T.C.
İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/795 Esas
KARAR NO: 2025/528
DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)
DAVA TARİHİ: 30/12/2024
KARAR TARİHİ: 18/06/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: ..., ... ile ...'da bulunan 100 yılı aşkın süredir sağlık sektöründe faaliyet gösteren köklü bir vakıf olduğunu, ilaç ve alternatif tıp alanında yüzlerce tescilli ürünü bulunduğunu, davacının ise işbu vakfın yönetim kurulu üyesi olup aktif olarak vakıf bünyesinde faaliyetlerini sürdürmekte olduğunu, Sağlık sektöründe öncü konumda olan ... çalışmaları ile tüm dünyada çalışmalarını sürdürmekte olduğunu, bu kapsamda, çeşitli ülkelerde AR-GE çalışmaları ile çalışan ekibini getirip ... sunarak ortaklıklar kurmakta olduğunu, davacı ...,...Şirketi'nin ortağı olduğunu, davacı ile şirketin diğer ortakları arasında ortaklık sözleşmesi imzalanmış olup şirket yapısı ve tarafların görev ile yükümlülükleri işbu sözleşme ile belirlendiğini, ortaklık sözleşmesine göre, yalnızca ... olarak nitelendirilerek bu sözleşme uyarınca yükümlülüklerini yerine getireceğini, ortaklık sözleşmesinde açıkça belirtildiği üzere, 1. Taraf olan Türk Şirketi de gerekli finansmanı sağlayacak ve sermaye katkısının tamamını yapacağını, davacının sermaye koyma yükümlülüğü olmadığı sözleşme gereği açıkça belirlenmiştir ve daha önceki sermaye arttırımlarında da müvekkil adına diğer ortaklar sermaye artırımı yaptığını, bu husus da müvekkilin böyle bir yükümlülüğü olmadığını kanıtladığını, buna rağmen davacının yurt dışında olması da fırsat bilinerek toplantıya davetin tebliğ edilmemesi ile davacı yokluğunda genel kurul kararı alındığını, davacının yokluğunda Genel kurul kararının alınması tamamen hak ihlali ve kötü niyet olduğunu, genel kurulda sermaye artırımı kararı alınarak davacının mevcutta olan hissesi düşürülmek istendiğini, davacının aralarındaki sözleşmeye iyi niyetli olarak tüm yükümlülüklerini yerine getirmekteyken ortak olduğu ve aralarında güven ilişkisinin varlığına inandığı taraftan kendisinin usulünce davetin tebliğ bile edilmemiş olduğu yokluğunda alınan karar ile şirket hissesi düşürülmeye çalışıldığını, bu sürecin neticesinde taraflarınca sermaye artırımına ilişkin kararın iptali ve butlanı için ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açılmış olup ...Esas sayılı dosyası görüldüğünü, işbu dosyada ... sayılı karar verilmiş olup davanın kabulü ile davaya konu ... tarihi ... yılına ait Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan sermaye arttırım kararının üç aylık hak düşürücü süre içerisinde tescilin yapılmamış olması karşısında (TTK m. 456/3) dava konusu sermaye artırımının geçersiz olduğunun tespitine karar verildiğini, davacının Türkiye'de güven ilişkisi içerisinde olduğunu sandığı bir ortaklık kurduğunu, bu ortaklıkta müvekkilin Know-How veren olması harici yükümlülüklerinden bazıları ise ilaçların AR-GE çalışmasının yapılması, ilaçların ve sağlık ürünlerinin formüllerinin hazırlanması, doktor ekibinin getirilerek üretimi sağlaması olduğunu, davacının doktor ekibini Türkiye'ye göndermiş olup ... doktorlar şirketin üretimini ve üretilen ürünlerin AR-GE çalışmasını tamamen üstlenmiştir. Bununla birlikte, ...'te merkezi bulunan ...'nın tescilli birçok ürünün formülü şirket ortaklığında kullanılması için davalı şirket ile paylaşıldığını, açıkça görüldüğü üzere müvekkilin şirketin varoluşunda ve işleyişinde çok ciddi, yadsınamaz derecede payı olduğunu, belirtilen tüm hususların davacı tarafından sunulduğu için Ortaklık sürecinin başlarında müvekkile karşı gösterilen tavır sonraki süreçlerde değiştiğini, davacının bilgi ve imkanları kullanılmıştır, formüllerin de öğrenilmesi neticesinde kötü niyetli olarak diğer ortaklar; ''müvekkilden alacaklarını alıp'' müvekkilin şirketteki payını, usulsuz sermaye arttırımı ile azaltmayı amaçladıklarını ve davacının iyi niyetinin suistimal edildiğini, davacının ortak olmasına rağmen her zaman yok sayılmıştır. Şirketi ilgilendiren, ortak alınması gereken kararlarda müvekkil dahil edilmediğini, davacıya haber dahi verilmeden şirketin merkezinin değiştiğini, bu durumun davacı tarafından ticaret sicili gazetesinde görülerek öğrenildiğini, bahse konu bu durumların hepsi müvekkilin şirket ile olan bağının koparılmaya çalışıldığının göstergesi olduğunu, ortaklık sözleşmesi ve açık kanun hükümleri gereğince, müvekkilin şirketteki kâr payına katılma hakkı bulunmaktadır fakat tüm bu süreç boyunca ortak olan müvekkile hakkı olan kazançtan pay dahi verilmediğini, şirket kurulduğundan beri kar dağıtımı yapılmamış, müvekkile hakkı olan kar miktarı verilmediğini, davacı tarafça kar dağıtımı yapılması talep edilmiş fakat her zaman müvekkil geçiştirildiğini, ortaklık sözleşmesinin kurulduğu 2016 yılından itibaren davacı şirketin ortağı olduğunu, 2016 yılından bu yana müvekkil; şirket işleyişi ve finansal durumu hakkında hiçbir bilgi alamamış, müvekkile ait kâr payı hiçbir dönemde verilmediğini, davacı tarafından gönderilen ihtarnamede bu husus; ''TTK m. 392/1 uyarınca; ‘’Her yönetim kurulu üyesi şirketin tüm iş ve işlemleri hakkında bilgi isteyebilir, soru sorabilir, inceleme yapabilir.’’ Yine TTK m. 507/1 uyarınca; ‘’Her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârına, payı oranında katılma hakkını haizdir.’’ ‘’Her bir ortak istemesi halinde giderler şirkete ait olmak üzere gelir tablosu ve finansal durum tablosunun suretini isteme hakkına sahiptir (TTK m. 437/1).’’ şeklinde kanun maddelerine dayanılarak açıklandığını, işbu ihtarnamede davacının kâr payının tespiti adına, şirkete ait finansal durum tabloları suretlerinin gönderilmesi talep edilmiş, akabinde müvekkilin 2016 yılından bu yana, kâr payına ilişkin tüm hak edişlerinin davacıya ödenmesi gerektiğinin açıklandığını, bu ödemenin yapılmaması ihtimalinde, 2016 yılından bu yana müvekkile hiçbir ödeme yapılmamasına ilişkin tüm açıklama ve gerekçelerin, yazılı olarak bildirilmesinin talep edildiğini, buna rağmen davacıya hakkı olan kar payı verilmemiş, somut dayanaktan yoksun açıklamalar ile müvekkilin talebi kabul edilmediğini, zarar etmediği aşikar olan Şirketin 6-7 yıllık süre boyunca kar dağıtmaması olağan bir durum olmadığını, davacıya hakkı olan kazanç verilmemiş olup ayrıca 'şirkete borcunuz var' şeklinde asılsız bir iddia ile ihtarname çekilmiş ve müvekkilden haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, ortaklar arası ilişki çekilmez hale gelmiş olup taraflar iletişim dahi kuramadığını, şirket ortakları şirketin işleyişi ve çeşitli kararlar alınması amacıyla iletişim içinde bulunmalıdır, diyalog kurulması gerektiği fakat tarafların yalnızca ihtarname ile iletişim kurmakta olup ortaklık ilişkisinin yalnızca ihtarname gönderme yolu ile devam etmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı ortağı olduğu şirketin finansal durum inceleme talebini bile ihtarname yolu ile iletmek durumunda kaldığını, ortaklar arasındaki iletişimin ihtarname aracılığı ile sağlanıyor olması ortaklar arasındaki ilişkinin koptuğunun göstergesi olduğunu, taraflar arasındaki ortaklık ilişkisi zedelenmiş ve çekilmez hale geldiğini, kişisel ilişkilerin ağırlık taşıdığı limited şirketlerde, ortaklar arasındaki güven ilişkisi, şirketin devam etmesi ve amacına ulaşabilmesinde büyük önem taşıdığını, güven ilişkisinin herhangi bir nedenle zedelenmesi ise, ortaklığın devamını çekilmez hale getirdiğini, aynı amaç için birlikte çalışma isteğini kaybeden ortakların, şirketi devam ettirme ve kuruluş amacını gerçekleştirmesi ise mümkün olmadığını, belirtilen koşullarda, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmak kişilik haklarına aykırılık teşkil ettiğini, Yargıtay’ın çeşitli kararlarında da ortaklık ilişkisinin devamını çekilmez hale getiren çeşitli nedenler belirlendiğini, Çoğunluk gücünün kötüye kullanılması; organların çalışamaz hale gelmesi; ortaklar arasında ciddi anlaşmazlık veya önemli husumet bulunması, çeşitli davalar açılması, güven ilişkisinin zedelenmesi; ortaklara haksız menfaatler sağlanması; mali hakların ihlali, yeterli kâr dağıtılmaması, şirketin amacını gerçekleştirmesine imkân kalmaması; pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarının ihlali ve şirketin kötü yönetilmesi bu sebeplerden bazıları olduğunu, bu hususların şirketin feshi için haklı neden oluşturduğu izahtan varestedir. Limited şirketlerde TTK’nın 636. Madde 3. Bendinde de belirtildiği üzere; ''Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.''ortaklıkların kurulmasından sonra ortaya çıkan çeşitli nedenler dolayısıyla ortakların aralarındaki güven ilişkisinin bozulması sonucunda aralarındaki işbirliği ve ortaklık ilişkisini devam ettirmeleri beklenemediğini, bu durumun sonucunda da belirtildiği gibi haklı sebeple fesih davasını açma gerekliliği doğduğunu, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sona erdiği, şirket ortakları arasında sağlıklı iletişim kurulamadığı, davacının şirketteki payının haksız ve usulsuz olarak azaltılmaya çalışıldığı, müvekkilin şirket işleyişinde yok sayıldığı, ortaklık ilişkisinin belirtilen bu koşullarda devam edemeyeceği izahtan vareste olduğunu, bu nedenle şirketin her tür ticari defterleri, bilançoları, işlemleri incelenerek değeri hesaplanmalı ve müvekkilin payı alacak miktarı tespit edilmesi gerektiğini, haklı nedenlerin varlığı da göz önünde bulundurularak şirketin feshine karar verilmesini, Mahkeme aksi kanaatte ise TTK m. 638 uyarınca müvekkilin haklı sebepleri olması nedeniyle ortaklıktan çıkması ile ortaklıktan doğan haklarının ve alacaklarının hesaplanarak almasına karar verilmesini talep ettiklerini, tüm bu süreç boyunca, tarafların ve Şirketin menfaatlerinin korunması adına denetim kayyımı atanması gerektiğini, HMK 389 maddesi uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı yada tamamen imkansız hale geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı hususları göz önünde bulundurularak, ihtiyati tedbir yoluyla kayyım atanmasını talep ettiklerini belirterek herhangi bir hak kaybı veyahut usulsüzlük yaşanmaması adına Şirket'e denetim kayyımı atanmasına, davanın kabulü ile şirketin haklı nedenlerle feshine, Mahkeme aksi kanaatte ise müvekkilin şirket ortaklığından haklı nedenlerle çıkarak, davacı ortağa payının gerçek değerinin tepsit edilmesine ve ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının MÖHUK m.48 uyarınca teminat yatırması gerektiğini, davacının hangi ülke vatandaşı olduğunun tespit edilmesini ve şayet karşılıklılık esasına tabi ülkelerden birinin vatandaşı değile sayın mahkemece belirlenecek teminatı yatırmasına karar verilmesini talep ettiklerini, davacı tarafın bahsetmiş olduğu ortaklık sözleşmesinin ne müvekkil şirketle ne de diğer hissedarı canan türkön dere ile hiçbir alakasının bulunmadığını, davacıya davetiye tebliğ edilmeksizin sermaye artırımı yapıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davalı şirketin toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı gazeteyi davacıya iade taahhütlü mektup ile de gönderdiğini, bu gönderime ilişkin makbuz dilekçemiz ekinde sayın mahkemeye ibraz edildiğini, nitekim davacının, 28.03.2023 tarihinde müvekkil şirket yetkili ...'ye gönderdiği mailde genel kurul çağrısının kendisine 27.03.2023 tarihinde ulaştığını bildirdiğini, davacı tarafın davalı şirkete herhangi KNOW-HOW sağlamadığını, şirketle ilgili gerekli her konuda davacıya bilgi verilmediğini, davalı şirketin zararda olduğunu, tüm bu olumsuzluklar neticesinde davalı şirketin ancak 2021 yılı ve sonrasında kar etmeye başlamış, ancak işbu karlar da geçmiş yıl zararlarından mahsup edildiğini, dolayısıyla şirket ortaklarına herhangi bir kar dağıtılamadığını, davacının kötü niyetli olduğunu, şirketin feshine karar verilmesinin son çare olduğunu, 06.01.2025 tarihli tensip zaptı ile müvekkil şirketten talep edilen belgeler (banka hesap numaralarına ilişkin bilgi ve pay defterinin sureti) dilekçemiz ekinde dosyaya ibraz edildiğini, mal stok durumlarını ve güncel borç durumunu gösterir bilgi ve belgeler ise bilahare sunulacağını, şirket adına tescilli olan araçların bulunduğu adreslerin -... plakalı otomobil ve... plakalı kamyon : ..., ... plakalı otobüs : ..., ... plakalı traktör : ... şeklinde olduğunu belirterek davalının sair ve fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla haksız ve dayanaksız davanın REDDİNE karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava, şirketin fesih ve tasfiyesi, terditli olarak da çıkmaya karar verilmesi ve çıkma payının ödenmesi talebine ilişkindir.
Taraflara usulüne uygun davetiyeler tebliğ edilmiş olup, tapu kayıtları, vergi beyannameleri, bir takım bankalardan hesap hareketleri, ekstreleri, ... Bankasından gönderilen CD dosyamız içerisine alınmıştır.
Mahkememiz 26/03/2025 tarihli celse ara kararı uyarınca davacı vekiline davacının ... vatandaşı olduğu, ... İle ... arasında ortak yada ikili muafiyet anlaşması bulunmadığından davacı vekiline dört haftalık kesin süre verilerek MÖHUK 48. Maddesine göre yargılama harç ve masrafının teminatı olarak 70.000,00 TL teminatı nakden veya teminat mektubu şeklinde dosyaya yatırması/ibrazı gerektiği , aksi halde özel dava şartı yokluğundan davanın usulde reddedileceği ihtar edilmiş, davacı vekilince ek süre verilmesi istenilmiş, Mahkememizin 29/04/2025 tarihli ara kararı ile ek 4 haftalık süre verildiği ancak süresi içerisinde teminatın yatırılmadığı anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere yabancıların Türk mahkemelerinde dava açabilmeleri MÖHUK 48. Maddesine göre özel dava şartıdır. Bunun istisnası, yabancının vatandaşı olduğu ülke ile bir muafiyet anlaşması bulunduğu durumlardır. Ne var ki davacının vatandaşı olduğu ... devleti ile Türkiye arasında bir muafiyet anlaşması bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu husus kanunda düzenlenmiş olup, yargılamanın devamında ortaya çıkmış beklenmedik bir durum değildir. Buna rağmen davacı tarafın teminat yatırmadan eldeki davayı açtığı anlaşılmıştır.
Bu sebepleHMK 84/2.m gereği, davacı tarafa makul ve hatta mazeret ileri sürmesi sebebiyle temdit edilerek iki defa kesin süre verilmiş olmasına rağmen belirlenen teminatı yatırmamıştır.
Bu sebeple HMK 88/1 ve 115/2 maddeleri gereği davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın USULDEN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 187,80-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına,
6-Dosyada kullanılmayan bakiye gider avansının HMK.’nın 333. ve HMK.'nın yönetmeliğinin 47/1. maddeleri uyarınca karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa ödenmesine,
Dair, davacı vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğinden itibaren 2 Hafta süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.18/06/2025
Başkan
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Katip
¸e-imzalıdır