T.C.
İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/371 Esas
KARAR NO : 2025/448
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 22/02/2023
KARAR TARİHİ : 22/05/2025
İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/03/2023 Tarih 2023/63 Esas 2023/48 Karar sayılı görevsizlik kararı ile mahkememizin yukarıdaki esas sırasına kaydı yapılmış olmakla dosya ele alındı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde; menfi tespit davasına konu olan ve 13.11.2018 Düzenleme Tarihli, 13.04.2019 Ödeme Tarihli, 125.000,00-TL bedelli bonoya dayanılarak ... 27.İcra Müdürlüğünün ... Esas Sayılı icra dosyası üzerinden davac aleyhine icra takibi başlatıldığını ancak bu bonodaki imza ve yazılar davacıya ait olmadığını, davacının böyle bir bono ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, kendisine ödeme emri gönderilmesiyle böyle bir bononun varlığından haberdar olduğunu, davacının böyle bir bonodan icra takibi başlatılıncaya kadar haberi olmadığını, alacaklı ile davacının geçmişte belli bir süre 2013 yılında KPSS kursuna birlikte gitmekten başka bir ilişkileri olmadığını, aralarında herhangi bir alacak-borç ilişkisi olmadığını, davacının adı-soyadı ve bilgileri yazılmak ve davacı adına sahte bir imza atılmak suretiyle davacının borçlu hale getirilmeye çalışıldığını, bononun üzerindeki yazı ve imza, davacının yazı ve imzası taklit edilerek düzenlendiğini, bu sebeple, bu bononun üzerindeki yazı ve imzaları kesinlikle kabul etmediğini, söz konusu yazı ve imza davacıya ait olmadığını, davacı aleyhine yapılan icra takibine konu senetteki imza kesinlikle davacıya ait olmadığını, davacı ...’a ait imza örneklerinin ilgili kurumlardan celp edildiğinde, söz konusu imza örnekleri geldiğinde icra takibine konu senetteki imza ile karşılaştırılarak bilirkişi incelemesi sonucunda da imzanın davacı ...’a ait olmadığı çok net anlaşılacağını iddia ederek ... 27.İcra Müdürlüğünün ... Esas Sayılı ile icra takibine konu olan 13.11.2018 Düzenleme Tarihli, 13.04.2019 Ödeme Tarihli, 125.000,00-TL bedelli bono nedeniyle müvekkilin davalıya karşı borçlu bulunmadığının tespitine ve takibin iptalini, öncelikle takdiren teminatsız olarak dava neticesinde ve davacının mağdur olmaması amacıyla icra dosyasına yatacak paraların alacaklı davalı tarafından çekilmemesi, dosyanın üçüncü şahıslara temlik edilmemesi ve ayrıca talebin haksızlığı ve bu sebeple gerekli tedbirler alınmadığı takdirde meydana gelmesi kaçınılmaz olan zararlardan bahsedilerek uygun görülecek teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilerek, dava sonuçlanıncaya kadar icra takibinin durdurulması konusunda ihtiyati tedbir kararı verilerek icra veznesine girecek paranın davalıya ödenmemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle ; Davacı-borçlunun davalı hakkında dava dilekçesinde asılsız iddialarda bulunarak davalının, davacı-borçlunun imzasını taklit ederek imzanın davacıya ait olmadığını belirtmiş ise de davacının imzaya itirazı tamamen haksız ve mesnetsiz durumda olduğunu, davacı taraf dava dilekçesinde bu durumdan bahsetmediğini, sadece ... Cumhuriyet Başsavcılığındaki şikayet dilekçesinde olduğu gibi asılsız iddialarla imzanın borçluya ait olmadığını, söz konusu dosya incelendiğinde de görüleceği üzere kriminal incelemede imza ve yazı borçluya ait çıktığını, davalı hakkında da kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı verildiğini, davacı-borçlu yine aynı gerekçelerle icra takibine konu senetteki imzanın kendilerine ait olmadığını belirterek ... 13.İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasında dava açtıklarını, davacı-borçlu davalı ile herhangi bir alacak-borç ilişkisine girmediğini, senet karşılığı yapmış olduğu her hangi bir iş ve ticaret olmadığını belirtmiş ise de senetten dolayı ortaya çıkan borç ilişkisi asıl ilişkiden mücerret olup asıl ilişkideki bağ ortadan kalksa bile kıymetli evraktan kaynaklanan borç sona ermeyeceğini, davalının alacağını sürüncemede bırakmak amacıyla açılan işbu davanın reddine, tüm alacak miktarın üzerinden %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava, kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit davasıdır.
Tebligatlar usulüne uygun yapılmış olup, ... 27.İcra Müdürlüğü’ nün ....Esas sayılı dosyası, ... 13.İcra Hukuk Mahkemesinin... Esas sayılı dava dosyası, Taraflarına tebliğ edilen ödeme emri ve takibe dayanak bono, Celbi talep edilen imza örnekleri, ... Cumhuriyet Başsavcılığı şikayet dosyası, Davacı müvekkilin, 2013 yılında ,...’daki, ...Dershanesinde birlikte KPSS hazırlık kursu kaydı, ... Ortaokulundan alınan belgeye göre de, müşteki müvekkilin, 01.09.2017 tarihinde, kadrolu sosyal bilgiler öğretmeni olarak göreve başlama yazısı, Davacı müvekkilin savcılık ifadesi, Davalının savcılık ifadesi, Bono fotokopisi, Vekaletname sureti v.s her türlü yasal delil dosya arasına alınmıştır.
Dosyanın Adli Tıp Uzmanı Gökçe Ünal'a tevdi edildiği, bilirkişinin 01/12/2024 tarihli raporunda özetle ; İnceleme konusu senet aslı ön yüzündeki keşide imzalarının davacı ...'ın eli ürünü olduğu tespit ve rapor edilmiştir.
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin 18/03/2025 Tarihli raporunda özetle ; İnceleme konusu senette bulunan "..." yazıları ve atfen atılı imza ile ...'ın mukayese yazı ve imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu yazı ve imzanın ...'ın eli ürünü olduğunu, inceleme konusu senetteki "onüçnisanikibinondokuz" ve "yüzyirmibeşbin" yazıları ile ...'ın mukayese yazıları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından, söz konusu yazıların mevcut mukayese yazılarına kıyasla ...'ın eli ürünü olmadığını, inceleme konusu senetteki diğer yazılar huzurda ...'a yazdırılmadığından değerlendirme yapılamadığı hususları tespit ve rapor edilmiştir.
Tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda yapılan yargılama, toplanan deliller, dava dilekçesi, cevap dilekçesi, aşamalarda aldırılan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı ile yapılan değerlendirmede; Davaya esas ... 27.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklının ..., borçlunun ... olduğu, 125.000,00 TL asıl alacak, 52.752,57 TL işlemiş faiz ve 375,00-TL komisyon olmak üzere toplamda 178.127,57-TL alacak için takip başlatıldığı, takibe konu olarak 13.11.2018 tanzim 13.04.2019 vade tarihli 125.000,00 TL tutarındaki bononun gösterildiği anlaşılmaktadır.
HGK'nun ... E, .... K. Nolu 17.11.2022 tarihli ilamında belirtildiği üzere; 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 170/b maddesinin aynı Kanun’un 72. maddesine yaptığı yollama gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte de menfi tespit davası açılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. İİK’nin 72/1. maddesi, “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü haizdir. Buna göre borçlu, henüz aleyhine başlatılmış bir icra takibi yokken alacaklıya karşı borçlu bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açabileceği gibi aleyhine icra takibine başlanmasından sonra da menfi tespit davası açması mümkündür.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil, ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu, ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgilerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) md. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) md. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
Somut olayda, davacı taraf davalı ile geçmişte belli bir süre KPSS kursuna birlikte gitmekten başka bir ilişkileri olmadığını, aralarında herhangi bir alacak-borç ilişkisi bulunmadığını, hakkında icra takibinde bulunduğunu, takibe konu bonoda yer alan imzanın sahte olduğunu belirterek menfi tespit isteminde bulunmuştur. Buna karşın davalı taraf, davacının borcu ödemekten kurtulmak için dava açtığını, senedin davacı tarafından imzaladığını belirterek davacının iddiasının aksini belirterek iddiaları kabul etmediğini beyan etmiştir.
Grafolog bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ile ATK Fizik İhtisas Dairesinden aldırılan raporda dava konusu 125.000,00 TL'lik senetteki imzaların davacının el ürünü olduğu bildirilmiştir.
... C.Başsavcılığı'nın ... soruşturma no'lu dosyasında "Müştekinin şüpheli ile bir dönem İstanbul ilinde KPSS kursuna giderken tanıştıkları, yakın zamanda şüphelinin müşteki adına doldurmuş olduğu ve müştekinin borçlusu gözüktüğü bir bonoyu ... Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasıyla icraya koyduğu, müştekinin şüpheliye herhangi bir borcu olmadığı halde şüphelinin sahte belge üreterek müştekiye icra takibi yapmak suretiyle Resmi Belgede Sahtecilik, Bedelsiz Senedi Kullanma suçlarını işlediği iddia olunmuştur. Bono üzerinde yapılan kriminal incelemede, bononun ön yüzünde bulunan "..., ..." yazıları ile borçlu imzasının müştekinin eli ürünü olduğu tespit edilmiştir. Yürütülen soruşturma kapsamında, şüphelinin savunmasının aksine atılı suçu işlediğine dair müştekinin soyut iddiası dışında delil elde edilememiştir. ." şeklinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı itibariyle yapılan inceleme neticesinde; davacının üzerine düşen ispat yükümlülüğü kapsamında, senette bulunan imzanın kendisine ait olmadığı iddiasını kesin delillerle ispatlayamadığı anlaşılmakla Mahkememizce davanın reddine, İİK 72/4 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilmediği, dolayısıyla ihtiyati tedbir kararının uygulanmamış olması nedeniyle davalı lehine şartları oluşmadığından kötüniyet tazminatı verilmesine yer olmadığına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Kötü niyet tazminat talebinin REDDİNE,
3-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 435,50-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, 5235 sayılı Kanun'un 33-(1), 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-(1) ve devamı maddeleri uyarınca, gerekçeli kararın usulen taraflardan her birine tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre dahilinde, Mahkememize dilekçe ile başvurmak suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 22/05/2025
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır