T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/299
KARAR NO :2025/398
DAVA:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:08/05/2024
KARAR TARİHİ:23/05/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
(I) TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
(1) Davacı Tarafın İddialarının Özeti:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket 28.03.2005 tarihinde, davalı ... İçecek San. ve Tic. A.Ş. ile ile gayri münhasır "Bayilik Sözleşmesi" akdettiğini, bu sözleşme kapsamında müvekkili davalı şirkete ait sırma markalı şişelenmiş ve damacanalı ürünlerinin İstanbul Avrupa Yakası bölgesindeki satış ve dağıtım işini üstlendiğini, sözleşme uyarınca üreticinin, bayiye sözleşme konusu malların satış hakkını tanıdığı ve bunun karşısında bayiin de malların sürümünü artırma faaliyetini üstlendiği ve müvekkili şirketin mali yönden bağımsız, kendi ad ve hesabına ticari faaliyet sürdürerek bu işi üstlendiği bir ilişki kurulduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki, bayilik sözleşmesinin 12. maddesi uyarınca; TTK'nun 89. maddesinde tanımlandığı şekliyle cari hesap ilişkisi içerisinde yürütüldüğünü, bu ilişki süresince ne davalının ürün teslimi ediminde, ne de müvekkilinin ödeme ediminde herhangi bir sorun yaşanmamış, taraflar sözleşme kapsamında karşılıklı güven içerisinde ticari faaliyetlerine uzun bir süre devam ettiğini, sözleşmenin devamı sırasında taraflar arasındaki cari hesap alacağına ilişkin olarak "ödendi ve ibraname" başlıklı belgeyi imzaladığını, bu kapsamda 16.01.2009 tarihinde 2 adet taşınmazın davalıya devri gerçekleştirildiğini, bu taşınmazların devri ile müvekkili şirket, cari hesap borcunun 400.000-YTL'si bakımından ibra edildiğini, ayrıca ... Bankası'nın 40.000-YTL bedelli kesin ve süresiz teminat mektubu da güvence olarak davalı şirkete teslim edildiğini, taraflar arasındaki ticari ilişki bu şekilde güven ortamı içerisinde ilerlemekte iken davalı ileri tarihte göndereceğini taahhüt ettiği ürünlere istinaden çeşitli gerekçelerle müvekkil şirketten avans mahiyetinde çek talep ettiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin bozulmaması için müvekkili avans çekleri keşide ederek karşı yana teslim ettiğini, ancak avans çekler karşılığında teslimi taahhüt edilen bu ürünler hiç bir zaman müvekkiline teslim edilmediğini, üstelik davalı, haklı, geçerli ve hukuken kabul edilebilir bir gerekçe ileri sürmeksizin 28.01.2009 tarihinde, bayilik sözleşmesini feshettiğini ve sözleşme kapsamında daha önce teslim edilmiş olan ürünlerin iade edilmesini talep ettiğini noter aracılığıyla müvekkiline bildirildiğini, buna karşılık müvekkili 01.06.2009 tarihinde, ... 13. Noterliği'nin 01.06.2009 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile yukarıda bahsedilen avans çeklerinin ve güvence olarak verdiği teminat mektubunun iadesini, eğer bu çek ve mektup paraya çevrilerek herhangi bir tahsilat gerçekleştirilmişse bu bedellerin nakden ödenmesini, sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi nedeniyle kendisine iade edilmesi gereken söz konusu 1.185.195,12-TL''nin 7 gün içerisinde ödenmesini talep ettiğini, söz konusu ihtarname davalı yana 04.06.2009 tarihinde tebliğ edildiğini, karşı yan ihtarname ile verilen 7 günlük süre içerisinde herhangi bir ödeme yapmadığından, TBK madde 117 gereğince 11.06.2009 tarihinde temerrüte düştüğünü, üstelik davalı müvekkiline herhangi bir ödeme yapmadığı halde; teslim edilen avans çeklerini tahsil etmiş ve teminat mektubunu nakde çevirdiğini, arz ve izah olunan nedenler ve Mahkemece resen nazara alınacak diğer sebeplerle; davanın kabulü ile davalının temerrüt tarihi 11.06.2009 ile tahsilat tarihi olan 13.10.2023 tarihleri arasında, müvekkilin uğradığı 1.000-TL munzam zararımızın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
(2) Davalı Tarafın Savunmalarının Özeti:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle herhangi bir kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacının taleplerine karşı zamanaşımı itirazında bulunduklarını, bu nedenle davanın esasına girilmeden usul yönünden zamanaşımına uğramış istisnasız tüm taleplerinin ilgili yasa hükümleri gereğince reddini talep ettiklerini, davacı yanın belirsiz alacak davası olarak ikame ettiği işbu dava saymış oldukları yasal dayanaklara uygun olmadığını, zira davanın açıldığı dönemde davacı iddia ettiği zararların tümünüm somut olarak ispat yükümlülüğü altında olduğunu, davacının bahsettiği alacak kalemlerini ticari defterlerine bakarak doğrudan tespit edebilir ya da yatırım bedeli olarak ne kadar harcadığı yine ticari defterlerinden açıkça bulunabilir ve hesaplanabilir nitelikte olduğunu, bu nedenle söz konusu talepler nedeniyle belirsiz alacak davasının ikame edilmesi kabul edilemeyeceğini, söz konusu eksikliğin giderilmesi, aksi takdirde usulden davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı yan tarafından dava dilekçesine dayanak teşkil eden belge ve deliller davacının her türlü dayanağına karşı, taraflarına tebliğ edilmeyenler için savunma ve beyan hakları saklı tuttuklarını, somut olaya bakıldığında davacı yanın talep konusu etmiş olduğu munzam zarar olgusunun şartları oluşmadığını, davacı yan tarafından keşide edilen ihtarname haksız ve kötüniyetli olduğunu, açıklanan nedenler muvacehesinde sair talep, itiraz ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile haksız ve mesnetsiz davanın reddine, müvekkili tarafından dava sonucunda müvekkili vekalet ücreti olarak ödenmesi gereken bedelin tamamının, A.A.Ü.T m 23 hükmü gereğince kötü niyetli davacı yandan tahsiline, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini savunmuştur.
(II) ÇEKİŞMELİ VAKIALAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER:
1-.... Asliye Ticaret Mahkemesinin... Esas sayılı dosyası,
2-.... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası,
3-... 6. Sulh Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası,
4-... 1. Sulh Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası,
5-... 9. Sulh Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası,
6-... 7. Sulh Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası,
7-... Kaymakamlığından gelen ... Mah. 1655 ada 109 parsel 3 ve 5 nolu bağımsız bölümlere ait takdiyatlı tapu kayıtları,
8-... 2. Sulh Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası,
9-... 8. Sulh Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası,
10-... Bankasından gelen davacı şirkete ait ipotek belgesi, kredi sözleşmesi ve kredi planı,
11-Tüm dosya kapsamı.
(III) DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ, SABİT GÖRÜLEN VAKIALAR, ÇIKARILAN SONUÇ VE HUKUKÎ SEBEPLER:
Davacının davası temerrüt faizi ile karşılanmayan munzam zararın tahsili için açılan alacak davasıdır.
Davacı vekili, davalı ile imzalanan bayilik sözleşmesinden doğan alacağın tahsili için davalı hakkında başlatılan icra takibine itirazın iptali davası sonucunda hükmedilen alacağın, davalının temerrüdünden 14 yıl 8 ay 15 gün geçtikten sonra davalı tarafından ödendiğini ileri sürerek munzam zararın hesaplanmasını talep etmiştir.
Dosyaya celp edilen ve işbu davaya dayanak teşkil eden dava ve icra dosyaları celp edilerek dosya arasına alınmıştır.
Celp edilen dava ve icra takip dosyalarının incelenmesinde, davacı tarafından davalı aleyhine .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyasında ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalının itirazı üzerinde bu kez davacı tarafından .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin... Esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda anılan Mahkemece verilen aynı esas ...yılı ile karar ile davalının itirazının iptaline karar verildiği, verilen kararda davalının takip tarihinden önce temerrüdünün bulunmadığı kabul edilerek işlemiş faiz alacağına ilişkin talebinin reddine karar verildiği, verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/490 E. 2023/3199 K.sayılı 23.05.2023 tarihli onama ilamı ile kesinleştiği anlaşılmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin emsal nitelikte olan Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/3534 Esas 2025/15 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere;
"818 sayılı mülga Kanun’un "Munzam zarar" kenar başlıklı 105. maddesi şöyledir:
“Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir.
Bu Kanun'u ilga eden 11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Aşkın zarar" kenar başlıklı 122. maddesi şöyledir:
"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder."
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "B. Borçlunun temerrüdü I. Koşulları" kenar başlıklı 117. maddesi şöyledir:
"Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.
Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır."
4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un"Temerrüt faizi" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"(Değişik : 15/12/1999 – 4489/2 md.) Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz."
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "II-Zararın ve kusurun ispatı" kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:
"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.
Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler."
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "III-1. Belirlenmesi" kenar başlıklı 51. maddesi şöyledir:
"Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.
Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür."
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "İspatın Konusu" kenar başlıklı 187.maddesi şöyledir:
"(1)İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.
(2) Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz."
Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları :
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 112-126. maddeleri arasında, aşkın zarar dahil, borçların ifa edilmemesinin sonuçları düzenlenmiştir. Aşkın zarar, borçlunun temerrüdünün bir sonucu olduğu için temerrüt hükümleri aşkın zararın hesaplanmasını önemli ölçüde etkilemektedir. Kanun'un 112. maddesinde borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğu hükmü bulunmaktadır.
Borçlunun Temerrüdü :
Munzam zararın anlaşılabilmesi için öncelikle temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar vardır.
Bilindiği gibi temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine 818 sayılı BK’nın 103. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 120. madde) gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresinde varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Borçlu kusurlu olsun veya olmasın sonuçta borç alacaklıya zamanında ödenmemiş demektedir.
Türk hukukunda alacaklıya zararın varlığını ve miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanımıştır. Ayrıca faiz yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu para miktarından yarar sağlaması şart olmadığı gibi, bu yararların iadesi amacını da taşımaz.
Diğer taraftan temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz.
Aşkın Zarar (Munzam Zarar):
Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK. m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür". Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli ve 1998/13-353 E. 1999/929K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.
MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI:
Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir.
A. Bir Para Borcunun Bulunması
Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir;
Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden doğan para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir.
B.Borçlunun Temerrüdü
Türk Borçlar Kanunu 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur.
C. Munzam Zarar
Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart "temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa" ifadesi ile TBK. m. 122/1 hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak, söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır.
Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir.
D. Uygun İlliyet Bağı
Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez.
Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır.
E. Kusur
Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/1 gereğince "borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle doğan ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır.
TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.
Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir.
MUNZAM ZARARIN İSPATI:
Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır.
Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir.
Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanun’un 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur.
Yüksek Enflasyon Dönemlerinde;
Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir.
Normal Enflasyon Döneminde;
Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir.
20.10.1989 gün ve 1988/4 esas 1989/3 karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve ... sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11. 2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin... başvuru no.lu .../Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nun 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nın 42 ve 43 md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.
Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;
1 . Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı
2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,
3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları
4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları
5. Asgari ücret artışı
6. Altın fiyatlarındaki artış
Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.
ZAMANAŞIMI:
Munzam zararın tazmini davası 818 sayılı BK’nın 125 ve Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca 10 senelik zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımının başlangıç tarihi ise alacaklının alacağının tamamının tahsil edildiği tarihtir.
Somut olayda .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... sayılı dosyasında davalının icra takibinden önce temerrüde düşmediğinin kabul edildiği, verilen kararın temyiz incelemesinden geçerek bu şekilde kesnleştiği, icra takibinin başlatıldığı tarihin ise 08.02.2013 olduğu, eş deyişle davalının temerrüde düştüğü tarihin takip tarihi olan 08.02.2013 olduğu, dava dilekçesinin incelenmesinde davacı tarafın "Borçlunun Temerrüdü Nedeniyle Temerrüt Faiziyle Karşılanamayan Zararın Mevcudiyetine İlişkin Açıklamalarımız" başlığı altında iddia edilen olayların kesinleşen temerrüt tarihi olan 08.02.2013 tarihinden önceki tarihlere ait olduğu, bu durumda davacının munzam zararını talep etmek için gerekli olan temerrüde düşme şartının somut olayda oluşmadığı anlaşılmakla davacının sübut bulmayan davasının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM/ Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
Davacının davasının REDDİNE,
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcının peşin yatırılan 427,60 TL harçtan mahsubu ile noksan kalan 187,80 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,
Taraflarca yatırılan bakiye gider ve delil avanslarının kararın kesinleşmesi halinde yatırana iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 23/05/2025
KATİP ...
e-imzalıdır
HAKİM ...
e-imzalıdır
Harç/ Masraf Dökümü
Peşin Harç : 427,60 TL
Karar Harcı : 615,40 TL
Noksan Harç : 187,80 TL
Davacı Gider Avansı
Yatırılan Avans : 1.450,00 TL
Davalı Gider Avansı
Yatırılan Avans : 00,00 TL
Yargılama Gideri Detayları
Posta Giderleri : 54,00 TL