T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/60
KARAR NO : 2025/585
DAVA : Tazminat(Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/01/2022
KARAR TARİHİ : 10/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile müvekkili arasında akdedilen 01/01/2019 tarihli Bayilik Sözleşmesi ile ... adresindeki mağazada müvekkili şirketin bayisi olarak faaliyete başladığını, sözleşmenin 15.maddesi gereğince 5 yıllık bir süre için ve feshedilmediği takdirde birer yıllık süreler ile uzamak suretiyle akdedilen süreli bir sözleşme olduğunu, sözleşmenin 5 yıllık bir süre için akdedilmiş olmasına olan inancı ile müvekkilinin dekorasyon faaliyetlerine başladığını ve 660.500 TL harcayarak mağazayı dekore edip davalıya teslim ettiğini davalı şirketin süresinden önce sözleşmeyi haksız bir şekilde feshettiğini davalı şirketin bayilik sözleşmesini erken feshetmek istediğine dair müvekkilini sözlü ve mail yoluyla başvuruda bulunduğunu, müvekkilinin de davalı tarafa sözleşmenin süresinden önce feshi halinde öncelikle mağazanın sözleşmeye göre tarafına devrini aksi takdirde sözleşmenin gereği gibi ifa edileceğine olan inanç sebebiyle yapılan masrafları ve sözleşmenin ifasına dair maddi beklenti açısından uğranılacak zararları ve kararlaştırılan cezai şartın davalıdan talep edileceğinin bildirildiğini ancak davalı tarafın müvekkilinin taleplerini yerine getirmediğini ve sözleşmeyi 13/09/2021 tarihinde tek taraflı olarak sona erdirdiğini, mağazada kalan tüm ürünleri müvekkiline iade edildiğini, davalı şirketin haksız feshe rağmen mağazayı dekore ediliş haliyle müvekkiline devretmediği gibi son bir yıllık ciro oranında cezai şartı da bugüne kadar ödemediğini, davalı şirketin son bir yıllık cirosunun 4.147.948,17 TL olduğunu, müvekkili şirket tarafından ... 14.Noterliğinin ... tarih ... yevmiye sayılı ihtarnamesiyle haksız fesih sebebiyle cezai şart ve tazminat tutarlarının 7 günlük süre içerisinde ödenmesini ihtar edilmesine rağmen zararlarının karşılanmadığını arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu tarafların anlaşamadığının kayıt altına alındığını, sözleşmeni haksız fesih sebebiyle son bir yıllık ciro olan 4.147.948,17 TL'nin sözleşmenin 15.maddesinin f bendi gereğince ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlayacak ve reeskont faiziyle birlikte tahsiline, tadilat ve dekorasyon bedeli 660.500 TL'nin ve sözleşmenin süresinden önce feshi sebebiyle mahrum kanılan kardan şimdilik 1.000 TL'nin ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihinden işleyecek faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin yakın arkadaşlık ilişkisi neticesinde geliştiğini, sözleşmede belirtilen birçok hususun taraflarca tam anlamıyla müzakere edilmeden, sözleşmenin başlangıç tarihi, süresi gibi esaslı şartlar üzerinde mutabık kalınmadan böyle bir ticari ilişkiye başlanıldığını, müvekkiline ait mağazalar topluluğu içinde bir bölümün davacı ürünlerinin toptan ve parakende satışlarına tahsis edildiğini, yapılan anlaşma çerçevesinde davacının davalıya kira katkısı şeklinde ödemeler yapması kararlaştırılmış olmasına rağmen sadece iki aylık kira belinin ödendiğinin, müvekkiline ait mağaza bilgisinde davacının satmış olduğu ürünler üzerinden belli bir komisyon ödenmesi kararlaştırılmış ise de ticari ilişkinin devam ettiği süre zarfında davacının beklenen satış tutarını gerçekleştiremediğini, mevcut durumun müvekkili açısından ekonomik olarak sürdürülemez bir hal aldığını müvekkilinin son çare olarak fesih yoluna başvurduğunu davaya konu sözleşmenin müvekkili tarafından imzalanıp imzalanmadığı hususunda şüphelerin bulunduğunu sözleşmenin üzerinde müvekkilin rıza bulunmaksızın tahrifat yapıldığını, bazı maddelerin tek taraflı olarak iptal edildiğini boş kısımların keyfi olarak doldurulduğunun, dava dilekçesi ekinde sunulan sözleşme başlangıç tarihinin el yazısı ile sözleşmeye eklendiğini sözleşmenin imza tarihinin ise boş bırakıldığını, sözleşmenin vekil tarafından akdedildiği ve tahrifat olmadığı kabul edilse dahi sözleşmenin taraflar arasında yeterince müzakere edilmeden dostluk ve güven ilişkisi kapsamında akdedildiğini müvekkili şirket yetkilisi ile yemekte bir araya gelen davalı şirket yetkilisini müvekkilinin önüne matbu ve taslak bir sözleşmeyi çıkartarak müvekkili avukatının sözleşmeyi incelemesine dahi müsade etmeksizin imzalaması için füzuluna sunulduğunu, ayak üstü sözleşmenin tanzim edildiğini, dostluk ilişkisinin verdiği güven ile ticari ilişkinin oldubittiye getirildiğini, tarafların sözleşme öncesi görüşmelerinde sözlü olarak mutabık kaldığı hususlar ile dava konusu olan matbu sözleşmede yer alan maddelerin farklı olduğunu davalının sözleşme öncesi mutabık kalınan hususlara uymamasından kaynaklı olarak sorumluluğunun bulunduğunu, tarafların irade beyanlarının birbirlerine uygun olmadığını sözleşmenin geçersiz olduğunu, dava konusu sözleşmenin TBK m.26-27 uyarınca sözleşme yapma özgürlüğünün aşılması ve kişilik haklarına aykırılık teşkil etmesi sebebiyle geçersiz olduğunu davacının tek taraflı olarak kendi menfaatini gözetmeye yönelik hazırladığı sözleşmenin genel işlem koşulları içinde geçersiz olduğunu sözleşme içerisindeki pek çok hükmün haksız rekabet hükmünde olduğunu, davacı şirketin kendi fabrikasından liste fiyatının altında satışlar yapması sebebiyle müvekkilinin satışlarının önemli ölçüde etkilendiğini müvekkili açısından sözleşmenin devamına katlanmanın mümkün olmadığını fesih yoluna gidildiğini müvekkilinin sözleşmeyi haklı sebeple feshettiğini, dekorasyon ve demir başların sökülüp takılabildiğini amortismana tabi olduğunu davacının ömrünü tamamlayan demirbaş dekorasyon bedelleri düşünmeden talepte bulunmasının kötüniyetli olduğunu cezai şart hükmünün genel işlem niteliğinde olduğunu faiş miktarın ticari teamüllere uygun olmadığını davacının kendisinden beklenen şekilde hareket etmediğini müvekkilinin zararını arttıracak şekilde fabrika mağazasından satışlara başladığını davacı tarafından talep edilen cezai şartın müvekkilinin ticari olarak mahvına sebebiyet vereceğini sözleşme ilişkisinin işlem temelinin çöktüğünü, yoksun kılınan bir kardan bahsedebilmek için davacının bu ticari ilişkiden kar elde ettiğini somut şekilde ortaya koyması gerektiğini, oysa sözleşmenin tarafların hiçbirine kar elde etme imkanı tanımadığı müvekkilinin bu sebeple sözleşmeyi feshettiğini, sözleşmenin niteliğinin zaman içerisinde değiştiğini kira ilişkisine döndüğünü davacı tarafından müvekkiline düzenli aralıklarla kira ödemesi yapıldığını sözleşmenin kira sözleşmesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini davacı tarafından kira bedelleri ödenmesi gerekirken dostluk ilişkisi nedeniyle kira bedellerinin müvekkili şirket tarafından ödendiğini kira bedellerinin haricinde müvekkili tarafından personel giderlerinin de ödendiğini müvekkili şirketin sadece 2021 yılında 2.079.009 TL zarara uğradığını davanın reddine karar verilmesini iddia ve talep etmiştir.
Taraf vekillerine Bayilik Sözleşmesi aslını sunmak üzere iki haftalık kesin süre verilmiş, davacı vekili tarafından sunulan sözleşme mahkememizin 14892 nolu kasasında muhafaza altına alınmıştır.
Sözleşmenin haklı nedenle feshedilip feshedilmediği hususunda beyanlarının tespiti için duruşmada dinlenen davalı tanığı ...: "Ben davalı şirketin CEO'suyum. 2019 yılı nisan ayında davalı şirketin perakende direktörü olarak işe başladım. O tarihten beri çalışmaktayım. Müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanı ve üyesi ile davalı şirketin yönetim kurulu başkanının çok iyi arkadaş olduğunu göreve geldiğimde gördüm. Ben aynı sektörde çalıştığım için bu durumu bilmekteydim. Ben göreve başladığımda müvekkil şirkete ...'deki toptan mağazamıza davacı taraf toptan satış yapmak üzere ürün gönderiyordu. Davacının ... girebilmesi için hatıra binaen yapılıyordu ve davacıya toptan mağazasında bir reyon ayrıldı. Bu ticari ilişkin 2021 yılının eylül ayına kadar sürdü. Ancak bu tarihe kadar sürekli davacı ile görüşmeler halindeydik. Zarar ettiğimizi iletmekteydik. Bizim mağazamıza gelen müşteriyi kendi showroomlarına çekerek daha ucuza toptan mal satmaktaydılar. Müşteriler bizim mağazamızdaki fiyatlardan %20-30 oranında indirimli toptan satın alabildiklerini bana söylediler. Bizzat gidip showroom mağazasındaki fiyatları görmedim. Zarar ettiğimiz için bize biraz kira yardımı da yapıldı. Pandemi girdikten sonra da kira yardımı yapılmadı. Ortada yazılı bir sözleşme hiçbir zaman olmadı. 2019 yılı ocak ayında yönetim kurulu başkanları sözlü olarak anlaştılar ancak yazılı bir sözleşme yapılmadı. Bu sözlü anlaşma üzerine ticari alışveriş devam etti. Sözleşmenin fesih tarihine kadar bu hususlar sözlü olarak dile getirildi. Davacı tarafın çalıştığım şirketin mağazasına çökmeye çalıştığını hissettim. Davacı taraf bırakın mağazayı biz satış yapmaya devam edelim demiştir. Pandemiden sonra 2021 yılının başlarında bir kaç kez dile getirdik ancak 2021 yılı eylül ayında artık davacı ürünlerinin iadesi için davacıya bilgi verdik. Ürünleri davacıya gönderdik, stantları da kaldırdık" şeklinde; davalı tanığı ... ise : "Ben 2017 yılı eylül ayından itibaren davalı şirkette mali işler müdürü olarak çalışmaktayım. Benim çalıştığım şirket ile davacı şirket arasında bir sözleşme imzalandığını bilmiyordum. Dava açıldıktan sonra öğrendim. Şirketlerin yönetim kurulu başkanlarının sözlü anlaşmaları üzerine yerli ve yabancı ürünler üzerinden bir oran belirleyerek faturalar düzenlenmiştir. 2019 yılının şubat ayından 2021 yılı eylül ayına kadar ticari ilişki devam etti. 2021 yılı eylül ayında davacı mağazadan çıktı. Benim çalıştığım şirket zarar etmekteydi. ...'un ...'de bulunabilmesi için çalıştığım şirketin yönetim kurulu başkanının hatır için yaptığı bir anlaşmaydı. Kovid başlamadan bir ay önce zarar ettiğimizi davacı şirkete söyledik. Karşı taraf biraz daha süre istedi. Kira konusunda destek olacağını söyledi. İki aylık kira desteğinde bulundu. Daha sonrasında bir kira desteği yapmadı. Benim çalıştığım şirket zarar ettiği için sözleşme ilişkisi sonlandırıldı. ...'de tanınan bir marka değildi. Bir de son duyduğumuz husus toptan satışlara gelen müşterilerin...'un genel merkezdeki showroomuna yönlendirildiği duyumunu aldık. Davacı şirketin davalı şirketin ... mağazasında çalışan personeli işçisi yoktu. Müşterileri kimlerin genel merkezdeki showrooma yönlendirdiğini bilmiyorum. Bize bu yönde duyumlar gelmiştir. Toptan müşterilerin genel merkeze yönlendirildiğini kendi çalışanlarımız bize söylemiştir. Bu işi satış bölümü yaptığı için showroomdaki toptan satış fiyatının ne kadar olduğunu bilmiyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tanık beyanlarında taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin davalı şirketin zarar etmesi sebebiyle feshedildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından dekorasyon masrafı adı altına talep edilen alacakların hangi kalemlerden oluştuğu, sabit yatırımların sözleşmenin kalan süresine oranla talep edilebilecek kısmı ile sabit olmayan yatırımlar ve ariyet olarak teslime edildiği belgelenen demirbaşlar yönünden davacının talep edebileceği ariyet bedeli, davacının kar kaybı talep edip edemeyeceği varsa talep edebileceği net kazanç miktarı sözleşmenin haksız feshi halinde davacının talep edebileceği cezai şart tutarı ve sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açıp açmayacağına, sözleşmenin düzenlendiği tarihte cezai şart miktarının ahlaka aykırı olarak belirlenip belirlenmediği, davalı tarafından imzalanan sözleşmenin taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı doldurup doldurulmadığı konularında tarafların ticari defterleri incelenerek rapor tanzim edilmesi için dosya 1 yeminli mali müşavir, 1 borçlar hukukunda uzman bilirkişi ile bayilik konusunda uzman bilirkişiden oluşan heyete tevdi edilmiş bilirkişiler ..., ... ve ... tarafından sunulan 09/12/2022 tarihli raporda özetle; "Davacı ve davalı tarafların fiziki olarak tuttuğu 2018, 2019, 2020, 2021 ve 2022 yılları envanter defterlerinin açılış tasdiklerine ilişkin noter onaylarının yasal süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak yaptırıldığı, elektronik olarak tutulan yevmiye ve kebir defterlerinin açılış ve kapanış onayları yerine geçen e-defter beratlarının yasal süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak oluşturulduğu, bu kapsamda, tarafların 2018, 2019, 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait ticari defterlerin HMK md. 222 uyarınca kendi lehlerine ve aleyhlerine delil teşkil eder nitelikte oldukları, Davacı şirket vekilinin dava dilekçesinde ... Mağazası için dekorasyon masrafı adı altında yapılan harcamaların toplamının 660.500,00 TL olduğunun ifade edildiği, ancak davacı vekilinin davacı adına düzenlenen faturalardan 103300 nolu faturanın KDV hariç tutarını (551.350,00 TL) ve 103301 nolu faturanın ise KDV dahil tutarını (109.150,00 TL) dikkate alarak toplam (551.350,00 TL + 109.150,00 TL) =660.550,00 TL dekorasyon masrafı yapıldığını ifade ettiğinin tespit edildiği buna karşılık faturalar ve davacı şirketin ticari defterlerine göre; davacı tarafından ... Mağazasının dekorasyon masrafı olarak KDV Dahil toplam 759.743,00 TL tutarında harcama yapıldığının görüldüğü, davacı şirket tarafından dekorasyon harcaması adı altında yapılan ve 2019 yılında şirketin aktifine KDV Hariç 643.850,00 TL olarak kaydedilen harcama kalemleri üzerinden her yıl itibariyle amortisman ayrılması neticesinde 2022 yılının Haziran dönemi sonu itibari ile söz konusu dekorasyon masrafı kalemlerinin net defter değerinin 236.343,25 TL olduğu, davalı şirketin inceleme dönemleri itibariyle sadece 2020 yılındaki ticari faaliyetleri sonucu dönem zararı raporladığı, diğer yıllarda net dönem kârı elde ettiği ve 2022 yılının ilk 6 aylık dönemi faaliyetleri sonucunda net 2.123.353,26 TL dönem kârı elde ettiği, davalı şirketin faaliyetleri sonucunda faaliyet kârı elde ettiği, Net satışlarının 2020 yılı hariç yıllar itibariyle artış gösterdiği ve 2022 yılının ilk altı aylık dönem faaliyetleri neticesinde 178.170.589,80 TL net satış hasılatı elde edildiği, davacı şirket tarafından talep edilen 4.147.948,17 TL'lik cezai şart bedelinin davalının ticari faaliyetine devam etmesine engel olacak düzeyde olmayabileceği dolayısıyla da davacının talep edebileceği cezai şart tutarının ve sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın davalının ekonomik mahvına neden olmayacağı, davalı bayinin davacı üreticinin dağıtım ağına yoğun bir şekilde entegre olduğu bir bayilik sözleşmesinin kurulduğu, davacının davalıyı dağıtım ağına dahil ettiği ve bu entegrasyonun yoğun olduğu, bu sebeple davacının bayinin menfaatlerini gözetme, bayiyi destekleme yükümlülüklerinin de derecesinin arttığı, doğrudan satış yapma hakkının bu derece yoğun sözleşmeler bakımından sınırlı olduğunun kabulü halinde somut olayda bu yükümlülüklere aykırı davranılıp davranılmadığının tespiti gerekeceğinden, somut olayda davacının menfaatleri gözetme, destekleme yükümlülüklerine aykırı hareket ettiği ve ilişkinin bu nedenle çekilmez hale geldiğine ilişkin kanaat oluşması durumunda sözleşmenin haksız olarak feshedilmediği; davacının sözleşmeden doğan yükümlüklülüklerine aykırı davranmadığı, davalı bayinin sözleşmenin devam ettiği sürece bir zarara uğramadığı ve ilişkiyi çekilmez hale getiren bir davranışa maruz kalmadığı sonuç ve kanaatine varılması durumunda ise sözleşmenin haksız olarak feshedildiği sonucuna varılabileceği,dosyaya sunulan sözleşmede ifa yerine talep edilebilecek ceza koşulu kararlaştırması yapıldığı, tarafların tacir olması, TTK m. 22 hükmü ve mali uzmanın öngörülen cezai şartın davalının ekonomik mahvına neden olmayacağı değerlendirmesi karşısında ceza koşulunun indirilmesinin mümkün olmadığı, sözleşme hükümlerinin sözleşmenin kurulmasından önce ve tek yanlı olarak düzenlendiği, genel ve soyut nitelikte olduğu, birden fazla sözleşme ilişkisinde kullanılmak üzere düzenlendiğinin kabulü halinde bu hükümlerin içerik denetimine tabi tutulmasının mümkün olduğu" şeklinde görüş belirtmiştir.
Tarafların bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmesi, taleple bağlı kalınarak 660.500,00 TL'lik dekorasyon masraflarının sözleşmenin kalan süresi ile orantılı olarak hesaplanması, feshin haksız olduğunun kabulü halinde davacının aynı bölgede yeni bir bayilik sözleşmesi kurabilmesi için gereken makul sürede elde etmesi muhtemel kazanç kaybının hesaplanması, fesih ihtarının gönderildiği tarihten geriye dönük kayıtlar incelenerek davacının fabrika satış mağazasında liste fiyatının altında ürün satışa sunmaya başladığı tarihten sonra davalı satışlarında azalma olup olmadığı, davalının bu durumdan önceki kâr/zarar miktarı ile bu satışlardan sonraki kâr/zarar miktarının karşılaştırılması suretiyle feshin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi ve sözleşmenin 13/09/2021 tarihinde sona erdiği dikkate alınarak istenilen hususlarda rapor tanzim edilmesi için dosya yeniden önceki bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişiler ..., ... ve ... tarafından sunulan 18.07.2023 tarihli ek raporda özetle; 660.500,00 TL'lik dekorasyon masraflarının sözleşmenin kalan süresi ile orantılı olarak hesaplanması istendiğinden, davacı şirket vekilinin ... Mağazası için dekorasyon masrafı adı altında yapılan harcamalar olarak ifade ettiği toplam 660.500,00 TL'nin sözleşmenin tamamı olan 5 yıllık süre için yapıldığı dikkate alındığında, toplam maliyet sözleşmenin kalan süresine (987 gün) orantılandığında, (660.500,00 TL / 1825 gün * 987 gün = 357.212,90 TL olarak hesaplandığı,Dava konusu demirbaşların heyetimizce görülmediği, davacı yetkililerince söz konusu demirbaşların sökülmesi durumunda başka bir mağazada kullanılamaz durumda olduğu ifade edildiği, dava konusu demirbaşların davacı tarafından sökülerek başka yerlerde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda heyetimizce bir tespit ve değerlendirmede bulunulamadığı,Davacı şirket yetkilileri yeni bir bayilik sözleşmesinin yaklaşık 6 ay gibi bir sürede kurulabileceği, dekorasyon, makine, demirbaş v.b. maliyetler toplamının 3.800.000,00 TL olduğu ve bu ebatlarda bir mağazada bulundurulması gereken mal bedelinin de 5.000.000,00 TL olması gerektiğini heyete bildirilmiş olduğu,Davacı tarafından davacının fabrika satış mağazasında yapılan satışlara ilişkin birim satış fiyatları ile davalı bayiye yapılan satışlardaki birim satış fiyatları bilirkişi heyetine sunulmadığından, davacının heyete sunduğu bilgi ve belgeler dikkate alınarak davacının fabrika satış mağazasında liste fiyatının altında ürün satışa sunmaya başladığı tarihten sonra davalı satışlarında azalma olup olmadığı hususunda heyetçe bir değerlendirmede bulunulamadığı, davalı tarafından heyete gönderilen bilgi ve belgelerdeki gerçekleşen cirolar, satılan malın malın maliyeti brüt kar tutarı ile diğer gelir ve gider kalemleri dikkate alındığında dava konusu olan ...'deki mağazanın 2019, 2020 ve 2021yılları itibariyle zarar ettiği, dava dosyasında kira açıklamalı banka dekontları bulunmadığından davalıdan bu kapsamda yapılan ödemeler ile bu ödemelerin kaydedildiği hesabın muavin kayıtları ve ilgili yevmiye kaydı görüntüsünün talep edildiği, davalı yetkilileri tarafından kira desteğinin 75.000,00 TL (25.000.- 3 aylık dönem) tek bir faturada mevcut olduğu ve hakediş ödemesini yaparken o kadar keserek ödendiğinin Heyete bildirildiği, konu ile ilgili olarak davalı tarafından davacıya 31.08.2020 tarihli 12 nolu, “%18” açıklamasıyla iade faturasının düzenlendiği, davacı şirket tarafından talep edilen 4.147.948,17 TL tutarlı cezai şart bedelinin davalının ticari faaliyetine devam etmesine engel olacak düzeyde olmayabileceği dolayısıyla da davacının talep edebileceği cezai şart tutarının ve sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın davalının ekonomik mahvına neden olmayacağı, olayda davalı bayinin davacı üreticinin dağıtım ağına yoğun bir şekilde entegre olduğu bir bayilik sözleşmesinin kurulduğu, davacının davalıyı dağıtım ağına dahil ettiği ve bu entegrasyonun yoğun olduğu, bu sebeple davacının bayinin menfaatlerini gözetme, bayiyi destekleme yükümlülüklerinin de derecesinin arttığı, doğrudan satış yapma hakkının bu derece yoğun sözleşmeler bakımından sınırlı olduğunun kabulü halinde somut olayda bu yükümlülüklere aykırı davranılıp davranılmadığının tespiti gerekeceğinde, somut olayda davacının menfaatleri gözetme, destekleme yükümlülüklerine aykırı hareket ettiği ve ilişkinin bu nedenle çekilmez hale geldiğine ilişkin kanaat oluşması durumunda sözleşmenin haksız olarak feshedilmediği; davacının sözleşmeden doğan yükümlüklülüklerine aykırı davranmadığı, davalı bayinin sözleşmenin devam ettiği sürece bir zarara uğramadığı ve ilişkiyi çekilmez hale getiren bir davranışa maruz kalmadığı sonuç ve kanaatine varılması durumunda ise sözleşmenin haksız olarak feshedildiği sonucuna varılabileceği, dosyaya sunulan sözleşmede ifa yerine talep edilebilecek ceza koşulu kararlaştırması yapıldığı, tarafların tacir olması, TTK m. 22 hükmü ve mali uzmanın öngörülen cezai şartın davalının ekonomik mahvına neden olmayacağı değerlendirmesi karşısında ceza koşulunun indirilmesinin mümkün olmadığı, sözleşme hükümlerinin sözleşmenin kurulmasından önce ve tek yanlı olarak düzenlendiği, genel ve soyut nitelikte olduğu, birden fazla sözleşme ilişkisinde kullanılmak üzere düzenlendiğinin kabulü halinde, bu hükümlerin içerik denetimine tabi tutulmasının mümkün olduğu'' şeklinde görüş belirtmiştir.
Tarafların ticari defterleri incelenerek davacının aynı bölgede, aynı şartlarla yeni bir bayilik sözleşmesi kurabilmesi için gerekli olan makul süre belirlenerek davacının varsa talep edebileceği (net) kâr mahrumiyeti miktarı konusunda ek rapor düzenlenmesi için dosya yeniden önceki heyete tevdi edilmiş, 04.07.2024 tarihli bilirkişi heyeti 2. ek raporunda özetle; davacı şirketin mevcut ticari faaliyet alanı dikkate alındığında; dava konusu olan ...'de yeni bir bayilik sözleşmesi kurulabilmesi için davacı şirket yetkilileri tarafından gerekli makul süre olarak belirtilen 6 aylık sürenin heyetimizce de uygun bir süre olarak değerlendirildiği, davacının talep edebileceği (net) kar mahrumiyeti miktarı olarak; davacı şirketin taraflar arasında imzalanan sözleşmenin feshinden sonraki döneme isabet eden 838 günlük süre içerisinde TL bazında 1.886.976,06 TL ve USD bazında ise 244.227,47 USD olarak hesaplandığı'' şeklinde görüş belirtmiştir.
Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde
Dava, bayilik sözleşmesinin süresinden önce ve haklı neden bulunmaksızın feshi nedeni ile seçimlik cezai şart ile birlikte kâr kaybının (müspet zarar) ve sözleşmeye riayet edileceğine güvenilerek yapılan dekorasyon masraflarının (menfi zarar) tahsili istemine ilişkindir.
Taraflar arasında akdedilen "... Bayilik Sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin 1.maddesinde davacının Bayi olarak anılacağının, sözleşmenin 2.maddesinde Bayi tarafından ...'ye her sezon için verilen sipariş formunda belirtilen markalı ürünlerin belirtilen adresteki mağazalarda teşhiri ve satışının , sözleşmenin 6.maddesinde ...'nin ... mağazasına yaz sezonu itibari ile ürün vereceğinin, mağaza tadilatının ... ait olduğunun, Bayinin 01/01/2019 tarihinde mağazayı teslim edeceğinin, ...'nin bu tarihte tadilata başlayacağının ve 01/02/2019 tarihinde mağazanın satışa hazır hale getirileceğinin, Bayinin mağazanın sözleşme koşullarına uygun olarak dekore edilmesini, mağaza dekorasyonunu ve vitrin düzenlenmesinin zaman zaman değiştirilmesiyle ilgili her türlü masrafının, mağazanın kira bedelini, bina ortak giderleri, elektrik, su, doğal gaz bedeli, çevre temizlik vergisiyle her türlü vergiyi, resim ve harçları ve mecura ilişkin kira sözleşmesinde öngörülen yer bedellerini ödemekle yükümlü olduğunun kararlaştırıldığı, sözleşmenin 15.maddesinde sözleşmenin 2019 tarihinden 2024 tarihine kadar olan süre için geçerli olduğunun sözleşme süresinin bitiminde ... tarafından feshedilmediği takdirde sözleşmenin 1 yıl süre ile uzayacağının, Bayinin sözleşme süresinin sona ermesinden en az 6 ay önce...'ye yazılı ihtarda bulunmak ve sözleşme süresi sonuna kadar borç bakiyesini kapatmak ve sözleşme şartlarını yerine getirmek kaydı ile sözleşmeyi feshedilebileceğinin, sözleşmenin 15/f maddesinde, sözleşme süresinin dolması veya Bayi tarafından sona erdirilmesi halinde Bayinin sözleşmeye konu olan mağazayı öncelikle ...'ye veya ...'nin belirleyeceği üçüncü bir şahsa bedel talep etmeden; mülkiyetin kendisine ait olması halinde rayiç bedelin %20 altında kira bedeli belirlenmek şartıyla devretmek zorunda olduğunun, Bayinin bu maddeye aykırı davranması halinde son 1 yıllık cirosu miktarınca cezai şartı kayıtsız ve şartsız olarak ...'ye ödemeyi kabul ettiğinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinin boş bırakıldığı görülmüştür.
Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 15/f maddesinde sözleşmenin haklı nedenle feshedilip feshedilmediğine bakılmaksızın sözleşmenin sona ermesi halinde Bayinin mağazayı ...'ye veya ...'nin belirleyeceği üçüncü şahsa bedelsiz olarak devretmemesi taahhüdüne aykırılık durumunda Bayinin cezai şart ödeyeceği, cezai şart miktarının Bayinin son 1 yıllık cirosu olacağı kararlaştırılmıştır.
Davalı şirketin son yıl cirosunun 4.147.948,17 TL TL olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilen Bayilik Sözleşmesinin genel işlem şartlarına aykırı olarak imzalanıp imzalanmadığı, sözleşmenin haklı nedenle feshedilip feshedilmediği, davacının cezai şart talep edebilmesi için sözleşmenin haklı nedenle feshedilmesinin önemli olup olmadığı, davacının yatırım (demirbaş ve dekorasyon masraflarının) masraflarını ve kâr kaybını cezai şart ile birlikte talep edip edemeyeceği konularında toplanmıştır.
Taraflar arasında akdedilen “...” başlıklı sözleşmenin konusu, “Bayi tarafından ...'ya her sezon için verilen sipariş formunda belirtilen markalı ürünlerin yukarıda belirtilen adresteki mağazada teşhiri ve satışı hakkında sözleşmedir... "olarak ifade edilmiştir.
Sözleşmenin Süresi ve Fesih Halleri başlıklı 15. maddesinin a bendinde, “Bu sözleşme 2019 tarihinden 2024 tarihine kadar ... yılık süre için geçerlidir. Bu sözleşme süresinin bitiminde ... tarafından feshedilmediği takdirde sözleşme 1 yıl süre ile uzar. Bayi sözleşme süresinin sona ermesinden en az 6 ay önce ...'ya yazılı ihbarda bulunmak ve sözleşme süresi sonuna kadar borç bakiyesini kapatmak ve sözleşme şartlarını yerine getirmek kaydı ile süre sonunda sözleşmeyi feshedebilir". yeklinde düzenleme yapıldığı görülmüştür.
Genel Şartlar hükmünün a bendinde, “Bayi, 1 defaya mahsus olmak üzere ... TL franchise bedelini nakden ve defaten B&G Store'ye ödeyecektir. Yukarıda belirtilen franchise bedeli bayilik sözleşmesinin yenilenmesi halinde yenilenecek her dönem için yeniden tahsil edilir" denilmekte; b bendinde ise, “bu sözleşme bir bayilik sözleşmesidir. Bu sözleşme ile bayi komisyonculuk, acentelik, simsarlık, tellallık, vekillik vb. iddiasında bulunamaz" denilmektedir.
TBK 19.maddesi uyarınca, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır."
Bayilik sözleşmeleri kanunda düzenlenmemiş sözleşmelerden olup, bayilik sözleşmesi çerçeve niteliğinde, sürekli öyle bir sözleşmedir ki, üretici malların tamamını veya bir kısmını satmak üzere bayiye göndermeyi, buna karşılık olarak bayi de, üreticinin dağıtım ağına dâhil olarak sözleşme konusu mal veya hizmeti kendi adına ve hesabına satmak ve bu mal ile hizmetlerin sürümünü arttıracak faaliyetlerde bulunmak yükümlülüğünü üstlenir. Bayinin yükümlülükleri, ürünleri satın alma yükümlülüğü, satış ve sürümü artırmak için tanıtım, reklam ve kampanya faaliyetleri ile çaba gösterme yükümlülüğü, üretici veya sağlayıcı tarafın, özellikle markalı ürünlerde marka imajının korunması ve satış ve sürümü artırma politikalarının geliştirilmesi amacına hizmet edecek ilke ve talimatlarına uyma, sadakat yükümlülüğü, satış sonrası hizmetleri yerine getirme yükümlülüğü; üretici veya sağlayıcının yükümlülükleri ise mal gönderme (diğer bir ifadeyle satış sözleşmeleri yapma) yükümlülüğü, bayiye bilgi, belge verme, destekleme ve işbirliği yapma yükümlülüğü olarak belirtilebilecektir (ŞENOL, Ayşe Nilay, Bayilik Sözleşmesi Sona Ermesi ve Sonuçları, İstanbul 2011, s. 53 vd.).
Somut olayda, davacı ve davalı iddiaları ile davalı tanığının duruşmadaki beyanlarından , taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davacının kurduğu dağıtım ağına yoğun bir katılım içermediğinin anlaşıldığı zira davacıya ait ürünlerin davalı şirketin yalnız ... 'deki mağazasında bir reyon ayrılmak suretiyle satışının kararlaştırıldığı, sözleşme uyarınca davalı bayinin davacı üreticiden ürün satın alma ve bu ürünleri kendi mağazasında teşhir edip satma yükümlülüğü altına girdiği (madde 2, madde 7); satılacak ürünlerin markalı ürünlerden olması sebebiyle marka imajının korunması amacıyla mağaza dekorasyonu vb. düzenlemelerin üreticinin talimat ve onayına uygun olarak hazırlama yükümlülüğünde olduğu (madde 6) görülmektedir.
Dosyaya sunulan ve taraflarca inkar edilmeyen 2021 yılı ağustos ve eylül tarihli e posta içeriklerinden , davalı şirketin; zarar edildiği gerekçesi ile bayilik sözleşmesini sona erdirme ve mağazadaki ürünlerin 15.09.2021 tarihinde boşaltılması talebini davacıya ilettiği, davacının sözleşmenin sona erdirilmesine muvafakat etmediğine ve mağazanın davacı tarafından işletilmesine izin verilmesi gerektiğine, bunun temin edilememesi durumunda ise sözleşmede kararlaştırılan cezai şart ile dekorasyon masraflarının davacıya ödenmesi gerektiğine dair yazışmaların yapıldığı, davacı tarafından davalıya keşide edilen ... 14.Noterliği'nin ... tarihli ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile davacının muvafakati olmaksızın bayilik sözleşmesinin 13.09.2021 tarihinde sona erdirilmesi , sözleşmenin 15/f maddesi gereği davacının mağazayı kiracı olarak işletmesine izin verilmemesi nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan cezai şart ile birlikte dekorasyon masraflarının davacıya ödenmesi gerektiğinin davalıya ihtar edildiği, ihtarnamenin davalıya 22.10.2021 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
Davalı tarafından davacıya keşide edilen ... 33.Noterliği'nin ... tarihli ... yevmiye sayılı ihtarnamede ; şirket pay sahiplerinin arkadaş olmaları sebebi ile usulen sözleşmeye imza atıldığının, sözleşmenin esaslı unsurlarının kararlaştırılmadığının, talep edilen dekorasyon masrafının fahiş olduğunun, işbirliğinin başladığı tarihten itibaren zarar eden tarafın ... olduğunun, ... ürünlerine ait toptan satışlarda azalma olduğunun, ... tarafından kendi müşterilerine fabrikadan toptan satış yapıldığının tespit edildiğinin,...' ya komisyon ödenmediğinin ve iş ilişkisinin ekonomik olarak sürdürülemez bir hâl aldığının bu nedenle taleplerin yerinde olmadığının ihtar edildiği anlaşılmıştır.
Davalı taraf, alacağın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin tam olarak müzakere edilmeden ticari ilişkiye başlanıldığını, müvekkiline ait mağazalar topluluğu içinde bir bölümün davacıya ait ürünlerin toptan ve perakende satışlarına tahsis edildiğini, sözleşmede kararlaştırılanın aksine davacının iki ay dışında kira katkısı yapmadığını, davacının beklenen satış tutarını gerçekleştiremediğini bu nedenle müvekkilinin zarara katlanmak durumunda kaldığını, sözleşmenin müvekkili yönünden ekonomik olarak sürdürülemez bir hal aldığını bu nedenle son çare olarak fesih yoluna başvurulduğunu , taraflar arasında akedilen sözleşmenin bayilik sözleşmesi olmadığını zaman içinde kira sözleşmesine döndüğünü, davacının kendi fabrikasında yapmış olduğu liste fiyatının altındaki satışlar sebebi ile davalı şirketin satışlarının önemli ölçüde etkilendiğini, mezkur sözleşmenin devamına katlanmasının mümkün olamayacağı gerekçesi ile sözleşmeyi haklı nedenle feshettiklerini, “kar marjı ve kira bedelleri devreye girdiğinde” zarar ettiklerini iddia etmiş olup davalı tarafından keşide edilen bu cevabi ihtarnamede davalının sözleşmeyi usulen imzaladığının, sözleşme ilişkisinin "zarar" gerekçesi ile sona erdirildiğinin ikrar ve ihtar edilmesi karşısında davalı tarafın imzaya itirazına itibar edilmeyerek yargılamaya devam edilmiştir. Dava tarihi itibari ile TBK 146.maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamış olduğundan davalının zamanaşımı itirazı yerinde görülmeyerek yargılamaya devam edilmiştir.
Bir sözleşmenin 6098 sayılı TBK’nın m. 20 vd. uyarınca genel işlem koşulları denetimine tabi tutulması için kanunda belirtilen ölçütlerin uygulanması gerekir. 818 sayılı BK.' da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da sözleşme serbestisi ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı genel işlem koşulları içermemesi unsuru getirilmiştir. Hem tüketiciler hem de tacirler için geçerli olan genel işlem koşulları denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha olumsuz durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulları nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu anlamda sözleşmenin tipi, türü ve niteliği önem taşımaz. Sözleşme eşya hukukuna, usul hukukuna veya ticari bir alım satıma, sigorta hukukuna, bankacılık hukukuna vs. ilişkin olabilir. Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olabilmesi için ise, anılan hükmün genel işlem koşulunu kullanan tarafça, sözleşmenin kurulmasından önce, tek taraflı olarak, sadece o sözleşme için değil, çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla hazırlanmış ve karşı tarafın getirilen bu hükmü müzakere etmesine imkan tanımadan sözleşmenin imzalanmış olması gereklidir. Bir sözleşmedeki genel işlem koşulunun niteliğinin, objektif unsurlara göre belirlenmesi gerekmekte olup, bu hususta tarafların icra ettikleri meslekleri ve sıfatları, tacir veya tüketici olup olmadıkları önem taşımaz.
Bir sözleşmenin önceden ve çok sayıda kullanım amacıyla oluşturulup oluşturulmadığını tespitte değişik ölçütler kullanılabilir. Söz gelimi ortada matbu bir metin var ve kullanılan ifadeler soyut ve genel ise, birden fazla sözleşmede kullanma niyetiyle önceden oluşturulduğu kabul edilebilecektir. Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin genel işlem koşulu denetimine tabi tutulmasını engellemez. Bu noktada aranılacak en temel unsurlardan birisi de, genel işlem koşulunu kullanan tarafın, karşı tarafa bu hükmü, değiştirilmesini engelleyecek tarzda ve o niyetle sunmuş olmasıdır. Mamafih, tek seferlik bir anlaşma için hazırlanan sözleşme metni için genel işlem koşulundan söz etmek mümkün değildir.
Genel işlem koşulu niteliğindeki bir hüküm, sözleşmenin taraflar arasında müzakere ve pazarlık sonucu imzalanmış ise, artık ortada hukuka aykırı bir sözleşme hükmünden değil, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, sözleşmede yer alan bireysel bir anlaşma hükmünden söz etmek gerekir. Ancak, bir sözleşmede, bütün hükümlerin tartışılarak sözleşmeye konulduğuna ilişkin kayıt konulması, TBK m. 20/3 uyarınca, onları tek başına genel işlem koşulu olmaktan çıkartmayacaktır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığını hangi tarafın ispat etmesi gerektiğine ilişkin TBK da açık bir düzenleme olmamakla birlikte, 6502 sayılı TK 5/3 maddesinden yola çıkılarak, önceden ve çok sayıda kullanmak amacıyla hazırlanmış belirli bölümleri boş olan ve sonradan doldurulan sözleşme hükümlerinin kural olarak müzakere edilmemiş olduğu, aksinin sözleşmeyi hazırlayan tarafça ispat edilmesi gerektiği kabul edilmeli, gerektiğinde bu konuda ticari ve eposta yazışmaları, fakslar, sözleşme taslaklı vs. ispat vasıtalarından yararlanılmalıdır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, genel işlem koşullarının üç aşamalı denetime tabi tutulması gerekir. Söz konusu denetim aşamaları; yürürlük (kapsam) denetimi, yorum denetimi ve içerik denetimidir.
Yürürlük denetiminde, genel işlem koşulunun karşı tarafın bilgisi dahilinde sözleşmeye konulup konulmadığına bakılmalı, müşterinin sözleşmeye genel işlem koşulu konulduğunu açıkça biliyor olması halinde diğer denetim aşamalarına geçilmelidir. Şayet sözleşme, o sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı bir genel işlem koşulu taşıyorsa, yani şaşırtıcı hüküm içeriyorsa, bu nitelikteki hükümler yönünden, müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmiş olup olmadığı, bu hükmün müzakere edilip edilmediği önem taşımaksızın, o sözleşme hükmü TBK m. 21/2 uyarınca sözleşmeye yazılmamış sayılmalıdır.
Yürürlük denetimi kapsamında, genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerden müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmemiş ve onun tarafından kabul edilmemiş olması halinde veya şaşırtıcı hüküm içermesi halinde o hükümler sözleşmeye yazılmamış sayılır. Böyle bir durumda, sözleşmeyi düzenleyen taraf, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hükümler olmasaydı, o sözleşmeyi yapmayacak olduğunu söyleyerek, sözleşmenin geçersiz olduğu ileri süremez.
Yürürlük denetiminin aşılması halinde yapılması gerekli denetim aşaması “yorum” denetimidir. Belirsizlik ilkesi de denilen bu denetim modelinde, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hüküm içeriğinin ne olduğu konusunda bir anlaşmazlık bulunuyorsa, bu hükmün düzenleyen taraf aleyhine yorumlanması gerekir.
Sözleşmede, yürürlük denetiminin aşılması ve yorumu gerektirecek bir belirsizliğin bulunmaması veya bulunsa bile düzenleyen aleyhine yorum yapılmış olmasından sonra, sözleşmenin bir de “içerik” denetimine tabi tutulması gerekmektedir. İçerik denetimi yapılırken, genel işlem koşulu olduğu ileri sürülen hükmün “dürüstlük kuralı” na aykırı olup olmadığı, karşı tarafın aleyhine ve onun şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olup olmadığına bakılacaktır. Hangi tür sözleşme hükümlerinin dürüstlük kuralına aykırı ve diğer tarafın şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olduğu hususu Kanunda düzenlenmemiş olup, mahkemece her somut olayda bu durumun tartışılması ve değerlendirilmesi gerekir.
İçerik denetimi aşamasında, sözleşme hükmünün dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve karşı tarafın şartlarını ağırlaştırdığının tespiti halinde, genel işlem koşulu niteliğindeki bu hükmün, yürürlük denetiminden farklı olarak, Kanunun emredici hükmüne açık aykırılık sebebiyle kesin hükümsüz sayılması gerekir.
Genel işlem koşulu nedeniyle yazılmamış veya kesin hükümsüz sayılan sözleşme hükmünün, sözleşmenin uygulanmasında boşluk doğurması halinde, ortaya çıkan sözleşme içi boşluğun, hakim tarafından öncelikle yedek hukuk, bu yoksa MK m. 1. uyarınca örf ve adet hukukuyla, bu da yoksa hakimin hukuk yaratması yöntemiyle doldurulması gerekir.
TBK'nın 20-25. maddelerinde genel işlem koşulu denetimine ilişkin ilkelere yer verilmiş yapılan açıklamalar çerçevesinde; tarafların arkadaşlık ilişkilerinin bulunduğunun her iki tarafça kabul ve iddia edilmesi , sözleşmenin baskı yapılabilecek bir ortamda imzalanmamış olması ve her iki tarafın basiretli tacir olmaları karşısında bir tarafın yatırım masrafı yapması suretiyle kurulan ticari ilişkinin sonlanması halinde işletmenin devrinin öngörülmesi, diğer tarafın ekonomik mahvına neden olmayacak tutarda cezai şart kararlaştırılmasının genel işlem koşullarına ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmediği kanaatine varılmıştır.
Sürekli borç ilişkilerinin sona erme biçimlerini kendiliğinden yahut bir hukuki işleme dayalı olarak sona ermesi şeklinde incelemek mümkündür. Nitekim sürekli borç ilişkileri, bazı sebeplerin gerçekleşmesi ile kendiliğinden sona erebileceği gibi, bazı durumlarda sona ermesi için bir hukuki işleme ihtiyaç duyarlar. Doğrudan (kendiliğinden) sona erme sebeplerinin ortaya çıkması, sözleşme taraflarının herhangi bir davranışına gerek olmaksızın sözleşme ilişkisini sona erdirirken; dolaylı sona erme sebeplerinin sözleşmeyi sona erdirebilmesi için, taraflardan birinin tek taraflı irade beyanına ihtiyaç vardır.
Bazı sebeplerin ortaya çıkması taraflardan biri açısından, tek taraflı irade beyanı (sözleşmenin feshi) ile sözleşmeyi sonlandırma imkânını doğurur. Bundan başka, sürekli borç ilişkisi niteliğinde bir sözleşmenin, her sözleşmede olduğu gibi tarafların yapacakları anlaşma ile sona ermesi de mümkündür.
Olağanüstü fesih, taraflardan birinin belirli ve belirsiz süreli borç ilişkilerini, bazı sebeplerin ortaya çıkması halinde tek taraflı irade beyanıyla sona erdirebilmesi imkânını ifade eder. Bunun için, bir sürekli borç ilişkisinin ifası esnasında, önceden öngörülemeyen bazı sebeplerin ortaya çıkmış olması ve bu nedenle borç ilişkisinin temelinin çökmüş veya artık devamının taraflardan beklenemeyecek ölçüde değişikliğe uğramış olması gerekmektedir. Bu görevi itibarıyla olağanüstü fesih, olağan fesihten ayrılmaktadır. Bir başka ifadeyle olağanüstü fesih, sürekli borç ilişkisinin devamını engelleyen olağanüstü sebeplerin ortaya çıkması halinde, sözleşmeyi vaktinden önce ileriye etkili olarak sona erdirmeye yarayan bir imkân niteliğindedir.
Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin taraflardan birinin iradesi (davalının fesih beyanı) ile sona erdiği tartışmasızıdır. Sözleşmenin ihlal edildiğini veya haklı bir fesih nedeninin bulunduğunu iddia eden taraf, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. HMK md. 190 "İddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşır" düzenlemesine havi olup , bayilik sözleşmesini fesheden davalı/ bayinin, fesih nedeni olan liste fiyatının altında satış vakıasını ve bunun haklı bir neden olduğunu ispatla yükümlüdür. Davalı tarafından ürün fiyatlarının kaşrılaştırmasını gösteren belgeler ile ve bu durumun kendi satışlarına olan olumsuz etkisini gösteren verilerin dosyaya sunulmadığı, taraflar arasında dosyaya sunulan mesaj ve e-posta yazışmaları ile davalı tarafından keşide edilen ... 33. Noterliğnin ... tarih, ... yevmiye sayılı ihtarnamede de bu hususta bildirimde bulunulmadığı , maliyet -kira- personel gideri hesabının dolaysısıyla maliyet hesabının doğru yapılmamış ve öngörülememiş olmasının, zarar edilmesinin sözleşmenin feshi için tek başına haklı neden teşkil etmediği , sözleşmede davacı ürünlerinin satışı dışında işletmenin davacıya devredilmesinin öngörüldüğü, davalının sözleşmenin 15/f maddesine de aykırı davrandığı, davalının sözleşmeyi haklı bir neden bulunmaksızın feshettiği anlaşılmıştır.
Ceza koşulunun talep edilebilmesi için sözleşmenin haklı veya haksız feshedilmesinden ziyade, sözleşmenin herhangi bir şekilde ihlal edilmiş olması esastır. Yani borçlunun sözleşme hükümlerini yerine getirmemesi veya sözleşmenin aykırı bir fiilde bulunması durumunda ceza koşulu talep edilebilir.
Taraflar arasında akdedilen Sözleşmenin 15. maddesinin f bendine göre, “bu sözleşme, sözleşme süresinin dolması veya bayi tarafından sona erdirilmesi halinde bayi sözleşmeye konu olan mağazayı öncelikle ...'ya veya ...'in belirleyeceği 3. Şahsa herhangi bir bedel talep etmeden mülkiyeti kendisine ait olması halinde rayiç bedelin %20 altında bir bedel ile kira belirlenmek şartıyla devretmek zorundadır. Sözleşme konusu mağazanın kiralık olması halinde bayi kiraya veren ile akdedeceği sözleşmede mağazanın B&G Store'a veya belirleyeceği 3. Şahsa sözleşmedeki koşullarla devretmek hakkını mahfuz kılacaktır. B&G Store sözleşme konusu mağazayı devralmak veya 3. Şahıslara devretmekte serbesttir. Bayinin bu maddeye aykırı davranması halinde bayi bayinin son bir yıllık cirosu miktarınca cezai şartı kayıtsız ve şartsız olarak ...'ya ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir...” şeklinde kararlaştırıldığı görülmektedir.
Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 15. Maddesinin f bendine göre kararlaştırılan ceza koşulu, TBK 179/1'de düzenlenen seçimlik ceza koşuludur ve buna göre taraflar aksini sözleşmede kararlaştırmadıkça, borçlu borcunu hiç veya gereği gibi yerine getirmezse, alacaklı ya edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek ceza koşulunu talep eder (EREM, M. 3688). Sözleşme ile kararlaştırılan ceza koşulu, sözleşmenin sona ermesi durumunda mağazanın devir borcunun yerine getirilmemesi halinde ödenecek miktardır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “cezai şart (ceza koşulu)” kavramı üzerinde durulmasında fayda vardır.
Kanun koyucu mülga 818 sayılı BK’nın 158-161. maddelerinde “cezai şart” kavramını kullanmış, TBK’nın 179-182. maddelerinde ise bunun yerine “ceza koşulu” kavramını tercih etmiştir. Cezai şart borçlunun, asıl borcunu ilerde hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezai şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının şümulünü ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir (Akman Sermet/Burcuoğlu Haluk/Altop Atilla/Tekinay, Selahattin Sulhi: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, İstanbul 1993, s. 341 vd.).
Cezai şartın, Kanun’daki ifadesi ile ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede buna ilişkin bir hüküm bulunması gerekir. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi temerrüt hâlinde TBK’nın 125/I. maddesi hükmünce alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de, ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması şarttır.
Cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı (işlevi) bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlali hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın (ceza koşulunun) diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme/fesih cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır (Kocaağa, K.: Ceza Koşulu (Sözleşme Cezası), Ankara 2018, s. 31-33).
6098 Sayılı TBK 179. maddesi uyarınca sözleşmenin hiç ve gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun yada cezanın ifasını isteyebilir hükmünü içermektedir.
Maddenin birinci bendinde seçimlik cezai şart düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere cezai şart vaad edilmiş ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise, alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezai şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek cezai şartın ödenmesini talep eder. Seçimlik cezai şartta alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de cezai şartın ödenmesini isteyemeyecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ... Esas, ... Karar ) Örneğin, satıcının sattığı malı teslim etmemesi hâlinde alıcının mal yerine 100.000TL ceza koşulu isteyebileceği kararlaştırılmışsa, alıcı ister malın teslimini, isterse ceza koşulunu isteyebilir. Görüldüğü üzere burada seçimlik bir hak söz konusu olup, alacaklı ancak ya asıl borcun ifasını ya da ceza koşulunun ödenmesini isteyebilir; alacaklı aynı anda hem asıl borcun ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini kural olarak isteyemez. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, asıl borcun sonraki imkânsızlık nedeniyle ifâ imkânının ortadan kalkması hâlinde, alacaklıya tanınmış olan bu seçim hakkı bir anlam ifade etmez. Asıl borcun ifası imkânsız olduğunda, alacaklı koşulları varsa yalnızca tazminat isteme hakkına sahip olur. Buna göre alacaklı, ya zararının tazmin edilmesini ya da ceza koşulunun ödenmesini ister.
Buradaki “seçimlik” ifadesinden, ceza koşulu ile asıl borç arasındaki ilişkinin, seçimlik borçlarda yer alan birden çok edim arasındaki ilişkiye benzediği sanılmamalıdır. Asıl borç ile ceza koşulu arasında gerçek anlamda bir seçimlik borç (alacak) ilişkisi söz konusu olmayıp, yalnızca alacaklıya tanınmış bir seçim hakkı söz konusudur. Bunun önemi şu noktada ortaya çıkar: Borçlu asıl borcun ifasıyla yükümlü olmakla birlikte, alacaklı asıl borcun ifasından vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini istediğini borçluya bildirebilir. Borçlu ceza koşulu kendisinden istenmedikçe yalnız asıl borcu ifa edebilir. Bu seçim hakkı, teknik anlamdaki seçimlik borçtan (alacaktan) farklıdır (Kocaağa, K.: s. 133-136).
Somut ihtilafa dönüldüğünde sözleşmenin bayi tarafından feshedildiği ve davalının sözleşmenin 15. Maddesinin f bendine göre işletmeyi devretmemesi sebebi ile ceza koşulunu ödeme yükümlü olduğu, sözleşmede kararlaştırılan son 1 yıllık ciro bedelinin 4.147.948,17 TL olduğu , cezai şart bedelinin davalının ekonomik mahvına neden olacak tutarda olmadığı anlaşılmakla sözleşmenin haklı neden bulunmaksızın feshi ve işletmenin devri borcunun yerine getirilmemesi nedeniyle 4.147.948,17 TL cezai şartın 22/10/2021 tarihinden itibaren ( reeskont oranını aşmamak üzere )işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ... Esas, ... K. sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere seçimlik cezai şartta alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de cezai şartın ödenmesini isteyemeyecektir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı sürece davacı, seçimlik cezai şart ile birlikte sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklı menfi (dekorasyon masrafları) ve müspet zarar (kâr kaybı) talebinde bulunmayacağından; taraflar arasında akdedilen sözleşmede aksi kararlaştırılmadığından davacının menfi ve müspet zarar isteminin reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile;
4.147.948,17 TL'nin 22/10/2021 tarihinden itibaren reeskont oranını aşmamak üzere işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
Fazlaya ilişkin taleplerin reddine,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesine göre tahsil edilmesi gereken karar harç 283.346,33 TL olduğundan peşin yatırılan 82.133,36 TL ile ıslah harcı olarak yatırılan 32.207,76 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 169.005,21 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan ve mahsup edilen harçlar toplamı 114.341,12 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 22.500,00 TL bilirkişi masrafı, 590,00 TL posta ve tebligat masrafı olmak üzere toplam 23.090,00 TL yargılama giderinin kabul ve ret oranına göre 14.304,71 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, kalan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan posta ve tebligat masrafı 166,00 TL yargılama giderinden ret miktarına göre 63,00 TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalan yargılama giderinin davalı üzerine bırakılmasına,
6-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre kabul edilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 475.835,85 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
8-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre reddedilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 340.222,37 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
9-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 10/07/2025
BAŞKAN
ÜYE
ÜYE
KATİP