T.C.
İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/825 Esas
KARAR NO :2025/55
DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:07/10/2021
KARAR TARİHİ:21/01/2025
Dosya, .... İş Mahkemesinin ... sayılı 05/08/2022 tarihli GÖREVSİZLİK kararı, İstanbul BAM 28. Hukuk Dairesi'nin 2022/2590 Esas 2022/1743 karar sayılı 02/11/2022 tarihli kararı ile usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olmakla mahkememizin yukarıda yazılı esasına kaydının yapıldığı, mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket, Türkiye Sermaye Piyasalarında finansal aracılık hizmetleri alanında faaliyet gösteren 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuatın tüm gereklerini yerine getirerek lisans belgesini almış bir yatırım kuruluşu olduğunu. T.C. Başbakanlık Sermaye Piyasayı Kurulu Başkanlığı’nca ... ... A.Ş.’nin 16.04.2012 tarihinden itibaren İşlem Aracılığı Faaliyeti, Portföy Aracılığı Faaliyeti, Yatırım Danışmanlığı Faaliyeti ve Sınırlı Saklama Hizmetinde bulunmak üzere “geniş Yetkili Aracı Kurum” olarak yetkilendirilmesi uygun görüldüğünü. Davalı, 23.09.2020 tarihinden itibaren davacı şirkette çalışmakta iken 08.06.2021 tarihinde istifa ederek iş akdine aykırı bir şekilde davacı şirket ile aynı sektörde faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığını. Davalıya sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına aykırı olarak aynı alanda faaliyet gösteren bir başka aracı kurumda çalışmaya başlamasından doğan cezai şartı ödemesi için, .... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış ancak başlatılan icra takibi davalı- borçlunun haksız ve kötü niyetli itirazı ile durduğunu. Yapılan bu itiraz haksız ve kötü niyetli olup itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı-borçlu hakkında % 20’ dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesi gerektiğini. Taraflar arasında 23.09.2020 tarihli iş sözleşmesi imzalandığını. Davalı, 08.06.2021 istifasını sunmuş ve işyerinden ayrıldığını. Davalı, kötü niyetli olarak sözleşmesine aykırı hareket ettiğinden dolayı cezai şartı ödemekle yükümlü olduğunu. İşçi, çalıştığı işyerine dair teknik bilgilere birçok kez sahip olmakta, işi ve işvereni ile ilgili kritik bilgilere sahip olabildiğini, hal böyleyken işçinin işvereni olan ilişkisinde bu bilgileri gizleme yükümlülüğü olmalıdır. Yasa bir işçinin hizmet süresi içerisinde uyması gereken yükümlülüğünü düzenlemekte ve işçinin sadakat yükümlülüğüne aykırı herhangi bir davranışta bulunamayacağını düzenlemekte olduğunu. Nitekim hizmet ilişkisi içerisindeki sadakat yükümlülüğü, hizmet ilişkisinin bitimi ile birlikte rekabet yasağına dönüşecek ve işçinin yükümlülüğü rekabet yasağı şeklinde adlandırılacağını. Bu aşamada da;Müşterileri Tanıma ,İş Sırlarını Öğrenme, Bilgilerin Kullanılması Halinde İşverene Zarar Verme İhtimali kriterleri dikkate alındığını. Somut olayda, sayılan tüm koşullar gerçekleştiğini. Kötü niyetli olarak borcunu inkar eden davacının “hiçbir şekilde borcum yoktur” şeklindeki itirazı, yersiz ve hukuki dayanaktan yoksundur; davalının tüm afaki itirazlarının reddi gerektiğini. davalı-borçlunun yapmış olduğu itiraz haksız, yersiz ve hakkaniyete aykırı olup kötü niyetli olduğundan itirazın kaldırılması ile takibin takip talebindeki koşullar üzerinden devamına karar verilmesini, kötü niyetli olarak itiraz eden davalı-borçlunun % 20 den aşağı olmamak üzere icra - inkar tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini. Davalı-borçlunun bu haksız itiraz yanında kötü niyetinin de sübut bulduğu aşikar olduğunu. Davalı borçlu yönünden haksız ve hukuka aykırı itirazın iptali ile takibin takip talebindeki koşullar üzerinden (fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere) devamını, davalı-borçlunun % 20 den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan iş sözleşmesi tip sözleşme niteliğinde olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükmünce genel işlem koşulları kapsamında olduğunu. "Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır." Sözleşmede davalı işçi aleyhine konulan aleyhe hükümler davalıya söylenmediği gibi öğrenmesi için fırsat da verilmemiş hatta sözleşmenin nüshası dahi kendisine verilmemiş, hızlıca baskı altında hükümler imzalatıldığını. Yapılan sözleşmedeki hükümle işçinin işverenle aynı işkolunda başka bir işyerinde çalışmayacağına dair getirilen hüküm rekabet yasağı sözleşmesi değil bir kelepçeleme sözleşmesi hükmünde olduğunu. Bankacılık ve Finans bölümü mezunu olan vekil edenin somut hiç bir zarar mevcut değil iken işçinin bu anlamda geniş bir alanda hangi pozisyonlarda dahi çalışamayacağı belirtilmeden yapılan bu sözleşme hükmü hakkaniyete ve dürüstlük kuralına uygun olmadığı gibi yasanın ve içtihatların lafzına ve ruhuna da uygun olmadığını. Rekabet yasağının ihlal edilmiş olması için davalının, davacı şirketin müşteri bilgilerine ve ticari sırlarına ulaşabilir bir pozisyonda çalışması ve bu bilgileri kullanmış olması gerekir(Prof. Dr. Hamdi Yasaman, Haksız Rekabet ve Rekabet Yasağı (Seçkin yay. 2. baskı s. 512) Ayrıca vekil edenin işverenin hangi ticari sırları ele geçirip geçirmediği, bunları ne şekilde kullandığı ve davacı şirketin bu yolla ne tür bir zarara uğradığı iddia ve ispat edilmeksizin sadece davalının vakıf olduğu iddia edilen - ki böyle bir bilgi ve sır vekil eden de mevcut olmayıp bu pozisyonda elde etmesi söz konusu dahi değildir- ticari sır niteliğindeki bilgilerden dolayı davacının zarar görebileceği varsayımına dayalı iddiası kabul edilir olmadığını. Hiç bir somut veri sunulmadığını. Vekil eden en alt seviyede çalışan olarak görev yapmış asgari ücretle sadece 10 aya yakın çalışmış olup, mevcut işyerinde tamamen farklı bir sertfika ile çalıştığını. Davacı şirkette ... ve...müşteri temsilcisi sıfatı varken, Mevcut işyerinde fon ve bireysel emeklilik sabit getirili ürünler uzmanı sertfikasıyla fon ve hisse işlemleri alanında çalıştığını. Vekil edenin davacı işyerinde çalışırken davacı işyeri olan ... Yatırımın fon ve hisse işlemleri konusunda lisansı dahi bulunmadığını. Davacı tarafından sunulan vekil edenin istifa dilekçesinde, vekil eden evleneceği için şehir değiştireceğini, başka bir aracı kuruluşta çalışacağını belirtmiş ve davacı işveren de bunu kabul etmiş, kendisine başarı dilediğini. Hatta ihbar etmeden erken ayrıldığından haziran ayındaki sekiz günlük ücretinin ödenmeyip ihbar ücretine sayılacağını vekil edene işveren tarafından söylenmiş ve bu bedel vekil edene ödenmediğini. Bu aşamada hiç bir talebinin olmayacağı vekil edene iş ilişkisi biterken açıkça sözlü olarak bildirilmiş ve buna bağlı olarak istifa dilekçesi yazdırılıp elinden alınan vekil edene 2 ay sonra bu davanın açılması hakkaniyete ve dürüstlük kuralına da uygun olmadığını. Rekabet yasağına aykırılık iddiasını kabul etmemekle birlikte, vekil edenin 10 ay dahi çalışmadığı, en alt pozisyonda çalışıp ticari sırlara vakıf olmasının mümkün olmadığı, düşük maaş aldığı ve belirtilen cezai şartın yeni evlenen işçiyi ekonomik zarara sokacak mahiyette olduğu, işçinin temel ihtiyaçlarını karşılamasını dahi zora sokacak nitelikte olduğundan dürüstlük kuralına aykırı düzenlendiği göz önüne alınarak, cezai şartın fahiş olduğundan belirtilen bedelle uygulanamayacağı da ayrıca göz önüne alınmasını, açıklanan sebepler gerekçesiyle haksız davanın reddini, kötü niyetli takip nedeniyle İcra ve İflas Kanunu hükümlerince reddedilen tazminat bedelinin %20'sinden az olmamak kaydıyla faiziyle kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, vekalet ücretinin ve masrafların karşı tarafına yükletilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Taraflara usulune uygun davetiye tebliğ edilmiş olup, .... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasının UYAP suretinin dosya arasına alındığı anlaşılmıştır.
Dosya Mali Müşavir, Nitelikli Hesaplama Uzmanı ve SGK Uzmanı bilirkişi heyetine tevdi olunmuş, düzenlenen 12/02/2024 tarihli raporda özetle; Taraflar arasındaki rekabet yasağına ilişkin sözleşme hükmünün, TBK. m. 445/1 hükmünde yer alan “ye, zaman ve işlerin türü bakımından” uygun sınırlamalar içeren geçerli bir sözleşme olduğu, Taahhütnamenin, TBK. m. 444/2 hükmünde öngörülen “müşteri çevresi veya üretim sırları ile ilgili elde idilen bilgilerin kullanılmasının işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması” şartını da taşıdığı, Sözleşme uyarınca davacının talep edebileceği cezai şart tazminatının 22.240,56 TL olarak hesaplandığını, Cezai şartın fahiş olup olmadığının tespiti bakımından işçi-işveren arası bu sözleşmede, bu miktarda cezai şartın yüksek olmadığı taahhüdünden ziyade, sayın mahkemece hakkaniyet indirimi yapılmasının değerlendirilebileceği, cezai şartın iki yıl süreye belirlenebilecekken sekiz aylık süre ile sınırlı tutulması, ceza miktarının aylık maaş miktarı üzerinden hesaplanması, ceza miktarının fahiş olduğuna ve bu durumun davalıyı yoksulluğa sürekleyeceğine ilişkin somut bir delil sunulmaması gibi hususlar dikkate alındığında, indirim talebinin ispata muhtaç olduğu, Davacı açısından, icra inkar tazminatı talep etme şartlarının da oluştuğu görüş ve kanaatine varılmıştır.
Dosya yeniden değerlendirilmek üzere SPK Uzmanı ve SGK Uzmanı bilirkişi heyetine tevdi olunmuş, düzenlenen 27/06/2024 tarihli ek raporda özetle; Dava konusu iddiaları yukarıda detaylı olarak inceleyerek takdiri Sayın Mahkemenize ait olmak üzere, Dava konusu olayda taraflar arasındaki iş akdinde öngörülen rekabet yasağının tüm koşullarının gerçekleştiğinden bahsedilemeyeceği, Rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olup, somut olay ve dosya münderecatı kapsamında bu hususta bir bilgi ve belge olmaması hasebiyle rekabet yasağının ihlal edildiğinden ve cezai şart ödenmesi gerekliliği doğduğundan bahsedilemeyeceği, SGK kayıtlarında davacı ve dava dışı işyerlerinin İş Kolu Kodunun (6612-Menkul Kıymetler Aracılık Faaliyetleri (borsa aracılığı ve vadeli işlemler dahil) aynı olduğu, meslek kodunun finans uzmanı ve müşteri temsilcisi şeklinde belirtildiği görülmekte ise de, seçilen meslek adlarının tam anlamıyla yapılan işi ifade etmeyebileceği açık olduğundan, somut olarak fiilen ifa edilen görevin mahiyeti çerçevesinde değerlendirme yapılmasının hukuken ve somut olay bağlamında makul olacağı sonucuna varıldığı mütalaa edilmiştir.
İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresince işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Dürüstlük kuralı gereğince bu yükümlülük bazı durumlarda sözleşmenin sona ermesinden sonra da belli bir süre devam etmelidir. Zira işçinin çalışması esnasında elde ettiği bazı bilgileri iş akdinin sona ermesinden sonra kullanması işverenin haklı menfaatlerine zarar verebilir. Buna karşılık, Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan işçinin dilediği alanda “çalışma ve sözleşme özgürlüğü”, onun hayatını kazanması yanında yine Anayasa’da öngörülmüş olan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkıyla (m. 5, 17) doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla iş sözleşmelerinde sözleşme sonrası rekabet yasağı kapsamında işverenin rekabet nedeniyle ortaya çıkabilecek haklı menfaati ile işçinin çalışma ve sözleşme özgürlüğünün dengelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle hem 818 sayılı BK’da hem de 6098 sayılı TBK’da bu dengeyi sağlamaya yönelik özel düzenlemeler yapılmıştır.
Somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nin 444/1 maddesi; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağı sözleşmesinden söz edilebilmesi için ilk olarak işçinin fiil ehliyetine sahip olması ve iş sözleşmesinin kurulması sırasında veya iş ilişkisi devam ederken işçinin sözleşmenin sona ermesinden sonra rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün yazılı olarak iş sözleşmesine konulması veya bu konuda ayrı bir sözleşmenin (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılması gerekmektedir. Fiil ehliyetine sahip işçi tarafından yazılı olarak yapılan rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için iki temel şartın daha birlikte yer alması gerekir.
Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesinin ilk şartı, işverenin bu sözleşme nedeniyle korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunmasıdır. Zira rekabet yasağının getirilmesindeki amaç, işçinin işyerinde öğrendiği üretim sırlarını veya işverenin işleri hakkındaki bilgisini iş ilişkisi sona erdikten sonra işverenle rekabet edecek tarzda kullanmasının önüne geçilmesidir. Bu husus 6098 sayılı TBK’nın 444/2 maddesinde “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulmasında işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin söz konusu olabilmesi için, işçinin işverenin üretim sırları, yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olması gerekir. Dolayısıyla rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin geçerli olabilmesi için iş ilişkisinin işçiye, “müşteri çevresi” veya “üretim sırları” ya da “işverenin yaptığı işler” hakkında bilgi edinme imkânını sağlamasının yanında, aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması hâlinde işvereni önemli nitelikte bir zarara uğratabilecek mahiyette olması aranmaktadır. Ancak, rekabet yasağı ihlâlinden bahsedilebilmesi için zararın fiilen gerçekleşmesi gerekli olmayıp, yakın ve önemli bir zarar ihtimalinin varlığı yeterli olmaktadır.
Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesinin bir diğer şartı ise işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürülmemiş olmasıdır. Zira sınırsız ve ucu açık bir rekabet yasağının, işçinin çalışma özgürlüğünü ortadan kaldıracağı ve işçinin geçim kaynağı olan emeğini istihdam piyasasına sunamaması sonucunu doğuracağı açıktır. 6098 sayılı TBK’nın 445/1 maddesi “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğinin ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye girmesini önleyecek şekilde süre, yer ve konu (işin türü) bakımından uygun sınırlar içinde kararlaştırılmış olması gerekir; aksi takdirde rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir. Aynı husus 818 sayılı BK’nın 349. maddesinde; “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir” şeklinde ifade edilmiştir.
Rekabet yasağı sözleşmesinin yapıldığı sırada işçi fiil ehliyetine sahip değilse, yazılı şekil şartına uyulmamışsa, işçinin, işverenin müşteri çevresi, üretim sırları veya işyerinde yapılan işler hakkında bilgi edinme olanağı bulunmuyorsa ya da işverene önemli bir zarar verme ihtimali yoksa rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir. Öte yandan 818 sayılı BK’dan farklı olarak 6098 sayılı TBK ile rekabet yasağı sözleşmesinin işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürmesi yönünden hâkime kapsamı veya süresi bakımından rekabet yasağına müdahale ve sınırlama yetkisi verilmiştir. 6098 sayılı TBK’nın 445/2 maddesi; “Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağı sözleşmesinin, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından sınırlamalar içermesi ve süresinin de, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşması durumunda uygulanacak hukukî yaptırım, rekabet yasağının hâkim tarafından kapsamı ve süresi bakımından sınırlanması şeklinde olmalıdır. Bu düzenleme ile yer, zaman ve konu (işin türü) bakımından sınırları çok geniş tutulmuş rekabet yasağı sözleşmelerine geçersizlik gibi ağır bir hukukî yaptırım uygulamak yerine, sözleşmenin kanuna uygun hâle getirilmesinin yolu açılmış olmaktadır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirket ile davalı arasında 23.09.2020 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 10-16. maddesinde işçi yönünden sözleşme süresince ve sözleşmenin sona ermesinden sonra rekabet yasağı düzenlendiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasında rekabet yasağı öngören sözleşmenin 10.6. maddesi; “Çalışan, herhangi bir sebep ile İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Balıkesir, Adana, Antalya ve Samsun sınırları içinde Şirket’in faaliyet gösterdiği alanlarda faaliyet gösteren herhangi bir şirkette iş akdinin fesih tarihinden itibaren 8 (sekiz) ay süre çalışamaz.” Cezai Şart başlıklı 13. Maddesi gereği yukarıda anılan maddenin ihlali halinde “…Çalışan aldığı son ücreti üzerinden 6 aylık brüt ücreti tutarında tazminatı İşveren’e cezai şart olarak ödemeyi peşinen kabul ve beyan eder.” şeklinde olduğu, davalının iş akdinin feshinden sonra davacı şirketle aynı sektörde iş yapan dava dışı şirkette çalışmaya başladığı, ancak işçinin işverenin yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağı bulunsa da, üretim sırlarını bilme ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olmadığı, davacının da zarara uğrama ihtimalini ispatlayamadığı, diğer taraftan sözleşmede "İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Balıkesir, Adana, Antalya ve Samsun sınırları içinde Şirket’in faaliyet gösterdiği alanlarda faaliyet gösteren herhangi bir şirkette" çalışmayacağının belirtilmesinin, davalı için rekabet yasağı sözleşmesinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde düzenlendiği, yer ve işlerin türü bakımından uygun sınırlar içinde kararlaştırılmadığı, yine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27/03/2019 tarih ve 2018/3328 Esas, 2019/2301 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, rekabet yasağına ilişkin sınırlamanın hangi alanda olduğunu açıkça gösterilmediği, bu durumun çalışma özgürlüğünü aşırı şekilde sınırlayacağı, rekabet yasağının işçisinin iktisadi geleceğini tehlikeye düşürmemesi için süre, yer ve iş türü bakımından duruma göre sınırlandırılması gerektiği, iş sözleşmesinde bu hususlarda genel ifadelere yer verildiği, düzenlemenin bu hali ile yeni işe girmeyi engellemeye yönelik olduğu anlaşılmakla, rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olduğu kabul edilmiş ve davanın reddine miktar itibariyle kesin olarak karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 229,96-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 22.569,60-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6- 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(11)-(13) maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 680,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsiliyle Hazine adına gelir kaydına,
7-Dosyada kullanılmayan bakiye gider avansının HMK.’nın 333. ve HMK. yönetmeliğinin 47/1. maddeleri uyarınca karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa ödenmesine,
Dair, miktar itibariyle kesin olmak üzere verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı okunup usulüne uygun anlatıldı.21/01/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır