T.C.
İSTANBUL
1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/124 Esas
KARAR NO : 2026/120
DAVA : Marka hakkına tec. Önlenmesi, maddi manevi tazminat
DAVA TARİHİ : 11/07/2024
KARAR TARİHİ : 07/05/2026
Mahkememizde görülmekte bulunan asıl ve birleşen davanın yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA: Asıl davada; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Şirketlerine ait “...” markasının Türk Patent ve Marka Kurumu tarafında 28.07.2023 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle korunmak üzere ... sınıfta 12.12.2023 tarihinde tescil edildiğini, davalı şirkete ait e posta adresilerine marka ihlali yaptıklarını ve ... markasının .... sınıfta üzerlerine tescilli olduğunu bildirmek için e-posta attıklarını, davalının bunu cevapsız bıraktığını, davalı şirketin “...” markası ile otomobil satışı yaptığını, davalı şirketin ... sınıfta “...” markasını kullanarak ürün satışı yaptığını, davalı cevap dilekçesi vermeden önce maddi ve manevi tazminat taleplerinden vazgeçtiklerine dair talep dilekçesini mahkememize sunduğunu , davalıdan maddi ve manevi tazminat talebinin bulunmadığını, dava açılmadan önce davalı şirkete gönderilen e-posta mesajlarında da maddi taleplerde bulunmadığının açık olduğunu, bu durumda davadan önce arabulucuya gidilmesine gerek olmadığını, marka ihlalinin durdurulmasını, davalı şirketin ... sınıftaki ürünlerinde “...” markasını kullanmamasının önlenmesini talep ve dava etmişlerdir.
SAVUNMA; Davalı vekili cevap dilekçesinde ; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen davada; davacı vekili vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin ... gibi dünya çapında bilinen ve otomobil sektöründe sıkılıkla tercih edilen markaları bünyesinde barındırdığını, "..." markası, ...'ın ünlü ve ikonik küçük otomobili ...'ün ilk versiyonu olup ... tarafından 1936 yılında piyasaya sürüldüğünü, bu modelin kompakt yapısı ve ekonomik özellikleriyle dönemin en popüler otomobillerinden biri olduğunu, “...” araçlar 1950 ‘li yıllarda bile ülkemiz de satılmış ve alanının ikonikleşen araçlarından olduğunu, günümüzde dahi ... araçların kullanıldığı görüldüğünü, davacının100 yılı aşkın geçmişi bulunan “...” markasının gerçek hak sahibi olduğunu, davalılar tarafından başvurusu gerçekleştirilen ... markasının başvuru tarihi 28.07.2023 olduğunu, "..." ibareli markanın 12. Sınıfta yani, davacı tarafından ibarenin kullanıldığı ve hatta birçok uluslararası marka tescilinin de sağlandığı alanda ... no'lu ile davacının yeniden üretim ve satışa başlayacağı haberlerinin paylaşılmasının hemen akabinde davalılar tarafından tescil edildiği öğrenildiğini, Ancak, yapılan iş bu tescil 6769 Sayılı SMK’ nın 25. maddesine aykırı olduğunu ve hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, Davalının dilekçelerinde detaylı olarak açıklandığı üzere, davacı tarafından “...” ibareli marka ile araç üretim ve satışının yeniden başlanacağına dair ulusal ve uluslararası basın haberlerinin hemen akabinde öncelikle marka tescil başvurusunda bulunmuş, akabinde domain adı alarak web sitesi kurmuş bununla da yetinmediğini, davacı şirketin ülkemizdeki distribütörü konumunda olan... araçlarının satışını gerçekleştiren ...Fabrikası Anonim Şirketi aleyhine marka hakkına tecavüzden kaynaklanan tazminat davası ikame ettiğini ve ... markasına haiz ürünlerin üretim ve satışının durdurulmasını talep ettiğini, davanın ... 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin ... E. Sayılı dosyası ile görüldüğünü, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
SAVUNMA: davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; tescil sürecinde "..." markası için Türk Patent ve Marka Kurumuna herhangi bir itirazda bulunulmadığını, ... markalı araç üretiminin 1955 yılında sona ermiş olduğunu ve aradan 68 yıl geçtiğini, o arada 68 yıl boyunca herhangi üretim ve satış yapılmadığını ve Türkiye'de herhangi bir marka tescili de yapılmadığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava konusu uyuşmazlık; Asıl davada; Davalının davacıya ait ... nolu "..." markasına yönelik ihlalin durdurulması, 1 TL maddi, 1 TL manevi tazminat istemli açılan davada; 13/08/2024 tarihli beyan dilekçesi ile tazminat taleplerinin geri çekildiğinde dair dilekçe sundukları anlaşılmıştır. Birleşen davada; Dava konusu uyuşmazlığın; Davalı adına tescilli... nolu ... ibareli markanın hükümsüzlüğüne ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip davacının dava, davalının cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, duruşmada hazır olanlar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, arabuluculuk kurumundan faydalanmak istenilmediğinden tahkikat duruşmasına devam olunmuş, tarafların beyanlarında geçen deliller toplanmış, bilirkişi incelemesi yaptırılmış, HMK 184.madde kapsamında hazır olanlardan tahkikat ile ilgili beyanları sorulmuş, HMK 186. madde kapsamında ise karar duruşmasında hazır olanlardan esas ile ilgili son diyecekleri sorulmuştur.
HMK 266. Madde kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Bilirkişiler ..., ...ve ... tarafından düzenlenen 27/10/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Birleşen 2024/209 davada davalı ... ve münferit yetkilisi ...nezdinde “...” markasına ilişkin kullanım bulunmadığı, Esas ...davada davalı ... nezdinde alt bayilere “...” markalı ürün satışları olduğu, satışların seri üretim otomobil olduğu, 11.07.2024 dava tarihi öncesinde de satışların mevcut olduğu, satışların zincir etkisi ile alt bayilerden de nihai tüketici müşterilere yapılıp yapılmadığının irdelendiği ve alt bayilerden de esas davalı satışlarına paralel “...” markasının aktif olarak nihai tüketicilere otomobil satışında kullanımda olduğu, Birleşen davada Birleşen Davalı yana ait dava konusu ... başvuru numaralı ve görselini ihtiva eden markanın SMK 6/3, 6/4 ve 6/5 hükümleri kapsamında hükümsüzlüğü koşulunun oluşmadığı, ancak birleşen dava konusu davada Birleşen Davalı yana ait ...başvuru numaralı ve görselini ihtiva eden markanın SMK 6/9 hükmü kapsamında hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğunun değerlendirilebileceği bildirilmiştir.
TOPLANAN DELİLLERİN GEREKÇELENDİRİLMESİ:
... başvuru numaralı 28.07.2023 başvuru ve 12.12.2023 tescil tarihli ...”markasının ...sınıf için 28.7.2023 tarihinde şekil markası olarak davalılar adına tescilli olduğu anlaşılmıştır.
Dosya münderecatında birleşen dosyada davacı yan eskiye dönük kullanımları ile davaya mesnet markayı maruf hale getirdiğine ilişkin olarak sunduğu deliller bilirkişi heyetince incelenmiştir.
ASIL DAVA BAKIMINDAN;
Asıl dava davacısı olan yanın davaya mesnet gösterdiği marka başvurusunun gerçekleştirildiği tarihten önce asıl dava davalısının distribütörü olduğu firmanın aynı marka ile araç üreteceğinin haberlere konu olması nedeni ile asıl dava davacısının ilgili marka başvurusunun kötüniyetli olduğunun anlaşıldığı, hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, bu kapsamda davalı yanın markasal kullanımlarının davacı yana ait markaya tecavüz teşkil ettiğinden bahsedilemeyeceği, gözetilerek asıl davada tecevüz istemlerinin tespiti ve önlenmesi taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
BİRLEŞEN DAVADA HÜKÜMSÜZLÜK İSTEMLERİNİN İNCELENMESİ
GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ YÖNÜNDEN İNCELEME:
Marka hukukundaki genel ilkeye göre bir markayı ihdas eden kimse o markanın gerçek sahibidir .Dolayısıyla açıklayıcı etkiye sahip tescile karşı üstün ve öncelikli hak sahibidir. Eskiye dayalı kullanım yoluyla gerçek hak sahipliği söz konusu olabilmesi için bu kullanımın markasal nitelikte olması gerekli değildir. Ticaret sırasında, tanıtımda kullanılmış olsa bile bu yeterlidir. Gerçek hak sahipliği hem hükümsüzlük sebebi hem de şeklen hak sahibinin tescile güvenerek açacağı davalarda bir def'i sebebidir.
Bizim hukukumuzda kural olarak tescil ile marka hakkı doğar; ancak söz konusu işaret ilk tescilden önce kullanılmak suretiyle piyasada maruf hale getirilmişse, marka hakkı sahibi, işareti tescilden önce kullanarak piyasada maruf hale getirendir. Bu kişiye “gerçek hak sahibi” denilir. Bu bakımdan, SMK”'nın 7/1 maddesinde yer alan “Bu kanunla sağlanan marka koruması tescil ile elde edilir” biçimindeki hüküm açıkça tescil ilkesinin kabul edildiğini gösterirken, buna karşılık SMK'nın 6/3 maddesinde tescile rağmen başkasının hak sahibi olabileceği, markayı ilk kez ihdas eden, kullanan kişinin de korunacağı düzenlenmiştir. Eskiye dayalı kullanım yoluyla tescilsiz bir markanın gerçek hak sahibi olan kimse, üzerinde gerçek hak sahibi olduğu markanın tescil edilmesi halinde SMK'nın 25. Maddesinde yapılan atıfla işbu markanın hükümsüz kılınmasını talep edebilmektedir. Hükümsüzlük hallerinin düzenlendiği SMK'nın 25. Maddesinde atıf yapılan SMK'nın 6. Maddesinin 3. Fıkrasında yer alan düzenleme başvuru tarihinden veya rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” Hükmünü ihtiva etmektedir.
6769 sayılı SMK'nun 7/1 maddesine rağmen, SMK'nun 6/3 maddesi gereğince bir markanın eskiye dayalı, öncelikli kullanıcısı o markanın gerçek hak sahibidir. (...) her ne kadar markakoruması tescil ile elde edilmekte ise de, tescil başvurusundan önce o markayı ihdas eden,kullanan, piyasada maruf hale getiren ve o marka üzerinde hak elde eden kimsenin itirazıüzerine Türk Patent tarafından tescil başvurusunun reddi gerekir. Türk Patent'in tescilbelgesi vermesi durumunda ise SMK'nun 25. Maddesine dayalı olarak gerçek hak sahibininaçacağı hükümsüzlük davası üzerine, tescil sahibinin bu markasının hükümsüzlüğüne kararverilmesi mümkündür. Bu durumda sonuçta tescil sahibinin tescili şeklen ve geçici olarakkendisine koruma sağlamakta, hükümsüzlük kararı ile birlikte ise bu koruma ortadankalkmaktadır. ” (Uğur ÇOLAK, Türk Marka Hukuku, İstanbul, 4. Baskı, Sf. 420.)Gerçek hak sahipliği ilkesinin hangi şartlarda uygulanabileceği gerek öğretide gerekse içtihat hukukunda ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmuştur: İlk olarak, gerçek hak sahibinin markasıyla, kişiye ait başvuru ya da tescile konu Marka arasında ayniyet ya da benzerlik ve iltibas tehlikesi bulunmalıdır. İkinci olarak, gerçek hak sahibi markayı, üçüncü kişinin başvurusu veya varsa rüçhan tarihinden önce kullanmaya başlamış olmalıdır. Kullanımın Türkiye'de gerçekleşmesinin gerekip gerekmediği hususunda ülkesellik ilkesine atıfta bulunmakta ve marka üzerinde gerçek hak sahipliği iddiasında bulunulabilmesi için o markanın Türkiye'de kullanılmasını aramaktadır. Üçüncü olarak, gerçek hak sahibinin kullanımı "marksal kullanım" olmalıdır. Yine Yargıtay kararlarında, tescilsiz işaretin ticaret sırasında marka hukukuna özgü bir şekilde kullanılması gerektiğini ifade etmektedir. Dördüncü olarak, Yargıtay kararlarında, "marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı yaratan, kullanan ve piyasada maruf hale getiren kişiye aittir." denilerek marufiyet şartı aramaktadır.
Hükümsüzlüğü talep edilen...başvuru numaralı “...” ibaresini ihtiva eden markasının başvuru tarihi 28.07.2023 olup davacı yanın eskiye dayalı kullanımlarına ilişkin sunmuş olduğu deliller incelendiğinde; davacı yanın bir kısım delillerinin dava konusu marka başvurusu tarihinden çok eski tarihli kullanımlarına ilişkin olduğu, davacı yanın ilgili marka bakımından kullanımlarına çok uzun süre geçtiği ve ilgili kullanımlara dayanılarak “marka bakımından gerçek hak sahipliğinin iddia olunamayacağı, yasa koyucunun tescilli markanın yenilenmemesinin ardından dahi marka korumasını azami 2 yıl ile sınırlı tuttuğu, on yıllar önce yapılan kullanımlara uzun yıllar ara verilmesinin ardından ilgili eski tarihli tescilsiz kullanımların güncel olarak gerçek hak sahipliğine işaret edemeyeceği, davacı yanın dosyaya sunduğu gazete haberlerinin ise markasal kullanımdan ziyade markasal kullanıma hazırlık çalışmalarının haberleştirilmelerinden ibaret olduğu, ilgili haberlerinin gerçek hak sahipliğini işaret edemeyeceği, ancak ilgili haberlerin ve duyuruların ardından dava konusu marka başvurusunun gerçekleştirilmesinin kötüniyetli olduğu hususu bununda ayrı bir hükümsüzlük sebebi olduğu anlaşılmıştır.
TANINMIŞLIK İDDİASI KAPSAMINDA SMK 6/4 VE 6/5 DAYALI HÜKÜMSÜZLÜK İNCELEMESİ
Taraf olduğumuz tanınmış markalarla ilgili uluslararası anlaşmalarda ve mülga 556 sayılı KHK’de ve 6769 sayıyı yasada da tanınmış markanın tanımı ve kriterleri gösterilmemiş, bu husus mahkeme içtihatları ve öğreti ile uygulamaya bırakılmıştır. Yargıtay birçok kararında "bir kişi veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı, garanti, kalite, kuvvetli reklam ve yaygın dağıtım içeren, müşteri, akraba, dost ve düşman ayırımı yapılmaksızın, coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışımdır" şeklinde bir tanımlama getirmiş ve bu tanıma nazaran da markanın promosyon sonucunda kazanılan herkesçe veya ilgili kesimce bilinme, emtia söylendiğinde o markanın akla gelmesi, ait olduğu sektörde iyi bilinme ve geniş bir dağıtım ağına sahip olma gibi kıstaslara göre markanın tanınmış marka olup olmadığının tesbiti cihetine gidilebileceğini belirtmiştir. Tanınmış marka konusunda uluslararası boyuttaki çalışmalar ise Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (wipo) bünyesinde yürütülmektedir. Bu kuruluş uzmanlar komitesince benimsenen A/34-13 nolu tavsiye kararında bir markanın tanınmış olup olmadığının tesbitinde, markanın kullanım süresi, yaygınlığı, kapsamı ve coğrafi alan genişliği, ekonomik değeri, reklam, temsil, promosyon, fuarlara katılım ve fuar düzenleme, kataloglar hazırlama gibi tanıtım faaliyetleri, bu çalışmaların kapsamı, süresi ve mali bütçesi, işletmenin büyüklüğü, cirosu,marka hakkının hangi etkinlikte ve verimlilikte korunduğu, tanınmışlığa yönelik mahkeme ve diğer yetkili makamların kararları gibi olguların göz önünde bulundurulması kararlaştırılmıştır.Yargıtay 11.HD nin 19.4.2002 tarih ve... esas... karar sayılı ilamında bir markanın birden çok ülkede tescilli olmasını tanınmış marka olarak kabul açısından yeterli görmekteyken son uygulamalarda bu hususun markanın tanınmışlığı açısından bir gösterge olabileceği ancak tek başına tanınmış marka olgusu için markanın birçok tescilinin olmasının yeterli olmayacağına işaret edilmiştir. Trips’de ise açıkça tanınmışlığın ilgili sektörde tanınmışlık olarak anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. Yine doktrinde Trips deki düzenlemeye benzer görüş ... tarafından ileri sürülmüş ve markanın tanınmışlığından söz edebilmek için bir ülkede yaşayanların tamamı tarafından söz konusu markanın bilinmesinin zorunlu olmadığı, marka sahibinin hedef kitlesinin esas alınması gerektiğine işaret edilmiştir.Markanın tacirler yada o malın alıcıları değil, bu mal ile ilgili olmayanlar tarafından da bilinmesi halinde tanınmış markadan bahsedileceği, tanımış markanın maruf marka karşısında daha kapsamlı,ekonomik yönden daha önemli bir kavram olarak karşımıza çıkacağı, bir markanın tanınmış olduğunu söyleyebilmek için markanın konulduğu mamülün birden bire düşünülmeden ve bir hatıranın yardımı ile hatırlanmadan,refleks halinde düşünülmesi gerektiği, genellikle tüketicinin zihninde bir fikir uyandıran markanın tanınmışlık derecesine ulaştığı da doktrinde Hamdi Yasaman tarafından ifade edilmiştir. Gürzumar ise, tanınmış markanın en önemli özelliğinin, tescilli bulundukları mal kategorisinden bağımsızlaşarak ve başlı başına birer kalite sembolü olarak, reklam aracı haline gelen ve geniş kitleler karşısında sahip oldukları etkilerini, tamamen farklı mal kategorileri üzerinde de gösterebileceği markalar olarak tanımlamıştır. Arkan ise tanınmış markadan bahsedebilmek için, reklam gücü yüksek, kalite sembolü haline gelmiş bir markanın, sadece o markayı taşıyan mal ya da hizmetlerle ilgili çevre içinde değil bu çevre dışında, o mal ya da hizmetle ilgisi olmayan kişilerce de bilinmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bilindiği üzere Tanınmış marka korunmasında en önemli konunun tanınmışlığın belirlenmesinde izlenilecek yöntem olduğu, her ne kadar hukuki bağlayıcılığı olmasa da WIPO Kriterlerinin baz alınarak tanınmışlık araştırılması yapılması gerektiği bir markanın koruma istenen ülke dışında yabancı ülkelerde tanınmış olmasının, koruma istenen ülkede de tanınmış olduğuna hükmedilmesi için yeterli olmayacağının açık olduğu, her davada tanınmışlık olgusunun o davanın somut özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği bilinmektedir. Dolayısıyla her somut olayda tarafların dosyaya sunduğu belgeler, beyanlar ve ihtilafın niteliği,ürünün sunulduğu sektör ve çevre gözetilerek bahsi geçen kriterlerin Mahkemece yada atanan bilirkişice o dosyaya özgü sunulan deliller ile tartışılması gereklidir
SMK 6/4 VE 6/5 maddesi kapsamında ileri sürülen hükümsüzlük iddiası toplanan deliller kapsamında incelendiğinde; Dosyaya sunulan belgeler incelendiğinde; sunulan delillerin davacıya ait markaların; markanın tescilinin ve kullanımının yayıldığı coğrafi alan ve kapsamını, markanın üzerinde kullanıldığı malın piyasadaki yaygınlığı, pazar payı, yıllık satış miktar, markaya ilişkin promosyon çalışmalarının (özellikle Türkiye'deki) özelliklerini, reklam niteliğinde olmayan ancak markanın tanıtımına faydalıolabilecek nitelikte faaliyetleri, marka sahibinin markasını koruma yolundaki etkin çabalarını,markanın tanınmışlığına ilişkin yapılmış kamuoyu araştırmaları varsa bunların sonuçlarını,markanın sahibi firmaya ilişkin özellikleri (firmanın büyüklüğü, çalışan sayısı vs.), markanınparasal değeri vs. şeklinde sıralanabilecek olan kriterlerini ortaya koymaya elverişli olmadığı, ilgili markalar bakımından yetkili merciler tarafından da verilen bir tanınmışlık kararı da bulunmadığı da göz önüne alındığında dosyada yer alan bilgi ve belgeler çerçevesinde davacı tarafın markalarının dava konusu marka tescil başvurusunun gerçekleştirildiği tarihte Türkiye'de tanınmış marka olarak kabul edilemeyeceğinden davalı yana ait davaya konu ... başvuru numaralı başvuru numaralı “...” ibaresini ihtiva eden markanın SMK 6/4 ve 6/5 hükümleri kapsamında hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı anlaşılmıştır.
KÖTÜNİYETLİ TESCİLE DAYALI HÜKÜMSÜZLÜK İSTEMİNİN İNCELENMESİ
Gerek 556 sayılı KHK’da gerekse de 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda hangi hâllerde kötü niyetli marka başvurusunun söz konusu olduğu belirtilmemiştir. Ancak genel olarak kötü niyetli marka başvurusu; hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu kapsamda başvuru sahibinin markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi hâli, kötü niyetin varlığında önem kazanmaktadır. Örneğin, gerçek hak sahibi olmamakla birlikte başkasının ticaretinde kullandığı tescilsiz bir işareti, kendisinin hak sahibi olmadığını bile bile tescili için başvuruda bulunan kimse kötü niyetli sayılacaktır. Yine başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirmelidir. Ayrıca başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapmak ya da şantaja yönelik başvuruda bulunmak ve tescil ettirmek de kötü niyetli olarak kabul edilmelidir. Görüldüğü üzere kötü niyetli marka başvurusu hâli her somut olay kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu kapsamda marka hükümsüzlüğü davalarında kötü niyet iddiası ileri sürülmüş ise 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi gereğince kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmelidir.
Marka tescilinin kötüniyetli olup olmadığı incelenirken, kötüniyetli olarak tescil ettirildiği iddia edilen markanın, kötüniyet iddiasında bulunan tarafa ait marka ile birebir aynı olup olmadığı, markanın ne derece yaratıcı ve ayırd edici olduğu, diğer markadan habersiz olarak tesadüfen tescil ettirilmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı (...)gibi hususlar yanında asıl markanın asli ve tali unsurlarının birebir tescil ettirilip ettirilmediği gibi hususlar da dikkate alınacaktır" (Çolak, s. 907).
Huzurdaki dosya kapsamında SMK 6/9 maddesine göre yapılan hükümsüzlük incelemesinde; her ne kadar davacı yan dava konusu markanın ülkemiz sathında kullanımın uzun yıllar önce sonlandırmış ise de davalı yanın dava konusu marka başvurusunu gerçekleştirmesinden önce dava konusu marka ile bir arabanın piyasaya çıkartılacağının farklı kaynaklarca haberleştirildiği, ciddi ve yoğun bir çalışma ve ar-ge çalışması gerektiren bir sektör olan otomotiv sektöründe davacı yanın önemli aktörlerden birisi olduğu, yapılan tanıtımların ardından davacı yanın yapacağı çalışmalar ile ilgili markayı ihtiva eden otomobilleri piyasaya arz edeceğinin anlaşıldığı, bu esnada birleşen dava bakımından davalı yanın ilgili marka başvurusunu yapmış olmasının davacının ilgili çalışmalarından ve reklam faaliyetlerinden haksız menfaat elde etme amacı taşıdığının anlaşıldığı, dolayısıyla dava konusu markanın SMK 6/9 hükmü kapsamında kötüniyetli tescile dayalı hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu anlaşıldığından , hükme dayanak olarak alının HMK 266 madde kapsamında dosyadaki deliller ile uyumlu bilirkişi raporu dikkate alınarak yukardaki gerekçe kapsamına göre aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:
I-ASIL DAVADA
ASIL DAVANIN REDDİNE
-732 TL ilam harcının yatırılan 427,60-TL peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 304,40-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
-Avukatlık ücret tarifesi uyarınca marka ihlali ve marka kullanmama isteminin reddi nedeniyle 55.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-Reddedilen manevi tazminat talebi yönünden Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 1 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-Reddedilen manevi tazminat talebi yönünden Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 1 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-Davacı tarafın yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
-Davalı gideri tarafından yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta hüküm tesisine yer olmadığına,
-Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine,
II-BİRLEŞEN DAVADA:
BİRLEŞEN DAVANIN KABULÜNE,
-Davalılar adına 2023/097422 nolu markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, Kararın kesinleşmesini mütakip kesinleşmiş karar örneğinin ilgili sicile işlenmek üzere Türk Patent ve Marka Kurumuna gönderilmesine,
-732,00-TL ilam harcının 427,60-TL peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 304,40-TL harcın davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
-Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 55.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
-Davacı tarafın yargılama giderlerinden olan 427,60-TL başvuru harcı 427,60-TL peşin harç 867,00-TL tebligat ve müzekkere masrafı olmak üzere toplam 1.722,20-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
-Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine,
Dair karar taraf vekillerinin ve şirket yetkilisi Sedat Yılmaz'ın yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 HAFTA içerisinde İstanbul bölge adliye mahkemesi nezdinde İSTİNAF YASA yolu açık olmak üzere karar verilip tefhim kılındı, hazır olanlara duruşma zaptından örnek verildi. 07/05/2026
Katip Hakim
¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır
Full & Egal Universal Law Academy