T.C.
İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2023/193 Esas
KARAR NO:2024/591
DAVA:Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Alacak)
DAVA TARİHİ:22/09/2014
KARAR TARİHİ:10/09/2024
Mahkememizde görülmekte olan Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Alacak) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı banka tarafından devralınan ... A.Ş. ... Şubesine giderek 23.11.1999 tarihinde 60.000 TL bedelli % 86 faiz oranlı 28.12.1999 vadeli bir hesap açtırdığı ve cüzdanını aldığını, yine 14.12.1999 tarihinde de 5.000 TL bedelli % 83 faizli 18.01.2000 vadeli hesap açtırdığından toplam 2 adet cüzdanın kendisine verildiğini, takiben 22.12.1999 tarihinde bankaya el konulduğu ve hesap bedellerinin müvekkiline ödenmediği, ... hesapların devlet güvencesinde olmadığı notunun eklenmediği aksine ... A.Ş. görevlilerince ... hesaplara yönlendirildiği, alman bu paraların bankalar yasasındaki sınırlamaların aşılarak ... A.Ş. vasıtasıyla bağlı şirketlere aktarılmış olduğu, aslında ... ... Ltd. olarak gösterilenin ... A.Ş. nin kendisi olduğu, ...'in Kıbrıs'ta ... adında bir ... bankası daha bulunmasına rağmen bu bankanın kullanılmadığı ve ... İbaresi eklenen ve yanı cüzdanı taşıyan banka görüntüsü İle ... A.Ş. nin paralan topladığı, toplanan mevduatların Kıbrıs'a aktarılmadığı ve diğer bedeller gibi ... A.ş. de değerlendirildiği müvekkilinin hesabından bankayı en son devralan ...’ın sorumlu olduğunu, ... net Ağır Ceza Mahkemesinde açılan ... sayılı kararla ilgililer hakkında cezalar verildiği ve onandığını, bu kararda da belirlendiği gibi ... yetkililerinin ... ...'da hesap açtıran 4204 kişiyi dolandırdıklarını, bu suretle topladıktan paralan da Balkaner Holding bünyesindeki şirketlere ucuz kredi olarak aktardıklarının belirlendiğini, yerel bir çok mahkemece de açılan bu davalann kabul edildiklerini savunarak müvekkili tarafından yatırıldığı halde davalı tarafından ödenmeyen 23.11.9999 tarihinde açılan 60.000 TL bedelli % 86 faiz oranlı alacaklarının 23.11.1999 tarihinden başlayarak 3095 sayılı kanunun 2/2 maddesi uyarınca ticari işlerde uygulanan avans faizi ile birlikte, 14.12.1999 tarihinde açılan 5.000 TL bedelli % 83 faiz oranlı alacaklarının 14.12.1999 tarihinden başlayarak 3095 sayılı kanunun 2/2 maddesi uyarınca ticari işlerde uygulanan avans faizi ile birlikte, toplam 65.000 TL. nın davalıdan tahsiline, fazlaya İlişkin haklarının saklı tutulmasına ve yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; ...’ın ... ile birleştirildiği ve ...'ın da ... ile ... arasında imzalanan 09.08.2001 tarihli protokol ile hisselerinin devrinin yapıldığı hisse devri sözleşmesi hükümleri gereğince sorumlu olanın ... olması nedeniyle husumet itirazında bulundukları, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, alacağın zamanaşımına uğradığı ve hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, davanın ...'a ve ... ye ihbarını talep ettiklerini savunarak, husumet yokluğundan ve zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedenleriyle davanın reddine, aksi halde esas yönünden davanın reddi ile yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini istemiştir.
İhbar Olunan ... vekili 16.05.2014 havale tarihli davaya cevap dilekçesinde özetle; Davaya fer'i müdahil olarak katılma talebinde bulunup, ... ... ait husumetin davalı bankaya yöneltilmesinin mümkün olmadığı, zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, hak düşürücü sürenin geçtiğini ve davacının serbest iradesi ite daha fazla faiz getirisi sağlayan kıyı bankacılığını tercih ettiğinden davalı banka tarafından bilgisi dışında bir işlem yapılması ve iradesinin yanıltılmasının söz konusu olmadığını, ... A.Ş. He ... un İki aynı kişilik olduğu, ... hissedarları arasında davalının bulunmadığı, davacının parasını yatıracağı kurumu araştı rarak tedbirli bir tutum içine girmesi gerekirken kendisinden beklenen bu özeni göstermemiş olmasından ya da riske girmesinden davalı bankanın sorumlu tutulamayacağını, davalı bankanın tüzel kişilik perdesinin arkasına saklandığı görüşünün doğru olmadığıhı, davalı bankanın ... Ltd. nezdindeki mevduatlar için herhangi bir garantisinin bulunmadığını, davalı bankanın vekalet görevini yerine getirdiğini, dava konusu işlemlerin cereyan tarihinde ... bankaların bankalar Kanununa tabi olmadıklarını ve bu bankalara yatırılan mevduatların ... kapsamında olmadığını mudilere bildirmek gibi bir yükümlülükleri bulunmadığını, davacı, ... cüzdanını aldıktan sonra itirazda bulunmadığını, davacının ... A.Ş. tarafından dolandırılmasının söz konusu olmadığını, davalı banka ve diğer bankaların bankacılık işlemlerini yerine getirirken özen borcunun sınırsız olduğunun söylenemeyeceğini, banka eski yöneticilerine karşı açılmış ceza davalarının huzurdaki davada delil olarak gösterilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, faiz talebinin yerinde olmadığı vadesiz faizi hesaplanması gerektiğini savunarak davanın husumetten reddini talep ettikleri ve zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin dolmuş olması nedeniyle reddini talep ettiği, aksi halde ise hukuki dayanaktan yoksun davanın esastan reddine ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini istemiştir.
İhbar Olunan ... vekilinin 05.11.2014 havale tarihli, davalının davayı ihbar talebine karşı cevaplarını içeren dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı bankanın borçlarını üstlenmediğini, örnek mahkeme kararlarında borcu üstlenen ... aleyhine hüküm kurulduğunu, uyuşmazlığın asıl muhatabının ... olduğunuğunu, bu nedenle ... aleyhine açılmasının gerektiğini, husumet ve zamanaşımıı yönünden itirazlarının olduğunu, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde müvekkilinin hak kaybına ve zararına uğramasını önlemek üzere davaya feri müdahil olarak katılmalarını, usul ve yasaya aykırı davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava; davacının davalı bankanın devrinden önce ... A.Ş. ... Şubesine yatırmış olduğu paranın tahsili amacıyla açmış olduğu alacak davasıdır.
Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde ''...Mahkememizce toplanan deliller, iddia ve tüm dosya kapsamı ile bilirkişi raporuna göre; davacı eşref doğan davalı bankada aşağıda ayrıntılan verilen iki ayrı hesap açtırmış olup bunlar için, 10.08.1999 tarihinde 48.514.93 TL.lık parasının, verdiği talimat çerçevesinde ... .... nezdinde 14.09.1999 vadeli olması ve % 93 oranında bir faiz verilmesini İstediği ve açılan mevduata vadesi olan 14.09.1999 da net 4.326.47 TL. faiz eklenmek suretiyle toplam tutann 52.841.40 TL. olduğu, aynı gün yani 14.09.1999 günü 141.40 TL. dan oluşan küsuratın davacı tarafından çekilmesi üzerine hesap bakiyesinin 52.700 TL olduğu, bu tutarın da 19.10.1999 vadeli ve % 92 faizle yeniden vadelendirildiği, 19.10.1999 da net 4.649,15 TL faiz eklenince, hesap bakiyesinin 57.349.15 TL ya ulaştığı ve tututarın da 23.11.1999 vadeli olarak % 86 faizle yeniden vadelendirildiği, 23.11.1999 da ise 4.729.34 TL. net Faiz eklendiğinde hesap bakiyesinin 62.078.49 TL ya ulaştığı, aynı gün yarin 23.11.1999 tarihinde davacıya 2.078,49 TL ödenmiş olduğundan, davacının 23.11.1999 tarihi itibarıyla ... .... nezdindeki hesap bakiyesinin 60.000 TL olduğu, cüzdan ve banka kayıtlanndan tespit edilmiştir. 23.11.1999 dan sonraki vade gelmeden bankaya el konulduğundan, davacının 23.11.1999 itibarıyla ... .... hesaplarındaki bakiyesinin 60.000 TL olduğu anlaşılmaktadır. 14.12.1999 tarihinde 5.000.00 TL.lık parasının, verdiği talimat çerçevesinde ... .... nezdinde 18.01.2000 vadeli ve % 83 faizli olması kaydıyla yatırdığı ancak faiz tahakkuk dönemi gelmeden bankaya el konulduğundan davacının 14.12.1999 tarihi itibarıyla ... .... nezdinde 5.0 TL Alacağı bulunduğu cüzdan ve banka kayıtlarından tespit edilmiştir. Taraflar arasında sözkonusu her İki paranın ... Ltd.'e gönderildiği konusunda bir ihtilaf bulunmadığı, ihtilaf konusunun davacının, ... Ltd. paravan olarak kullanıldığından davalı bankanın da bu bedelden sorumlu olduğu İddiasından kaynaklanmaktadır. Dava konusu bedelin ... Ltd. hesaplanna aktarıldığı, ancak dosyaya ekli .... Ağır Ceza Mahkemesinin .... sayılı dosyasındaki tespit ve değerlendirmeler İle ... Ltd.nin her ne kadar da Kıbrısta kurulmuş bir banka görünümü mevcut ise de, ... ...A.Ş. tarafından ... Ltd.e gönderilen paraların aslında fiilen Kıbrıs'a aktarılmadığı, ... ...A.Ş.nin hakim ortaklarına ait bir kısım şirketlere kredi olarak verilmek üzere kullandırılmıştır. Bu durumda, bir güven kurumu olarak faaliyet gösteren davalı bankanın; müşterisi olan davacıyı, bu durumu bilerek ... yönlendirdiği ve kendisine havale görünümlü mevduat temin ettiği anlaşılmakla, ... Ltd.den davacının dava konusu bedeli tahsil edememesinden, davalı bankanın sorumludur. Bankaya başvurarak parasını bir başka bankaya havale ettirmek veya orada değerlendirmek isteyen müşteri ile banka arasında, en geniş anlamda tüm aracılık hizmetlerinin temelinde bulunan vekalet akdi kurulur. B.K: 390 maddesi uyarınca vekalet sözleşmesinde vekil, görevini özenle yapmak ve müvekkilinin menfaatlerini sadakatle korumakla görevlidir. Yargıtay 13 H.D. 05.02.1991 tarih, 7902 E. ve 1070 Karara sayılı kararında vekilin görevi; "... paranın yatınlacağı kişi veya şirketlerin seçimi ve yatınm için alınacak hukuki güvence ve teminatlar konusunda gerekli özenin gösterilmesi" şeklinde tanımlamaktadır. Yargıtay'a göre vekil, paranın yatırım yerini seçerken rizikosuz, emin ve azami kâr sağlayan kişi ve kuruluşları seçmekle yükümlüdür. Dava konusu olayda davalı bankanın ... Ltd.'i kendi bünyesinde bir şirketmiş gibi göstererek topladığı mevduatları kendi bünyesindeki şirketlere kaynak sağlamak için kullanmış olmakla, bu yükümü ihlal ettiği, taraflar arasındaki ilişkiler açısından olaya bakıldığında; davacının ... hesabı açılması yönünde talimatı bulunduğundan, davalı bankadan bir talepte bulunamayacağı görüşü doğmakta ise de, davalı bankanın bir güven kurumu olması nedeniyle, kendisine duyulan güvene bağlı olarak, kendi şirketleri için çıkar sağlamak amacıyla davacıyı yönlendirmiş olmasına bakılarak, dava konusu bedelden sorumludur. Davacı vekili dava dilekçesinde: 60.000 TL bedelli ve % 86 faiz oranlı hesaba yönelik alacaklarına 23.11.1999 tarihinden başlamak, 5.000 TL bedelli ve % 83 faiz oranlı hesaba yönelik alacaklarına ise 14.12.1999 tarihinden başlamak kaydıyla ticari işlerde uygulanan avans faiziyle birlikte tahsili talebinde bulunmuş olup, davacı dava tarihine kadar istediği faizin oran ve tutarını aynca göstermediğinden, 60.000 TL nın bu hesabın açılış tarihi olan 23.11.1999 tarihinden tamamen ödeninceye kadar ve 5.000 TL nın bu hesabın açılış tarihi 14.12.1999 tarihinden tamamen ödeninceye kadar, T.C. Merkez Bankasının kısa vadeli krediler avans faiz oranı üzerinden hesaplanacak faiziyle birlikte tahsili talebinde bulunabileceği kanaatine varılmıştır. Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde; tarafların incelenen iddia, savunma, itirazları ve delillerin incelenmesi üzerine; davacının davasının kabulü ile, davacının davasının 60.000 TL sinin hesabın açılış tarihi olan 23.11.1999 tarihinden tamamen ödeninceye kadar ve 5.000 TL sinin hesabın açılış tarihi olan 14/12/1999 tarihinden itibaren tamamen ödeninceye kadar 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesi hükmü gereğince yürütülecek avans faiziyle birlikte davalı bankadan tahsili ile davacıya verilmesine...'' şeklindeki gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine karar; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/10799 E. 2018/5160 K sayılı ilamı ile ''... Davacı vekili, müvekkillinin ... A.Ş. ... Şubesi’nde 23.11.1999 tarihinde 60.000 TL'lik, 14.12.1999 tarihinde de 5.000 TL bedelli vadeli hesap açtırdığını, parayı çekmek istediğinde paranın ... Bankasına havale edildiğinin söylendiğini, kendisinin bu yönde talimatı bulunmadığını ileri sürerek, 23.11.9999 tarihinde açılan 60.000 TL bedelli % 86 faiz oranlı alacaklarının 23.11.1999 tarihinden, 14.12.1999 tarihinde açılan 5.000 TL bedelli % 83 faiz oranlı alacaklarının 14.12.1999 tarihinden başlayarak 3095 sayılı Yasa'nın 2/2. maddesi uyarınca ticari işlerde uygulanan avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili ile ... ...’nin ayrı tüzel kişilikler olduğunu, müvekkiline husumet düşmeyeceğini, müvekkili bankanın davacıların talebi doğrultusunda sadece havale talimatını gerçekleştirdiğini, hesap cüzdanına karşı çıkmadığını, istemin zamanaşımına uğradığını, diğer iddiaların da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Fer'i müdahil ... ve ... vekilleri, davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kabulü ile, 60.000 TL'nin hesabın açılış tarihi olan 23.11.1999 tarihinden, 5.000 TL'nin hesabın açılış tarihi olan 14/12/1999 tarihinden itibaren ödeninceye kadar 3095 sayılı Yasa'nın 2/2. maddesi hükmü gereğince yürütülecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı Banka vekili ve fer'i müdahil ... vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalının sorumluluğunun somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK’nın 41, 55 ve 6762 sayılı TTK’nın 336'ncı maddelerinden kaynaklanmasına, davacının zararının ... Bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı andan itibaren zamanaşımı süresinin başlamasının gerekmesine göre, davalı Banka ve fer'i müdahil ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. Ancak dava, bankacılık işleminden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Dava dilekçesinde, davacının hesabında bulunan 60.000,00 TL'nin 23.11.1999 tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsili talep edilmiştir. Mahkemece, 60.000 TL'nin hesabın açılış tarihi olan 23.11.1999 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davacı tarafından ibraz edilen 733 müşteri nolu hesap cüzdanı örneği incelendiğinde davacının 10.08.1999 tarihinde 48.514,93TL yatırdığı, akdi faiziyle birlikte paranın 52.841,40 TL'ye ulaştığı,14.09.1999 tarihinde davacı tarafından 141,40 TL çekildiği, uygulanan akdi faizlerle paranın 62.078,49 TL'ye ulaştığı, 23.11.1999 tarihinde yine hesaptan 2.078,49 TL çekildikten sonra hesapta 60.000,00 TL kaldığı görülmüştür. Ancak, dosya kapsamından anlaşılacağı üzere davacı, mevduatının davalıya devir edilen banka yönetici ve çalışanlarının telkin ve talimatları ile iradeleri sakatlanarak ... hesabına aktarıldığı iddiasındadır. O halde, davanın yasal dayanağını somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nın 41, 55 ve 6762 sayılı TTK'nın 321. maddeleri oluşturmaktadır. Davalı Bankanın davacıya karşı olan sorumluluğunun akdi ilişkiden kaynaklanmamasına göre davacı ancak paranın bankaya yatırıldığı tarihten itibaren avans faizi ile birlikte tahsilini isteyebileceklerdir. Bu itibarla mahkemece, davacının davalı bankaya yatırdığı meblağlar ile davacıya ödenen meblağlar gözetilerek davalı bankanın sorumlu olduğu miktar belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu husus gözetilmeyip yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir...'' şeklindeki gerekçe ile bozulmuş ve tarafların sonraki karar düzeltme taleplerinin de reddine karar verilmiştir.
Mahkememizce bozma ilamına uygun olarak yapılan yargılama neticesinde ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda ''...Yapılan yargılama, davacı tarafın iddiaları, davalı tarafın beyanları, tanzim olunan bilirkişi raporları ve uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamı birlikte değerlendirildiğinde; Mevduatının davalıya devir edilen banka yönetici ve çalışanlarının telkin ve talimatları ile iradeleri sakatlanarak ... hesabına aktarıldığı, bu itibarla, davanın yasal dayanağını somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nın 41, 55 ve 6762 sayılı TTK'nın 321. maddeleri oluşturduğu, davalı bankanın davacıya karşı olan sorumluluğunun akdi ilişkiden değil haksız fiilden kaynaklandığı, buna göre davacının ancak paranın bankaya yatırıldığı tarihten itibaren avans faizi ile birlikte tahsilini isteyebileceği, davacının davalı bankaya yatırdığı meblağlar ile davacıya ödenen meblağlar gözetilerek davalı bankanın sorumlu olduğu miktar belirlenmesi gerektiği, yaptırılan bilirkişi incelemesinde davacı tarafından davalı bankaya 06/07/1999 tarihinde 39.500,00-TL, 10/08/1999 tarihinde 5.000,00-TL, 14/12/1999 tarihinde 5.000,00-TL olmak üzere toplam 49.500,00-TL yatırılmış olduğu, 14/09/1999 tarihinde 141,40-TL ve 12/02/2014 tarihinde 2.078,49 TL olmak üzere toplam 2.219,89-TL para çekilmiş olduğu anlaşılmakla, davacı tarafından yatırılmış olan miktardan davacı tarafından çekilen miktar düşülmek sureti ile davanın kısmen kabulüne'' şeklindeki gerekçe ile bu defa davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine bu defa Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/300 E. 2022/7231 K sayılı ilamı ile; ''...Mahkemece uyulan bozma ilamına göre, mevduatının davalıya devir edilen banka yönetici ve çalışanlarının telkin ve talimatları ile iradeleri sakatlanarak ... hesabına aktarıldığı, bu itibarla, davanın yasal dayanağını somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nın 41, 55 ve 6762 sayılı TTK'nın 321. maddeleri oluşturduğu, davalı bankanın davacıya karşı olan sorumluluğunun akdi ilişkiden değil haksız fiilden kaynaklandığı, buna göre davacının ancak paranın bankaya yatırıldığı tarihten itibaren avans faizi ile birlikte tahsilini isteyebileceği, davacının davalı bankaya yatırdığı meblağlar ile davacıya ödenen meblağlar gözetilerek davalı bankanın sorumlu olduğu miktar belirlenmesi gerektiği, yaptırılan bilirkişi incelemesinde davacı tarafından davalı bankaya 06.07.1999 tarihinde 39.500,00 TL, 10.08.1999 tarihinde 5.000,00 TL, 14.12.1999 tarihinde 5.000,00 TL olmak üzere toplam 49.500,00 TL yatırılmış olduğu, 14.09.1999 tarihinde 141,40 TL ve 12.02.2014 tarihinde 2.078,49 TL olmak üzere toplam 2.219,89 TL para çekilmiş olduğu anlaşılmakla, davacı tarafından yatırılmış olan miktardan davacı tarafından çekilen miktar düşülmek sureti ile davanın kısmen kabulüne 39.500,00 TL maddi tazminatın 06.07.1999 tarihinden, 5.000,00 TL maddi tazminatın 10.08.1999 tarihinden, 2.780,00 TL maddi tazminatın 14.12.1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 2/2. maddesi uyarınca Merkez Bankası'nca belirlenen değişen oranlardaki avans faizi ile birlikte davalı bankadan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Kararı davalı vekili ile fer'i müdahil ... ve ... vekili temyiz etmiştir. Dava, davalı ING Bank A.Ş.'nin külli halefi olduğu bankada bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak ... hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda ... dışında faaliyet gösteren ... bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak ... bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu ... bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55, maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336, maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda ... bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın ... bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın ... bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı def’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil BK'nın 41. maddesinde “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49. maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek BK'nın 41. maddesi gerekse TBK'nın 49. maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur.Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı 6098 sayılı TBK’nın 72. maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır. Haksız fiilden doğan gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demekte, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler,7. Bası, İstanbul 1993,s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). Borçlar Kanunu’nun 128. maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s.651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise, borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler BK’nın 133. (TBK m. 154) maddesinde gösterilmiştir. Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2 - Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile, alacaklının bir fiili ile, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, def’î dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup, davanın niteliği önem arzetmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72. maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK'nın 60. (TBK'nın 72.) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E. 2013/1457 K.). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süre (TBK m. 72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66. (mülga 765 sayılı TCK’nın 102. maddesine) göre belirlenecektir. Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay Dairesi'nce verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi'nce iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usulî kazanılmış hak oluşması mümkün değildir. Yine yargılamada davalının yanında fer'i müdahil sıfatıyla yer alan ... ve ...’ın durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 68. maddesinde (HUMK m. 57) fer'i müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. HMK'nın 68. maddesinde de belirtildiği üzere, fer'i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani, onun yardımcısıdır; hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse, müdahilinde kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir. (Hukuk Genel Kurulu’nun, 26.11.2014 tarihli, 1329, 985 K. sayılı ilamı) Fer'i müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık fer'i müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilakis, o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar; yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde fer’i müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler fer'i müdahil tarafından yapılamaz (HMK 68/1.c.2). (Pekcanıtez Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s.732). Fer’i müdahil lehine katıldığı tarafında da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir(veya genişletir) şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse, bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse, bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur. (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s. 3470). Nitekim Dairemizin 28.01.1975 tarih 3828 /482 E.K. sayılı kararında da müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletilebileceği veya değiştirilebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Özetle, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı gereğince, mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişen temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması ve davalı tarafça zamanaşımı hususunda bir temyiz sebebi ileri sürülmemiş olsa dahi, fer'i müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmek kaydıyla davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması, dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacı yanın 23.11.1999 ve 14.12.1999 tarihlerinde yatırdığı parası banka yetkilileri tarafından KKTC’de kurulan paravan kıyı bankası hesabına aktarılmış, işbu dava ise 12.04.2014 tarihinde açılmış olmakla 10 yıllık zamanaşımı süresi dolan işbu davada zamanaşımı sebebiyle ret kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir...'' şeklindeki gerekçe ile bozulmuıştur.
Mahkememizce Yargıtayın bozma ilamına uyulmuş ve yeniden yapılan yargılama neticesinde, her ne kadar birinci bozma öncesi verilen kararla davanın kabulüne ve sonrasında ise kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş ve davacı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğmuş ise de; Yargıtay bozma ilamında da belirtildiği üzere usuli kazanılmış hak bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay Dairesi'nce verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebileceği, bozma kararına uymuş olan mahkemenin kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremeyeceği, bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturacağı, (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). ancak mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi'nce iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usulî kazanılmış hak oluşmasının mümkün olamayacağı, dolayısı ile mahkememizce verilen karar sonrasında son bozma ilamında da belirtildiği üzere davaya konu ihtilaf hakkında yeni bir içtihadı birleştirme kararı ihdas edilmesi nedeni ile daha önce verilen kararın davacı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğurmasının mümkün olmadığı, yine; dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği, uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınacağı, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerektiği, bu durumda davacı yanın 23.11.1999 ve 14.12.1999 tarihlerinde yatırdığı paranın banka yetkilileri tarafından KKTC’de kurulan paravan kıyı bankası hesabına aktarıldığının tespit edildiği, işbu davanın ise 12.04.2014 tarihinde açılmış olduğu ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından davanın reddine karar ermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL harçtan başlangıçta yatırılan 1.110,05-TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 682,45-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan toplam 1.390,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı vekilinin, davalı İng vekili ve feri müdahil ... vekilinin yüzüne karşı bir kısım davacıların yokluğunda tebliğden itibaren 2 haftalık sürede HMK 341 maddesi uyarınca Yargıtay yolu açık olmak üzere karar verildi. 10/09/2024
Katip ...
Hakim ...