T.C.
İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/818 Esas
KARAR NO : 2025/709
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 22/12/2023
KARAR TARİHİ : 22/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... 30. İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyası ile 29.03.2012 tarihinde davacı şirket aleyhine kambiyo senedine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatıldığı, davacı aleyhine başlatılan ve tebliğe çıkarılan ödeme emrinin iade döndüğü, bunun üzerine alacaklı vekilinin 31.10.2019 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. Maddesine göre davacı şirketin ticaret sicilinde görünen adresine tebligat çıkarılmasını talep ettiği, Tebligat Kanunu’nun 35. Maddesine göre tebliğ edilen ödeme emrine takipten haberdar olunamaması sebebiyle itiraz edilemediği, takibin kesinleştiği, kesinleşen takip nedeniyle davacı şirketin mal varlıklarına haciz şerhi işlendiği, davacının söz konusu hacizden haberdar olmasının akabinde 6102 sayılı TTK 5/A hükmü uyarınca arabuluculuğa başvurulduğu, anlaşma sağlanamadığı, davacının söz konusu icra takibi kapsamında borcu olmadığının tespiti bakımından işbu davanın açılma zorunluluğunun oluştuğu, iş bu davanın niteliği itibarıyla menfi tespit davası olduğu, menfi tespit davası bakımından mevzuatta hak düşürücü veya zaman aşımı sürelerine ilişkin düzenleme mevcut olmadığı, davaya dayanak icra dosyasının derdest olması nedeniyle huzurdaki davanın ikame edilmesinin herhangi bir zaman aşımı süresine tabi olmadığı, bu konuda emsal Yargıtay kararlarının bulunduğu, (Dava dilekçesinde iki adet Yargıtay kararı örnek olarak verilmiştir.), huzurdaki davaya dayanak icra dosyasının derdest olduğu, işbu davayı açmada davacının hukuki yararının bulunduğu, izah edildiği üzere takibe ait ödeme emrinden haberdar olunmaması üzerine süresinde itiraz edilmediği, akabinde de icra takibinin kesinleştiği, alacaklı davalı şirketin ... 30. İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı icra dosyasına sundukları ... tarihli talep evrakında ... plakalı araca haciz konulması, UYAP, SGK Haciz Entegrasyonu sorgu sonucu gelen SGK işvereni (tüzel) hak ve alacaklarına haciz konulmasının talep edildiği, mezkur tensip tutanağında söz konusu haciz taleplerinin kabul edildiği, bunun üzerine davacı şirketin maliki olduğu ...plakalı aracına ve diğer hak ve alacaklarına haciz şerhinin işlendiği, takip dayanağı kambiyo senedinden dolayı davacı şirketin işbu haksız icra takibi ile karşı karşıya kaldığı, söz konusu hacizler nedeniyle mağdur olduğu, yasal süresi içinde itiraz edemeyen davacının cebri icra tehdidi altında olduğu, zira borçlusu olmadığı kambiyo senedinin yasal takibe konu edilmesi ve davacı şirketin süresinde itiraz edememesi neticesinde, sahibi olduğu aracın haksız yara satışa çıkarılması tahdidi altında kaldığı, borçlusu olmadığı kambiyo senedi bakımından aleyhine yasal takip yürütülen davacı şirketin işbu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu, takibe dayanak senetteki imzanın davacı şirkete ait olmayıp, senet borçlusu...’nın da davacı şirketi temsil ve ilzama yetkisinin bulunmadığı, işbu sebeple şirket adına borçlandırıcı işlem yapma yetkisinin bulunmadığı, takibe dayanak gösterilen 06.12.2011 tanzim tarihli 05.03.2012 vade tarihli 9.000,- TL tutarlı senedin mezkur icra dosyasında borçlu olarak da görünen ... tarafından imzalandığı, ...’nın davacı ... Şti. imza yetkilisi olmadığı gibi, davacı şirket adına borçlandırıcı işlem yapma yetkisine sahip olmadığı, dava dilekçesi ekinde sunulmuş olan ... tarih ... sayılı Ticaret Sicil Gazetesinden de anlaşılacağı üzere şirketin tek yetkilisinin ... olduğu, dolayısıyla borç altına girme ve kambiyo senedi imzalama yetkisinin ... ’da olduğu, nitekim bu hususta Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunulduğu, soruşturmanın devam ettiği, davacı şirketin söz konusu kambiyo senedinin imzalanıp davalıya teslim edildiğinden haberinin bulunmadığı, imzaya yönelik yapılacak bilirkişi incelemesinden senet üzerindeki imzaların ...’a ait olmadığının anlaşılacağı, anı zamanda davacı şirket kayıtlarında yapılacak incelemede davacı ile davalı arasında ticari ilişki bulunmadığının anlaşılacağı, dolayısıyla davacı şirketin senet düzenlemeyi gerektirecek bir borcunun bulunmadığının da ortaya çıkacağı, ticaret şirketlerinde temsil hususunun 6102 sayılı TTK’da ayrıntılı bir şekilde düzenlendiği, Limited Şirketlerde olduğu gibi diğer tüm şirketlerde de temsilcinin kim olduğu, yetkisinin kapsamı gibi temsil şekillerini gösteren huşularda alınan kararların ticaret sicili tarafından tescil edildiği, ardından da ticaret sicil gazetesinde yayımlandığı, ticaret sicillerinin aleni olduğu, kimsenin buradaki bilgileri bilmediğini iddia edemeyeceği, bu sebeple ticari ilişkiye girilen kişinin yetkili temsilci olup olmadığının tespitinden sonra işlem yapılmasının gerektiği, davalı alacaklının basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü olduğu, ...’nın söz konusu kambiyo senedini düzenleme yetkisinin olup olmadığını araştırması gerektiği, takdir edilecek bir teminat karşılığı ihtiyatı tedbir kararı verilmesinin talep edildiği belirtilerek; davanın kabulü, davacının karşı tarafa herhangi bir borcunun bulunmaması nedeniyle ... 30. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyada takibe konu senetten dolayı borçlu olmadığının tespiti, takibin iptali, davalı taraf aleyhine %20 den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesi, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkememizin 26/12/2023 tarihli ara kararı ile davacı vekilinin tedbir talebinin %20 teminat ile kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı tarafın itirazı üzerine mürafaalı olarak inceleme yapılarak itirazının reddine karar verilmiş, 29/01/2024 tarihli gerekçeli ek karar yazılmıştır.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu uyuşmazlığın davalı şirket ile davacı arasında imzalanan 30.11.2011tarihli satış noktası mal alım ve destek sözleşmesi kapsamında aylık en az 84 koli, toplamda 500 kol, ... markalı ürünleri almak kaydıyla destek amacıyla verilen 9.000,- TL’ye karşın davacının yükümlüklerini yerine getirememesi nedeniyle tahsil yoluna gidilmesinden kaynaklandığı, iş bu nedenle öncesinde ... 39. Asliye Ticaret Mahkeme’sinin...Esas sayılı dosyasından ihtiyati haciz uygulanmasını da sağlayan davalı şirketin lehtarı olduğu06.12.2011 tanzim, 05.03.2012 vade tarihli 9.000,- TL tutarlı bonoya istinaden ... 19. İcra Müdürlüğü’nün ... (Eskisi ...E.) esasına geçilerek kambiyo senedine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, davacının ise anılan ticari ilişki nedeniyle başlatılan söz konusu kambiyo senedi takibinin haksız olduğu, kendilerinin bir borcunun bulunmadığı yönünde itiraz ettiği, ancak iddiasının aksine bu sözleşme kapsamında davacının ... markalı ürünlerinin dava dışı yetkili bayi ...Şti.’den belli şartlar altında satın alınmadığı, bu itibarla dava konusu bonoya ilişkin anılan icra takibinden kaynaklı alacağın söz konusu olduğu, bono üzerindeki imzaya sahip ...’nın davacının yetkili temsilcisi olduğu, yapılan kambiyo icra takibinde davacının borca itiraz etmediğinden takibin kesinleştiği, davacının dava aşamasında imzaya itiraz etmemiş olsa da işbu davada takip konusu bono üzerindeki imzanın kendilerine ait olmadığını ve yetkisiz kişi tarafından imza edildiğini iddia ettiği, davacı şirket yetkilisinin ... olduğu, oysa ki senetteki imzanın ...’ya ait olduğunu bu itibarla da borlarının bulunmadığının iddia edilse de bu durumun gerçek dışı olduğu, ... 2. Noterliğinin ... numaralı ...tarihli noterlik onayından anlaşılacağı üzere davacı şirket yetkilisi ... ve diğer şirket ortaklarının şirket merkezinde toplanarak ...’nın mesul müdür olarak oy birliği ile tayin ettikleri, bu itibarla bono üzerindeki imzanın yetkisiz temsilciye ait olduğu ve şirketi bağlamadığının isabetsiz olduğu, yine ... 2. Noterliğinin ... yevmiye numaralı ... tarihli vekâletname ile ...’nın davacı tarafından geniş yetkilendirildiği, söz konusu hususların ispatı amacıyla bu evrakın celbini talep ettikleri, bonodaki imzaya sahip kişinin davacının kendi çalışanı olmadığı iddiasıyla şikâyette bulunulan Cumhuriyet Başsavcılığı ... sayılı savcılık şikâyeti için davalı şirket yetkilisinin de şüpheli sıfatıyla verdiği karakol ifadesinde 09.11.2021 tarihli şikâyette bulunduğu, ancak ...’nın davacı yetkilisi olmadığına dair herhangi bir karar verilmediği, dosyanın derdest olduğu, ...’nın davacı çalışanı olduğu, bu hususn ispatı için SGK Başkanlığına müzekker yazılmasını talep ettikleri, taraflar arasında ticari ilişki olduğu, davacı tarafın her ne kadar ticari ilişki olmadığını ifade etmiş olsa da taraflar arasında Satış Noktası Mal Alım ve Destek Sözleşmesi gereği ticari ilişkinin bulunduğu, bu hususn ticari defterlerin incelenmesi sonucunda tespit edileceği, ihtiyatı tedbir şartının oluşmaması nedeniyle reddedilmesinin gerektiği belirtilerek davanın reddine, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesi ve %20 den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Taraflara usulüne uygun davetiye tebliğ olunmuş, davacı şirket firma bilgileri ve ticaret sicil kayıtları, ... 30. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosya UYAP sureti, ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma dosya UYAP sureti, davalı vekilince sunulan sözleşme aslı,...'den mukavele aslı, ...'den kimlik tespit tutanağı evrak aslı, ... İlçe Nüfus Müdürlüğünden Umumi Pasaport Müraccat Formu aslı, ...Şirketinden Doğal Gaz Kullanım Sözleşmesi aslı, Turkcell'den Abonelik Dosya aslı, ...'dan Kredi Kartı Üyelik Sözleşmesi aslı, ... İlçe Nüfus Müdürlüğünden Sürücü Belgesi Müraacat Formu aslı, ... ilçe Nüfus Müdürlüğünden Kimlik Kartı Başvuru Belgesi aslı dosyamız içerisine alınmıştır.
... 7 nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna yazılan müzekkere ile davacı şirket yetkilisi ...'a yazı ve imza örnekleri aldırılmıştır.
Dosya ATK Fizik İhtisas Dairesine gönderilmiş... tarih, ... sayılı raporda; Tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından yapılan incelemede; İnceleme konusu senette ÖDEYECEK bölümünde atılı borçlu imzaları ile ...'ın mevcut mukayese imzaları arasında ilgi ve irtibat tespit edilemediği belirtilmiştir.
Dosya Mali Müşavir bilirkişiye tevdi edilmiş, düzenlenen 06/10/2024 tarihli raporda; icra takibinin dayanağı olan ve huzurdaki menfi tespit davasına konu edilen senedi imzalayan ...’nın davacı firma yetkilisi olmadığı, takibe konu 9.000,- TL tutarlı senedin davacı kayıtlarında bulunmadığı, 2011 yıl sonu itibarıyla davacı kayıtlarında davacının davalıya 4.888,- TL borçlu olduğunun görüldüğü, Bu borcun 2012 yıl sonu itibarıyla 17.672,85 TL’ye yükseldiği, ancak takibin cari hesap ilişkisinden açılmadığı, (Cari hesap ilişkisi 2012 yılı içinde de devam ettiğinden bu borcun takip eden yıllarda ödeniş ve/veya devam eden ticari ilişki kapsamında değişen miktarda başka bir davaya konu edilmiş olmasının mümkün olduğu) bu nedenle inceleme ve değerlendirme dışı bırakıldığı, ...’ya verilen vekâletnamede firmayı borç altına sokma ve kambiyo senedi imzalama yetkisinin bulunmadığı ifade edilmekle birlikte bu hususun hukuki değerlendirme gerektirmesi nedeniyle Mahkeme tarafından değerlendirilebileceği, Mahkeme’nin takdirinin senet üzerindeki imzanın geçerli olduğu yönünde olması halinde davacının 26.03.2012 takip tarihi itibarıyla davalıya 9.077,67 TL borcunun bulunduğu, takibin kesinleştiği ve icra takibinde davalının reeskont avans faizi talebi bulunduğu, yapılan tespit ile delillerin değerlendirilmesi ve nihai takdiri ile hukuki tavsif 6100 sayılı HMK’nın 266/c.2 hükmü gereği tamamen Mahkemeye ait olduğu, tarafların icra inkâr ve kötü niyet tazminat ve diğer taleplerinin yine Mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir.
Dava; kambiyo senetlerinden kaynaklanan menfi tespit davasıdır.
Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, alınan bilirkişi ek ve kök raporları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Dava kambiyo senetlerinden kaynaklanan menfi tespit davasıdır.
Davaya esas ... 30. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası incelendiğinde; alacaklının ...A.Ş., borçluların ... Tic. Ltd. Şti., ..., ... Şti.olduğu, 9.000,00 asıl alacak, 77,67 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 9.077,67 TL alacak için takip başlatıldığı, takibe konu olarak 06/12/2011 tanzim ve 05/03/2012 vade tarihli, 9.000,00 TL bedelli bononun gösterildiği anlaşılmıştır.
Dosya ATK Fizik İhtisas Dairesine gönderilerek imza incelemesi yaptırılmış olup, Tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından yapılan incelemede; İnceleme konusu senette ÖDEYECEK bölümünde atılı borçlu imzaları ile ...'ın mevcut mukayese imzaları arasında ilgi ve irtibat tespit edilemediği belirtilmiştir.
Toplanan deliller ve mali incelemeler kapsamında icra takibinin dayanağı olan ve huzurdaki menfi tespit davasına konu edilen senedi imzalayan ...’nın davacı firma yetkilisi olmadığı, takibe konu 9.000,- TL tutarlı senedin davacı kayıtlarında bulunmadığı, 2011 yıl sonu itibarıyla davacı kayıtlarında davacının davalıya 4.888,- TL borçlu olduğunun görüldüğü, Bu borcun 2012 yıl sonu itibarıyla 17.672,85 TL’ye yükseldiği, ancak takibin cari hesap ilişkisinden açılmadığı tespit edilmiştir.
HGK'nun ... E, ... K. Nolu 17.11.2022 tarihli ilamında belirtildiği üzere; 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 170/b maddesinin aynı Kanun’un 72. maddesine yaptığı yollama gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte de menfi tespit davası açılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. İİK’nin 72/1. maddesi, “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü haizdir. Buna göre borçlu, henüz aleyhine başlatılmış bir icra takibi yokken alacaklıya karşı borçlu bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açabileceği gibi aleyhine icra takibine başlanmasından sonra da menfi tespit davası açması mümkündür.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil, ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu, ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgilerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) md. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) md. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
Bununla birlikte; senede karşı mutlak defiler, senet hamili olan herkese karşı ileri sürülebilir. Gerek doktrinde ve gerekse uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması” “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. defiler senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup, her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir. Borçlunun hamil/alacaklıya karşı senet metninde imzaya ilişkin iddiası mutlak def’idir. "Senetteki imzanın inkarı halinde, imzanın borçluya ait olduğunu ispat yükü belgeyi elinde bulunduran senet alacaklısına aittir. İmzada sahtecilik iddiası kambiyo senetlerinde mutlak defi olup, lehdar ve ciro yolu ile hamil olan cirantalara ve son hamile karşı ileri sürülebilir..." (Yargıtay 11. HD ... E. ...K.)
6098 sayılı TBK'nın 547-548.maddesine göre, Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir. İşletme sahibi, ticari temsilcilik yetkisi verildiğini ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır; ancak ticari işletme sahibinin ticari temsilcinin fiillerinden sorumluluğu, tescilin yapılmış olmasına bağlı değildir.Ticari temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılır. Temsil yetkisi, bir şubenin işleriyle sınırlandırılabileceği gibi, birden çok kişinin birlikte imza atmaları koşuluyla da sınırlandırılabilir. Bu durumda, diğerlerinin katılımı olmaksızın temsilcilerden birinin imza atmış olması, işletme sahibini bağlamaz.
Ticaret şirketleri organları aracılığıyla idare ve temsil edildiğinden, ticari mümessil tayin etme yetkisi de organlarına aittir. Ticaret şirketlerinde idare ve temsil yetkisine sahip organlar, her ticaret şirketinin türüne göre değişiklik gösterir. Ancak şu hususu belirtmek gerekir ki, ticaret şirketlerinin tümünde ticari mümessil şirket ana sözleşmesiyle de tayin edilebilir. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) 539/II. (6102 sayılı TTK 616/1-b) ve 545. (6102 sayılı TTK 631/1) maddelerine göre, limitet şirketlerde, şirket sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, ticari mümessil tayinine genel kurul yetkilidir. Buradan anlaşılacağı üzere, ticari mümessil doğrudan şirket sözleşmesiyle tayin edilebileceği gibi, şirket sözleşmesinde kararlaştırılması şartıyla bu yetkinin şirketi idare ve temsile yetkili müdürlere bırakılması da mümkündür. İşletme sahibinin ticari mümessil dışında, duruma göre başka yardımcılardan da yararlanması mümkündür. Bu yardımcılardan, konumu ve yetkileri bakımından, ticari mümessile en çok benzeyeni ticari vekildir. Ticari mümessillik gibi ticari vekâlet de, BK’nun 32 vd. (TBK 40 vd.) maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekâlet, ticari mümessillik gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir.
BK m. 453/ I ve II'ye göre, “Ticari vekil, ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir. Bu salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada bulunamaz.” hükmünü içermektedir. Aynı husus TBK 551. maddesinde ise “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir. Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükümden hareketle ticari mümessillik ile ticari vekâlet arasındaki farkları ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz:
Ticari mümessil, hem ticari işletme hem esnaf işletmesi için; ticari vekil ise, sadece ticari işletme için tayin edilebilir. Ticari mümessil, bir işletmenin tüm işlerini idare etmekle görevlendirildiğinden, onun, işletmenin hem olağan hem olağanüstü nitelikteki bütün işleri yapmaya yetkisi vardır. Buna karşılık genel yetkili ticari vekil, işletmenin sadece olağan (mutad) işleriyle sınırlı temsil yetkisine sahiptir. Olağanüstü işlemleri yapabilmesi için, işletme sahibinin özel yetkisine ihtiyaç vardır. Belli bir işin ya da işlemin ifasıyla görevlendirilen sınırlı (özel) yetkili vekillerin sahip oldukları temsil yetkilerinin kapsamı ise, kendilerine bırakılan iş ya da işlemin niteliğine göre belirlenir. Ticari vekil, özel yetki verilmedikçe tacir adına ödünç alamaz, kambiyo taahhütlerinde bulunamaz ve davacı veya davalı olarak mahkemelerde taciri temsil edemez (BK. m. 453/2; TBK m. 551/2). Oysa ticari mümessil, bu tür işlemleri dahi yapma yetkisine sahiptir. Nihayet, ticari mümessilin temsil yetkisinin ticaret siciline tescili gerekirken (BK m. 449/II-III); ticari vekilin temsil yetkisi sicile tescil edilemez.
Somut olaya gelince; dava konusu senedin bono niteliğinde olup kambiyo vasfı taşıdığı, bono borçlusunun tüzel kişi olması hâlinde, yetki belgesinde şirketi temsile yetkili şahısların bonoyu imzalamış olmasına ve usulünce kaşe basılmış olmasına dikkat edilmelidir. Bu durumda, bonodan doğan sorumluluk doğrudan doğruya temsil edilen tüzel kişiye ait olur. Yetkisiz imza hâlinin düzenlendiği TTK’nın 778. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanunun 678. maddesi “Temsile yetkili olmadığı hâlde bir kişinin temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat sorumludur; bu poliçeyi ödediği takdirde, temsil olunduğu kabul edilen kişinin haiz olabileceği haklara sahip olur. Yetkisini aşan temsilci için de hüküm böyledir.” şeklindedir. Somut olayda; borçlu şirket, yetkisiz bir şekilde senede imza altına alındığı yönünde itirazda bulunmuştur.
Tarafların ileri sürmüş olduğu maddi vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak yani somut olay ya da ilişki bağlamında işlerlik kazanacak hukuk kurallarını araştırıp bulup uygulamasını gerçekleştirmek, hâkim tarafından kendiliğinden yerine getirilmesi gereken bir görevdir (6100 sayılı HMK'nın 33. maddesi). Somut olaya uygulanacak olan hukuk kuralları, dava sebebinden tümüyle farklı bir kavram olan hukuki sebebi oluşturur (Tanrıver, S.; Medeni Usul Hukuku C. 1. Ankara 2016, s. 480-483).
Somut olayda, takibe dayanak bonoları ... imzalamış olup, TTK’nın 678. maddesi gereğince de yetkisiz temsilci olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Takibe dayanak bono şeklen de olsa TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca düzenleyenin imzasını içermekte olup, şekle ait noksanlık bulunmadığından keşidecinin taahhüdü geçerlidir. Ancak şahsen borçlu olup olmadığının tespiti gerekmektedir.
Bononun düzenlenme tarihinde ...'ın şirket müdürü olarak atandığı ve şirketi temsile yetkili şirket müdürü ve yetkili temsilcisi olduğu anlaşılmaktadır. Temsil edilenin izni olmadan kendi lehine işlem yapan temsilci, temsil yetkisinin sınırları aşmış demektir. Bu durumda temsilcinin, temsil edilenin önceden verdiği bir izin olmaksızın kendi lehine ve temsil ettiği şirket aleyhine/zararına yapmış olduğu işlemlerin, yetkisiz temsilcinin yapmış olduğu işlemler niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. 818 sayılı BK’nun 38. maddesi (6098 sayılı TBK’nun 46. maddesi) uyarınca yetkisiz temsilcinin yapmış olduğu işlemin geçersiz olmasından dolayı şirketin hukuken sorumlu tutulamaz. Ancak BK'nun 453/2 maddesine göre ticari vekil açık yetki verilmedikçe kambiyo taahhütlerinde bulunamayacağı halde aynı yasanın 450/1 maddesi uyarınca ticari mümessil, iyi niyetli 3. Kişilere karşı müessese sahibi hesabına kambiyo taahhütlerinde bulunma yetkesine haiz sayılır.
Hemen burada 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun bonolar hakkındaki sorumluluk hükümleri ortaya konulmalıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Yetkisiz imza” başlıklı 678. maddesinde; “Temsile yetkili olmadığı hâlde bir kişinin temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat sorumludur; bu poliçeyi ödediği takdirde, temsil olunduğu kabul edilen kişinin haiz olabileceği haklara sahip olur. Yetkisini aşan temsilci için de hüküm böyledir.” denilmekte; “Düzenleyenin sorumluluğu” başlıklı 679. maddede de; “Düzenleyen, poliçenin kabul edilmemesinden ve ödenmemesinden sorumludur. Düzenleyen, kabul edilmeme hâlinde sorumlu olmayacağını şart edebilirse de ödenmemeden sorumlu olmayacağına ilişkin kayıtlar yazılmamış sayılır.” hükmü yer almaktadır. 6102 sayılı TTK’nın 778/2-(e) maddesi uyarınca bono hakkında da TTK’nın 678-679. Maddeleri uygulama alanı bulacaktır. Şu durumda, vekil özel yetki gerektirdiği ve bu konuda özel olarak açıkça yetki verilmediği halde kambiyo taahhüdünde bulunmuşsa bu taahhüdünden bizzat ve şahsen sorumlu olur ve burada artık asilin sorumluluğundan söz edilemez. Nitekim, aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ... gün ve ... Esas, ...Karar sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Tüm bu açıklamalar gereğince somut olay değerlendirildiğinde; Dava konusu olayda dava dışı ...'nın ticari mümessil mi ticari vekil mi olduğu hususunun çözümlenmesi gerekmektedir. Dosya arasında mevcut belgelerin incelenmesinde; davacı borçlu şirket yetkilisinin bono düzenleme tarihinde ... olduğu, ... 2.Noterliği'nin...tarih ... yevmiye no'lu vekaletnamesi ile şirket adına bilumum işlemlerin yapılması hususunda ...'nın yetkilendirildiği keza vekaletname eki ... yevmiye no'lu ortaklar kurulu kararı ile ...'nın şirkete mesul müdür olarak atandığı, bu husustaki ticaret siciline kaydın bildirici mahiyette olduğu, sözleşmede imzası bulunan ...'ya verilen vekaletname uyarınca taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında ticari ilişkinin kurulduğu, yapılan mali inceleme neticesinde de taraflar arasında ticari ilişki kurulduğunun ihtilafsız olduğu, davalı tarafından düzenlenen faturaların davacı davacı tarafından kayıtlara alınmış olduğunun tespit edildiği, şirket yetkililerinin, TBK'nun 453/2 maddesine göre ticari vekil açık yetki verilmedikçe kambiyo taahhütlerinde bulunamayacağı halde aynı yasanın 450/1 maddesi uyarınca ticari mümessilin, iyi niyetli 3. Kişilere karşı müessese sahibi hesabına kambiyo taahhütlerinde bulunma yetkisine haiz olduğu,Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da teamülün şirket adına kambiyo senedi tanzim eden ticari temsilcilerin bulunmasının ticari hayat açısından kabul edilebilir olduğu ve iyi niyetli kişilerin bu anlamda korunması gerektiği hususunun dile getirildiği, şu halde dava dışı ...'nın açıklanan nedenlerle ticari mümessil olduğunun kabulü gerektiği (Yargıtay 12.HD.'nin 02/10/2017 tarih ve ...E.-...K.sayılı ilamı), davalı şirketin kötü niyetinin ispatlanamaması sebebiyle, söz konusu bono nedeniyle davacı borçlu şirketin sorumlu olduğu(Emsal için bkz İst.BAM 44 HD'nin ... Esas ...K) , bu sebeple davanın reddi gerektiği kanaatine varılmış olup, bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davanın reddine, kötü niyet tazminatları taleplerinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Kötü niyet tazminatları taleplerinin REDDİNE,
3-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 345,55-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 9.077,67-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına,
7-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(11)-(13) maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsiliyle Hazine adına gelir kaydına,
8-Dosyada kullanılmayan bakiye gider avansının HMK.’nın 333. ve HMK. yönetmeliğinin 47/1. maddeleri uyarınca karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa ödenmesine,
Dair miktar itibariyle kesin olmak üzere verilen karar davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı okunup usulüne uygun anlatıldı.
22/09/2025
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır