını hiçbir şekilde satmamayı, bulundurmamayı ve teşhir etmemeyi, kabul ve taahhüt eder..." şeklindedir. İşbu sözleşme süresinin imzalandığı tarihten itibaren 12.12.2018 tarihine kadar süreceğinin kararlaştırılmış olduğu görülmektedir. Yine sözleşmenin 7.maddesinde davacının ticari defter ve kayıtlarının delil teşkil edeceği taraflar tarafından kabul edilmiş olduğu görülmektedir.
Sözleşmeye ek Ürün Alım Taahhütnamesinde ise :"...birinci yıldan başlamak ve sözleşme yürürlüğü süresinde geçerli olmak üzere, yıllık asgari 1100 TON (sözleşme süresince toplam 5500 TON ) beyaz ürünü almayı taahhüt etmiş olduğu ..." görülmektedir. Her yıl anlaşma süresinin sonunda hesaplanacak eksik kalan miktar üzerinden ton başına 130.- USD tutarının ödeme gününde uygulanmakta olan Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığında kar mahrumiyeti ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Dosyada taraflar arasında akdedilmiş 19.06.2018 tarihli bir DEVİR MUTABAKATI'nın mevcut olduğu, mutabakatın altında tarafların şirket kaşesi üzerlerinde imzasının bulunduğu, Mutabakata göre, dava dışı...'in davalı ile akdedilen bayilik sözleşmesi gereği tüm hak, yükümlülükleri ve borçları ile birlikte davacıya devir edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından; Beyoğlu ... Noterliğinin 11.09.2015 tarihli ...yevmiye sayılı ihtarnamesi ile;"...17.03.2014 ile 16.03.2015 tarihleri arasındaki sözleşme yılında 437,274 TON eksik ürün miktarı tespit edilmiş olup belirtilen sözleşme yılı için 56.845,61USD tutarında cezai şart tahakkuk etmiştir...”, Beyoğlu ... Noterliğinin 11.07.2016 tarihli...yevmiye sayılı ihtarnamesi ile;”...17.03.2015 ile 16.03.2016 tarihleri arasındaki sözleşme yılında 591,727 TON eksik ürün miktarı tespit edilmiş olup belirtilen sözleşme yılı için 76.924,51USD tutarında cezai şart tahakkuk etmiştir...” şeklinde davalı şirketten cezai şart taleplerinin mevcut olduğu görülmektedir. Davacı ticari defterlerine göre davalı tarafından bu tutarlar için herhangi bir cezai şart ödemesi yapılmamış olduğu anlaşılmaktadır.
Sürekli borç ilişkilerinin sona ermesi, bazı sebeplerin ortaya çıkmasıyla kendiliğinden gerçekleşir. Bir başka anlatımla, bu tür durumlarda borç ilişkisinin sona ermesi için herhangi bir hukuki işleme ihtiyaç duyulmamaktadır. Bazı sebeplerin gerçekleşmesi ise sürekli borç ilişkisini doğrudan sona erdirmeyip, sadece taraflardan birine veya her ikisine sözleşmeyi fesih hakkı doğurur.
Bir borç ilişkisinde taraflar ifa süresini çeşitli şekillerde belirleyebilirler. Bu çerçevede sürekli borç ilişkileri, sona erme sürelerinin kesin olarak kararlaştırılmış olup olmamasına göre, “ne zamana kadar devam edeceği kesin olarak belirlenmiş sürekli sözleşmeler” ve “ne zamana kadar devam edeceği kesin olarak belirlenmemiş sürekli sözleşmeler” olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu ayrımı yaparken, yani sürekli borç ilişkilerini yasal olağan fesih düzenlemelerine tâbi olup olmamaları açısından değerlendirirken, olağan fesih düzenlemelerinin kural olarak tamamlayıcı nitelikte olduklarını göz önünde bulundurmak gerekir. Bu niteliği itibariyle olağan fesih hükümleri, ancak tamamlanmaya muhtaç (ne zamana kadar devam edeceği kesin olarak belirlenmemiş) sözleşmelerde uygulama alanı bulurlar. Bu çerçevede, eğer taraflar sözleşmenin sona ermesini hiç veya başka bir sona erme sebebini bertaraf edecek tarzda düzenlememişlerse, “ne zamana kadar devam edeceği kesin olarak belirlenmemiş sözleşmeler”den bahsedilir.
Somut ihtilafta taraflar arasında geçerli bulunan sözleşmenin başlangıç tarihi 17.03.2014; sona erme tarihi ise12.12.2018 olup, bu yönü ile taraflar arasında ne zaman sona ereceği kesin bir vade ile belirlenmiş sürekli bir sözleşme akdedilmiştir. Bir başka anlatımla taraflar arasında sözleşmenin hangi tarihte sona ereceği açık bir şekilde kararlaştırılmıştır. Dolayısıyla bu durumda taraflar arasındaki sözleşmelerin belirli süreli sürekli borç ilişkisi kapsamında olduğu açıktır.
Bu açıklamalar çerçevesinde sürekli borç ilişkilerinin sona erme biçimlerini kendiliğinden yahut bir hukuki işleme dayalı olarak sona ermesi şeklinde incelemek mümkündür. Nitekim sürekli borç ilişkileri, bazı sebeplerin gerçekleşmesi ile kendiliğinden sona erebileceği gibi, bazı durumlarda sona ermesi için bir hukuki işleme ihtiyaç duyarlar. Doğrudan (kendiliğinden) sona erme sebeplerinin ortaya çıkması, sözleşme taraflarının herhangi bir davranışına gerek olmaksızın sözleşme ilişkisini sona erdirirken; dolaylı sona erme sebeplerinin sözleşmeyi sona erdirebilmesi için, taraflardan birinin tek taraflı irade beyanına ihtiyaç vardır. Fakat somut ihtilafta taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin kendiliğinden sona erdiği, bu yönü ile sözleşme ile üstlendiği yükümlülüklere sözleşme süresince riayet etmeyen tarafın bu aykırılıktan sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Öyle ki taraflar sözleşmede cezai şart kararlaştırmışlardır. Sözleşmedeki tarafların gayesi, edimlerin usulüne uygun bir şekilde ifa edilmesidir. Alacaklı cezai şart kaydını borçluya kabul ettirebilirse, borçlunun borcuna aykırı davranması ihtimalinde, öncekine nazaran daha elverişli bir konumda bulunacağından, kendini daha emniyette hissedecektir. Bir diğer deyişle cezai şart, borçlunun ifaya zorlanabilmesi için kullanılan ve bu yolla alacağı teminat altına alan bir baskı aracıdır. Bu kapsamda taraflar çeşitli şekilde cezai şartlar kararlaştırabilirler
Somut olayda, taraflar arasında akdedilen protokole göre davalı “(..) birinci yıldan başlamak ve anılan sözleşmeların yürürlüğü süresince geçerli olmak üzere, yıllık asgari 1100 (binyüz) ton (sözleşme süresince toplam 5500 (beşbinbeşyüz) ton beyaz ürünü (kurşunsuz benzin + normal benzinmotorin) (kısaca "Ürün" veya "Ürünler olarak anılacaktır), münhasıran ...A.Ş.'den veya...A.Ş.'nin yazılı olarak göstereceği ikmal kaynaklarından satın almayı kabul ve taahhüt ederiz. Yukarıda beyan ettiğimiz satın alma taahhüdümüzü her bir yıllık sözleşme dönemine ilişkin olarak yerine getiremediğimiz takdirde, a) Sözleşme süresinin hitamında ve/veya her bir yıllık sözleşme süresinin sonunda hesaplanacak, eksik kalan miktar üzerinden ton başına 130 USD (yüzotuz amerikanDoları) tutarının ödeme gününde uygulanmakta olan Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığında kar mahrumiyetini ödemeyi, (b) işbu Taahhütname'ye aykırılığın münakit Sözleşmelarin de ihlali olarak değerlendirilebileceğini,(c) sözkonusu kar mahrumiyeti miktarının, ... tarafından her bir yıllık sözleşme döneminin hitamında veya bizzat belirleyeceği dönemlerde sözleşmenin ifasıyla birlikte talep edilebileceğini veya, (d) Sözleşmenin hitamında veya sözleşmenin her ne sebeple olursa olsun sona ermesini müteakip...tarafından aynı ticari bölgede yeni bir bayilik tesis edilip edilmeyeceğine bakılmaksızın talep edilebileceğini, (..)” taahhüt edildiği görülmekle davacının cezai şart alacağına ilişkin talebinin yerinde olduğu kanaatine varılmıştır.
Her ne kadar davalı tarafça yıllık olarak kararlaştırılan tonaj taahhüdü cezai şart talep edilen yıla kadar hiçbir zaman yerine getirilmemesine karşın davacı tarafça ödemelerin ihtirazı kayıt konulmaksızın kabul edilmiş ve cezai şart uygulanmamış olduğu ve bayilik ilişkisine devam edildiği, bu husus cezai şart maddesinden zımnen vazgeçildiğinin göstergesi olduğu, davacının cezai şart talep edemeyeceği savunmasında bulunulmuş ise de, taraflar arasında akdedilen protokolün (d) bendinde sözleşmenin hitamında veya sözleşmenin her ne sebeple olursa olsun sona ermesini müteakip bu bedelin tarafından aynı ticari bölgede yeni bir bayilik tesis edilip edilmeyeceğine bakılmaksızın talep edilebileceği kararlaştırılmış olduğu, Yargıtay HGK 2023/560 E. 2024/100 K. 14.02.2024 tarihli ilamında “Bu durumda davalı ihtirazi kayıt koymadan her yıl davacıya ürün vermişse de, taahhütnamede yer alan “..STP'nin (dağıtım şirketinin) işbu taahhütnameden doğan haklarını bir veya birden fazla kereler geriye dönük olarak kullanmamış olmasının sözkonusu haklardan feragat ettiği şeklinde yorumlanamayacağını da kabul ve beyan ederiz' şeklindeki beyan dikkate alındığında ihtirazi kayıt koymadan ceza koşulunu talep edebilecektir. Zira yukarıda da bahsedildiği üzere sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde taraflar sözleşme ile ceza koşulu talep edebilmek için ihtirazı kayda gerek olmadığını kararlaştırmışsa veya taraflardan biri ceza koşulu talep edebilmek için ihtirazı kaydı aramayacağını taahhüt etmişse sonradan yapılan teslimlerde ihtirazi kayıt konulmamış olsa dahi ceza koşulu isteme hakkı düşmez, O hâlde; davacı tarafından imzalanan yukarıda bahsedilen taahhütname karşısında sözleşme süresince davacının yıllık taahhüdüne uygun alım yapmamasına rağmen ihtirazi kayıt ileri sürülmeden davacıya ürün verilerek sözleşmenin devam ettirilmesinin artık ceza koşulunun talep edilemeyeceği hususunda davacıda haklı güven oluşturmayacağı aşikardır.” şeklinde ki gerekçede belirtildiği üzere cezai şart talep etme hakkı sözleşme ile saklı tutulması halinde eksik ürün alımı sonrası ürün verilmeye devam ediliyor oluşunun, eksik ürüne bağlanan cezai şart talebini ortadan kaldırmayacağı, taraflar arasında akdedilen Ürün Alım Taahhütnamesi'nin "c" ve "g" bendinde davacının eksik ürün cezai şart alacağını her bir sözleşme yılı sonunda veya sözleşme süresinin sonunda talep etme hakkına sahip olacağının kararlaştırıldığı bilirkişi heyetinde bulunan akaryakıt sektör bilirkişisi ve mali müşavir tarafından yapılan incelemeler neticesinde davalı şirketin sözleşme süresince 5.213,70 ton ürün alması gerekmekte iken; yalnızca 3.296,25 ton ürün aldığı ve bu durumunda 1.917,45 ton eksik ürün alınması sonucunu doğurduğu, davacı tarafın dosyaya sunduğu beyanda davalının verdiği banka teminat mektuplarının mahsubu neticesinde geriye 1.226.563,40 TL alacağın kaldığının ileri sürüldüğü, davalının eksik ürün alımı karşılığında sözleşmede kararlaştırılan 130,00-USD'lik değer karşılığı 249.268,84-USD cezai şart alacağının bulunduğu, anılan tutarın dava tarihi itibarıyla TL karşılığının (249.268,84-USD x 5,8916) 1.468.592,29-TL hesaplandığı, (10.01.2020 tarihinde geçerli olan TCMB döviz satış kuru) Davacı şirketin ticari defterleri incelendiğinde davalı tarafından verilen 1.050.000.- TL teminat mektubu 11.12.2018 tarihinde nakde çevrilerek, 12.12.2018 tarihinde davalının cari hesap borcuna istinaden 426.300,67-TL ve 51.065,09-TL ile kısmi cezai şart bedeli olarak 572.634,24-TL olmak üzere toplam 1.050.000.- TL mahsup işlemi yapılmış olduğu, buna göre yapılan hesaplama neticesinde (1.468.592,29-TL - 572.634,24TL ): 895.958,05-TL daha davacının davalıdan cezai şart tutarı talep edebileceği sonucuna varılmıştır.
Her ne kadar taraflar sözleşmeleri diledikleri gibi akdetme hususunda özgürseler de, ekonomik olarak zayıfa ağır bir yükümlülüğü kabul ettirmesi mümkündür. Bu nedenle TBK m.182/f.2'de hakimin aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirme imkanı tanınmıştır. Cezai şartta indirim uygulanabilmesi için cezai şartın tüm unsurlarının bulunması ve alacaklının ve borçlunun çıkar durumlarının göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Ancak cezai şartta indirim yapılması somut olayın özelliklerine göre hakim tarafından değerlendirilecektir.
Ticari işlerde cezai şartın indirilmesi müessesesi kural olarak kabul edilmemiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesine göre tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanunu'nun 121/2, 182/3 ve 525. maddelerinde yazılı hallerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırıldığı iddiasıyla ücret veya sözleşmedeki cezanın indirilmesini talep edemeyecektir. Türk Ticaret Kanunu'nun 182/2.maddesi gereği her tacir basiretli bir tacir gibi hareket etmeli, basiretli bir tacir gibi gereken özen ve yükümlülüğü göstermelidir. Tacirden sözleşmeyi akdederken, cezai şartın miktarının fahiş olup olmadığını işin niteliği gereği öngörmesi beklenir.
Öğreti de ise genel olarak tacirin her işinde değil, ticari işletmesini ilgilendiren işleriyle ilgili olarak cezai şartın indirilmesini isteyemeyeceği kabul edilmektedir. Örneğin tacirin ticari işletmesiyle ilgili olarak yapmış olduğu bir iş sözleşmesinde cezai şartın indirilmesini istemesi mümkün değilken, işçinin indirim talebinde bulunabileceği kabul edilmektedir. Ticari iş niteliğindeki bir borç ilişkisinde borçlu kişi tacir sıfatını haiz değil ise Türk Ticaret Kanunu'nun 22.maddesi uygulanmayacak ve cezai şartın indirilmesi talep edebilecektir. Ticaret Kanununun 22. maddesinin uygulanabilmesi için öncelikle cezayı ödeyecek kişinin ticari işletmesi gereği borç yüklenen bir tacir olması ve bir sözleşme ile ceza koşulunun öngörülmüş olması gerekir. Buna karşılık tacir, cezai şartın ahlaka, adaba ve kanunun emredici hükümlerine aykırı olduğu iddiasında bulunarak geçersizliğini ileri sürebilir. Bu durumda tacirin basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğünden hareketle müdahale edilmemesi hakkaniyete aykırılık oluşturacaktır.
Kural olarak her ne kadar tacir sıfatını haiz kişinin, sözleşme ile belirlenen cezai şartın indirilmesini talep edemeyecek ise de, Yargıtay bu hususta aksi görüşleri de mevcuttur.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05.12.2017 tarih, 15056/17040 E/K. sayılı kararında, cezai şartın borçlunun ekonomik olarak sarsılmasına, çöküntüye uğramasına sebep olacak ise, tacir de olsa indirim isteyebileceğinin kabul edilmesi gerektiğini şu ifadelerle belirtilmiştir:
"T.B.K. 182/son maddesi hakime fahiş gördüğü şartı indirme yükümlülüğünü vermiştir. Bunun sonucu olarak aşırı cezai şartın indirilmesinde tazmin ve ceza dengeli olarak korunmalıdır. Ticari olmayan işlemlerde bu kuraldan dolayı borçlu ileri sürmese bile, hakim cezai şarttan indirim yapılıp yapılmayacağını doğrudan görevinden ötürü saptamalıdır. Öte yandan TTK.nun 22 maddesi gereğince tacir sıfatını haiz borçlu cezai şartın indirilmesini isteyemez ise de, kararlaştırılan ceza tutarı borçlunun iktisaden sarsılmasını, çöküntüye uğramasını mucip olacak ise indirim isteyebileceği uygulamada kabul edilmektedir. (...)”gerekçeleriyle hüküm tesis etmiştir. Yargıtay'ın bu görüşünden yola çıkarak tacir de olsa, cezai şartın ekonomik anlamda tacirin mahvına sebep olabilecek derecede fahiş olması durumunda mahkeme tarafından indirim yapılabileceği görülmektedir.
Cezanın aşırı olup olmadığı ve hakkaniyet ölçülerini aşıp aşmadığını araştırılırken, özellikle, borca aykırı davranış nedeniyle alacaklının uğradığı zarar, borçlunun kusurunun derecesi, alacaklının ortak kusuru ve tarafların (özellikle borçlunun) ekonomik durumun dikkate alınmalıdır. Bu unsurlar dikkate alındığında, alacaklının uğradığı zarar ile kararlaştırılan ceza arasında hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayan açık bir nispetsizlik varsa ceza indirilir. Cezai şartın aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, cezai şartın amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Aşırı olan cezai şartın indirilmesi olanağı, zayıf durumda bulunan borçlunun sömürülmesini önlemeye yönelik kamu düzenine ilişkin bir kuraldır. Dolayısıyla kararlaştırılan cezai şartın aynen ifasının tacirin mahvına sebep olacağı ve hakkaniyete aykırı olduğu hallerde cezai şartın tamamen veya kısmen, borçlu tacir olsa dahi indirilebilmesi mümkündür.
Somut olaya dönüldüğünde, davalının ticari defterlerinin incelenmesi ve şirketin 2018 Yılı ... tablosu üzerinde yapılan incelemelere göre davalı şirketin 31.12.2018 Tarihinde ...toplamının 332.009,92.-TL olduğu, cezai şart alacağı olarak hesaplanan bedelin 895.958,05-TL olduğu hususu nazara alındığında özkaynak bedelinin 3 katı olduğu, hesaplanan tutarın davalı şirketin iktisadi mahvına neden olabileceği kanaatine varılmakla, TTK m. 376 uyarınca sermaye kayıplarında yalnızca sermayeyi değil, sermaye ile birlikte kanuni yedek akçeleri de hesaba kattığı, sermaye kaybının tespitinde dikkate alınacak kanuni yedek akçeler TTK'nın 519. maddesinde düzenlenen genel kanuni yedek akçelerin oluşturduğu, gerek sermaye gerekse kanuni yedek akçe miktarı yönünden, sermaye kaybının tespit edildiği son yıllık bilanço tarihi itibariyle ulaşılan rakamların esas alındığı, davalının sözleşme tarihindeki öz kaynaklar toplamının 332.009,92.-TL olduğu göz önüne alındığında ödeyebileceği azami cezai şart miktarının öz kaynaklar toplamının 1/3 oranında yani 110.669,97.-TL tutarın kadri maruf bir tutar olacağı kanaatine varılmıştır.
Cari hesap alacağı bakımından yapılan değerlendirmede; davacı şirket ait 2015-2016-2017-2018 Yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu, davacı şirket ticari defterleri ile dava konusu muhasebe hesap ve kayıtlarına göre; dava tarihinde davacı şirketin davalı şirketten 1.227,01.-TL alacağının olduğu, ancak davacının dava dilekçesindeki talebinin sözleşmeye binaen düzenlenen 31.12.2018 tarihli 743,40.-TL bedelli, aylık servis ve otomasyon bedeli içerikli faturadan ibaret olduğu, davalı şirket ticari defter ve kayıtlarına göre; son işlem kaydının 20.12.2018 tarihinde gerçekleştiği, 20.12.2018 tarihinde davacı şirketin davalı şirketten herhangi bir alacağının olmadığı, davacı şirket tarafından sözleşmenin 8.9 maddesine göre aylık olarak düzenlenmesi gereken 31.12.2018 tarihli 743,40.-TL bedelli, aylık servis ve otomasyon bedeli içerikli faturanın yer almadığı, ancak bu tutardan davalının sözleşme hükümlerine göre sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır.
Tüm bu açıklamalar muvacehesinde toplanan deliller, alınan bilirkişi kök ve ek raporları bir arada değerlendirildiğinde, yukarıda açıklanan gerekçeler mucibince davanın kısmen kabulü ile, 743,40-TL cari hesap alacağı ve 110.669,97-TL eksik ürün cezai şart alacağı olmak üzere toplam 111.413,37-TL'nin ticari temerrüt faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-) Davanın KISMEN KABULÜ ile, 743,40-TL cari hesap alacağı ve 110.669,97-TL eksik ürün cezai şart alacağı olmak üzere toplam 111.413,37-TL'nin ticari temerrüt faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 7.610,65-TL karar harcının, peşin yatırılan 68,31-TL harçtan mahsubu ile noksan kalan 7.542,34-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-)Davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-)Davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince reddedilen miktar üzerinden hesaplanan 6,60-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5-)Davacı tarafından yapılan toplam 26.134,25-TL yargılama giderinden davanın kabul red miktar ve oranı göz önüne alınarak hesaplanan 26.132,70-TL yargılama giderinin ve 68,31-TL peşin harç ve 54,40-TL başvurma harcı ve 1.834,43-TL ıslah harcı toplamı 28.089,84-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-)Taraflarca yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi halinde yatırana iadesine,
7-)6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davanın kabul red oranı dikkate alınarak 1.319,92-TL'sinin davalıdan; 0,08-TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, mahkememiz gerekçeli kararının HMK 345 maddesi gereğince taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine dilekçe verilmek ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesince incelenebilmesi için tarafların istinaf yoluna başvuru hakkı açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.
21/10/2025
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır