T.C.
İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/436 Esas
KARAR NO:2023/757
DAVA:Alacak
DAVA TARİHİ:27/12/2017
KARAR TARİHİ:21/11/2023
Mahkememizin 2021/... Esas, 2022/... karar sayılı, 28/02/2022 tarihli kararı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul BAM 45.Hukuk Dairesinin 2022/... esas, 2022/... karar sayılı 18/05/2022 tarihli ilamı ile istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmekle Mahkememiz yukarıda yazılı esas sırasında tevzi edilen Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketinde özel sağlık sigortası kapsamında bulunan sigortalıları ...' ın ... Hizmetlerindeki tedavisine ilişkin 21.319,13 TL 13/04/2017 tarihli fatura ile hastaneye provizyon onayı verilerek ödendiğini, davacı şirketi tarafından ödenen 21.319,13 TL' nin %50 lik kısmı olan 10.659,57 TL sağlık sigortası genel şartları müşterek sigorta madde 12 uyarınca "tedavi masraflarının birden fazla sigortacı tarafından temin edilmiş olunması halinde, bu masrafların sigortacılar arasında eminatları oranında paylaşılır" gereği ile davalı şirketin poliçe limiti uyarınca davalı yandan ödenen tutarın %50 lik kısmının sulhen yazışma ile talep edildiğini, davalı yana yapılan sulhen müracaatlarının sonuçsuz kaldığından ödenen tutarın tahsili için iş bu davanın açılması zaruretinin hasıl olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.659,57 TL alacağın ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı tarafa çıkarılan tebligatlar usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olup, davaya cevap vermemiş, duruşmalara katılmıştır.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Taraflara usulune uygun davetiye tebliğ edilmiş olup, Sağlık Sigorta Poliçesi sureti dosya içerisine alınmıştır.
Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Dava, müşterek sigorta kapsamında ödenen tedavi gideri bedelinin, ödeyen sigorta şirketi tarafından, müşterek sigorta şirketinden rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Mahkememizce kaldırma ilamı öncesinde yapılan yargılama sonucunda sağlık sigorta sistemi grup sertifikasında dava dışı sigortalının davalı sigorta şirketinin sisteminde 01/07/2011 tarihinde kaydedildiği, sağlık sigortası genel şartları 12. Maddesine göre tedavi masraflarının birden fazla sigortacı tarafından temin edilmiş olması halinde masrafların sigortacılar arasında teminatları oranında paylaştırılacağı kuralı dahilinde davacının talep ettiği rücuen tazmin isteminin haklı ve yerinde olduğu takdir edildiğinden davanın kabulüne dair karar verilmiştir. Mahkemece verilen karar, HMK'nun 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmıştır.
Davacı sigorta şirketi ile dava dışı ... ...Ltd Şti arasında ...*****... numaralı 13/04/2017-2018 dönemlerini kapsar şekilde Kurumsal Sağlık Sigortası Poliçesi düzenlendiği ve iş bu poliçe ile ..., ... ve ... sigortalı olarak belirtilmiştir.
Davalı ile düzenlenen ...******... nolu poliçede ise ; ayakta ilk giriş tarihinin 01/07/2011 ,poliçe başlangıç ve bitiş tarihinin 01/05/2016-2017 , sigortalı ilk kayıt tarihinin 01/07/2011, sigortalı tarife adının Grup sigortası , poliçe numarasının ... olarak ve sigortalının ... olarak belirtilmiştir.
Bilirkişi tarafından kaldırma ilamı öncesinde düzenlenen raporda; Davacının ödemiş olduğu hastane masraflarının ...****... numaralı poliçeye istinaden yapıldığı, davacının ödenen hastane masraflarının poliçede teminat kapsamında olduğu, ...******... numaralı 01705/2016-2017 vadeli ... Sertifikası'nın incelenmesinde ise dava dışı ...'ın davalı sisteminde 01707/2011 tarihinde kayıt edildiği, Sağlık Sigortası Genel Şartları madde 12 m. uyarınca tedavi masraflarının birden fazla sigortacı tarafından temin edilmiş olması halinde, bu masrafların sigortacılar arasında teminatları oranında paylaştırılacağı belirtilmekle, 13.04.2017 tarihli 21.319,13 TL lik fatura tutarının %50 sine tekabül eden 10.659,57 TL lik faturanın davalı tarafça ödenmesi gerektiği yönünde tespitte bulunulmuştur.
Daha sonra davanın takip edilmemesi nedeniyle dosya işlemden kaldırılmış olup davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Bu karar istinaf mahkemesinde kaldırılmış olup yargılamaya devam edilmiştir.
Mahkememizce alınan ek raporda; kök raporun nihai sonuçlarında herhangi bir değişikliğe sebep olacak türden bulguya rastlanmadığı, Sağlık Sigortası Genel Şartları Madde 12'ye göre, “Tedavi masraflarının birden fazla sigortacı tarafından temin edilmiş olunması halinde, bu masraflar sigortacılar arasında teminatları oranında paylaşılır” şeklinde olduğu, her iki Sigorta poliçesi ve/veya sertifikasının, Sağlık İşletmecisi tarafından yapılan ve tazmine konu olan harcamaları aynı teminat limitleri ve şartlarınca temin ettiği, bunun aksine bir özel şart hükmünün beyan edilen Sertifikada görülmediği, bu nedenle, Davacı ... Sigorta'nın taleplerinin haklı olduğu, davacı tarafın ödemiş olduğu 21.319,13 TL'lik tazminat tutarın %50'sine isabet eden 10.659,57 TL'lik kısmın, Genel Şartlar Madde 12 hükmünce davalı tarafından davacıya ödenmesi gerektiği görüşü beyan edilmiştir.
Davalı sigorta şirketi vekilinin ek rapora itirazları;
Davalı vekili, İstanbul BAM 45 HD’nin kaldırma kararından sonra, kaldırma kararından önce dosyaya rapor sunun aynı bilirkişiden alınan ek rapora karşı özetle;
Raporda “Müşterek Sigorta”ya ilişkin TTK m.1466 hükmüne atıf yapılarak aynı sigortalıyı sigortalayan davacının davalıya rücu hakkının bulunduğu kanaati beyan edildiğini, ancak TTK m.1466 hükmünün aynı menfaati, aynı rizikolara karşı, aynı süre için aynı anda sigorta eden sigortacılar arasındaki ilişkiyi düzenlediğini, somut olayda aynı anda sigorta etme durumu olmadığı için TTK m.1466 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığını; Dava dışı sigortalının davacı şirkette 01.03.2017-2018 vadeli poliçe ile sigortalı olduğunu müvekkili şirkette ise 01.05.2016-2017 vadeli poliçe ile sigortalı olduğunu, dolayısıyla aynı süreler için aynı zamanda sigorta etme durumunun da olmadığını;
Davacı sigorta şirketinin geçerli ve yürürlükte olan bir poliçeye dayanarak kendisinden sağlık hizmeti bedeli talep ettiğinde bu bedeli ödemek zorunda olduğunu ve bu yükümlülüğünü yerine getirdiğini, dava dışı sigortalının davacı tarafından karşılanmasının müvekkili şirketin sorumluluğunu ortadan kaldıracağını ileri sürerek itirazlarda bulunmuştur.
Davalı sigorta şirketine ait sigorta poliçesi incelendiğinde: Davalı tarafın 01.05.2016-01.05.2017 dönemi için teminat verdiği “... Sağlık Sigorta Sistemi Grup Sertifikası” kapsamında sigortalı ... için sağlanan sigorta teminatları ve düzenlenen sigorta poliçe içeriğini tam ve gereği gibi sunmamasına karşın, dosyada mevcut Sigorta Grup Sertifikası içeriği de inkar edilmiş değildir.
Mahkememizin 20.06.2023 tarihli ara kararında “…poliçenin eksiksiz tüm sayfa ve eklerine ait aslının yahut onaylı örneğinin mahkeme kasasına alınmak üzere iki haftalık kesin süre içerisinde dosyaya sunulmasına…” karar verilmiş ise de davalı taraf yine bu evrakı sunmamıştır.
Davalı tarafın sigorta sözleşmesi ve poliçe ilişkisini inkar etmemesine karşın, belirtilen sigorta evrakını sunmaması karşısında dosya kapsamı ve sertifika gözetilerek değerlendirme yapılmıştır.
Davacının iddiasını ispat külfeti altında olmasına karşın, davalının kendi elinde bulunan delili mahkemeye sunma yükümlülüğü bulunmasına rağmen dosyaya yine sunmadığı bu nedenle mevcut dosya kapsamında toplanan delillere göre karar verilmiştir.
Davalı sigorta şirketinin itirazı üzerine alınan son rapor;
"TTK m. 1466 Hükmünün Huzurdaki Davaya Konu Poliçeler Bakımından Uygulanmasının Mümkün Olmadığı Yönündeki İtiraz
Davalı vekilinin bu itirazı, aşağıdaki değerlendirmelerimiz saklı kalmak üzere TTK ile kısıtlı yorum yapıldığında yerinde görünmektedir. Gerçekten TTK m. 1466. hükmünde “müşterek sigorta” kavramı tanımlanmış ve hükümleri düzenlenmiştir. Buna göre “Bir menfaat birden çok sigortacı tarafından aynı zamanda, aynı süreler için ve aynı rizikolara karşı sigorta edilmişse, yapılan birden çok sigorta sözleşmesinin hepsi, ancak sigorta olunan menfaatin değerine kadar geçerli sayılır. Bu takdirde sigortacılardan her biri, sigorta bedellerinin toplamına göre, sigorta ettiği bedel oranında sorumlu olur” Burada sigorta sözleşmelerinin aynı anda geçerli bir şekilde kurulması, aynı vadeyi ve aynı rizikoları teminat altına alması gerekmektedir. (Örneğin bir fabrikanın aynı anda birden fazla sigortacı tarafından yangın riskine karşı sigorta güvencesine alınması gibi).
TTK m.1467 hükmünde ise çifte sigorta düzenlenmiş ve “Değerinin tamamı sigorta olunan bir menfaat, sonradan aynı veya farklı kişiler tarafından, aynı rizikolara karşı, aynı süreler için sigorta ettirilemez; sigorta ettirilmişse, sigorta ancak aşağıdaki hâl ve şartlarda geçerli sayılır” denilmiştir. Görüldüğü gibi burada da aynı rizikoların aynı vadeyi içeren poliçeler ile teminat altına alınması söz konusudur. Somut olayda ise davacının poliçesi 01.03.2017-2018 vadeli, davalının poliçesi 01.05.2016-2017 vadeli olup sadece teminat altındaki riskin gerçekleştiği anın da içinde bulunduğu iki aylık bir dönem için birden fazla poliçenin güvencesinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Görüldüğü gibi dava konusu birden fazla sigorta durumu TTK’da düzenlenen hallerden hiçbirine girmemektedir. TTK m.1466 hükmünün amacı sigorta hukukundaki zenginleşme yasağını ayakta tutmaktır. Sigortalının aynı menfaati birden fazla sigortacı nezdinde poliçe teminatı altına alarak rizikonun gerçekleşmesi durumunda aynı zararı birden fazla sigorta şirketinden tazmin etmek suretiyle gerçek zararının üstünde tazminat elde etmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Bu durum özellikle ikinci/sonraki sigorta poliçesinin geçerli olabileceği durumları düzenleyen sonraki kısımlarındaki “önceki sigortacı onay verirse”, sigortalının önceki sigortacıdaki haklarını sonraki sigortacıya devir etmesi ve bunun poliçe üzerinde belirtilmesi ve sonraki sigortacının ancak önceki sigortacının ödemediği kışından sorumlu olduğu kararlaştırılmışsa şeklindeki içerik ve hükümlerinden açıkça anlaşılmaktadır.
Somut olayda birden fazla sigortacıdan tazminat elde ederek gerçek zararının üstünde bir kazanç elde etme amacı olmadığından dolayı Kanunda düzenlenmeyen bir hususu zorlama yorumlarla TTK m.1467 kapsamına alınmasının da yerinde olmadığı değerlendirilmektedir. Zira bu durumda sonraki sigortacı olan davacının poliçesi geçersiz olacak ve davacı sigorta şirketi davalı sigorta şirketi yerine tazminatı ödediği için (kendi poliçesinin geçersiz olmasından dolayı) davalı sigorta şirketi sebepsiz olarak zenginleşmiş olacak ve TBK m.77 vd. hükümlerine göre zenginleştiği miktarın tamamını iade etmek durumunda kalabilecektir. Ayrıca ifa edilmiş bir sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülmesinin TMK m.2’ye uygun düşmediği de gözden kaçırılmamalıdır. Son olarak sağlık sigortasında sigortalanan menfaatin niteliği de sonraki poliçe olan davacının poliçesinin çifte sigorta nedeniyle geçersiz sayılmasına uygun düşmemektedir. Sağlık sigortalarında birden çok sigorta ile teminat alınması mümkündür.
Davacının Ödemesinin Geçerli ve Davacı Şirketi Tazminat Ödeme Borcundan Kurtardığı İtirazı ile Sağlık Sigortası Genel Şartları ve TMK m. 1 Yönünden Değerlendirme
Sağlık Sigortası Genel Şartları 12. Madde aynen “Tedavi masraflarının birden fazla sigortacı tarafından temin edilmiş olunması halinde, bu masraflar sigortacılar arasında teminatları oranında paylaşılır” demektedir. Söz konusu hükümde “Müşterek Sigorta” kenar başlığı kullanılmasına rağmen bunun TTK m1466’da tanımlanan müşterek sigorta kavramıyla alakası olmadığı anlaşılmaktadır. Zira herhangi bir atıf vb. olmadığı gibi tedavi masraflarının birden fazla sigortacı tarafından temin edilmesi hükmün uygulanması için birden çok sigortacının teminat sağlamakta olması gerekli ve yeterlidir. Sigorta genel şartlarının hukuki niteliği ve bağlayıcılığı tartışmalı olmakla birlikte bunların bakanlıkça hazırlanması, Resmi Gazetede yayınlanması, sigorta sözleşmelerinde/poliçelerden genel şartlara yer verilmesinin zorunlu olması (TTK m.1425), sigortacılık alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlarca belirlenen şartlara uygun olmasının, reasürans sigorta güvencelerinin uluslararası alanda kurulabilmesi ve sağlanabilmesi yönünden zorunlu olması karşısında bunların bağlayıcılıklarının kabul edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla düzenleme birden fazla sigortanın söz konusu olduğu bütün sağlık sigortası poliçeleri bakımından, üst norm olarak TTK’da aksine hüküm olmadıkça, adı geçen genel şart hükmünün uygulama alanı bulması gerekir.
Üst norm olan TTK’da dava konusu birden fazla sigorta poliçesine ilişkin bir düzenleme olmadığı ve özellikle aralarındaki benzerlik sebebiyle TTK m.1467’de düzenlenen çifte sigorta sayılarak sonraki poliçe olan davacının poliçesinin geçersiz sayılmasının yerinde olmayacağı yukarıda gerekçeleriyle ortaya konulmuştur.
Sağlık Sigortası Genel Şartlarının somut olayda uygulanabilirliğinin diğer bir gerekçesi de sağlık sigortası yapan sigorta şirketlerinin genel şartların 12. Maddesin önceden örtülü olarak kabul etmiş sayılmaları gereğidir. Zira poliçe genel şartları içermek zorundadır (TTK m.1425/1). Bu durumda hem önceki sigortacı olarak davalı hem de sonraki sigortacı olarak davacı her iki sigorta poliçesinin geçerli olduğunu örtülü olarak kabul etmiş olduklarından dolayı TTK m1467/1-a gereği taraflar arasındaki uyuşmazlığın TTK m.1466. maddesine göre çözümlenmesini gerektirir ve bu durumda da Sağlık Sigortası Genel Şartları m.12. hükmüne eşdeğer bir durum ortaya çıkar.
TMK m.1 gereği de yazılı hukuk normu olarak Sağlık Sigortası Genel Şartları m.12’nin uygulanması gerekir. Söz konusu hükümde “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır” denilmektedir. Buradaki Kanun kavramı mevzuat olarak anlaşılmalı, dolayısıyla Sağlık Sigortası Genel Şartlarının Resmi Gazetede yayınlanması ve Bakanlıkça düzenlenmesi karşısında mevzuat içinde yer aldığı açıktır.
Sağlık Sigortası Genel Şartlarının poliçelerde yer alması gerektiğine ve atıf yoluyla veya doğruda poliçe içeriğine alınması yoluyla her iki tarafın poliçesinde bulunduğuna göre sözleşme şartı olarak da uygulanması gerekir. Bu durumda davanın taraflarının ve her iki poliçenin taraflarının örtülü olarak değil doğrudan doğruya açıkça sözleşme şartı olarak dava konusu olaya Sağlık Sigortası Genel Şartları m.12. hükmünün uygulanmasını kabul etmiş olmaktadırlar.
Mevzuatta sözüyle ve özüyle uygulanacak bir hüküm bulunmasa bile davalının bir nolu itirazını irdelerken bahsettiğimiz gibi, poliçe ilişkisinin, sağlık sigortası ile teminat altına alına menfaatin, TTK m.1466-1467 ile korunan hukuki menfaatin niteliği, tarafların ve sigortalıların menfaatleri gereği Sağlık Sigortası Genel Şartları m.12 hükmüne benzer bir hükmün TMK m.1/2 gereği Sayın Mahkemece oluşturularak huzurdaki davanın bu kurala göre çözümlenmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Bu durumda sigortalanan riskin gerçekleştiği aşama değerlendirildiğinde:
Davacı sigorta şirketi ile dava dışı ... şirketi arasında ...******17 nolu 13.04.2017-13.04.2018 dönemini kapsayan kurumsal sağlık sigortası poliçesi düzenlendiği, bu poliçe ile ..., ... ve ...’ın sigortalı olduğu;
Davalı sigorta şirketi ile düzenlenen ...********... nolu poliçe başlangıç ve bitiş tarihinin 01.05.2016-01.05.2017, sigortalı ilk kayıt tarihinin 01.07.2011 sigortalı tarife adının grup sigortası, poliçe numarasının ..., sigortalının ... olduğu,
Buna göre 13.04.2017-01.05.2017 döneminde kısa süre ile iki ayrı sigorta teminatının yürürlükte olduğu ve 13.04.2017 tarihli davacı ödemesinin her iki sigorta kapsamında kaldığı değerlendirilmektedir. Davacı ve davalı sigorta şirketleri meydana gelen risk karşısında ödemeyi eşit oranlarda paylaşması hakkaniyete uygun gözükmektedir." şeklindedir.
Davalı vekilince dava dışı ... Elektronik....A.Ş. dolayısıyla eşinden kaynaklı olarak ... ... kapsamında olduğu belirtilmiş ancak buna ilişkin düzenlenen ...******... nolu poliçenin bir örneği dosya arasına alınmadığı anlaşılmakla istinaf ilamı uyarınca davaya konu somut olayda, ...******... nolu poliçenin aslı yada onaylı bir suretinin eksiksiz bir şekilde dosyaya sunması istenilmesine rağmen yukarıda açıklandığı üzere ara karar ile verilen kesin süreye rağmen davalı sigorta şirketi tarafından kendi elinde bulunan delili sunma yükümlülüğü yerine getirilmemiştir.
Neticeden; Davalı vekilinin Müşterek Sigortalara ilişkin TTK m.1466 hükmünün somut olayda aynı zamanda aynı süreler için aynı rizikoların teminat altına alındığı, birden fazla sigorta olmadığı, davacının poliçesi ile kendi poliçelerinin aynı anda kurulmadığı gibi, aynı süreleri de teminat altına almadığı yönündeki itirazının yerindedir. Ancak somut olayda rizikonun gerçekleştiği anda birden fazla sigorta poliçesinin yürürlükte olduğu, bu durumda çifte sigortaya ilişkin TTK m.1467 hükmünün uygulanmasının irdelenmesinde aynı süreleri kapsayan birden fazla sigorta poliçesinin olmamasından dolayı bu hükmün de uygulanamayacağı, uygulandığı takdirde de sonraki poliçe olan davacının poliçesi geçersiz kalacağından davalı şirketten sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (TBK m.77 vd) ödediği tazminatın tamamını talep edebileceği, ifa edilmiş bir sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülmesinin TMK m. 2 hükümlerine uygun düşmeyeceği, sağlık sigortalarında sigorta edilen menfaatin niteliği de dikkate alındığında sonraki poliçenin geçersiz kılınmasının taraf menfaatleri ile söz konusu kanun ile korunan hukuki menfaate (zenginleşme yasağı) uygun olmayacağı, dolayısıyla dava konusu durumun TTK’da düzenlenen birden fazla sigorta türlerinden hiçbirisiyle örtüşmediği, davacının ödemesinin geçerli olduğu ve davacı şirketi tazminat ödeme borcundan kurtardığı itirazının değerlendirilmesinde ise Sağlık Sigortası Genel Şartlarının 12. Maddesi, TTK m.1425, TTK m.1466 ve 1467 ile TMK m.1 gereği, hükme elverişli ve denetime elverişli son alınan rapordaki gerekçelerle yerinde olmadığı, davacı ve davalı sigorta şirketlerinin zararı %50 oranında paylaşması gerektiği, bu çerçevede teminat oranlarına bakılmaksızın eşit bir şekilde tarafların meydana gelen riski paylaşması gerektiği kanaatine varılmakla davacının ödemiş olduğu 21.319,13 TL’lik tazminat tutarının %50’sine isabet eden 10.659,57 TL’lik kısmın söz konusu genel şartların 12. maddesine göre davalı tarafından davacıya ödenmesinin yerinde olacağı anlaşılmakla davanın kabulü ile 10.659,57 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ ile 10.659,57 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Harçlar Kanunu gereğince dava değeri üzerinden alınması gereken toplam 728,16-TL harçtan daha önceden ödenen toplam 182,04-TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 546,12-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 10.659,57-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan; 182,04-TL peşin harç ile tebligat, posta, bilirkişi ücreti 915,50 TL olmak üzere toplam 1.097,54-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Dosyada kullanılmayan bakiye gider avansının HMK.’nın 333. ve HMK. yönetmeliğinin 47/1. maddeleri uyarınca karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa ödenmesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı tebliğden itibaren 2 haftalık sürede HMK 341 maddesi uyarınca istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 21/11/2023
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır