T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/239
KARAR NO : 2024/766
DAVA : İTİRAZIN HÜKÜMDEN DÜŞÜRÜLMESİ (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/03/2022
KARAR TARİHİ : 24/10/2024
Mahkememizde görülmekte olan asıl ve birleştirilen dosyalardaki davaların yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
ASIL DOSYADA DAVACI VEKİLİ DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; ... Kurulunun, 30/11/2015 tarihli KAP duyurusu ile yakın izleme pazarında işlem gören ve o dönemde davacının hissedarı ve A Grubu imtiyazları paylarına sahip olduğu dava dışı ... A.Ş'yi uyardığını ve 30/112016 tarihine kadar faal hale gelmemesi halinde paylarının borsa kotundan çıkarabileceğini belirttiğini, ... A.Ş'nin yönetim kurulunun dava dışı ... Sermayesinin %50.20'sine tekabül eden paylarını satın aldığını, satın alma işlemleri ile ilgili ödenmemiş 2.500.000,00 TL borcu kaldığını, ... Kurulunun ... paylarının yakın izleme pazarında işlem görmeye devam etmesine ve durumun yeniden değerlendirilmesine karar verdiğini, 22/12/2016 tarihinde ... A.Ş tarafından 2.500.000,00 TL'si Naviga Tekstil'e olan borcunun ödenmesine 800.000,00 TL'sinin personel ve diğer borçların ödemesinde kullanılmak üzere davacı lehine 3.300.000,00 TL tahsisli sermaye artırımı yapılmasına ve bunun için SPK'ya başvuru yapılmasına karar verildiğini, KAP aracılığı ile duyurulan komite raporuna göre ...'in ...'un istediği koşulları yerine getirilmesini sağlamak amacıyla ... A.Ş'ye nakit sermaye avansı verebileceğini, şirketin ... lehine 3.300.000,00 TL tahsisli artırım için sermaye piyasası kuruluna başvuru yaptığını, şirketin 19/01/2017 tarihli yönetim kurulu kararı ile sermaye artırımında ortaya çıkacak nakit sermaye koyma borcundan mahsup edilmek üzere müvekkilinden 2.500.000,00 TL borç alınmasına karar verildiğin ve ... A.Ş'nin davacıdan 2.500.000,00 TL borç aldığını, personel ve diğer borçlar için ödediği 800.000,00 TL ile birlikte ... A.Ş'nin borcunun 3.300.000,00 TL'ye ulaştığını, müvekkilinin bu süreçte paylarını devretme kararı aldığını, paylarının davalı ile dava dışı ...'e devri için ön mutabakat yapıldığını, hisse devrinin yapılmasından önce taraflar arasında müvekkilinin 3.3000.000,00 TL'lik alacaığının garanti altına alınması için protokol düzenlendiğini, bunun üzerine şirketin davacıya olan borcuna karşılık şirket ile davacı arasında protokol imzalandığını ve davalı ... ile dava dışı ...'in protokole kefil olduklarını, 15/05/2017 tarihli protokole göre ... A.Ş'nin davacıya 3.300.000,00 TL borcuna karşılık 31/03/2018 tarihli 3.300.000,00 TL senet vereceği ve davalı lie dava dışı ...'in senedi havale sıfatı ile imzalayacaklarının ve sermaye piyasası kurulu tarafından ... A.Ş'nin borcunun sermayeye ilavesi için tahsisli sermaye artırımına onay vermesi halinde davacının hisse senedi olarak alacağını tahsil etmiş sayılacağının ve senedin iptal edileceğinin kararlaştırıldığını, protokolün imzalanmasının ardından davacının A Grubu imtiyazları paylarının 22/05/2017 tarihinde ... ile ...'a devrettiğini, müvekkilinin 16/06/2017 tarihinde ... A.Ş'deki kalan paylarının tamamını ...'a sattığını, 11/07/2017 tarihinde müvekkili lehine yapılacak tahsisli sermaye artışı işleminin iptaline dair ... A.Ş yönetim kurulunca karar alındığını, kararda davacıya olan borcun geri ödemesinin belirlenecek ödeme koşulları ile yapılmasına karar verildiğini, tahsisli sermaye artırım kararının iptal edilmesi üzerine ... A.Ş'nin davacıya olan borcunun ödeyecek mali durumda olmaması sebebiyle davalı ...'a 3.300.000,00 TL borç verildiğini, davalı ile dava dışı ...'in kardeşi ...'in parçalar halinde ... şirketine olan sermaye borçlarını bu sayede ödediklerini, davalının bu sebeple müvekkiline borçlandığını, davalının müvekkiline borçlanması üzerine ... A.Ş ile davacı arasında düzenlenen 15/05/2017 tarihli protokolün iptal edilerek ...'ın şahsen borçlu olduğu ve dava dışı ...'in müteselsil kefil olduğu 24/08/2017 tarihli protokolün imzalandığını, bu protokolde ...'ın davacıya 24/08/2017 tarihi itibariyle 3.300.000,00 TL borçlu olduğu, davalının bu borcuna karşılık davacıya 31.10.2017, 31/12/2017 tarihli 1.100.000,00 TL tutarlı 3 adet senet vereceği, ...'in kefil sıfatı ile senetleri imzalayacağı, davalının ... A.Ş için tahsisli sermaye artırımı yapmak üzere Eylül 2017 de başvuru yapacağı, Sermaye Piyasası Kurulunun sermaye artırımına onay vermesi halinde ...'in alacağını 3.300.000 lot hisse senedi olarak alabileceği ve alacağı senetleri davacıya iade edileceğinin kararlaştırıldığını, davalı tarafından senetlerin ... kefaleti ile imzalanıp düzenlendiğini, senet bedellerinin ödenmediğini, sermaye artırım başvurusunun yapılmadığını, davalı ile dava dışı ... lehine tahsisli sermaye artışı yapılması halinde 12/01/2018 tarihinde SPK ya başvuru yapıldığını, SPK'nın sermaye artırımını onayladığını ancak ihraç edilecek pay bedellerinin ödenmemesi sebebiyle bu kararın iptal edildiğini, davacı tarafından ... 2. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında protokol konusu bonoların tahsili için davalı ve dava dışı ... aleyhine takip başlatıldığını, davalının ... 25. İcra Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında kötü niyetli olarak taraflarca düzenlenen ancak iptal edilen 15/05/2017 tarihli protokolün borcun kaynağı olarak ileri sürüldüğünü ve ... A.Ş'nin müvekkiline ödediği 3.300.000,00 TL'ye ilişkin ödeme dekontlarının ibraz edildiğini, bu ödemenin Sermaye Piyasası Kurulunun istediği şartları gerçekleştirilmesi amacıyla taraflarca geliştirilen çözüm üzerine yapıldığını, mahkemece davalı tarafından sunulan ödeme dekontlarının takip konusu borca ilişkin verildiğinin ispatlanmadığına değinildiğini, huzurdaki uyuşmazlığın 24/08/2017 tarihli tamamen farklı bir borç ilişkisine dayandığını, takip borçlularının ... tarafından itiraz edilmemesi nedeniyle takibin kesinleştiğini, davalı tarafından takibe itiraz edildiğini, kesinleşen İstanbul BAM 23.HD ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile alacağın varlığının yargılamayı gerektirmesi sebebiyle takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalının açıklanan nedenlerle ... 2. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasında takibe yapılan itirazının iptali ile takibin devamına icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmıştır.
ASIL DOSYADA DAVALI VEKİLİ CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Davacının asıl muhatabının ... A.Ş olduğunu, bu durumun 15/05/2017 tarihli protokolden anlaşıldığını, ... A.Ş'nin davacıya olan borcuna karşılık üç adet teminat senedi verildiğini, protokolün düzenlendiği 15/05/2017 tarihinde şirketin imza yetkilisinin davacı olduğunu, bu sebeple hem alacaklı hem borçlu olarak imzalayamacağından senetlerin müvekkili ve diğer borçlu ... tarafından imzalandığını, senetlerin davacının holdingdeki alacaklarına karşılık verilen teminat senetleri olduğunu, davacının şirketten olan alacağının 11/10/2017 tarihinde kapatıldığını davacının buna rağmen senetlerini imha etmediğini, davanın reddine karar verilmesini davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
... 25. İcra Hukuk Mahkemesinin ... Esas... Karar sayılı takibin iptaline ilişkin kararının İstanbul BAM 23. Hukuk Dairesinin... Esas ... Karar sayılı kararı ile kaldırılarak takibin durdurulmasına karar verildiği, kararın kesinleşmiş olduğu anlaşılmıştır.
Asıl dosyada dava dışı ... A.Ş sicil kaydı dosya içerisine alınmış; davacı ile davalının bilanço esasına göre defter tutup tutmadığının tespiti için bağlı bulundukları vergi dairelerine müzekkere yazılmış müzekkere cevapları dosya içerisine alınmıştır.
Asıl dosya konusu ... 2. İcra Müdürlüğü ...Esas sayılı dosyasının tetkikinden asıl dosya davacısı ile dava dışı ... hakkında 1.100.000 TL tutarlı 31/10/2017, 30/11/2017 , 31/12/2017 vadeli ve 24/08/2017 tanzim tarihli üç adet bonoya dayanılarak komisyon ve gecikmiş gün faizleri ile birlikte 3.462.988,36 TL'nin tahsili için kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığı, dava dışı ... hakkındaki takibin kesinleştiği, davalı tarafından takip konusu senedin teminat senedi olduğundan bahisle İcra Hukuk Mahkemesine sunulan itiraz üzerine takibin ... yönünden durdurulduğu anlaşılmşıtır.
... 19. ATM ... Esas sayılı dosyası asıl dosya ile birleştirilerek yargılamaya devam edilmiştir.
BİRLEŞTİRİLEN ... 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN... ESAS SAYILI DOSYASINDA;
DAVACILAR VEKİLİ DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Davalının davacı şirket hisselerinin alım satımı için davacı ve ortağı ile anlaşmaya vardığını, 15/05/2017 tarihli protokol ile 3.300.000,00 TL değerli tek bir teminat senedi verildiği imza altına alınmış ise de ayrıca 24/08/2017 tarihli protokol ile borcun teminatı olarak davalıya üç adet 1.100.000 TL bedelli senetlerin verildiğini, böylece ilk protokolün iptal edilerek ikinci protokolün yürürlüğüne girdiğini, davalıya olan borcun davacı şirket tarafından 24/08/2017 - 11/10/2017 tarihleri arasında ödendiğini, ödeme makbuzlarının sunulduğunu ancak davalının senetleri davacı ve diğer ortağa iade etmediğini, davalının senetleri ... 2 . İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takibe koyduğunu, senetlerin ... A.Ş hisselerinin alımına yönelik teminat olarak verildiğinin İcra Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, protokole bağlanmış olan 3.300.000 TL alacağın takibe geçilmeden önce ödendiğini, davacı ve diğer ortağın davalıya başkaca borcu bulunmadığını bu nedenle senetlerin bir hükmünün kalmadığını, dava konusu senetlerin icra takibinden önce ödenmiş olması sebebiyle icra takibinin iptaline davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
BİRLEŞTİRİLEN DOSYADA DAVALI VEKİLİ CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; Davada görevli mahkemelerin Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davacı tarafından sunulan ödeme dekontlarının farklı bir borç ilişkisine dayandığını, uyuşmazlığını 24/08/2017 tarihli protokole göre verilen senetlerden kaynaklandığını, davacı tarafından sunulan ödeme dekontlarının protokolden kaynaklanan borcun ödenmesine ilişkin olduğunu ancak takip konusu senetlerin 24/08/2017 tarihli protokolden kaynaklandığını, borcun kaynağının müvekkilinin ...'a borç vermesinden ve şirketin bu para ile kendisine olan borcunu ödenmesinin sağlanmasından kaynaklandığını, bu şekilde davalının müvekkiline şahsen borçlanması üzerine 24/08/2017 tarihli protokolün düzenlendiğini, ...'in senetlerde kefil sıfatının bulunduğunu, takibe ... tarafından itiraz edilmediğinden takibin kesinleştiğini, takip konusu bono bedellerinin ödenmediğini, davanın ... A,Ş tarafından 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, bu nedenle reddinin gerektiğini, takibin durdurulmasına karar verilemeyeceğini, davacılar tarafından açılan davanın reddine, davacıların aleyhine %20 inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini iddia ve talep etmiştir.
Mahkemimizce asıl dosyada 23/02/2023 tarihli duruşma ara kararı uyarınca dava dışı ... A.Ş nin 2017-2022 yılları arasında ticari defterleri incelenerek davacı ...'e yapılan ödeme miktarları, dayanaklarının neler olduğu, hangi protokol kapsamında ödeme yapıldığı konusunda rapor düzenlenmesi için dosya bağımsız denetçi bilirkişiye tevdi edilmiş, bağımsız denetçi bilirkişi tarafından düzenlenen 13/02/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; ... A.Ş'nin 2017 ve 2018 yılları defterlerinden defteri kebir ve envanter defterlerinin ibraz edilmediği, 2017 yılı yevmiye defterinin kapanış tasdikinin mevcut olmadığı, 2019 yılı ticari defterlerinin ibraz edildiği, bunların açılış ve kapanış tasdiklerinin süresinde ve usulüne göre yapılmış olduğu, 2020 yılı Eylül ayından itibaren e-defter beratlarının ve defterlerinin oluşturulduğu, 2020 2021 ve 2022 yılları elektronik defterlerinin ve defter beratlarının süresinden sonra oluşturulduğu, ilgili yılların basılı tutulan envanter defterlerinin açılış tasdiklerinin süresi içinde yapılmış olduğu, 24/08/2017 tarihli protokolde alacaklı sıfatının ...; borçlu sıfatının ... ve kefil sıfatının ...'e ait olduğu, ...'e 3.300.000,00 TL tutarlı senet verileceğinin imza altına alındığını, ticari defterlere göre dava dışı şirketin 15/05/2017 tarihi itibariyle davacı ... 'e ortaklara borçlar hesabına göre 188.460 TL borçlu olunduğu, 11/07/2017 tarihi itibariyle bu borcun 3.300.000,00 TL olduğunun tespit edildiği, davacı ...'e 2017 yılı içinde 24/08/2017 - 11/10/2017 tarihleri arasında 3.300.000,00 TL olmak üzere toplam 3.378.623,76 TL ödeme yapıldığı, cari hesap kayıtlarına göre ortaklara borçlar hesabının bakiyesinin 11/07/2017 tarihinde sermaye artırım avansı olarak ... tarafından şirkete ödenen bedellerin ortaklara borçlar hesabına aktarılması neticesinde ortağın bu tutar daha alacaklı hale geldiği ve ortağa ödenen 3.378.623,76 TL tutarın 2.972.800,00 TL'lik kısmının sermaye avansı olarak şirkete ödenen tutarın iade edilmesi şeklinde gerçekleştiğinin tespit edildiği, dava dışı şirket tarafından davacı ... 'e yapılan ödemelerin hangi protokole bağlı olarak yapıldığı yönünde dekont içeriklerinde herhangi bir bilgi olmadığı, davacıya yapılan ödemelerin 2.972.800,00 TL tutarındaki kısmının sermaye artırım avansının iadesi olarak değerlendirildiği ve bu hali ile davacıya yapılan ödemelerin hangi protokole göre yapıldığının tespit edilemediği yönünde görüş bildirilmiştir.
Ödemelerin hangi protokole göre ödendiği hususunda asıl dosyada davacı isticvap edilmiş; asıl dosyada davacı ... 14/09/2023 tarihli duruşmada; ... A.Ş'de pay sahibi iken hisselerini ... ile ...'e devrettiğini, şirketten olan alacağına karşılık sermaye artırımı kararı için SPK'ya başvuru yaptığını, talebinin reddedildiğini, şirketin kendisine olan borçları nedeniyle protokol yapıldığını, bu protokolün ilk protokol olduğunu, davalıların şirkete parayı şahsen ödemeyi teklif ettiklerini, şirketin davacıya olan borcunun ödenmesini teklif ettiklerini, bunların ikinci protokolün konusunu oluşturduğunu, ilk protokol konusu ödemenin yapılmadığı, bunun üzerine kendisinden borç almak istediklerini ilk protokolün iptal edilerek devam edildiğini, ... A.Ş'den olan alacağının devam etmekte iken ikinci protokolün yapıldığını, taraflara elden borç para verdiğini, bu borcun kendisine ödenmediği, taraflara verilen bu ödeme ile şirketin kendisine olan borcunun ödendiğini, ikinci protokolün ... A.Ş'den olan alacağın teminatı için yapılmadığını, kendisine borçlu olanın şirket olduğunu ancak gerçek kişilerin mal varlıklarının bulunduğunu, kendilerine borç para verdiğini, 3 milyon küsür parayı elden teslim ederek senet düzenlendiklerini, kendisine borçlu olan kişilerin değiştiğini beyan etmiştir.
Birleştirilen ... 19. Asliye Ticaret Mahkemesince uyuşmazlık konusu hususlarda davacı şirket kayıtları ve dosya kapsamı incelenerek rapor düzenlenmesi için dosya bir mali müşavir, bir SPK uzmanı ve ticaret mevzuatı ve nitelikli hesaplama uzmanından oluşan heyete tevdi edilmiş, bilirkişiler 21/09/2023 tarihli raporda özetle, davacı şirketin 2017 yılı yevmiye defterinin kapanış tasdiki olmadığından TTK hükümlerine göre sahibi lehine delil teşkil etmeyeceği, davacı ...Ş'ye ait yevmiye defterinde davacı ...'in 331001 cari hesap kodu ile kayıtlı olduğu, davacı şirketin davalıya 11/10/2017 tarihi itibariyle borçlu görünmediği, davacı şirketin davalı ...'e cari hesap borcu ile birlikte 3.300.000,00 TL ödemede bulunduğunun görüldüğü, bu ödemenin 1.720.000,00 TL'sinin ... tarafından 1.500.000,00 TL'sinin ise ... tarafından ... A.Ş'ye ödendiğinin kayıtlarda var olduğu, ...'in ... A.Ş'ye 3.300.000,00 TL borç verdiği ve verilen bu borcun davacı şirket tarafından ...'e ödendiğine dair dekontların yasal defterlerde kayıtlı olduğu, davalı ...'in dava dışı ...'a ... A.Ş'ye olan borcunu ödemek için ikinci defa nakit ödediğine dair bilgi ve belgelerin bulunmadığı aksi halde takibe konu senetlerin teminat senedi niteliğine haiz olacağı yönünde görüş belirtildiği anlaşılmıştır.
Asıl dosya konusu ... 2. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasının tetkikinden asıl dosya davalısı ile dava dışı ... hakkında 1.100.000 TL tutarlı 31/10/2017, 30/11/2017 , 31/12/2017 vadeli ve 24/08/2017 tanzim tarihli üç adet bonoya dayanılarak komisyon ve gecikmiş gün faizleri ile birlikte 3.462.988,36 TL'nin tahsili için kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığı, dava dışı ... hakkındaki takibin kesinleştiği, davalı tarafından takip konusu senedin teminat senedi olduğundan bahisle ... 25. İcra Hukuk Mahkemesine sunulan itiraz üzerine ... 25. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas - ... Karar sayılı ve 17/10/2019 tarihli kararı ile takibin ... yönünden iptaline karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 31/12/2020 tarihli ... Esas... K. sayılı kararı ve "... senetler üzerinde senedin teminat senedi olduğuna ilişkin herhangi bir ibare bulunamaması nedeniyle, davacının itirazının borca itiraz mahiyetinde olduğu, borca itirazlarda İİK'nın 169/a maddesi gereğince takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken, mahkemece takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir..." şeklindeki gerekçesiyle ... 2. İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasında davacı yönünden takibin durdurulmasına dair hüküm tesis edildiği ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi'nin 31/12/2020 tarihli ...Esas ... K. sayılı kararının Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli ... E, ... K. sayılı ilamı ile onanarak kararın 14/09/2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde;
Asıl dosyada dava; kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe ( İİK 169/a maddesi uyarınca) itiraz edilmesi ve icra mahkemesince takibin durdurulmasına karar verilmesi üzerine itirazın iptaline(hükümden düşürülmesine) ve takibin devamına karar verilmesi istemine ilişkindir.
Asıl dosyada davacı , dava dışı şirketin kendisine olan borçlarının ödenmesi amacıyla şirketin asıl borçlu olarak imzaladığı 15.05.2017 tarihli protokolün düzenlendiğini , bu protokolde şirketin davacıya 3.300.000 TL borçlu olduğunun kararlaştırıldığını, davacının davalı ile dava dışı pay sahibine şirketin kendisine olan borcunu ödeyebilmesi amacıyla borç verdiğini, şirket sermayesinde pay sahibi gerçek kişi davalının asıl borçlu; asıl dosyada dava dışı ...'in kefil sıfatıyla imzaladıkları 24.08.2017 tarihli yeni bir protokolün düzenlendiğini, yeni protokolde ...'in aval ve davalı ...'ın borçlu sıfatı ile 1.100.000 TL bedelli üç adet bono ile borcu ödeyeceklerinin kararlaştırıldığını, bonoların teminat olarak alınmadığını, borcun ödenmediğini, protokolde borcun seçenekli olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığını iddia ederek asıl dosya davalısının İcra Hukuk Mahkemesine itirazı ile duran takibe devam edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl dosyada uyuşmazlığın çözümü için öncelikle kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borçlu tarafından icra mahkemesine yapılan itiraz üzerine, icra mahkemesince durdurulan takibe devam edilebilmesi için genel mahkemeden talepte bulunulup bulunulamayacağı, İcra Mahkemesince takibin durdurulmasına dair verilen kararın genel mahkemeler tarafından kaldırılıp kaldırılamayacağı yani durdurulan icra takibine devam edilip edilemeyeceği, İİK 67.maddesinin dava konusu takip yönünden uygulanıp uygulanamayacağı hususunun açıklanması gerekmektedir.
Emsal nitelikteki bir uyuşmazlıkla ilgili İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20.Hukuk Dairesi ... Esas ...K sayılı kararında "...Buna göre İcra Mahkemesi'nin imzaya itirazın kabulü kararı ile icra takibi durur, bu kararın kesinleşmesi üzerine de icra takibi iptal edilir. Takibin iptali ile alacaklı takip konusu yapmış olduğu alacak için genel mahkemede bir alacak davası açabilir. Alacaklı genel mahkemede bir alacak davası açarsa, icra mahkemesinin alacaklı aleyhine hükmetmiş olduğu tazminatın ve para cezasının tahsili bu alacak davasının sonuna kadar ertelenir ve alacaklı bu davayı kazanırsa icra mahkemesinin hükmetmiş olduğu tazminat ve para cezası kalkar ancak davacı iptal edilmiş olan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takibe devamı isteyemez, yeniden (ilamlı ) icra takibi yapabilir. ( Kuru B., İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2013, s.804-805) ..." açıklamasına yer vererek davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan takipte borca itirazın düzenlendiği 2004 sayılı Kanun'un “İtirazın incelenmesi” başlıklı 169/a maddesi; “...İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açmak hakkı mahfuzdur. Alacaklı, genel mahkemede dava açarsa, inkar tazminatı ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan inkar tazminatı ve para cezası kalkar.
(Ek fıkra: 9/11/1988-3494/32 md.) (Değişik birinci cümle: 17/7/2003-4949/46 md.)
Borçlunun itirazının icra mahkemesince esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde kötü niyeti veya ağır kusuru bulunan alacaklı, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere; takip muvakkaten durdurulmuş ise bu itirazın reddi hâlinde borçlu, diğer tarafın isteği üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar....” hükmünü içermektedir.
Kambiyo Senetleri Hakkındaki Hususi Takip Usulleri başlıklı 3.bölümün " Uygulanacak diğer hükümler" başlıklı 170/b maddesinin ikinci fıkrasında "...61 inci maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ve 62 ilâ 72 nci maddeler bu fasıl hükümlerine aykırı olmadıkça, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip hakkında da uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.
Genel haciz yoluyla takibe itiraz halinde itirazın hükümden düşürülerek takibe devam edilmesinin talep edilebileceğinin yani itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesinin dava edilebileceğinin İİK 67.maddesinde düzenlendiği ancak kambiyo senetlerine özgü takipte borçlunun İİK 169/a maddesine göre itirazının İcra Mahkemesi tarafından kabul görmesi neticesinde takibin durdurulması durumunda; alacaklının genel mahkemelerde alacak davası ikame etme hakkı bulunmakta olup alacaklının genel mahkemelerden "itirazın hükümden düşürülmesini " talep edemeyeceği dolayısıyla İİK 67.maddesinin bu fasıl hükümlerine uygulanamayacağı anlaşılmakla asıl dosyada davacının davasının hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir.
Birleştirilen dosyada dava , takibe konu bonoların teminat olarak verildiği ve bono bedellerinin ödendiği iddiasına dayanmakta olup davacılardan gerçek kişi, takip konusu bonolarda aval sıfatına sahip olup davacı şirketin ise takip ve senet borçlusu olmadığı, davacı şirketin haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmemesi sebebiyle borçlu göründüğü bu nedenle borçlu olunmadığının tespitinin talep edildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgilerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.
Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s. 16). Başka bir ifadeyle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.
Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir.
Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir ifadeyle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.
Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel def’î olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def’înin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür.
Bir teminat senedinden söz edilebilmesi için ya senedi düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile senedi vermiş olması gerekir.
Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def’î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
Senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise senedin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 15.09.2020 tarihli ve ... E.,... K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, kambiyo senetleri kural olarak mevcut bir borç için düzenlendiklerinden, teminat maksadıyla düzenlenmeleri istisnaidir ve bu durumun da soyutlukla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Nitekim senet metnine teminat amacıyla verildiğinin yazılması hâlinde senedin soyutluğu ortadan kalkmakta ve devir kabiliyeti sınırlanmakta, bu ibarenin yazılmaması hâlinde ise keşidecinin teminat iddiasının ispatlanması, lehtarla sınırlı olmak üzere, yazılı delile ihtiyaç göstermektedir.
Kambiyo senetlerine ilişkin menfi tespit davalarında dava konusu senedin teminat senedi olduğuna dair ispat yükünün kime ait olduğu da gelinen aşama itibariyle üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Bu kapsamda genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince, bir kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır. Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir.
Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür. Öte yandan senedin teminaten verildiğinden bedelsizliğine dair kişisel def’înin sonraki hamillere ileri sürülmesi, ancak TTK’nın 687. maddesi gereğince hamillerin, senedi iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olduğunun ispatıyla mümkündür (Bono bakımından TTK’nın 778 maddesi atfıyla m. 687).
İspat yükü senet borçlusunun üzerinde olup, borçlu tarafından hem def’îlerin varlığı (ki bu def'î bedelsizlik ise senede karşı senetle ispat kuralları gereği kesin/yazılı delillerle ispatı gerekecektir) hem de bunların senedi iktisap ederken hamil tarafından bilindiğinin ispatlanması gerekmektedir.
Birleştirilen dosyada , takip konusu bonoların düzenlenmesine dayanak olarak gösterilen 24.08.2017 tarihli protokolde; ...'ın ...'e 3.300.000-TL borcu bulunduğu ve bu borcu "31.10,2017 ödeme tarihli 1.100.000-TL bedelli, 30.11.2017 ödeme tarihli 1.100.000-TL bedelli ve 31.12.2017 ödeme tarihli 1.100.000-TL bedelli 3 adet senet verecektir, senetlere ... kefil olacaktır" açıklamasına, yine "... yönetim kurulu başkanı olduğu ... A.Ş. için tahsisli sermaye artırımı yapmak üzere Sermaye Piyasası Kuruluna Eylül/2017 ayı başlarında başvuru yapacaktır. Sermaye Piyasası Kurulu tahsisli sermaye artırımına onay verirse ... alacağını 3.300.000 lot hisse senedi olarak alabilecektir ve aldığı senetleri de ...'a iade edilecektir." açıklamasına yer verildiği görülmüştür.
Davalı ile davacı ...Ş arasında akdedilen 15/05/2017 tarihli protokolde "İşbu protokol 15/05/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ... adresinde mukim ... A.Ş ile.. adresinde mukim ... arasında borcun ödenmesi şartları akdedilmiştir. 15/05/2017 tarihi itibariyle ... A.Ş'nin ...'e 3.300.000,00 TL borcu bulunmaktadır, ... bu borcuna karşılık ...'e 31/03/2018 ödeme tarihli 3.300.000 TL tutarında senet verecektir. Senette ayrıca Tanju Karadağ (TC: ... ve ... (TC: ...) aval vererek kefil olacaklardır" hususlarının kararlaştırıldığı görülmüştür ve protokolde ismi geçenlerin protokolü imzaladığı görülmüştür.
Birleştirilen dosyada davacı ...Ş nin ... A.Ş ... numaralı hesaplarından davalının ... numaralı hesabına 24.08.2017 - 11.10.2017 tarihleri arasında yapılan ödemeleri gösterir dekontların ibraz edildiği , dekont açıklamalarında "cari borcun ödenmesi" açıklamasına yer verildiği anlaşılmıştır.
Birleştirilen dosyada davacılar , ... A.Ş. için tahsisli sermaye artırımı yapmak üzere Sermaye Piyasası Kuruluna Eylül/2017 ayında başvuru yapıldığı ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun tahsisli sermaye artırımına onay verdiği iddiasında bulunmamış; takip ve protokol konusu bono bedellerinin ödendiğini, bonoların protokolün teminatı olarak verildiğini iddia etmiş olup birleştirilen dosyada davalı ise protokol konusu borcun dava dışı pay sahibine nakit borç verilmiş olması sebebiyle doğduğunu iddia etmiştir.
Takibe dayanak senetler 6102 sayılı Kanun'un 776 ncı maddesi uyarınca tüm unsurları içeren kambiyo senedi niteliğini haiz bonolar olup üzerinde teminata ilişkin bir kayıt bulunmaması alacaklının da senedin teminat senedi olduğuna dair kabulünün bulunmaması karşısında alacaklının cevap dilekçesinde bonoların protokol kapsamında verilmiş senetler olduğu şeklindeki beyanının takip konusu senetlerin 24.08.2017 tarihli sözleşmenin teminatı olarak verildiği anlamına gelmez. Bu açıklama söz konusu senetlerin protokol konusu para borcuna karşılık ifa amacıyla verildiğini gösterdiğinden, alacaklının bu beyanı tek başına teminat iddiasını ispata yeterli değildir. Aynı husus Hukuk Genel Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve...Esas, ...Karar ile 14.06.2023 tarihli ve ...Esas,... Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Birleştirilen dosyada dava konusu bonoların üzerinde teminat olarak verildiğine dair herhangi bir kayıt bulunmadığı gibi 24.08.2017 tarihli protokol içeriğinde de bonoların teminat amacıyla düzenleneceğine dair bir ifadeye yer verilmediği, birleştirilen dosya davalısı ile imzalanan 24.08.2017 tarihli protokoldeki asıl borçlu ile 15.05.2017 tarihli protokoldeki asıl borçlunun farklı olduğu; 15.05.2017 tarihli protokolde asıl borçlu ... A.Ş iken 24.08.2017 tarihli protokolde asıl borçlunun ... olduğu , davacı ...Ş'nin incelemeye ibraz edilen 2017 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı-sahibi lehine delil teşkil etmediği, ... A.Ş'nin ticari defterlerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde davalıya " cari borcun ödenmesi " açıklamasıyla yapılan ödemelerin hangi protokol kapsamında yapıldığının tespit edilemediği, banka aracılığıyla yapılan ödemelerde bonoların tanzim ve vade tarihlerine açık bir atıf yapılmadığı ve davacıların 24.08.2017 tarihli protokol konusu ... borcunu ve dolayasıyla takip konusu bono bedellerini ödediklerini yazılı belgelerle ispat edemedikleri eldeki davanın bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olduğu anlaşılmıştır.
" 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) madde 702- (1) Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur.
(2) Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir.
(3) Aval veren kişi, poliçe bedelini ödediği takdirde, poliçeden dolayı lehine taahhüt altına girmiş olduğu kişiye ve ona, poliçe gereğince sorumlu olan kişilere karşı poliçeden doğan haklarını iktisap eder." hükmünü ihtiva etmekte olup davacının bonoda aval sıfatının bulunduğu konusunda ihtilaf bulunmamaktadır.
Türk Ticaret Kanunu’nun avalin şekline ilişkin 701. Maddesi; “(1) Aval şerhi, poliçe veya alonj üzerine yazılır.
(2) Aval “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren kişi tarafından imzalanır.
(3) Muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır.
(4) Kimin için verildiği belirtilmemişse aval, düzenleyici için verilmiş sayılır”
şeklindedir.
Bu düzenlemeye göre poliçenin ön yüzünde avale ilişkin herhangi bir ibarenin bulunmaması ancak imzanın bulunması hâlinde, muhatabın veya düzenleyenin imzaları dışında poliçenin ön yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Poliçenin ön yüzüne atılan aval şerhinin kimin için verildiği belirtilmez ise aval düzenleyici için verilmiş sayılır.
Avale ilişkin hükümler TTK’nın 778. maddesinin 3. fıkrası gereğince bonolar hakkında da uygulanır. TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ile aynı Kanunun 778. maddesinin atfı ile uygulanması gereken TTK’nın 701. maddesi birlikte değerlendirildiğinde bononun geçerli olması için tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Ne var ki, poliçenin ön yüzüne düzenleyen tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar TTK’nın 700. maddesine göre aval olarak kabul edilemez. Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır.
Aval verenin borcu bağımsız bir borçtur, bir diğer ifade ile feri nitelikte değildir. Aval ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa bile, aval verenin sorumluluğu devam eder. Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdü geçerlidir. Yani lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile, aval veren bu geçersizliği ileri süremez. Lehine aval verilenin mevcut olmaması, ehliyetsiz olması ya da imzasının sahte olması hâlinde de aval verenin sorumluluğu devam eder. TTK’nın 702. maddesinin 2. fıkrası gereğince aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir (20.04.2018 tarihli ve 2017/4 E., 2018/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.10.2020 tarihli ve ... E.,... K. sayılı kararında da değinilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;birleştirilen dosyada davacı gerçek kişi yönünden dava, davacının aval veren olarak imzalamış olduğu bonoların bedelsizliği iddiasına dayalı menfi tespit istemine ilişkindir.Davacı aval veren gerçek kişi tarafından senedin zorunlu şekil şartlarına ilişkin bir eksiklik ileri sürülmemiş, bonoların teminat amacıyla verildiği yani bedelsiz olduğu ileri sürülmüştür.Oysa ki, Türk Ticaret Kanunu’nun 702. maddesinin 2. fıkrası gereğince aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da, aval verenin taahhüdü geçerlidir. Eş söyleyişle, lehine aval verilenin borcu geçersiz olsa bile aval veren bu geçersizliği ileri süremez.Bu nedenle davacı aval veren gerçek kişi yönünden davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Birleştirilen dosyada davacı şirketin takip konusu bonolarda ve takipte borçlu sıfatının bulunmadığı, davacı şirketin 15.05.2017 tarihli protokol nedeni ile borçlu olmadığı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı; davacı şirketin takip konusu bonolar ile 24.08.2017 tarihli protokol konusu borcun ödendiği iddiasıyla dava ikame ettiği anlaşılmakla davanın hak düşürücü süre içinde ikame edilip edilmediğinin incelenmesi gerekmiştir.
Borçlunun üçüncü kişilerdeki mal ve alacaklarının haczinde; alacaklı, borçlu ve üçüncü kişi arasındaki menfaat dengesini sağlamak amacıyla, İİK’nın 89.madde hükmü konulmuştur.
İcra ve İflas Yasası'nın 89/3. maddesinde belirtilen birinci haciz ihbarnamesi ile üçüncü kişiye bundan böyle alacak tahsil edilinceye kadar borçluya olan borcunu yalnız icra dairesine ödeyebileceği, borçluya yapılacak ödemenin geçerli olmayacağı, aksi halde borcu icra dairesine tekrar ödemek zorunda kalacağı, borcu olmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya alacağın borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, durumu birinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmesi gerektiği, aksi halde borcun zimmetinde sayılarak borcu icra dairesine ödemek zorunda kalacağı ihtar olunur ve İİK’nın 89. maddesinin 2, 3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de bildirilir.
Üçüncü kişi, birinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, birinci haciz ihbarnamesi ile istenen borç üçüncü kişinin zimmetinde sayılır. Yani üçüncü kişi, kendisinden birinci haciz ihbarnamesi ile istenen alacak miktarını takip borçlusuna borçlu olduğunu kabul etmiş sayılır(md.89/III c.1).
Yedi gün içinde birinci haciz ihbarnamesine itiraz etmemiş olan üçüncü kişinin takip borçlusuna borçlu olduğunu kabul etmiş sayılmasına ilişkin bu karine, kesin bir karine değildir. Zira üçüncü kişi, ikinci haciz ihbarnamesini aldıktan sonra da, itirazda bulunabilir (md.89/III c.2).
İcra dairesi, birinci haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz etmemiş olan üçüncü kişiye, ikinci haciz ihbarnamesi gönderir (md.89/III c.2). İkinci haciz ihbarnamesi ile üçüncü kişiye, birinci haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz etmediği için borcun zimmetinde sayıldığı, ikinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde md.89/II’ de belirtilen sebeplerle ikinci haciz ihbarnamesine itiraz edebileceği bildirilir ve itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi istenir (md.89/III c.2).
Üçüncü kişi, ikinci haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu ihbarnameye itiraz edebilir (md.89/III c.2). Bu itirazın yapılması da, birinci haciz ihbarnamesine itirazdaki gibidir. Üçüncü kişi, tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci haciz ihbarnamesine de itiraz etmez ise borcun zimmetinde sayılması kesinleşir.
Üçüncü kişi, yedi gün içinde ikinci haciz ihbarnamesine de itiraz etmemesi nedeniyle zimmetinde sayılması kesinleşen borcu, icra dairesine ödemez ise icra dairesi, üçüncü kişiye üçüncü haciz ihbarnamesi gönderir (md.89/III c.3).
Üçüncü haciz ihbarnamesi ile üçüncü kişiye, ikinci haciz ihbarnamesine yedi gün içinde itiraz etmediği için zimmetinde sayılması kesinleşen parayı, üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren on beş gün içinde icra dairesine ödemesi veya aynı on beş gün içinde takip alacaklısı aleyhine menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye zorlanacağı bildirilir(md.89/III c.3).
İkinci haciz ihbarnamesine de yedi gün içinde itiraz etmemiş ve bu nedenle borcun zimmetinde sayılması kesinleşmiş olan üçüncü kişi, zimmetinde sayılan bu borcu ödemekten kurtulmak için, üçüncü haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren onbeş gün içinde mahkemede menfi tespit davası açabilir (md.89/III c.3 ve c.4).
Üçüncü kişi, menfi tespit davasını üçüncü haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren on beş gün içinde açmak zorundadır (md.89/III c.3). Bu süre hak düşürücü nitelikte olduğundan, mahkemenin, davanın süresi içinde açılıp açılmadığını re’sen araştırması gerekir(Baki Kuru-İcra İflas Hukuku Ders Notları-baskı; 2004, sayfa; 406 vd.).
Birleştirilen dosya konusu ... 2. İcra Müdürlüğü ...Esas sayılı dosyasında üçüncü haciz ihbarnamesi davacı (şirkete) üçüncü kişiye 21.03.2019 tarihinde tebliğ edilip, eldeki menfi tespit davası da 12.05.2022 günü açıldığına göre, yasal dava açma süresi geçmiştir. Diğer bir ifade ile davacı üçüncü kişi, İcra ve İflas Kanunu’nun 89/3 maddesinde öngörülen 15 günlük yasal süre içerisinde davasını açmamıştır bu nedenle davacı şirket yönünden hak düşürücü süre içinde açılmayan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.Birleştirilen dosyada tedbir kararı uygulanmadığından her iki davacı aleyhine inkar tazminatına hükmedilmemiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
ASIL DOSYA YÖNÜNDEN
1-Davanın usulden REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre tahsili gereken harç 427,60-TL olduğundan peşin alınan 41.824,25-TL'den 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 41.396,65-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesap ve takdir edilen 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,
BİRLEŞTİRİLEN İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN ... ESAS SAYILI DOSYASI
1-Davacıların davasının REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre tahsili gereken harç 427,60-TL olduğundan peşin alınan 59.139,19-TL 'den mahsubu ile bakiye 58.711,59-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,
3-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden ve de red sebebi ayrı olduğundan hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesap ve takdir edilen 421.039,10-TL vekalet ücretinin davacı ...Ş 'den tahsili ile davalıya verilmesine,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden ve de red sebebi ayrı olduğundan hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesap ve takdir edilen 421.039,10-TL vekalet ücretinin davacı ...'den 'den tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 24/10/2024
BAŞKAN ...
ÜYE ...
ÜYE ...
KATİP ...