T.C.
İSTANBUL
1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/225 Esas
KARAR NO: 2024/194
DAVA: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 17/01/2018
KARAR TARİHİ: 17/07/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Asıl davacının davada kötü niyetli olduğu, davacı şirket “... Şirketinin “...” ve “...” kavramlarını Türkiye'de tanımamasını sağlayan, ABD ve Türkiye'de birçok hastane/klinik bünyesinde görev yapan ... tarafından 26.01.2005'de kurulduğunu, müvekkili şirketin sadece beslenme ve egzersiz dahil sağlıklı yaşam danışmanlığı hizmeti sunmadığı, sağlıklı yaşam sektöründe kitap yayıncılığı, internet sitesi yayıncılığı, elektronik yayıncılık, akıllı telefon/tablet uygulamaları gibi bağlantılı birçok alanda da faaliyet gösterdiği, müvekkili şirketin bu faaliyetlerini 2006'dan beri tescilli “...” ve türevi markalarla“...” markasının 2005 yılında yaratılan ve yoğun kullanım sonucu özellikle sağlıklı yaşam sektöründe ayırt edici ve tanınır hale gelen “...” ve türevi markaları TPMK nezdinde kullandığı, gerçek hak sahibi olduğunu ve kullanmayı planladığı mal/hizmetler kapsamında tescil ettirdiğini, müvekkili şirketin bu markalar için yatırımda bulunduğunu, sağlıklı yaşam ve bağlı sektörlerde “...” markası denince akla davacı şirket kurucusu ... ve davacı şirket geldiğini, Davalı ...'nın müvekkil şirketin kurucusu ... arasında önceye dayalı arkadaşlık ilişkisi bulunduğu, bir dönem müvekkili şirketten beslenme ve yaşam tasarımına dair danışmanlık hizmeti alan davalının müvekkili şirket markasını taklit ederek ... tescil no.lu “... ...” markası altında, akademik eğitim almamasına rağmen beslenme danışmanlığı dahil sağlıklı yaşam, egzersiz ve yaşam tasarımına dair hizmetler vermeye başladığını, ... tescil no.lu “... ...” markasının tescilli olduğu tüm mal ve hizmetler bakımından daha önce müvekkilinin “...” ve türevi markalarında tescili olduğunu, müvekkili şirkete ait “...” ve türevi markalar ile davalıya ait markanın görsel, fonetik ve konsept olarak ayırt edilmeyecek derecede benzer olduğunu ve aynı mal/hizmetleri kapsadığını, tarafların aynı sektörde faaliyet göstermeleri ve hitap ettikleri tüketici kitlelerinin aynı olması nedeniyle markalar arasında iltibas tehlikesi olduğunu; davacının “...” ibaresini marka olarak kullanmanın yanı sıra 24.10.2007 tarihinde davacı adına tahsis edilmiş olan ... alan adını da kullanarak davaya konu markanın davacı şirketin marka hakkını zedelediği gibi müvekkilinin alan adından kaynaklı haklarına zarar verdiğini, SMK m.6/6'da geçen “...” ibaresi nedeniyle de davalı adına tescilli markanın hükümsüz kılınması gerektiğini, müvekkili şirket marka haklarına tecavüz eden ve haksız rekabet yaratan eylemlerine ilişkin ... 37. Noterliğinden ... tarihli ... yevmiye no.lu ihtarnamenin davalıya gönderildiğini, ancak davalıdan resmi bir yanıt alınamadığını; müvekkili şirketin bu nedenle davalının kullanımlarının tecavüz teşkil edip etmediği yönünde ... 3. FSHHM nezdinde ... D.iş sayılı dosyasıyla tespit talebinde bulunarak bu dosya kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda davalıya ait marka tescil başvurusundan bahisle, öncelikle hükümsüzlük davası ikame edilmesi gerektiği yönünde rapor düzenlendiğini, Müvekkilinin “...” ve türevi markalarının tanımlayıcı bir ibare olmadığını, SMK m.5/Vb, c, d maddelerinde ayırt edici olduğunu, müvekkili şirketin “...” markasının kabul anlamına gelmemekle beraber bir an için müvekkil markalarının tanımlayıcı ya da ayırt edici olmadığı düşünülse dahi, yıllar boyu aktif olarak yoğun kullanıldığı dikkate alındığında ayırt edicilik kazandığının kabulünün gerekeceğini, TPMK nezdinde başkaca “...” ibaresini barındıran markaların olmasının davalı markası ile müvekkil markalarının benzerliğini ortadan kaldırmadığı, davalıya da “... ...” markası üzerinde hak sağlamadığını; davalı/karşı davacının karşı dava dilekçesinde örnek verdiği ve içinde “...” ibaresi bulunan bir kısım markalar aleyhine müvekkilince hükümsüzlük davası açıldığını, esas davada SMK'nın 25. maddesi ile 6/1, 3, 5, 6, 9 ve MK m.2 uyarınca ... tescil no.lu “... ...” markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini, bu eyleminin haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin tespiti ile davalı adına ... alan adına erişimin engellenmesine karar verilmesini, karşı davanın reddini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA; Davalı cevabı ve karşı dava özetle; Müvekkilinin ad ve soyadını içeren markasını 1994'den beri kullandığı, bu kullanımın halen daha devam ettiği,... no.lu “... ...” ve ...no.lu “...” markalarının müvekkili adına tescil edilmiş olduğu; müvekkilinin markasında asli unsur olarak tanınmış kişi olan ismin “...” olduğu, markadaki “...” ibaresinin tali unsur olduğu, müvekkilinin hiçbir zaman “...” ibaresini markasında asli unsur olarak kullanmadığı, müvekkiline ait sosyal medya hesapları (instagram, twitter, facebook) ve ... adlı internet sayfalarında “...” ibaresini asli unsur olarak kullandığı, “...” ibaresinin tek başına, asli unsur olarak markasal bir kullanımın olmadığı, Müvekkilinin tanınmış oyuncu ve ilk aromaterapistlerinden olduğu ve iyi yaşamın sembolü halinde geldiğinin herkes tarafından kabul gördüğü, esas davada, davacının sadece “...” ibaresine dayanarak açtığı davada markaların ayırt ediciliği karşısında genel ibare olan “...” markası gerekçe gösterilerek müvekkiline ait markanın kullanımının engellenmesinin hukuken mümkün olmadığı, bu nedenle haksız ve mesnetsiz esas davanın reddini talep ettikleri, müvekkili markasında genel ibare olan “...” ibaresinin bir kişinin tekeline verilmesinin mümkün olmayacağı, Dava konusu markalar değerlendirildiğinde, müvekkilinin markasının “...” asli unsurundan oluşan renk, şekil, yazı karakteri ile de özgün bir marka olduğu, taraf markalan arasında ayırt edicilik kriteri bulunduğu ve markaların karıştırılma ihtimallerinin bulunmadığı, Davacının esas davayı açmada kötü niyetli olduğu, zira müvekkili “... ...” markası ile faaliyette bulunmasına rağmen, “...” ibaresine dayanılarak dava açılmış olmasının bunun en büyük işareti olduğu, davacının aynı gerekçelerle müvekkili markasına tescil aşamasında itiraz ettiği, TPMK'nın itirazı reddettiği, davacı/karşı davalının müvekkil aleyhine ... Cumhuriyet Başsavcılığ... soruşturma no.lu dosya ile suç duyurusuna savcılık tarafından takipsizlik karan verildiği, Davacı/karşı davalı tarafından sunulan deliller incelendiğinde, “...” ibaresini tek başına değil “...” ibaresiyle birlikte kullandığının görüleceği, günümüzde “...” ibaresinin dünyada yaygın bir trend olduğu ve Türkçeye çevrilirken en yaygın kullanımın “...” kelimeleri olduğu, bu genel ibarenin pek çok kişi tarafından da yaygın olarak kullanıldığı, içinde “...” ibaresi içeren TPMK nezdinde pek çok tescilli marka olduğunu, “...” ibaresinin belli bir alanda ve özellikle güzellik, sağlık ve beslenme alanlarında yaşam şekli ve hedefini belirtir genel ibareler olduğu, bu ibareyi kullanma tekel hakkının bir kişiye verilmesinin, marka sahiplerinin haksız olarak diğer kişilerin kullandığı markalara karşı yaptırımda bulunmasına yol açacağı, bu hususun hakkaniyet ve hukuk ilkelerini zedelediği, Davacının delil olarak dayandığı markalarından en eskisinin 2006 tarihli olduğu ve bu markanın genel ve herkesin kullanımına açık olan “...” ibarelerinden oluştuğu, davacı/karşı davalının genel ibareye alınan bu marka tescil belgesinin verdiği güce dayanarak da müvekkilinin 1994 yılından beri kullandığı ve aynı zamanda adı olan “...” markasının hükümsüzlüğünü talep etmesinin hukuk mantığı ve rekabet kuralları ile bağdaşmadığı, haksız ve mesnetsiz esas davanın reddini; karşı davada ...,..., ..., ...,..., ..., ... tescil no.lu markaların “genel ibare kullanımı”, “genel ibarenin diğer marka sahiplerine karşı haksız kullanımı” ve “kötü niyetli başvuru” sebeplerine binaen hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini beyan, devrin önlenmesi ve lisans verilmesinin engellenmesini, talep etmiştir.
Bilirkişiler ..., ... ve ... 25/03/2024 tarihli bilirkişi raporlarında; Davalının hükümsüzlüğü talep edilen ... esas unsurlu markanın davacı ... , ... , ... esas unsurlu markaları ile iltibas yaratacak derecede benzer olmadığı, Taraf markalarında geçen “...” ibaresinin ayırt ediciliği düşük zayıf marka olarak değerlendirilmesi gerektiği, Davacı tarafından dosya içerisinde sunulan belge ve CD içeriklerinin incelenmesi neticesinde ... , ... , ... markalarının tanınmış marka olduğu konusunda yeterli kanaate ulaşılamadığı, Davacı tarafın markasal kullanımları marka tescil belgelerine dayandığından gerçek hak sahipliği konusunda bir değerlendirme yapılmasına yer olmadığı, Davalı tarafın marka başvurusu esnasında kötü niyetli olduğu hususunun davacı tarafça ispatlanamadığı fakat bu konudaki nihai takdirin Mahkemeye ait olduğu, sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava konusu uyuşmalık; Davacı şirketin "..." ve türevi markasının ayırt edilemeyecek derecede benzeri olan dava konusu ... tescil nolu "... ..." markasının davacı şirketin "..." markasının gerçek hak sahibi olduğu, markalar arasında iltibas bulunduğu, davacı markasının tanınmış marka olduğu, davalının kötü niyetli olarak tescil almış olduğu iddialarına dayalı olarak ... tescil nolu "... ..." markasının hükümsüzlüğünü, davalı eyleminin haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin tespiti ile davalı adına ... alan adına erişimin engellenmesi kapsamında açıldığı, Davalı vekilinin cevap dilekçesinde; davalınn cevap ve karşı dava dilekçesiyle asıl dava yönünden davanın reddini talep ettiği, Karşı davada uyuşmazlık konusunun; davacıya ait ... nolu, ... nolu, ... nolu, ... nolu ... nolu, ... nolu, ... nolu "..." ibaresini içeren markaların iptali ve sicilden terkini, devrin önlenmesi ve lisans verilmesinin engellenmesi kapsamında açıldığı anlaşıldı.
Mahkememizce kaldırma ilamı öncesi yapılan yargılama neticesinde asıl ve karşı davanın reddi yönünde hüküm tesis edilmiş, verilen karara ilişkin yapılan istinaf incelemesi neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nin 12/10/2023 tarih,... Esas ve ... Karar sayılı ilamıyla karar kaldırılmış olup, iş bu esas üzerinden yargılamaya devam edilmiştir.
Mahkememizce Kaldırma ilamı gerekçesi olan"davacı vekilinin istinaf dilekçesinde, "..." ibaresinin bir sıfat tamlaması olarak günlük dilde de kullanılan bir ibare olmasına rağmen, davacı karşı davalı tarafından yaygın bir şekilde kullanıldığı, markanın bu suretle ayırt edici nitelik kazandığının iddia edildiği, bu hususta sunulan delillerin Mahkemece değerlendirilmediği, markanın kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanıp kazanmadığının karar yerinde tartışılmadığı, diğer yandan davalı karşı davacının da cevap dilekçesinde; ''...'' ibaresinin genel bir ibare olduğunu ve kimsenin tekeline verilemeyeceğini ileri sürdüğü, davalı karşı davacı ...'nın tanınmış bir sanatçı olduğunu ve uzun yıllardır ismini taşıyan markasını kullandığını beyan ederek, bu yönde delil listesi ve ekinde CD içerisinde basın dosyaları ibraz etmiş olmasına rağmen bu hususların Mahkemece değerlendirilmediği anlaşıldığından, tüm iddia ve savunmalar üzerinde durularak ve tarafların dosyaya sunduğu tüm deliller incelenerek, tarafların iddia savunma ve itirazlarını karşılayacak mahiyette yeni bir bilirkişi heyetinden rapor aldırılarak, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmesi doğru görülmemiştir." kısmı nazara alınarak yine taraf iddiaları ve savunmaları değerlendirilerek kaldırma ilamı titizlikle incelenerek, rapor tanzim edilmesi için dosyanın daha önce görev yapmamış olan 1 marka vekili, 1 yayıncı bilirkişi, 1 marka uzmanı bilirkişiye dosyanın tevdi edilmesine karar verilmiş, Bam ilamı kapsamında gerekli inceleme yapılmış, dosya kapsamına alınan 25/03/2024 tarihli bilirkişi raporu usul ve yasaya uygun bulunmuş, hükme esas alınmıştır.
Davacı karşı davalının marka tescil belgeleri incelendiğinde; ''...'' markasının ... no ile ... sınıflarda 11.07.2014 tarihinde, ''... '' markasının ... no ile ... sınıflarda 11.07.2014 tarihinde, ''...'' markasının ... no ile ... sınıflarda 11.07.2014 tarihinde, ''...'' markasının ... no ile ...,.. sınıflarda 04.04.2006 tarihinde, ''...'' markasının ... no ile ...,.. sınıflarda 17.07.2014 tarihinde, ''...'' markasının ...no ile ... sınıflarda 16.04.2014 tarihinde, ''...'' markasının 2016/32772 no ile ...sınıflarda 11.04.2016 tarihinde, ''...'' markasının ... no ile ...,. sınıflarda 11.04.2017 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır.
Davalı karşı davacının ise, ... no ile ''... '' markasının ... sınıflarda tescilli olduğu, başvuru tarihinin 30.03.2015, tescil tarihinin ise 12.08.2016 tarihi olduğu olduğu anlaşılmıştır.
Davalı karşı davacının ... ibareli markasının ... no ile ...sınıf için 17.08.2016 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık; davalı karşı davacı adına kayıtlı ...tescil nolu "... ..." markasının, davacı karşı davalının "..." ve türevi markaları ile iltibas oluşturup oluşturmadığı, karşı davada, davacı karşı davalı markalarının tanımlayıcı olduğu ileri sürüldüğünden hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6/1. maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (Karıştırılma) kavramı açıklanmalıdır. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Öte yandan, markaların ayırt edicilik güçlerinin de iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir. Zira, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimali daha düşük olacaktır. Diğer bir deyişle, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanı daha dar bulunmaktadır. Böyle durumlarda, küçük farklılıklar dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabilecektir.
Somut olayda taraf markalarının birden fazla sınıfta tescil edildiği, davalı markasının tescil edildiği mal ve hizmet sınıflarında davacı markalarının da tescilli olduğu anlaşılmaktadır.
Toplanan deliller dikkate alındığında davacı yan her ne kadar sektöründe tanınmış marka olduğunu ileri sürmüş isede; tanınmışlık olgusu salt bilirkişi raporu ile değil dosyaya sunulacak deliller ile de ispat edilmelidir. Dolayısıyla tanınmışlık ve kötüniyet değerlendirmeleri hukuki değerlendirmeler olup bu yönde mahkememizin ihtisas mahkemesi olması sıfatıyla gerek davacı gerekse davalının tanınmış marka olmadıkları sunulu deliller ile sabittir.
Bilindiği üzere Tanınmış marka korunmasında en önemli konunun tanınmışlığın belirlenmesinde izlenilecek yöntem olduğu, her ne kadar hukuki bağlayıcılığı olmasa da WIPO Kriterlerinin baz alınarak tanınmışlık araştırılması yapılması gerektiği bir markanın koruma istenen ülke dışında yabancı ülkelerde tanınmış olmasının, koruma istenen ülkede de tanınmış olduğuna hükmedilmesi için yeterli olmayacağının açık olduğu, her davada tanınmışlık olgusunun o davanın somut özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği bilinmektedir. Dolayısıyla her somut olayda tarafların dosyaya sunduğu belgeler, beyanlar ve ihtilafın niteliği gözetilerek bahsi geçen kriterlerin Mahkemece o dosyaya özgü sunulan deliller ile tartışılması gereklidir. Somut olayda ise davacının markasının gerek yüksek mahkeme içtihatları gerekse wipo kriterlerine göre tanınmış marka olmaktan çok uzak olduğu anlaşılmış olup, nitekim kaldırma ilamı sonrası alınan bilirkişi raporu ile bu husus usul ve yasaya uygun olarak tespit edilmiş, mahkememizce de yukarıda anılan gerekçeler ile yapılan tespitler yerinde bulunmuştur.
Davacı ve davalı tarafın markalarında ortak olarak kullanılan kelime unsuru “...” ibaresidir. Benzer kelime unsurlarını birlikte içeren markalar arasındaki benzerlik değerlendirilirken, markaların kelime unsurları tüketicilerin hafızasında öncelikli olarak yer bulan unsurlar olduğundan, benzerlik testi markaların kelime unsurları dikkate alınarak gerçekleştirilecektir. Davacı tarafın markaları “...”, “...” ve “... ” kelimelerinden oluşmaktadır. Markalarda öne çıkan ve vurgu yapılan öğeler “...” ibaresidir. “...” markası ise bütün olarak “...” şeklinde esas unsur olarak kabul edilmelidir.
Ayırt ediciliği düşük olan genel ifadeler içeren ve herkesin kulanımına açık olan markalar zayıf marka alarak kabul edilmektedir. Bir işaretin ayırt edici gücü, işaretin temsil ettiği kavramın adından veya tanımından uzaklaştığı, kavramdan bağımsızlaşarak anlamsızlaştığı ve kavramı çağrıştırmadığı ölçüde artmaktadır. Kullanılan işaretin ayırt edici gücünün zayıf ya da kuvvetli olması o işaretin bir alanda sıkça kullanılıp kullanılmadığına, orijinal olup olmadığına, kullanıldığı mal veya hizmeti tanımlayıp tanımlamadığına bağlı olabilmektedir, Davacının tescil ettirdiği ... ibaresi ise hemen hemen hayatımızın tüm alınında konfor, rahatlık, kalite çağrıştırdığından ayırt edicililiği zayıf bir ibaredir ve orjinal değildir. Kaldi ki davacı da Gıda sektörü Beslenme danışmanlığı hizmetleri Sağlıklı yaşam programı tasarımı ve uygulaması alanında faaliyet gösterdiğini, beslenme, diyet, sağlıklı yaşam korularında tanınmış olduğunu beyan etmektedir. ... ibareleri ise zaten bu alan için günlük dilde çokça kullanılan ibarelerdir ve başlı başına bir markada asli unsur olarak koruma sağlamaktan uzaktır. Ancak markaya ek yapılması suretiyle güçlü bir marka korumasından söz edilebilir ve fakat bu husus markanın tek başına hükümsüz kılınması için yeterli değildir.
“...” dan kasıt edilenen Türk Dil Kurumundaki anlamı ile de “...” olduğu ve “...” ibaresinin sadece davacı şirket’in kullamına bırakılamayacak kadar geniş bir ibare olduğu , dolayısıyla markalar, alan adları yapısı gereği bir reklam, tanıtım ve promosyon aracı olarak sıklıkla kullanılan ibareler olduğundan, ayırt edicilik incelemesinde markanın, alan adının ilgili tüketici kesiminde marka algısı yaratıp yaratmayacağı hususunun öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiğinden, Marka algısı yaratmayan, ortalama tüketici tarafından mal veya hizmetleri işaret etmenin ya da onların asli özelliklerini belirtmenin normal bir yolu olarak algılanacak, doğrudan doğruya sıradan bir reklam, promosyon ifadeleri şeklinde algılanacak markaların ayırt edici nitelikte kabul edilmeyeceğinden, Benzer şekilde, iş yaşamında, özellikle tanıtım, reklam, pazarlama faaliyetlerinde ya da internet sitesinde yaygın olarak kullanımı bulunan markaların ayırt edici olmadığı, her alanda “...” yanında ek unsurlarla kullanımı halinde bir marka korumasının söz konusu olabileceği, tek başına genele mal olan ifadeler üzerinde hak iddia edilemeyeceği, ayırt ediciliği olmayan veya oldukça zayıf olan ibarelerin tecavüz gayesi olmaksızın başkaları tarafından kullanılması durumunda Marka Hukuku bağlamında davacının bu kullanımı engellemesinin mümkün olamayacağı, öte yandan “Tanıtma işareti olarak zayıf bir marka seçen kimse, bunun sonuçlarına katlanmak, yani o tanıtma işaretinin, hatta ayırım gücü bakımında cüz’i sayılabilecek bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş seklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorundadır” şeklindeki yüksek mahkeme ilamlarına ait gerekçe içerikleri de dikkate alındığında somut olayda asıl dava yönünden marka hakkınını ihlal ve haksız rekabetin söz konusu olmadığı anlaşılmıştır.
Somut uyuşmazlıkta davacı markasının başlangıçtan itibaren zayıf bir marka olduğu, tanınmış marka olmadığı, kullanımla sonradan kazanılmış bir bilinirlik varsa dahi bunun diyetisyenlik/ beslenme alanında direkt ... ibaresi ile değil, ... ismi ile bilinirliğinin bulunduğu, ancak “...” ibaresinin diyet, beslenme, sağlıklı yaşam ve bununla bağlantılı sektörler yönünden ayırt edicilik gücünün çok daha zayıf olduğu fakat bu hususun karşı dava yönünden bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilemeyeceği, bilirkişi raporu ve marka hukuku ilkeleri kapsamından çok net anlaşılmaktadır. Bu nedenle, toplanan delillere göre ; davacı markasının tanınmış marka olmadığı, ... ibaresinin zayıf marka olduğu, davacının tescilli kullanımı ile davalı kullanımının ayniyet arzetmediği, ortalama tüketici zihninde karıştırma ihtimali bulunmadığı,marka hakkını ihlal ve haksız rekabetin söz konusu olmadığı, marka tescilllerinin kötüniyetli olduğunun ispat edilemediği anlaşılmıştır.
Bam kaldırma ilamında "davacı vekilinin istinaf dilekçesinde, "..." ibaresinin bir sıfat tamlaması olarak günlük dilde de kullanılan bir ibare olmasına rağmen, davacı karşı davalı tarafından yaygın bir şekilde kullanıldığı, markanın bu suretle ayırt edici nitelik kazandığının iddia edildiği, bu hususta sunulan delillerin Mahkemece değerlendirilmediği, markanın kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanıp kazanmadığının kararda tartışılması" gerektiği noktasında karara ilişkin dosya kapsamına kaldırma ilamı sonrası alınan bilirkişi raporu ile kapsamlı araştırma yapılmış olup, Davacı tarafın yapmış olduğu televizyon programlarında davalı tarafın marka başvurusundan önce ... ibaresini yoğun olarak kullandığı görülmektedir. Yukarıda bahsedildiği üzere ... ibaresi davacının kullandığı alanda ayırt ediciliği düşük bir ibare olduğu için mevcut kullanımlar ile ... ibaresinin ayırt edici gücünün kuvvetlenmediği, aksine ... ibaresi ile kullanıma bir ayırt edicilik katılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.
davacı/karşı davalı vekili her ne kadar rapora itiraz dilekçesinde ... markasının kullanım tarihinin 2005 yılına dayandığını beyan etmiş, bilirkişilerin markasal kullanıma başlama tarihinin yanlış belirlendiğini beyan etmiş ise de, bilirkişilerce dosya kapsamına sunulan tüm delillerin incelendiği, bir an için markasal kullanıma başlama tarihinin bilirkişilerce yanlış belirlendiği kabul edilse dahi bu durumun davanın esasına etki etmeyeceği zira ... ibaresinin gerek kaldırma ilamı öncesi yapılan yargılama gerek sonrasında alınan bilirkişi incelemesi ile zayıf marka olduğu, mevcut kullanımlar ile ... ibaresinin ayırt edici gücünün kuvvetlenmediği, aksine ... ibaresi ile kullanıma bir ayırt edicilik katılmaya çalışıldığı anlaşılmakta olup, davacı yanın itirazı yerinde görülmemiştir.
Hülasa; Davalının hükümsüzlüğü talep edilen ...esas unsurlu markanın davacı ... , ... , ... esas unsurlu markaları ile iltibas yaratacak derecede benzer olmadığı, Taraf markalarında geçen “...” ibaresinin ayırt ediciliği düşük zayıf marka olarak değerlendirilmesi gerektiği, Davacı tarafından dosya içerisinde sunulan belge ve CD içeriklerinin incelenmesi neticesinde ... , ... , ... markalarının tanınmış marka olduğu konusunda yeterli kanaate ulaşılamadığı, Davacı tarafın markasal kullanımları marka tescil belgelerine dayandığından gerçek hak sahipliği konusunda bir değerlendirme yapılmasına yer olmadığı, Davalı tarafın marka başvurusu esnasında kötü niyetli olduğu hususunun davacı tarafça ispatlanamadığı, davacı markasının başlangıçtan itibaren zayıf bir marka olduğu, tanınmış marka olmadığı, kullanımla sonradan kazanılmış bir bilinirlik varsa dahi bunun diyetisyenlik/ beslenme alanında direkt ... ibaresi ile değil, ... ismi ile bilinirliğinin bulunduğu, ancak “...” ibaresinin diyet, beslenme, sağlıklı yaşam ve bununla bağlantılı sektörler yönünden ayırt edicilik gücünün çok daha zayıf olduğu fakat bu hususun karşı dava yönünden bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmakla asıl ve karşı davanın ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Asıl ve karşı davanın ayrı ayrı reddine,
2-Asıl davada alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının asıl dava için yatırılan peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 391,70 TL karar ve ilam harcının tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla asıl dava dosyası davacısından tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Asıl davada davanın reddi nedeniyle, Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 25.500 TL vekalet ücretinin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davacı/karşı davalıdan alınarak davalı/karşı davacıya verilmesine,
4-Karşı davada alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının karşı dava için yatırılan peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 391,70 TL karar ve ilam harcının tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla karşı dava dosyası davacısından tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Karşı davada davanın reddi nedeniyle, Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 25.500 TL vekalet ücretinin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalı- karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya verilmesine,
6-Tarafların yapımış olduğu masrafların üzerinde bırakılmasına,
7-Arta kalan gider ve delil avansının kararın kesinleşmesi ile yatıran tarafa iadesine,
Dair karar taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 17/07/2024
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır