T.C.
İSTANBUL
1.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO: 2018/412 Esas
KARAR NO: 2021/332
DAVA: Marka hakkına tecavüzün ve Haksız rekabetin önlenmesi, tazminat
DAVA TARİHİ: 28/09/2018
KARAR TARİHİ: 14/09/2021
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka hakkına tecavüzün ve Haksız rekabetin önlenmesi, tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; Müvekkilinin ... Ltd. Şti.'ni 33 numaralı sağlık hizmetleri meslek grubunda 03.09.2001 tarihinde kurmuş olduğunu, müvekkilinin ayrıca "..." markasını 44 ve 40 numaralı sınıflarda ... no ile 02.05.2017 tarihinde on yıl süre ile tescil ettirmiş olduğunu, davalının müvekkiline ait bu markayı haksız ve kötü niyetli olarak kullandığını, davalıya ihtarname gönderildiğini, ancak kullanıma devam edildiğini, müvekkilinin sektörde tanınmışlığının bulunduğunu, müvekkilinin bugüne kadar tanıtım için çok çaba harcadığını, ... web sitesinin müvekkiline ait olduğunu, ancak müvekkiline ait tescilli marka adı ile arama yapıldığında dahi davalı yanın açmış olduğu ... internet sitesinin müvekkili sitesi ile karışıklık yaratacak şekilde çıkmakta olduğunu, davalının "özel ..." olarak düzenlenmiş olan tabelasını kendi adresinde kullanmakta olduğunu, davalının bu eylemlerinde kötü niyetli olduğunu, tüketicileri yanıltma amacı taşıdığını,marka tecavüzünün ve haksız rekabetin tespitini, tecavüzün menini ve refini, SMK 151/2-a kapsamında şimdilik 5.000. TL maddi ve 30.000. TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, tedbire hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili firmanın, ...'de 23.11.2001 tarihinde Ağız ve Diş sağlığı hizmeti vermek üzere kurulmuş olduğunu, 2006 yılından itibaren... işletme adıyla ..., ... ve ... ağız ve diş sağlığı hizmeti vermekte olduğunu, müvekkili şirket ortağı olan ...’in 19.04.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 44 no'lu Tıbbi hizmetler sınıfında "... " esas unsurlu ... markasının sahibi olduğunu, müvekkili şirketin 2006 yılından bugüne kadar markayı kesintisiz biçimde tescil edildiği ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde kullanmakta olduğunu, ... alan adının 16.03.2009 tarihinde yaratılmış ve davalı şirket adına kayıtlı olduğunu, müvekkili şirketin bu internet sitesinde de 2011 yılından itibaren "...” esas unsurlu markasını kullanmakta olduğunu, davacının iddialarının çelişkili olduğunu, davacı şirketin, 2001 yılından itibaren kullandığı markayı 2017 yılında tescil ettirdiğini iddia etmesine rağmen, geçmişteki marka kullanımlarına ilişkin deliller sunamadığını, davacı şirketin ... alan adlı internet sitesi kayıtlan incelendiğinde, markasını internet sitesinde ilk olarak 22 Haziran 2016 tarihinde kullandığının görüldüğünü, davalı şirketin 40. Sınıfa ilişkin marka kullanımı ve faaliyeti bulunmadığını, müvekkilinin tescilli markasının ... kelime markası olduğunu, müvekkilinin ... ibaresini, marka tescilinde esas unsur olarak tescil ettirmiş ve kullanmakta olduğunu, davacının ticaret unvanı kullanımının markasal bir kullanım olmadığını, müvekkilinin ise markasını 2006 yılından itibaren kullanmakta odluğunu ve ... internet sitesinin 2009 yılında yaratılmış olduğunu, markalar arasında karıştırma ihtimali bulunmadığını, iki markanın da ... ibaresini ortak ibare olmasına karşın genel görünüm itibariyle benzerlik ve karıştırma ihtimali ve işletmeler arası bağ kurulması ihtimali olmadığını, taraf kullanımlarında renk farklılığı, davacı kullanımında yardımcı unsur olan şekil, davalı kullanımında kırmızı ve kelimenin yanında yer alan şekil farklılığına bakıldığında, davacı markasındaki renk ve şekil unsurlarının markaya etkisi karşısında benzerlikten söz edilemeyeceğini, ayrıca tarafların farklı yerlerde hizmet vermekte olduklarını, müvekkiline ait kullanımların hukuka uygun kullanımlar olduğunu, davalı şirketin internet sitesi ve fiili kullanımlarına dair 2010 yılına dayanan deliller karşısında, markayı 2010 yılından İtibaren kullandığının tartışmasız olduğunu, davacının kullanımına 8 yıl süreyle ses çıkarmamış, ihtarname çekmemiş, dava açmamış, markanın hükümsüzlüğünü dahi talep etmemiş olduğunu beyan ederek davanın reddini talep etmişlerdir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava konusu uyuşmazlık; ... ve ...nolu " ..." ibareli markasının 44 ve 40.sınıflar yönünden 02/05/217 tarihinden itibaren tescilli olduğunu ancak 2001 yılından beri fiilen kullanıldığını, davalının ise davacı markasına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eder şekilde kullanımlarda bulunduğundan marka hakkını ihlal ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması ve önlenilmesine, şimdilik SMK 151/2-a kapsamında hesaplama yapılmak üzere 5000TL maddi, 30000TL manevi tazminatın davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
Türk patent ve marka kurumundan marka tescil belgesi, alan adı sahiplik belgesi, ticari sicil kayıtları celp edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip davacı ve davalının dava, cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, duruşmada hazır olanlar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, arabuluculuk kurumundan faydalanmak istenilmediğinden tahkikat duruşmasına devam olunmuş, beyanlarında geçen deliller toplanmış, HMK 184.madde kapsamında hazır olanlardan tahkikat ile ilgili beyanları sorulmuş, HMK 186. madde kapsamında ise karar duruşmasında hazır olanlardan esas ile ilgili son diyecekleri sorulmuştur.
HMK 266. madde kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Bilirkişiler ... , ..., ... 31/01/2020 tarihli kök bilirkişi raporunda; Davalı "..." markasının hak sahibi olup "..." şeklinde ki kullanımları marka hakkı ile uyumlu olduğunu ve hukuka uygun olduğunu, davalının hukuka uygun kullanımı nedeni ile karıştırılma ihtimalinden de bahsedilmeyeceğini, bunun yanı sıra davalının işletme adı olarak beyan etmiş olduğu " ..." tabela kullanımı ile ilgili olarak dosyada işletme adı tescil belgesi bulunmadığından bu kullanımın marka hakkı ile uyumlu olmadığını ve davacı ticaret unvanı ve marka kullanımı ile aynı olduğunun tespit edildiğini, Davalının marka hakkı ile uyumlu olmayan " ..." şeklinde olan tabela kullanımına son vermesi gerektiğini, Her ne kadar davalı tabelası, davacı ticaret unvanı ve markası ile aynı olsa da davacının İstanbul'da, davalının ise ...'de faaliyette bulunması, davalının 2006 yılından bu yana "atadiş" markasının sahibi olduğu, davalının 2008 yılında davacıya ihtarda bulunmuş olması (ihtarın tebliğ edilip edilmediği ayrıca değerlendirilmelidir) ve her iki tarafın da uzun zamandır farklı bölgelerde sektörde faaliyette bulunduğu hususları dikkate alındığında davalının yalnızca tabela kullanımı yönünden tazminata esas kusur ve zarar olgularının gerçekleşmemiş olduğu kanaatinin hâsıl olduğunu bildirmişlerdir.
Bilirkişiler 17/06/2020 tarihli EK bilirkişi raporlarında; Davalı "..." markasının hak sahibi olup "..." şeklinde ki marka kullanımları marka hakkı ile uyumlu ve hukuka uygun olduğu, Davalının hukuka uygun kullanımı nedeni ile karıştırılma ihtimalinden de bahsedilemeyeceğini, Bunun yanı sıra davalının işletme adı olarak beyan etmiş olduğu " ..." tabela kullanımı île ilgili olarak dosyada işletme adı tescil belgesi bulunmadığından ve tescilsiz işletme adının kabulüne imkân verecek yazılı delil de dosyada bulunmadığından bu kullanımın marka hakkı ile uyumlu olmadığı ve davacı ticaret unvanı ve marka kullanımı ile aynı olduğu tespit edildiği, Davalının marka hakkı ile uyumlu olmayan " ..." şeklinde olan tabela kullanımına son vermesi gerektiği, Her ne kadar davalı tabelası, davacı ticaret unvanı ve markası ile aynı olsa da davacının İstanbul'da, davalının ise ...'de faaliyette bulunması, davalının 2006 yılından bu yana "..." markasının sahibi olduğu ve her iki tarafın da uzun zamandır farklı bölgelerde sektörde faaliyette bulunduğu ve davalı delilleri arasında yer alan 02.10.2006 tarihli çalışma uygunluk belgesi de dikkate alındığında davalının yalnızca tabela kullanımı yönünden tazminata esas kusur ve zarar olgularının gerçekleşmemiş olduğu kanaatinde olduklarını bildirmişlerdir.
TOPLANAN DELİLLER RAPOR İÇERİKLERİ VE TARAF BEYANLARI İLE BİRLİKTE İNCELENDİĞİNDE;
Davacının ... TİC.LTD.ŞTİ. unvanı ile 3.9.2001 tarihinde ... ticaret odasına ağız ve diş sağlığı hizmeti vermek amacıyla başvurduğu ticari sicil kaydından anlaşılmaktadır.
Davalının ise ... ticari unvanı ile 23.11.2001 tarihinde ... ticaret odasına müraacat ettiği ve sicile kayıt olduğu keza ağız ve diş sağlığı hizmeti vermek amacıyla kurulduğu anlaşılmıştır.
Davalının şirket ortaklarından ... adına ... ibareli marka 44.hizmet sınıfında ilk kez 19.4.2006 tarihinde başvurusu yapılarak 21.3.2007 tarihinde sicili kayıt edilmiştir. Halen marka sahibi adına hüküm ifade etmektedir.
Davacı ise tescilli markası ... no ile başında diş şekli ile ... ibaresi büyük şekilde altında diş kliniği küçük olacak şekilde ve ... ibaresinin altında ... harflerinin bulunduğu yerlere kalın çızgi ile altına çizgi şekilmiş şekli ile 44 sınıf için 2.5.2017 tarihinde tescil edilmiştir.
Yine davacının ... nolu markası başında diş şekli ile ... ibaresi büyük şekilde altında diş kliniği küçük olacak şekilde ve ... ibaresinin altında ... harflerinin bulunduğu yerlere kalın çızgi ile altına çizgi şekilmiş şekli ile 40 sınıf için 2.5.2017 tarihinde tescil edilmiştir.
Davanın tarafı olan şirketlerin türleri bağlamında ele alındığında, her iki şirketin de limited şirket olduğu anlaşılmıştır. Bilindiği üzere ticaret unvanlarının nasıl olacağına ilişkin hüküm 6102 sayılı TTK'nın m. 43 hükmüdür. TTK m. 43’e göre “(1) Anonim, limited ve kooperatif şirketler, işletme konusu gösterilmek ve 46 .madde hükmü saklı kalmak şartıyla, ticaret unvanlarını serbestçe seçebilirler. (2) Ticaret unvanlarında, “anonim şirket”, “limited şirket” ve “kooperatif’ kelimelerinin bulunması şarttır. Bu şirketlerin ticaret unvanında, gerçek bir kişinin adı veya soyadı yer aldığı takdirde, şirket türünü gösteren ibareler, baş harflerle veya başka bir şekilde kısaltma yapılarak yazılamaz”.
Buna göre limited şirketlerin unvanlarının çekirdek kısmı şirketin türünü gösteren ibare ile şirketin işletme konusundan oluşur. Unvana ek almak ise kural olarak serbesttir. Bu serbesti, TTK m. 46/1 hükmünde “Tacirin kimliği, işletmesinin genişliği, önemi ve fınansal durumu hakkında, üçüncü kişilerde yanlış bir görüşün oluşmasına sebep olacak nitelikte bulunmamak, gerçeğe ve kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla; her ticaret unvanına, işletmenin özelliklerini belirten veya unvanda yer alan kişilerin kimliklerini gösteren ya da hayalî adlardan ibaret olan ekler yapılabilir.” şeklinde ifade bulmuştur.
Ticaret unvanına ek almanın zorunlu olduğu hallerden biri TTK.nın 45. maddesinde gösterilmiştir. Bu hükme göre; “Bir ticaret unvanına Türkiye’nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırt edilmesi için gerekli olduğu takdirde, ek yapılır.”
Kanuna uygun olarak seçilmiş ve kullanılan bir ticaret unvanının kullanılması sahibi tacir için hem bir hak hem de bir kanuni yükümdür (TTK m. 50). Gerçekten de kanuna uygun olarak seçilmiş bir ticaret unvanını, Türkiye’nin başka bir yerinde başka bir şirket tarafından seçilmesi ve kullanılması yasaktır. Nitekim, TTK m. 52/1 bu hakkı şu ifadesiyle açıkça ortaya koymuştur
Somut olayda, davacı şirketin ticaret unvanının ... TİC.LTD.ŞTİ. ,Davalının ise ... olduğu görülmektedir.
Davacı yan davalının markasal kullanımda bulunduğunu iddia etmektedir. Ancak davalı şirketin ortağına ve yetkilisini ait ... ibareli marka davacı markasından çok önce tescil edilmiştir. Davacı taraf her ne kadar marka hakkına “ilk kullanım” ile sahip olduğunu iddia etmişse de markasal kullanım yönünden ilk kullanım davalı yana aittir.
Bilindiği üzere Marka hakkının kazanılması konusunda, iki temel sistem vardır; “ilk kullanım” ve“tescil”. Her iki sistemde de sicile tescil vardır; ancak tescilin sonuçları farklıdır. İlk kullanım siteminde; marka hakkı, bir işaretin marka olarak seçilmesi ve kullanması ile doğar, sicile yapılan tescil açıklayıcıdır. Tescil sisteminde ise; marka hakkı, marka olarak seçilen işaretin sicile tescil edilmesi ile kazanılır, buradaki tescil kurucudur (Ali Paslı, Uluslararası Antlaşmaların Türk Marka Hukukunun Esasına İlişkin Etkileri, İstanbul, 2014, s. 37 vd.). Bizim hukuk sistemimizde de daha önce kullanılmayan işaretler açısından marka hakkının tescil ile doğacağı kabul edilmiş olup tescil öncesi kullanımın varlığı halinde ise belirli koşullar altında ve ispat yükü kendisinde olmak üzere tescil öncesi markayı “ilk kullananın” üstün hak sahibi olacağı kabul edilmiştir. Kural olarak tescil ile marka hakkı doğar; ancak sözkonusu işaret ilk tescilden önce kullanılmak suretiyle piyasada maruf hale getirilmişse, marka hakkı sahibi, işareti tescilden önce kullanarak piyasada maruf hale getirendir. Bu kişi “gerçek hak sahibi” olarak kabul edilecektir.
Davacıya ait ... ve ... tescil numaralı markaların tescil için başvuruları 2017 tarihinde yapılmış olup davacının delil listesi ekinde; “ ... Tic. Ltd. Şti.” ticaret unvanı ile işe başlama tarihinin 03.09.2001 olduğunu gösterir Ticaret Odası Sicil Kaydı bulunmakta olup bunun yanı sıra davacının işletme adının “...” olarak yer aldığı 2008 yılına ait ... Kaymakamlığı İlçe Sağlık Grup Başkanlığını, 2008 yılına ait ... Kaymakamlığı İl Sağlık Müdürlüğü', yine 2008 yılına ait ... Diş Hekimleri Odasına ait ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü belgeleri bulunmaktadır. Davacı tarafından sunulan bu belgelerin tamamı 2008 yılına ait olmakla birlikte burada ki “ ...” olarak geçen kullanımlar, davacıya ait işletme adına belgelerde yer verilmesi olup bu kullanımlar markasal kullanım olarak değerlendirilemez. Zira marka kullanımı ile ticari unvan kullanımı tamamen koruma alanı olarak farklı hukuki korumalara sahip niteliktedirler.
Davalının ise marka başvuru tarihi ise 19.04.2006 yılı olup, davacının ise bu tarihten öncesine ait markasal kullanımda bulunduğu ispat edilememiştir. Dolayısıyla davacı tarafın “atadiş” markasını ilk kullanan ve maruf hale getiren olduğu hususu davacı yanca ispat edilememiştir.
Davacı ve davalı markası aynı sınıfta hizmet vermekte ise de; davalı kullanımları tescilli olan marka hakkına dayandığından ve marka tescili davacıya ait tescil işleminden öncesi olduğu için marka kullanımları hukuka uygun olup bir ihlal teşkil etmemektedir.
Davalı taraf cevap dilekçesinde 2006 yılından bu yana “ ...” adı ile ...'de faaliyette bulunduklarını beyan etmiştir. Davalı tarafça dava dosyasına sunulmuş olan belgelerde davalıya ait işletme adının “ ..., ..., ...” olarak yer aldığı, davalı tabelasında ise davalı işletme adının “... olarak yer aldığı görülmektedir. Davalı tarafça kullanılmakta olan — “ ...” ibaresi bulunmaktaysa da, davacının tam ticari unvanında tic ve ltd şti ibareleri de yer almaktadır.
Davalı aynı zamanda markası olan ... ibaresini hizmet verdiği sektöre vurgu yapmak amaçlı olarak tabelasında Ağız ve Diş sağlığı polikliniği ibaresine yer vemek suretiyle kullanmaktadır. Ancak devamında tic ltd ibaresi olmadığından bu husus davacının ticaret unvanına yada markasına bir tecavüz teşkil etmemektedir.Aksine davalının ...Tic. Ltd. Şti. ticaret unvanı ile 23.11.2001 tarihli oda kaydının bulunduğu ,şirket yetkilisinin 2006 yılında marka tescili yaptırdığı ,uzun yıllardır “ ...” işletme adını kullandıkları, ... ibareli sitenin oluşturulma tarihinin 6.5.2009 yılı olup, , davacının ...'da, davalının ise ... faaliyette bulunması, davalının 2006 yılından bu yana “atadiş” markasının sahibi olması, öte yandan Davalının ... İl Sağlık Müdürlüğünce verilen 02/10/2006 tarihli Çalışma Uygunluk Belgesinde davalı işletme adı Özel ... olarak yer alması, ... İl Sağlık Müdürlüğünün 22.09.2010 tarihli "personel çalışma izin belgesi", 19.01.2015 tarihli "çalışma izin belgesi" ve Şubat 2019 tarihli, davalıya ait polikliniğin "halihazırda ..." olarak hizmet vermeye devam ettiğinin bilinmesi, sunulu deliller kapsamında işten ayrılan diş hekimlerinin sunduğu dilekçelerde de ... ibaresi ile dilekçe yazdıkları, yine ... İlçe Sağlık Müdürlüğü ... Diş hekimleri odası yazıları bir bütün olarak incelendiğinde davalının uzun yıllardır gerek markasını gerek işletmesini bu ibareler ile kullandığı anlaşılmıştır.
Toplanan deliller kapsamına göre ;her iki tarafında uzun zamandır birbirlerinden haberdar oldukları, dolayısıyla davalı yanca ileri sürülen sessiz kalma yoluyla hak kaybının da oluştuğu ve bu nedenle dahi davanın reddi gerektiği anlaşılmıştır.
Zira hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde, markanın, işletme adının davalı tarafından kullanıldığını davacının bilindiği halde, uzun süredir bu hakkını kullanmaması, sessiz kalması davalı tarafta hakkı kullanılmayacağı yönünde bir güven uyandırması , bu sırada davalının yatırım yapmasına, büyümesine göz yumması daha sonra ise uzun süreden sonra dava açması MK.2.madde anlamında değerlendirilmelidir.
Doktrin uygulamada bu durumu örtülü bir feragat olarak da değerlendirilmektedir. Sessiz kalınarak karşı tarafta güven uyandırdıktan sonra, tamamen farklı bir davranışta bulunarak, karşı tarafı hukuken elverişsiz duruma sokmayı hukuk düzeni korumamaktadır.
Hakkın kötüye kullanılma yasağının hukuki temelini dürüstlük kuralı oluşturmaktadır. Hak o hakkın tanınmasındaki amaca aykırı olarak kullanırsa ve bu kullanmada kullanan bakımından menfaat yoksa veya çok küçük bir menfaat varsa, bu takdirde o hakkın kullanılmasından değil, hakkın kötüye kullanılmasından bahsedilir. Önceki davranışı ile çelişen kişi, hakkını kullanırken objektif dürüstlük kuralına aykırı davrandı ise MK 2. maddesi ihlal edilmiştir. Bu ilke "sessiz kalmak suretiyle hak kaybı" olarak adlandırılmaktadır. Somut olayda da davacı sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramıştır.
Bilirkişi raporunda davalının yalnızca tabela kullanımı yönünden tabela kullanımına son verilmesi yönündeki görüşü mahkememizce yerinde görülmemiştir. Zira davacının tescilli markası herşeyden önce bir şekil markası olup, turkuaz renk ile oluşturulmuş bir diş görselinin yanında ... ibaresi büyük harfle yazılarak , altında diş kliniği küçük olacak şekilde ve ... ibaresinin altında ... harflerinin bulunduğu yerlere kalın çızgi ile altına çizgi şekilmiş şekli ile 2017 tarihinde tescil edilmiştir. Marka da yer alan ... ibaresi markada esas unsur olup, diğer ibareler yapılan işe vurgu yapıp kimsenin tekeline bırakılacak ibareler değildir. Diş hekimliği mesleğini icra eden herkes tarafından ... ibareleri kullanılabilir. Bu kullanım ne bir markasal kullanımdır ne de ticari unvan kullanımıdır .Zira davalı tabelasında davacının dava dilekçesine eklediği görsele göre ata ibaresi büyük olacak şekilde a harfi üzerinde daha küçük punto ile özel ibaresi yine ata yazısının altında ise daha küçük punto ile ağız ve diş sağlığı polikliniği ibaresine yer verdiği ve yanında ise telefon numarasının bulunduğu görseli sunmuştur.
Marka hukuku yönünden davacının markası bir şekil markası olup, tek başına ... ibaresi üzerinde hak sahibi değildir. Davalı da ... ibaresini davacıdan önce tescil ettirmiş olup, davalının kullanımı ... ibaresi yönünden marka hukukuna uygun kullanım kapsamındadır. Bilirkişi heyetinin tabela'da yer alan ibare yönünden görüşü marka hukukuna uygun değildir.Zira Davalı şirket ortağı ...’in 19/04/2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 44 no’lu Tıbbi hizmetler sınıfında “... “ esas unsurlu ... markasının sahibi olduğu marka tescil belgisi ile sabit olup, Davalı şirketin tescilli markası ... kelime markası şeklindedir. Ortalama tüketiciler ve özellikle ağız ve diş sağlığı hizmeti alıcısı olan özel tüketiciler, markayı ... ve ... kelimeleri olarak algılayacak, ... ibaresini ayırt edici asli unsur olarak kabul edecektir. Görsel tabela görüntü itibariyle, davalının sağ taraftaki yukarıdan aşağı kullanımı da, sol taraftaki "..." kelimesini ön plana çıkaran, kullanımı işletme adı olarak değerlendirilse de, bu kullanımda tescilli markanın ayıt edici, asli unsuru olan "..." ibaresinin kullanımı, tescilli markanın asli ve ayırt edici unsurları değiştirilmeden kullanım niteliğinde olup , yapılan işe vurgu yapmaya yöneliktir. Dolayısıyla, tabela kullanımı tecavüz iddiasını değil, tescilli markanın kullanılması zorunluluğu kapsamında ve marka hukukuna uygun dürüst ticari kullanım kapsamındadır.
Öte yandan bilirkişiler Marka koruması ve ticari unvan korumasını birbirleri ile karıştırmış olup, her iki koruma da farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Zira davalının tabela kullanımında ... ve ... ibaresi ön planda olup, tabelada yer alan diğer tüm unsurlar verilen hizmeti açıklamaya yönelik olup, dürüst ticari kullanım kapsamındadır. Dolayısıyla davacının gerek markasına gerek ticari unvanına bir tecavüz söz konusu olmadığından davanın esastan reddi gereklidir. Öte yandan davacı davasını 28.9.2018 tarihinde açmış olup, alan adının 2009 yılında oluşturulmuş olması, davalının internet yoluyla geniş kitlelere ulaşması gibi kriterler gözetildiğinde tarafların birbirinden haberdar olmamaları mümkün bulunmadığından , davacının davasını açtığı tarih itibarıyla da sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradığı anlaşılmakla davanın bu yönden dahi reddine karar verilmesi gerektiğinden yukardaki gerekçe kapsamına göre aşğadaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarda açıklanan gerekçe kapsamına göre;
1-Davanın reddine,
2-59,30 TL ilam harcının peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 23,40 TL harcın davacıdan tahsiline,
3-Reddedilen manevi tazminat talebi yönünden Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 5.900 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Reddedilen maddi tazminat talebi yönünden Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 5.900 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Reddedilen markaya tecavüzün önlenmesi talebi yönünden Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 5.900 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davalının yapmış olduğu 600 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine,
Dair karar taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı.14/09/2021
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır