T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/769
KARAR NO : 2025/691
DAVA : Limited Şirketin Ortaklar Kurulu Kararlarının Yoklukla Malul Olduğunun Tespiti
DAVA TARİHİ : 10/10/2022
KARAR TARİHİ : 02/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Limited Şirketin Ortaklar Kurulu Kararlarının Yoklukla Malul Olduğunun Tespiti davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili ...'nin ..., ..., ... ve ...'in de ortak olduğu ... Tic. Ltd. Şti. unvanlı şirketin %20 oranında ortağı olduğunu, şirketin ilansız toplandığı ... tarih ve ...sayılı ve ... tarih ve ...sayılı genel kurul kararlarında müvekkiline ait imzanın yer aldığının tespit ettiğini, kararların alındığı tarihlerde Türkiye'de dahi olmayan müvekkili adına atılmış imzaların sahte olduğunu ve dolayısıyla 04/09/2020 tarih ve ...sayılı ve ... tarih ve ...sayılı ortaklar kurulu kararlarının kurucu unsur eksikliği nedeniyle hukuken yok hükmünde olduğunu, müvekkilinin haberdar olmadığı ve katılmadığı dava konusu genel kurullar çağrısız genel kurul düzenlenmesine ilişkin emredici kanun hükümlerine aykırı şekilde yapıldığını, bu nedenle hükümsüzlük sebebinin yokluk veya butlan olarak kabul edilmesi gerektiğini, söz konusu kararlarda müvekkili ... adına atılan imzanın kendisine ait olmadığını, huzurdaki dava için herhangi bir dava açma süresinin olmadığını, bu nedenlerle ... Tic. Ltd. Şti.'nin ... tarih ve ... sayılı ve ... tarih ve...sayılı ortaklar kurulu kararlarının yok hükümde (yokluk veya butlan) olduğunun tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, müvekkili şirketin 04.01.2019 tarihinde kurulduğunu, müvekkil şirketin kurucularının ..., ..., ..., ... olduğunu, müvekkili şirket kuruluşunun ardından, ... tarih ve ...sayılı genel kurul kararı ile şirket ortaklarından ..., sermaye karşılığında 10 adet payını hukuki ve mali yükümlülükleri ile devri kararı alındığını, ... tarih ve... sayılı genel kurul kararı ile şirket adresi, ... iken; ... iken Daire:... adresine taşındığını, davacı, her ne kadar kararlar aleyhinde işbu davayı ikame etmişse de, işbu davanın asıl ikame ediliş amacının genel kurul kararlarının yokluğunun tespit edilmesinden ziyade, müvekkili şirketin diğer kurucularına yönelik beslediği husumet olduğunun düşünüldüğünü, davacının şahsi duygularına yenik düştüğünü, neticesinde şirket iş ve işleyişine her ne nam altında olursa olsun engel olmaya çalıştığını, davacı, bu suretle müvekkili şirkete zarar verdiğini, müvekkili şirket genel kurulunun hukuka uygun olarak toplandığını, mevzuata ve usulune uygun şekilde karar aldığını, müvekkili şirketin anılan genel kurul kararlarında, serbest mali müşavirin desteği doğrultusunda yönlendirme ve talimatları doğrultusunda tamamlandığını, kararlardaki imzaların bizzat sahiplerine ait olduğunu, o tarihte Türkiye'de bulunanların karara imzayı attıklarını, Türkiye'de olmayanlara ise posta yolu ile gönderildiğini, davacının sahte imza iddiasının gerçeklikten uzak olduğunu, davacının haksız ve kişisel saiklerle ..., ..., ... ve ... hakkında savcılığa şikayette bulunduğunu, bu doğrultuda konu hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma numaralı dosyasına verilen ifadelerin önem arz ettiğini, Türk hukukunda, davacının mahkemeden hukuki himaye istemesinde korunmaya değer bir menfaatinin olması ve devletin de bu himayede menfaati olan herkese hukuki himaye hakkı tanımasının temel bir ilke olduğunu, davacının davasında hukuki yarar bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, bir an için davacının bilgisi olmaksızın genel kurul kararlarının alındığı varsayımında dahi (kabul anlamına gelmemekle birlikte) ilgili kararlar ile davacının hiçbir hakkına zarar gelmediğini ve öte yandan davacıyı doğrudan etkileyen bir işlem tesisi olmadığını, davacının işbu davayı kötüniyetle ikame etmiş olduğunu, davacının bağlılık yükümlülüğünü ihlal ettiğini, şahsi menfaatleri adına müvekkili şirkete zarar verdiğini, bu nedenlerle fazlaya ilişkin her türlü başvuru, dava, şikayet hakkı saklı kalmak kaydı ile hukuka aykırı olarak ikame edilen işbu davanın usulden reddine, aksi kanaat halinde davanın esastan reddine, vekalet ücretinin ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini savunmuştur.
Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde
Dava, limited şirket ortaklar kurul kararının yoklukla malul olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, davalı şirketin 04/09/2020 tarihli ve 10/02/2021 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olup olmadığı, anılan kararlarda davacı ismine atfen atılan imzaların davacı eli ürünü olup olmadığı, ilgili genel kurul toplantı tarihlerinde davacının yurtiçinde bulunmasının zorunlu olup olmadığı, davacının anılan tarihlerde yurtdışında olmasına rağmen imzanın davacıya ait olması ihtimalinde anılan kararların yoklukla malul olup olmayacağı konularında toplanmıştır.
Davacı, davalı şirket sermayesinde %20 pay sahibi olduğunu, ortaklar kurulu kararlarının alındığı tarihte yurtdışında bulunduğunu, ortaklar kurulu toplantılarında hazır bulunmadığını, 04.09.2020 ve 10.02.2021 tarihli genel kurul toplantılarından haberdar olmadığını, 04.09.2020 ve 10.02.2021 tarihli genel kurul toplantı tutanaklarında davacı ismine atfen atılan imzanın davacıya ait olmadığını iddia ederek kararların yoklukla malul olduğunun tespitini talep etmiştir.
Davalı şirket , davacının toplantıda alınan kararları imzalayarak posta yoluyla gönderdiğini, davacının şirketin diğer kurucu ortaklarına zarar vermek amacıyla bu davayı açtığını, davacının anılan kararlara uzun süre sessiz kaldığını bu nedenle davanın reddinin gerektiğini iddia etmişlerdir.
Davacı tarafından , davalı şirket sermayesinde pay sahibi diğer ortaklar aleyhine özel belgede sahtecilik suçlaması ile ... Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunulduğu, soruşturma dosyasında belge asılları üzerinde inceleme yapılamadığı ve davacının zararına bir işlem kastı bulunmadığı gerekçesiyle ... soruşturma sayılı dosyada 17.10.2024 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğin anlaşılmış, Türk Borçlar Kanunu'nun 74.maddesi uyarınca hukuk hakimi , ceza hakimi tarafından verilen beraat kararı ile bağlı olmayacağından soruşturma dosyasının sonucu beklenilmeksizin yargılamaya devam edilmiştir.
Davacının imzasını içeren belge asılları mahkememizin ... , ... nolu kasasında muhafaza altına alınmış, dava konusu ortaklar kurulu kararlarının ibrazı için davalı tarafa süre verilmiş, süresinde ibraz edilen ortaklar kurulu kararları mahkememizin ... nolu kasasında muhafaza altına alınmış ve ... nolu kasada muhafaza altına alınan her iki ortaklar kurulu kararı davacı tarafa duruşmada gösterilerek imzanın kendi eli ürünü olup olmadığı konusunda beyanları tespit edilmiştir.Davacı 01.02.2024 tarihli duruşmada tercüman aracılığıyla imzaların kendisine ait olmadığını beyan etmiştir.
Toplantı tutanakları altındaki imzanın davacı eli ürünü olup olmadığı konusunda rapor düzenlenmesi için dosya aslı , mukayeseye elverişli belge asılları ve toplantı tutanaklarının asılları Adli Tıp Kurumuna gönderilmiş, Adli Tıp Kurumunun 05.12.2024 tarihli raporu ile davalı şirketin ... tarihli ... sayılı ve ... tarihli ...sayılı ortaklar kurulu kararları altında davacı adına atılan imzalar ile davacının mukayese imzaları arasında farklılıklar saptandığının, anılan kararlar altında davacı ismine aften atılan imzanın davacı eli ürünü olmadığının tespit edildiği, davacının anılan kararlara sonradan onay verdiği hususunun ispat edilemediği anlaşılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ... E, ...K. Sayılı emsal kararında yok hükmündeki bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir.
Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir.
Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik anonim şirketlere yönelik olarak somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 381. (6102 sayılı TTK’nın 445.) maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 6762 sayılı TTK’nın 536. (6102 sayılı TTK’nın 622.) maddesi yollamasıyla anonim şirket genel kurul kararlarının iptali hakkındaki hükümlerin limited şirket için de uygulanması gerekecektir. 6762 sayılı TTK’nın 381. (6102 sayılı TTK’nın 445.) maddesi gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir.
Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı TTK’da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul karalarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 TTK’nın 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır.
Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı TTK’da ne de 6102 sayılı TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378)
Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür.
Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise TMK’nin 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37).
Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili davalı şirketin 24/10/1995 yılında kurulduğunu ve 27/02/1996 tarihinde müvekkilinin %49,0797 hisse alımı yoluyla davalı şirkete ortak olduğunu, müvekkilinin 27/02/1996 tarihinden itibaren şirket genel kurul toplantılarında bulunmadığını, davalı şirkette diğer ortak ve müdür ...'nın 25/07/2017 tarihli 15 nolu Genel Kurul Kararı ile sermaye artırımı ve şirket birleşme işlemi yaparak kendi hisse oranını arttırdığını, eşi ...'nın pay sahibi yapıldığını bu durumda müvekkilinin şirketteki hissesinin % 39,66 oranına düşürüldüğünü ileri sürmüştür. Dosya kapsamından davacının davalı şirketin , 25/07/2017 tarihli genel kurul toplantısına katılmadığı ve 25/07/2017 tarihli 15 nolu genel kurul toplantı tutanağı altında davacı ismine atfen atılan imzanın davacı eli ürünü olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 25/07/2017 tarihli genel kurul toplantısının çağrısız yapıldığı, davacının ise toplantıya katılmadığı anlaşılmaktadır.
Davalıya yemin deliline başvurmak isteyip istemediği konusunda beyanda bulunmak üzere süre verilmiş, davalı süresinde beyanda bulunmadığından davalının yemin deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı kabul edilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Anonim ve limited şirket genel kurul toplantıları, davetin belli bir prosedüre tâbi tutulup tutulmadığına göre çağrılı ve çağrısız genel kurul toplantısı şeklinde ikiye ayrılır. Hem 6762 sayılı TTK’da hem de 6102 sayılı TTK’da anonim ve limited şirketin genel kurul toplantılarına ortakları davet belli başlı kurallara bağlanmıştır. Kanun koyucu genel kurul toplantılarına davet şekillerinin az ortaklı şirketler açısından pratik olmayacağı düşüncesiyle her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısını düzenleme ihtiyacını hissetmiştir. Limited şirketlerde çağrısız genel kurul 6762 sayılı TTK’nın 538/5 maddesinde; “Bütün ortaklar; aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde toplantıya çağırma hakkındaki merasime riayet etmeksizin de umumi heyet halinde toplanabilirler. Böyle bir toplantıda bütün ortaklar hazır olmak şartiyle, umumi heyetin salahiyetine dahil olan hususlar müzakere edilerek karara bağlanabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre limited şirketlerde çağrısız genel kurul toplantısının yapılabilmesi için bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması gerekir. Buradaki itiraz, doğrudan yapılacak olan çağrısız genel kurul toplantısına veya karar alınmasına ilişkin olmalıdır. Görüldüğü üzere çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yeter sayısı bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla çağrısız genel kurul toplantısına bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir. Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla malûldür.
Yukarıda da bahsedildiği üzere yok hükmünde bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyeceğinden 04.09.2020 ve 10.02.2021 tarihli genel kurul toplantısının çağrısız yapıldığı, davacının bu toplantılara katılmadığı, toplantı tutanağı altındaki imzanın davacıya ait olduğunun ispat edilemediği anlaşılmakla davacının limited şirkete yönelik davasının kabulüne, davalı şirketin ... tarihli ... sayılı ve ...tarihli ...sayılı ortaklar kurulu kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜNE, davalı şirketin... tarihli ... sayılı ve ... tarihli... sayılı ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespitine,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre tahsili gereken harç 615,40 TL olduğundan peşin alınan 80,70 TL harcın karar harcından mahsubu ile bakiye 534,70 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılıp mahsup edilen 80,70 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan posta ve tebligat masrafı 306,25 TL, tercüman ücreti 2.000,00 TL ile 6.500,00 TL adli tıp raporu ücreti toplamı 8.806,25 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 02/10/2025
BAŞKAN
ÜYE
ÜYE
KATİP