T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/329
KARAR NO : 2026/394
DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli)
DAVA TARİHİ : 22/05/2024
KARAR TARİHİ : 07/05/2026
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; davalı şirketin .. Ticaret Sicil Memurlu nezdinde ... sicil numarası ile 05.10.2007 tarihinde tescil edilerek kurulduğunu, müvekkillerinin murisi ...'ın davalı şirkette %10 oranında pay sahibi iken vefat ettiğini ve hisselerin iştirak halinde müvekkillerinin murisinden müvekkillerine intikal ettiğini, ... tarihli ve ... sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen davalı şirketin kuruluş sermayesinin 2.500.000 TL olduğunu, müvekkillerinin murisinin nama yazılı ilmühaber ile temsil edilen %10 oranındaki sermaye payının 250.000,00 TL'ye denk geldiğini, davalı şirketin kuruluş amacının ... İli ... İlçesi'nde turizm yatırımı gerçekleştirmek olduğunu, bu bağlamda 16.06.2011 tarihinde 2.066.500 TL bedelle ... İli, ... İlçesi, ... Beldesi'nde kain yaklaşık 140 dönüm yüzölçümlü bir arazi satın alındığını, taşınmaz satın alımının ileriki yıllarda da devam ettiğini, davalı şirket söz konusu arazinin satın alınmasının akabinde imar çalışmalarına başlamakla birlikte bugüne kadar söz konusu arazi ile ilgili imar çalışmaları tamamlanamadığı gibi söz konusu arazi üzerinde hazırlanmış bir inşaat projesinin de bulunmadığını, davalı şirket ortaklarından ...'ın müvekkillerinin murisine karşı birtakım şahsi husumetler içinde olduğunu, davalı Sirketin diğer ortakları ile olan şahsi ilişkilerini kullanmak suretiyle çoğunluğu sağlayarak müvekkillerini ve murislerini şirkette etkisiz hale getirmeye çalıştığını, davalı şirketin yönetim kurulu tarafından... tarih ve... sayılı kararı ile alınmış haksız ve hukuka aykırı ıskat kararının butlan ile sakat olduğunun tespiti için açılan ... 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyası ile müvekkillerinin murisinin davalı şirkete sermaye/apel borcunun olmadığının tespiti için açılan ... 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile birleştirildiğini, yapılan yargılama sonucunda ... 8. Asliye Ticaret Mahkemesi ...Esas ...Karar sayılı ve 02.06.2022 tarihli kararı ile; "Asıl davada (... 8. Asliye Ticaret Mahkemesi ...E ) davacı tarafça açılan davanın KABULÜ ile, davacı tarafın davalı şirkete sermaye/apel borcu bulunmadığının TESPİTİNE, Birleşen ... 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...E ) davacı tarafça açılan davanın KABULÜ ile, davalı ... Yönetim Kurulu'nun...'ın şirketten ıskat edilmesine ilişkin ... tarih ve ...sayılı kararının butlanla batıl olduğunun tespitine," hükmedildiğini, kararın henüz kesinleşmediğini, davalı şirketin olağanüstü genel kurul toplantısının 15.04.2024 tarihinde yapıldığını ve bu olağanüstü genel kurulda müvekkillerinin olumsuz oyuna karşılık sermaye artırımı oy çokluğu ile kabul edildiğini ve bu karara uygun olarak Ana Sözleşme'nin "Sermaye" başlıklı 6. maddesi değiştirildiğini, sermayenin artırılması ve ana sözleşmenin sermaye başlıklı 6. maddesinin değiştirilmesine ilişkin karara müvekkillerinin hem karşı oy kullandıklarını ve karara açık muhalefet ettiklerini hem de bu açık muhalefetlerini tutanağa derç ettirdiklerini, bilahare yasal süresi içinde hukuka aykırı olarak dürüstlük ve iyiniyet kuralına aykırı olarak alınan sermaye artırımı ve ana sözleşme değişikliği kararının iptali için ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, davanın halen derdest olduğunu, müvekkillerinin murisinin kuruluş sermayesini ödemiş olmasına rağmen şirketten ıskat edilmeye çalışıldığını, şirketin uzun yıllardan beri olağan genel kurullarını yapmadığını, şirketin kurulduğundan bu yana kar payı dağıtmadığını, davalı şirketin sermaye artırma kararı müvekkillerinin payını azaltmaya yönelik olduğunu, sermaye artırımı kararının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, sermaye artırımının primli (agio) olarak yapılması gerektiğini, artırılan sermayenin ödenmesi için kararlaştırılan sürenin müvekkillerinin artırılan sermayeyi ödeyebilme imkanını ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu, sermaye artırım kararının ihtiyaçtan değil müvekkillerinin paylarını azaltmaya yönelik olduğunu, müvekkillerinin paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip davalı şirketten çıkartılmaları taleplerinin olduğunu, tüm bu nedenlerden dolayı; öncelikle davalı şirketin malvarlığının koruma altına alınmasını temin amacıyla dava tarihi itibarıyla şirketin borçlandırılmasına yol açabilecek her türlü işlemin önlenmesi amacıyla tedbir uygulanmasını ve tedbiren davalı şirkete kayyım atanmasını, davalarının kabulü ile TTK'nın 531. maddesi gereğince davalı şirketin feshini, bu talepleri yerinde görülmez ise müvekkillerinin paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin (HMK'nın 107. maddesi uyarınca bedel artırımına ilişkin tüm talep artırım hakları saklı kalmak kaydıyla) 10.000,00 TL’nin ticari işlerde uygulanan en yüksek faizi ile birlikte ödenip davalı şirketten çıkartılmalarını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle ; müvekkili şirketin şirket esas sözleşmesinin "Maksat ve Konu" başlıklı 3. maddesinde yer alan faaliyetleri yürütebilmek adına 05.10.2007 tarihinde kurulmuş bir ticari şirket olduğunu, müvekkili şirketin başlıca kuruluş amacının turizm işletmeciliği yapmak olduğunu ve nitekim bu amaca yönelik girişimlerde bulunulduğunu ve şirket bünyesine bir takım taşınmazların satın alındığını, müvekkili şirketin kuruluş amacını yerine getirebilmesinin uzun ve stratejik bir planlama gerektirdiğini, bu planlamaların hayata geçirilebilmesi için ciddi bir maddi kaynağa ihtiyaç duyulduğunu, nitekim müvekkili şirketçe esas sözleşmede yer alan faaliyetleri yerine getirebilmek adına sermaye artırım yoluna gidilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin anonim şirketi olduğunu, bilindiği üzere anonim şirketlerde esas sermaye artırımının kural olarak her zaman yapılabildiğini ve sermaye artırımının geçerli olabilmesi için herhangi bir haklı gerekçe olması zorunluluğunun bulunmadığını, 15.04.2024 tarihinde gerçekleştirilen olağanüstü genel kurul toplantısında toplantı tutanağının 2. maddesinde "..Şirket'in borçlarının olması ve yeni yatırımlar yapacak olması nedeniyle finansal ihtiyacın karşılanması amacıyla..." denilmek suretiyle bir sermaye artırım kararı alındığını, ne var ki genel kurul kararında sehven yapılan bir maddi yazım hatası sebebi ile ticaret sicil müdürlüğünce şirketçe başvurusu yapılan tescil işleminin reddedildiğini ve süresinin geçtiğini ve sermaye artışı yapılamadığını, işbu davanın davacıları tarafından 10.05.2024 tarihinde ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesinde ...Esas numarası ile 15.04.2024 tarihli Genel Kurul Kararının iptali konulu dava açıldığını, davanın halen derdest olduğunu, işbu davanın bahsedilen gerekçelerle esasen aynı zamanda konusuz olduğunu, müvekkili şirketin 24.07.2024 tarihinde gerçekleştirdiği olağan üstü genel kurul toplantısı ile daha önceden gerçekleştiremediği sermaye artışını gerçekleştirdiğini ve sermaye artışına ilişkin alınan 24.07.2024 tarihli genel kurul kararının 30.07.2024 tarihinde ticaret sicil gazetesinde ilan olunduğunu, bahse konu sermaye artırımına davacılar dışında tüm diğer ortakların katıldığını, davacılar dışında yer alan ortaklarca sermaye borçlarının ödendiğini, sermaye artırımına katılabilecekken katılmamak ve şirket menfaatine olan sermaye artırımı kararını azınlık haklarına yapılmış bir saldırı olarak nitelendirmek suretiyle şirketin feshini talep etmenin açıkça kanun tarafından dürüstlük kuralı çerçevesinde azınlığa özgülenmiş hakların kötüye kullanılması halini oluşturduğunu, açıklanan sebeplerle sermaye artırımına ilişkin alınan kararın hakkaniyete ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ve davacıların paylarını azaltmaya yönelik olduğu iddiasını kabul etmediklerini, müvekkili şirketin 05.10.2007 tarihinde kurulduğunu ve kuruluşundan itibaren neredeyse her yıl tüm Olağan Genel Kurul toplantılarını aksatmadan yaptığını, bazı yılların çeşitli nedenlerle Olağan Genel Kurullar yapılamadığını, bir takım münferit sebeplerden ötürü yapılamayan Olağan Genel Kurul toplantıları bahane edilerek usulüne uygun kurulmuş ve faaliyetlerde bulunma arifesinde olan bir anonim şirketinin tasfiyesine gitmenin dürüstlük kuralları ve ortaklıklar hukuku ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini, şirket ortaklarının şirketin mali yapısı ve faaliyetleri hakkında bilgi alma hakkını kullanmalarında çeşitli yol ve yöntemler ve bunlara ilişkin yasal haklarının mevcut olduğunu, yasanın paydaşlara tanımış olduğu bu hakların süresinde kullanılmayıp buna ilişkin ortaklığın tasfiyesini talep etmenin dürüstlük kuralına ve kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiğini, şirket defter ve kayıtları mali tabloları incelendiğinde öncelikli olarak şirket borçlarının ödenebilmesi ve akabinde kuruluş faaliyetlerini yerine getirebilmesi için sermaye ve kaynak ihtiyacının olduğunun açıkça görüldüğünü, alınan sermaye artırımı kararının hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun ve yapılması şirket menfaati için neredeyse zorunlu bir işlem olduğunu, ortakların sermaye artırımına ilişkin var ise itiraz haklarının baki olduğunu, müvekkili şirket tarafından gündem konusu "sermaye artırımı" olan 24.07.2024 tarihli Olağanüstü Genel Kurul toplantısına davetin tüm ortaklara usulüne uygun bir şekilde yapıldığını ve davacıların sermaye artırımına ilişkin toplantıya iştirak etmediklerini, davacı vekili tarafından iddia olunan hususları kabul etmediklerini ve buna ilişkin her türlü dava ve sair haklarını saklı tuttuklarını belirtmek suretiyle hukuka aykırı işbu davanın reddini talep ettiklerini, tüm bu nedenlerden dolayı; davacı tarafından açılan haksız ve mesnetsiz davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde
Dava, anonim şirketin haklı nedenle feshine ,olmadığı takdirde paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin tespiti ile tahsiline karar verilmesi istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, davacıların sermaye borçları bulunmamasına rağmen davacıların ıskat edilmeye çalışılıp çalışılmadığı, şirketin olağan genel kurul toplantılarının uzun süreden beri yapılmadığı iddiasının doğru olup olmadığı, kar payı dağıtılmamasında ve 2.500.000,00 TL olan şirket sermayesinin 22.500.000,00 TL'ye arttırılmasında finansal zorunluluk bulunup bulunmadığı, sermaye artırımı kararının davacıların paylarını azaltmaya yönelik olup olmadığı, davalı şirketin feshi için haklı nedenlerin bulunup bulunmadığı, davacıların şirket sermayesindeki ortaklık paylarının oranı ve güncel rayiç değeri konularında toplanmıştır.
Anonim şirketlerde sona erme hâllerinden biri 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesinde düzenlenen haklı nedenlerle fesihtir. Anılan düzenlemeye göre; “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir”.
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda yer almayan bu sona erme şekli yürürlükteki 6102 sayılı TTK’da düzenleme altına alınmış olup haklı sebeple fesih kurumu, şirket içinde azınlık pay sahiplerine tanınan en önemli haklardan birisidir. Buna göre anonim şirketlerde sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, haklı sebeplerin varlığı hâlinde şirketin feshine karar verilmesini mahkemeden isteyebilir. Bu sayede şirkette çoğunluk gücünün kötüye kullanıldığı hâller dolayısıyla ortaklığın devamının çekilmez hâle geldiği ve tanınan diğer yasal yolların bu durumu düzeltmeye yeterli gelmediği durumlarda azınlık pay sahipleri, bu hak sayesinde son çare olarak çekilmez hâle gelen ortaklık ilişkisinin fesih suretiyle sona erdirilmesini isteyebilirler (Nuri Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt III, Ankara, 2023, s. 3578).
Bu sayede azınlık hak sahiplerine, çoğunluk pay sahiplerinin sahip oldukları hak ve yetkilerini kötüye kullanarak dürüstlük kuralına aykırı şekilde avantaj sağlamalarının veya çoğunluk olmanın sağladığı yetkiler kötüye kullanılarak ve keyfi olarak azınlık pay sahiplerinin haklarının ihlalini önleyici yahut bu gibi durumları sona erdirici imkân sunulmuştur. Ayrıca bu dava ile mevcut ortaklık yapısı içerisinde işlemez hâle gelen ve amacını gerçekleştirmekte zorlanan şirket ortaklığının sonlandırılması yahut başka yollarla devamlılığının sağlanması mümkün hâle gelmiştir.
Anonim şirketlerin feshine ilişkin talepte bulunabilmek için gerekli olan koşullardan biri de talepte bulunan taraf yönünden haklı sebeplerin mevcudiyetidir. Haklı sebep kanunda tanımlanmadığı gibi hangi hâllerin haklı sebep teşkil edeceğine dair örneklendirme de yapılmamıştır. Anılan kavramın tanımlanması, kapsamı ve niteliklerinin tayini yargı kararlarına ve öğretiye bırakılmıştır. Nitekim 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesine dair gerekçede bu husus açıkça ifade edilmiştir.
Haklı sebep, ortaklık ilişkilerinin de dâhil olduğu sürekli borç ilişkilerinin tadilinde yahut feshinde nazara alınan bir kavramdır. Bu anlamda haklı sebep doktrinde, taraflar arasındaki sürekli borç ilişkisinin devamını, dürüstlük kuralı gereğince çekilmez hâle getirdiği kabul edilen hâller olarak tanımlanmıştır (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3572; Nuri Erdem, Anonim Ortaklığın Haklı Nedenlerle Feshi, 2. Bası, İstanbul 2019, s. 73). Anonim şirketler feshinde ise haklı sebep olarak kabul edilebilecek olgular, TMK’nın 4. maddesi anlamında hâkimin takdir yetkisi dâhilinde yer almakta olup haklı sebepler somut olayın koşulları dâhilinde belirlenmelidir. Nitekim kanunda da, her hukuki ilişkiyi kapsayacak niteliği haiz bir haklı sebep tanımlamasının güçlüğü de göz önüne alınarak, haklı sebep kavramı tanımlanmamış, haklı sebeplere dair örnekseme yöntemi kullanılmamış, anonim şirketin feshi için kabul edilebilecek haklı sebeplerin tayini, her somut olayın koşulları dâhilinde hâkimin takdirine bırakılmıştır. Bu durumlarda hâkim de durumun gereklerini nazara alıp hukuka ve hakkaniyete uygun olarak yapacağı değerlendirme neticesinde haklı nedene ve ispatına ilişkin bir belirlemeyle hüküm tesis edecektir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 531. maddesi kapsamında şirketin feshini isteyen ortak bakımından, ortaklık ilişkisinin devamının dürüstlük kuralı ve hakkaniyet gereğince objektif olarak beklenemeyecek olması, haklı neden olarak kabul edilmelidir. Zira böyle bir durumda anonim şirketin feshi talebi bakımından haklı nedenlerin varlığı sebebiyle ortaklığın devamındaki umulan fayda, nesnel anlamda ve süreklilik arz edecek düzeyde ortadan kalkmıştır (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3580, Mehmet Emin Bilge, “Anonim Şirketin Sona Ermesi ve Tasfiyesi”, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XVI, 2012, Sayı 3-4, sayfa 261-94, s. 272).
Haklı nedenlerle anonim şirketin feshi davasının bir başka özelliği ise hâkime tanınan fesih talebiyle bağlı olmaksızın karar verme yetkisidir. 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi kapsamında açılan fesih davasında hâkim, haklı nedenlerin mevcudiyeti hâlinde şirketin feshi yerine davacı pay sahibinin şirketten çıkarılmasına yahut duruma uygun ve kabul edilebilir başka bir çözüm yoluna karar verebilir. Doktrinde bu husus, şirketin feshinin tali (ikincil) niteliği yahut şirketin feshinin son çare (ultima ratio) olması prensibi olarak adlandırılmakla bu ilke; kanundaki düzenlemenin tarzı itibariyle bu tür bir davada taraflar arasındaki uyuşmazlığın fesih dışında başka bir yol ile çözümlenmesi imkânı mevcut ise bu yolun kullanılması, ancak başka bir yolla uyuşmazlığın sona erdirilmesinin mümkün olmaması durumunda son çare olarak şirketin feshine karar verilmesi şeklinde ifade edilebilir (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Hukuku, İstanbul 2015, s. 333, 334; Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s.3596, 3598).
Davanın bu niteliği sayesinde kanunda hâkime tanınan takdir yetkisi ile haklı sebeplerin mevcudiyetine rağmen feshi isteyen pay sahibi dışında şirketin işleyişi, çalışanları, davacı taraf dışındaki pay sahipleri yahut şirketle ilişki içerisinde olan diğer menfaat grupları gibi şirketin devamında menfaati bulunan üçüncü kişiler ya da mevcut piyasa koşullarını etkileyebilecek ekonomik ve sosyal sonuçlar da göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılıp, şirketin davacı pay sahibi ile olan uyuşmazlıklarının çözümü sonrasında işleyişine devam edebileceğine dair kanaate ulaşılması hâlinde menfaat dengeleri de gözetilerek fesih yerine duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilebilir (Ayşe Sümer, “Türk Ticaret Kanunu Tasarısında Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi”, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 28, 2015, S. 1, 176; Bilge, s.273, 274; Erdem, s. 201 vd.). Zira bu tür davalarda esas amaç, durumun koşullarına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık dolayısıyla şirket içinde ortaya çıkan olumsuzlukları ve/veya haksızlıkları düzelten, hem azınlık pay sahibi/sahipleri hem de şirketin menfaatlerini gözeten bir kararın tesis edilmesidir (Tekinalp, s. 340).
Öte yandan bahse konu fesih dışındaki çözüm yöntemlerinin yarar sağlamayacağının anlaşılması ve ortaklık ilişkisinin geri dönülemeyecek düzeyde bozulup bu ilişkinin dürüstlük kuralı ve hakkaniyet gereği çekilmez hâle geldiğinin anlaşılması hâlinde şirketin feshine karar verilebilecektir. Önemle belirtilmelidir ki; yargılama sırasında haklı nedenlerin ispat edildiğinin kabul edilmesi nedeniyle şirketin feshine karar verilmesi zorunlu değildir. Açılan fesih davasında resen alınabilecek bu kararlar için taraflarca ayrıca bir talepte bulunulması gerekmez. Başka bir ifadeyle davacı, fesih dışında bir talepte bulunmamış olsa dahi mahkemece fesih yerine uyuşmazlığı sona erdirecek nitelikte fesih dışında başka çözüm yollarına resen hükmedilebilir.
Feshin tali niteliğinin somut uyuşmazlık bağlamında önemi, sınırları kanunda belirtilmeyip içeriğini mahkemenin ve uygulamanın doldurması beklenen haklı sebep kavramının tayininde ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede açılan bir fesih davasında; verilecek karar neticesinde ortaya çıkacak hukuki sonuçların göz ardı edilmemesi gerekir. Dolayısıyla yargılama sonrasında ve belirtilen hususlar nazara alınarak yapılan değerlendirme neticesinde haklı sebebin mevcudiyeti ile alakalı somut olaya uygun olarak bir karar verilmelidir. Bu anlamda bir olgunun haklı sebep teşkil edip etmediği hususuyla alakalı olarak haklı sebep kavramının amacına uygun şekilde somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3601).
Buradan hareketle, bir anonim şirkete ilişkin olarak 6102 sayılı TTK’nın 531. maddesi kapsamında açılan fesih davasında yapılan yargılama neticesinde; şirketin mevcut ortaklık yapısı ile ticari hayata devam etmesinde davacı pay sahibi/sahipleri yanında diğer menfaat grupları bakımından herhangi bir yararın kalmadığının, ortalık ilişkisinin devamının nesnel anlamda ve dürüstlük kuralı gereğince tüm pay sahipleri bakımından çekilmez bir hâl aldığının, bu sebeple şirketin feshinden başka herhangi bir çare ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözülerek şirketin ticari hayatına devam etmesinin mümkün olmadığından şirketin feshine karar verilmesi gerektiğinin anlaşılması hâlinde davacı pay sahibi tarafından ileri sürülen haklı nedenlerin, şirketin feshini gerektirecek niteliği haiz olduğunun ortaya konulması gerekir. Başka bir anlatımla şirketin feshinden başka bir çare ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın nihayete erdirilmesinin mümkün olmadığı durumlarda ispatı gereken haklı nedenler, somut olayın özelliğine göre dürüstlük kuralı ve hakkaniyet gereğince şirketin feshini gerektirecek nitelikte ve ağırlıkta olmalıdır (Bilge, s. 273).
Öte yandan somut olayın koşulları çerçevesinde yapılan yargılama ile yapılacak olan değerlendirme neticesinde davacı pay sahibi/sahipleri dışındaki menfaat grupları yönünden şirketin ticari hayata devamında yarar bulunduğu, bu sebeple şirketin feshi dışında belirlenecek başka yöntemlerle davanın tarafları arasındaki uyuşmazlığın çözümünün mümkün olduğu, bununla birlikte feshi isteyen davacı pay sahibi/sahipleri bakımından şirketteki haklarının süreklilik arz edecek şekilde ihlali sebebiyle ortaklık ilişkisinin dürüstlük kuralı ve hakkaniyet gereği çekilmez hâle geldiği durumlarda ispatı aranacak haklı sebeplerin, niteliği itibariyle şirketin feshini gerektirecek düzeyde ve ağırlıkta olduğunun ortaya konulması gerekmez (Bilge, s. 278).
Başka bir ifadeyle şirketin feshini gerektirmeyecek düzeyde olmakla birlikte azınlık pay sahibinin ortaklık ilişkisine devam etmesinin objektif olarak ve hakkaniyet gereği çekilmez hale geldiği, bu sebeple anılan hukuki ilişkinin devamında davacı pay sahibi/sahipleri yönünden bir yararın kalmadığı durumlarda ispatı gereken haklı nedenlerin, azınlık pay sahibinin/sahiplerinin bu durumunu ortaya koyacak düzeyde ve nitelikte olması yeterlidir. Bu anlamda haklı nedenlere dair yapılacak değerlendirmede, 6102 sayılı TTK’nın 531. madde hükmünün sadece şirketin feshini öngörmediği, somut olayın koşulları çerçevesinde şirketin yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan yararlı olduğuna ilişkin kanaatin mevcudiyeti hâlinde hâkime en uygun çözümü bulması anlamında geniş bir takdir hakkı tanıdığı da göz önüne alınmalıdır. (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3601).
Bu aşamada anonim şirketin haklı nedenlerle feshine ilişkin davalarda, ortaklar arasındaki olumsuz kişisel ilişkilerin haklı neden teşkil edip etmeyeceği hususu uyuşmazlık konusu olan somut olay çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda her ne kadar ortaklar arasındaki kişisel ilişkilerdeki bozulma, sermaye şirketi olan anonim şirketin feshi yönünden başlı başına bir fesih sebebi olarak kabul edilemeyecek ise de; ortaklarının tamamının aynı aile üyelerinden oluştuğu ve kişisel unsurların ön planda olduğu aile şirketlerinde ortaklar arasındaki kişisel ilişkilerin önemi göz ardı edilemez. Zira bu tür kapalı yapıdaki şirketlerde aile üyesi ortaklar arasındaki kişisel ve sosyal ilişkilerde ortaya çıkacak sorunlar, şirketin işleyişi üzerinde maddi anlamda etki etmeye muktedir olabilir (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3583).
Dolayısıyla kapalı yapıdaki aile şirketlerinde yine aile üyeleri olan ortaklar arasındaki kişisel ve sosyal ilişkilerin önemli düzeyde bozulmuş olması ve bu bozulmanın şirketin işleyişine olumsuz anlamda maddi etkilerinin bulunması, haklı nedenlerin tayininde göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bağlamda davacı pay sahibi/sahipleri yönünden aile üyeleri olan diğer ortaklarlarla kişisel ve sosyal ilişkilerin bozulması, ortaklık ilişkisinin devamının çekilmez hale getirip ortaklık işleyişini olumsuz anlamda etki edecek düzeyde olup bu durum, somut olarak ispatlanmış ise ortaklıktan çıkarma yahut başka bir alternatif çözümün uygulanabilirliğinin ihtimal dâhilinde olduğu somut olayın koşulları içerisinde haklı neden olarak değerlendirilebilir (Erdem, Şirketler Hukuku Şerhi, s. 3584).
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacılar tarafından feshi istenen davalı şirketin aile şirketi niteliğini haiz bir anonim şirket olduğu, davacıların dava tarihi itibari ile şirkette azınlık konumunda oldukları, dava tarihinden sonra sermaye artırım kararı alındığı ve davacıların pay oranlarının şirketin 24.07.2024 tarihli olağanüstü genel kurulunda alınan sermaye artırımı kararı ile %10 un altına düştüğü hususunda ihtilaf bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09/02/2021 tarih ... Esas... K. Sayılı emsal kararında belirtildiği üzere TTK'nın 531. maddesi uyarınca haklı nedene dayalı olarak anonim şirketin feshi davası açılabilmesi için davayı açan pay sahibinin şirket sermayesinin en az %10 payına sahip olması gerektiği, dava tarihinden sonra sermaye arttırımı kararı ile davacının payının %10'un altına düştüğü anlaşılsa da davacıların bu genel kurul kararının iptali için dava açmadığı, TTK nın 531. maddesınde ifade edilen ve haklı nedene dayalı olarak fesih davası açılabilmesi için şirket sermayesinde en az %10 paya sahip olma koşulunun dava şartı olduğu, HMK'nın 114. maddesinde dava şartlarının sayıldığı ve aynı maddenin 2. fikrasında, diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğunun belirtildiği ve dava şartlarının yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiğinin HMK'nın 115. maddesinin amir hükmü olduğu, yargılama sırasında alınan sermaye arttırımı kararı ile davacıların pay oranının %10un altına düştüğü bu nedenle TTK'nın 531. maddesi çerçevesinde anonim şirketin feshi davası açmak için öngörülen dava şartının mevcut olmadığı kanaatine varılmakla dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-HMK 114/2 ve HMK 115/2 maddeleri uyarınca davanın USULDEN REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan harçlar tarifesine göre tahsil edilmesi gereken harç 732,00 TL olduğundan peşin alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 304,40 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan 8.000,00 TL ATGV araç ücreti, 817,40 TL posta ve tebligat masrafı, 10.000,00 TL bilirkişi yol ve emek mesaisi masrafı olmak üzere toplam olmak üzere toplam 18.817,40 TL'nin davacılar üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesap ve takdir edilen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan tahsili ile davalıya verilmesine,
6-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran taraflara iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 07/05/2026
BAŞKAN ...
ÜYE ...
ÜYE ...
KATİP ...
Full & Egal Universal Law Academy